Showing posts with label kadın. Show all posts
Showing posts with label kadın. Show all posts

Rengin Kadın Korosu’yla Söyleşi: “Kız kardeşliğin gücü ile daha çok güzel işler başaracağız…”

No comments

26 November 2021

Karantinanın sona ermesiyle hem yüz yüze çalışma başlatan hem de katılımcı sayısını arttıran Rengin Kadın Korosu, hızla büyüyerek kadın dayanışmasını güçlendiriyor. Koro 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle bir video klip hazırladı. Filiz Kerestecioğlu’nun “Kadınlar Vardır” eserine çekilen klip Türkçe ve Kürtçe seslendirildi. Rengin'in kurulmasına ön ayak olan Sosyalist Kadınlar Birliği'nden Bedriye Avcı ile 25 Kasım günü için yapılan klibe dair konuştuk.

 





Rengin Kadın Korosu yeni dönem çalışmalarına başladı. Bu yıl hangi projeler var ajandanızda?

Yeni döneme başlarken esas olarak aklımızda üç proje vardı. Bunlardan bir tanesi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü için bir etkinlik yapmak, diğeri de geçen Temmuz’da gerçekleştirdiğimiz konseri geleneksel yaz konserine çevirmek ve geçen dönemde hayata geçirdiğimiz kursları istikrarlı bir şekilde devam ettirmekti. Kadınlara yönelik yaratıcı yazarlık kursu, erbane, gitar ve bağlama kursu bunlar arasında. 

Tabii her şey planladığımız çerçevede kalmıyor. Örneğin bugün yayımladığımız 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü klibini yılın başında plânlamamıştık ama şimdi böyle bir çalışma çıktı ortaya.


Klip çekme fikri nasıl ortaya çıktı? Ne tür hazırlık çalışmaları yaptınız? Çekimler nasıl geçti?

Sosyalist Kadınlar Birliği yaptığı 25 Kadına yönelik şiddete karşı mücadele günü etkinlikleri çerçevesinde Rengin Kadın Korosu'nun bir şarkı ile katılmasını önerdi. Rengin Kadın Korosu olarak kadın mücadelesi için tarihsel öneme sahip günlerde bizim de sözümüz olmalı anlayışı zaten var. Geçen yıl 8 Mart'ta da yine bir şarkı ile sözümüzü söylemiş ve kadınları alanlara çağırmıştık. SKB'nin önerisini hızlıca değerlendirip adımlar attık.

Profesyonel bir klip çekmek bizim için bir ilkti fakat koromuzdaki yetenekli kadınların hızlıca sorumluluk alması ve başaracağımıza inanmaları bizi motive etti. Klip yönetmenimiz ve proje koordinatörlerimiz  aynı zamanda Rengin'in koristi. Klip yaparken bütün emeğin kadınlara ait olması hedefimizdi. Büyük oranda bunu başardık. En çok zorlandığımız konulardan birisi enstrüman çalan kadınlar bulmaktı. Çözmesi çok zor olsa da başardık. Bu vesile ile kadınlara çağrımız olsun, her alanda kadın rengimizle olmalıyız. Başlattığımız enstrüman kursu ile de amacımız ileride koristinden, müzisyenlerine kadar tamamen kadınlardan oluşan bir ekip kurabilmek.

Projenize destek veren Londralı kadın sanatçılar da oldu, güzel bir dayanışma örneği sergilediniz, Londra’da sesiyle var olan ya da enstrüman çalan yani müzik yapan kadınlara bir çağrınız var mı?

Bu projede bize destekte bulunan Zeyno Durar, Canan Sağar ve Ruken Yılmaz’a gösterdikleri dayanışma örneğinden dolayı bir kez daha teşekkür ediyoruz. Kadın dayanışmasının önemini klip çalışmasında fazlası ile gördük, hissettik. Birbirimizin yanında olarak çoğalmalı her alanda kadın rengini, sesini güçlendirmeliyiz. Yukarıda da bahsettiğim gibi bir kadın orkestrası kurmak gibi bir hedefimiz var. Enstrüman çalan kadınlarla ortak çalışmaya da daha çok ihtiyacımız var.

Klip çalışması sırasında bize kapılarını açan kurumlar olarak Gik-Der ile İAKM ve Cemevi'ni özellikle belirtmek isterim. Yine İbrahim Kırılmaz ve Gökçe Kılınçer bizlere stüdyolarını açarak güzel bir dayanışma örneği sergilediler. Klip çekimi için bize sponsor olan Engin Tat'a da ayrıca teşekkür etmek isterim.


Rengin’in çalışmalarını takip etme fırsatı bulan kadınlara bir mesajınız var mı?

Çok güzel dayanışma ve paylaşımların olduğu özel bir ekibiz. Her bir kadının keşfedilmemiş, bilinmeyen birçok özelliği var. Birçok kadın koroya katılırken çekingen ve korku ile başladı; yapamama, başaramama korkusu. Bugüne kadar o kadar az fırsatlar verilmiş ki kadınlara hep “acabalar” ile ürkek adımlarla yola başlıyorlar. Ama her yapılan yeni işle ve elde edilen başarı ile kadınların motivasyonu müthiş artıyor. Acabalarla yola başlayan kadınlar artık 2-3 işi birlikte yapıyor ve daha fazlasına adaylar. Koro ile beraber saz kursuna başlayan kadınlar erbane kursuna da katılmak istiyor. Yapabildiklerine kendileri de şaşırıyor ve başardıklarını gördükçe daha fazlasını istiyor. Bizler de Rengin Kadın Korosu olarak kadınların gelişimi için bütün olanaklarımızı sunmaya çalışıyoruz. Katılmak isteyen bütün kadınlar çalışmalarımıza katılmaya çağırıyoruz.

Kız kardeşliğin gücü ile daha çok güzel işler başaracağız.










İsveç tarihinin ilk kadın başbakanı görevde sadece 7 saat kaldı

1 comment

İsveç’in ilk kadın başbakanı Magdalena Andersson’un görev süresi sadece yedi saat sürdü. Hüseyin Mirza Karagöz, İsveç’in yedi saat görevde kalan başbakanının hikâyesini yazdı.




Dün İsveç tarihin en hareketli günlerinden biri yaşandı. Gidişatı öngören birçok uzman daha günün ilk saatlerinden itibaren bu özel gün için “Süper Çarşamba” ifadesini kullandılar.  

NELER YAŞANDI?

Bisikletli Gazete’deki bir önceki yazımda belirttiğim gibi, Başbakan Stefan Löfven istifa ettiği için Sosyal Demokrat İşçi Partisi, 4 Kasım günü 41. Kongresinde beklendiği gibi Magdalena Andersson’u parti başkanlığına seçti. Ertesi hafta da Meclis Başkanı meclisteki en büyük parti başkanı olarak Magdalena Andersson’a hükümeti kurması için görev verdi.

Sosyal Demokrat Partisi ile Yeşiller Partisi koalisyon hükümetinin içinde olmaya devam edeceklerdi. Yani iki parti, diğer partilerden (Liberal Merkez Partisi ve Sol parti) destek almak için birlikte görüşmeler yaptılar.

Liberal Merkez Partisi ile görüşmeler çok kısa süre içinde sonuçlandı ve anlaşma yapıldı. Liberal Merkez Partisi’nin tek talebi, daha esnek sahil (plaj) koruması ve ormandaki özel mülkiyet haklarının güçlendirilmesiydi. Bu talepten başta Yeşiller Partisi hoşnut değildi ama ara formül ile kısa zamanda anlaşma sağlandı.

Sol parti ile hükümet görüşmeleri çok uzun sürdü. Bu yüzden Magdalena Andersson meclis başkanından 16 Kasım günü ekstra zaman istedi. İki haftalık gizli görüşmelerden sonra 22 Kasım günü meclis başkanı, çarşamba günü oylama yapılmak üzere Magdalena Andersson’un başbakanlık adaylığını duyurdu. Sol parti ile de önceki gece anlaşma sağlandığı duyuruldu. Anlaşmadaki taleplerin en önemlisi, İsveç vatandaşlarının birçoğunun emekli maaşlarına zam yapılmasıydı.



MAGDALENA’NIN ŞANSIZLIĞI

Önceden planlandığı gibi dün öğleden sonra bütçe meclisten onaylanacaktı ve başbakanlık oylaması da öğleden önceye konuldu. Çok yoğun görüşmeler olacağından dolayı, gerçekten baş dondurucu bir “Süper Çarşamba” yaşandı.

Liberal Merkez Partisi, Magdalena’nin başbakanlığına evet dedi ve meclis başkanı, cuma günü mecliste oylanmak üzere kendisine bakanlar kurulu kurmak için görev verdi.

Fakat öğleden sonraki bütçe oylamasında Liberal Merkez Partisi, Sosyal Demokrat Partisi’nin Yeşiller Partisi ile hazırladığı ilkbahar bütçesine destek vermedi. Böylece diğer sağ blok partilerin ırkçı partisi ile hazırladıkları bütçe mecliste onaylandı. İşte kıyamet burada koptu, çünkü bu bütçeyi uygulamayacaklarını duyuran Yeşiller Partisi hükûmet kurma çalışmalarından çekildiklerini duyurdu.

İşte bu yüzden de akşamın geç saatlerinde Magdalena meclis bakanından aldığı hükûmeti kurma görevini iade etti. Çünkü hükûmet Sosyal Demokrat Partisi ile Yeşiller Partisi koalisyon hükûmeti olarak kurulacaktı.

Böylece, kâğıt üzerinde Magdalena Andersson 7 saat başbakan olarak kaldı. Basın toplantısında yabancı bir gazetecinin kendisine sorduğu gibi kimin ülkenin başbakanı belli değildi. Aslında hâlâ Stefan Löfven resmi olarak başbakandır. Çünkü Magdalena’nin kuracağı hükûmet ve programı cuma günü güvenoyu alacaktı. Yani fiili olarak hâlâ ülkeyi Stefan Löfven yönetiyor. Eğer öğleden sonra başbakanlık sarayından ayrılıp Örvik’teki evine gitmek üzere yola çıkmışsa yolda geri dönmüş olmalı.

Magdalena Anderson’un şanssızlığı aynı gün içinde bütçe oylamasının da olmasıydı.

PEKİ ŞİMDİ NE OLACAK?

Seçimlere 10 ay kala ne olacak? 10 ay için yeni bir seçim mi olacak?

Her şeyden önce 10 ay için yeni bir seçim yapılması ihtimali çok mümkün gözükmüyor, çünkü hiçbir parti bunu istemiyor ve hepsi 11 Eylül 2022 seçimine hazırlanıyorlar.

Magdalena görevi iade etti ama meclis başkanı bugün tekrar görevi kendisine vermeyi ve Sosyal Demokrat Partisi tek başına azınlık hükûmeti kurmayı planlıyor.

Akşamın geç saatlerinde, Liberal Merkez Partisi (C ), Yeşiller Partisi, Sol parti ve Sol Parti’den ayrılan peşmerge kökenli bağımsız milletvekili Amineh Kakabaveh de Magdalena Andersson’un başbakanlığına yeşil ışık yakacaklarını duyurdular.

İsveç’teki gelişmeleri Bisikletli Gazete’de duyarmaya devam edeceğiz….

 

 

 

Rengin Kadın Korusu’ndan “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Dayanışma Günü”ne özel klip

No comments

25 November 2021

 Rengin Kadın Korosu, 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” için bir araya gelerek Filiz Kerestecioğlu’nun “Kadınlar Vardır” şarkısını Türkçe ve Kürtçe seslendirdi.

 


Rengin Kadın Korosu; Londra Sosyalist Kadınlar Birliği'nin Kasım 2020 de pandemi koşullarında evde kalan kadınlara bir nefes vermek için başlattığı bir çalışmanın ürünüdür. Bir yılda 70'e yakın kadınla koro çalışmaları yapılmıştır. Her alandan göçmen kadınların yer aldığı Rengin Kadın Korosu geçtiğimiz Temmuz ayında ilk konserini verdi. Rengin Kadın Korosu'nda kadınlar koro faaliyetleri dışında enstrüman çalmayı öğrendiği, cins bilincini geliştirdiği, mesleki yeteneklerini sergileyebildiği bir mecra niteliğini taşıyor.


👉Rengin Kadın Korosu ile yapılan röportajı okumak için tıklayın!






“Bizim toplum acıyı seviyor, mutluluğu değil”

No comments

12 October 2021

Her göçmenin hikâyesi büyük göç anlatısının bir parçasıdır. Göçmenlerin kişisel tarihlerine yapılan yolculuklar da bu anlatının ortaya çıkmasına katkı sağlar. Bu yazıda, Sevim Demir’in kişisel tarihine yolculuk yaparak Londra’da yaşayan Türkiye toplumunun yaşadığı dönüşümün izlerini süreceğiz. 




Tuncay Bilecen


Göçmenler üzerine çalışmanın en keyifli taraflarından biri de birçok insanla tanışmak ve bu insanların hikâyelerini onların ağzından dinlemek. Kayıt tutma, bellek havuzu oluşturma gibi bir kültürümüz olmadığı için ne yazık ki böyle birçok hikâye, yazılmadan, kayıtlara geçmeden kişilerle birlikte yok olup gidiyor. Göçmenlerin ardında bıraktığı yüzlerce belgeyi ve fotoğrafı düşünün bir de… Böylece bir kültür mirası eriyen buzdağı gibi insanlarla birlikte yavaş yavaş yok oluyor. Bu söylediklerime tezat gibi gelecek, ama çoğu göçmenin gönlünde yatan aslan yaşadıklarını bir gün kayda geçirmektir. Hani, “hayatımı yazsam roman olur” cinsinden bir istektir bu. Nitekim bunu gerçekleştirenler de yok değil; fakat bu metinler maalesef sınırlı bir çevreye ulaşıyor ve üzerlerinde çalışma yapılmadan tıpkı o sandıkta solan fotoğraflar gibi kitaplık raflarında solup gidiyor. 

Sevim Demir, dört aylık evliyken, 1986’da eşiyle birlikte Londra’ya gelmiş. 12 Eylül darbesinin acı günlerinde birçok yakınının dünyanın dört bir yanına dağıldığını söylüyor. “Dil kursuna gidip biraz kendimizi düzelttikten sonra döneriz dedik ama hiçbir şey düşündüğümüz gibi olmadı maalesef” diyor. “Uzun yıllar burada kaldık. Bir ev alır, Türkiye’ye geri döneriz dedik ama hayallerimiz geldiğimiz gibi değildi. Bunu her zaman söylüyorum; benim bu ülkeye geldiğimde çektiğim sıkıntıyı herhalde dünyanın hiçbir yerinde çekemezsiniz.”


Nasıl sıkıntılardı bunlar?


“Konut sıkıntısı, iklim farklılığı gibi… Bir evin içinde yirmi kişiyle bir buzdolabını paylaşmak veya bir odayı başkalarıyla paylaşmak gibi. Bir evi tanımadığın insanlarla paylaşmak çok ağır bir yüktü. Alıştığım kültüre aykırıydı, affedersin lavaboya çıkarken her ülkenin insanını görüyorsun. Daha yirmi üç yaşındaydım ülkeye geldiğimde. Son derece zor bir süreçti. Ben yazıyorum zaten. İleride bir kitap olarak yayınlayacağım.” 


Londra’da hangi işleri yaptınız?


“O zaman herkes gibi ben de tekstilde çalıştım. Çalışanlar Türk, sahipleri Türk… 15 yıl bilfiil Türk fabrikasında çalıştım. Bu 15 yıl 40 yıla bedeldi. 15 yıl gündüzü tanımadan çalıştım, 5.30 yola çıkıp… O yıllarda dil öğrenmem mümkün değildi. Bir de ekonomik sıkıntım vardı. Kira vereceksin, alışverişini yapacaksın. Türkiye’deki insanların birtakım beklentileri oluyor sizden. Hepsini kaldırmak çok güçtü. 10-11’den sonra eve geldiğin bir ortamda okula gitmek mümkün değildi o yıllarda.”


Tekstildeki iş ortamınızdan biraz söz eder misiniz?


“Çalışma koşulları son derece kötüydü. Tekstil kıyafet üzerine olduğu için toz oluyordu, son derece eski fabrikalardı. Türkiye’de ahır deriz ya, içine girdiğinizde dışarı çıkıp nefes almak istersiniz, öyle bir ortamdı. Hiçbirimiz işi bilmiyorduk. Son derece düşük ücretlerle uzun saatlerle çalışıyorduk. 23 yaşında olmama rağmen en büyüklerden biri bendim. Haftanın her günü çalışıyorduk. Günde en az en az çalıştığımızda 13 saat çalışıyorduk. Bu 14-15 saat oluyordu bazen. Herhalde Londra’da en çok çalışan on kadın işçiden biriyimdir o kuşaktan. Londra beni tanır, para kazanmak için durmadan çalışırdım.”


Londra’da yaşayan Türkiyeli topluluk sizce dışarıdan nasıl görünüyor?


“İçine kapalı. Çünkü burada genelde buraya ekonomik şartlar nedeniyle kırsal kesimden geldikleri için atıyorum köyde iki ineği olan, iki koyunu olan bu ülkeye geldi. Cenazelere gidiyorum en basiti, bizim toplum acıyı seviyor, mutluluğu değil. Hüzün, acı onları daha çok mutlu ediyor. Neşe, mutlu etmiyor Türkleri. Geçen sene cenazede bir kadın dikkatimi çekti,  ben İngiliz zannetmiştim sarışındı. ‘Neden bu kadar cenazelere gidiyorsunuz, sürekli ağlıyorsunuz?’ dedi. Çok ilgimi çekmişti. Gerçekten öyle. Uyumsuzluk var bir de. Mesela öncelikle en basiti, herkes siyah giyiniyor. Bu bir tarz değil. Yüz kişiden biri başka renk giyiyorsa, geri kalanı siyah giyiyor.”


“Bir de kendilerini hiç geliştirmediler; sanat, sinema, tiyatro hiç mutluluk vermiyor. Sadece derneklerin ortak kahvaltı programları mutluluk veriyor insanımıza, bir de cenazeler. Her cenazeye katılıyorlar. Acıyı seviyorlar. Buradan giden insanlar Türkiye’de de fark ediliyor. Bunlar niye böyle diye…  Çünkü eğitim seviyesi düşük. Bir de bu toplumun intihar sorunu var, kumar ve uyuşturucu sorunu var.”



Londra’da boş vakitlerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz? 


“Kızlarım olduktan sonra işi bıraktım. Onların eğitimine son derece önem veren annelerden biriyim, çünkü o sıkıntıları ben çok çektim. Özellikle Türkiye’ye geri dönüş kararı aldığımızda çocuklarım çok zor günler geçirdiler. O zaman sekiz yaşındaydılar. Türkiye’ye yerleşmek için gittiğim gün orada yapamayacağımı fark ettim. Türkiye’de geçen beş yılın ardından ise çocuklarımı kaybedeceğimi anlayınca geri dönme kararı aldım. Londra’ya ilk geldiğimde yaşadığım sıkıntıyı bu sefer çocuklarla yaşadım. O yüzden onların eğitimi benim için çok önemli. Yirmi yaşında ikiz kızlarım var. Kızlarımdan biri UCL Üniversitesinde mimarlık okuyor, diğeri Londra Art Üniversitesinde grafik tasarım ve moda tasarım okuyor.” 


“Bizim toplumu çok yakından takip ediyorum. Cemevi’ne, CHP’ye ve Türk Eğitim Birliği’ne üyeyim. Day-Mer’e üye değilim, ama etkinliklerine giderim. Akşam tiyatroya gittim mesela. Sanatı çok severim. Sosyalleşmeyi severim. Siyasî olmayan köy dernekleri ve Cemevi’nin bütün faaliyetlerine gider, elimden gelen yardımları da bütçem elverdiği ölçüde yapmaya çalışırım.” 


“Ben çok eğitimli bir insan değilim, ama çok okuyorum, farklı kültürden insanlarla iletişimim var. Çevremdeki arkadaşlarım ‘Sevim Sultan’ derler bana, çünkü onlara doğruyu yanlışı daima söylediğimi bilirler. Her zaman toplumla yaşamayı seviyorum. Gençlere emek veriyorum, bu emeğin karşılığını almayı da seviyorum. (Burs verdiği öğrencinin ona göndermiş olduğu notunu gösteriyor.) Kayserili, köyde yaşıyor. Köylü çocuğu… Çok güzel bir yazı göndermiş bana. Hayatım bundan sonra öğrencilerle geçecek. Türkiye’nin genelinde yardıma muhtaç öğrencilerimiz var. Öğrenci fonunda görev alıyorum. Türkiye’deki fakir üniversite öğrencilerini tercih ediyorum. Bundan sonraki yaşamım da öğrencilerle geçecek. Aydan aya öğrencilere sadece kendim değil sosyal çevremle birlikte destek olmaya çalışıyorum. Bunu genişleteceğim.”


*Fotoğraflar: Sevim Demir’in (sağdaki) tekstilde çalıştığı günlerden bir fotoğraf… Sevim Demir, bundan sonra Türkiye’de üniversite okuyan üniversite öğrencilerine yönelik burs kampanyaları düzenlemeyi sürdüreceğini ifade ediyor.

Rengin Kadın Korosu ilk konserini verdi

No comments

28 July 2021

Geçtiğimiz yıl kasım ayında Londra’da kurulan Rengin Kadın Korosu, ilk konserini gerçekleştirdi. Milfield Tiyatro’sunda iki seans halinde gerçekleşen konser büyük beğeni topladı.

  


Covid-19 kısıtlamaları nedeniyle herkesin eve kapandığı karantina döneminde Göçmen İsçiler Derneği (Gik-Der) ve Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB) öncülüğünde oluşturulan Rengin Kadın Korosu dinleyici ile buluştu.

Kuzey Londra’nın Edmonton bölgesinde yer alan Millfield Theatre’da yapılan konsere her yaştan müzik severler katıldı. Korona koşulları nedeniyle öğlen ve akşam saatlerinde olmak üzere iki seans halinde yapılan konser dinleyiciden tam not aldı ve Türkiyeli toplumdan kurum ve belediye temsilcilerinin de katıldığı konser ayakta alkışlandı.



“KADININ VE SANATIN YANINDAYIZ”

Etkinliği organize eden GİK-DER ve SKB temsilcileri başarılı bir çalışmaya imza attıklarını ve ilerleyen dönemlerde benzer etkinlikler için şimdiden planlama yaptıklarını dile getirdiler. GİK-DER temsilcisi Helin Peköz, her daim kadının ve sanatın yanında olduklarını belirterek “Kadınların kapalı kapılar arkasında bir yaşam sürmesine gönlü ve fikri razı olmayan herkesi bize destek olmaya çağırıyoruz” dedi. 

SKB temsilcisi Bedriye Avcıl ise, kısa sürede kadınlarda birçok pozitif değişim yaşandığına vurgu yaparak “Alan açıldığında, kadınların ne kadar yetenekli ve mücadeleci olduğunu gördük” dedi.

Koronun şefliğini yürüten Zuhal Yıldırım Gök, farklı meslek, yaş ve deneyimden gelen kadınlar için bir ifade platformu oluşturduklarını ifade etti.



“SADECE MÜZİK YAPMIYORUZ”

Konserin bütün amatörlüklerine rağmen oldukça profesyonel bir şekilde gerçekleştiğini ifade eden Gök, sözlerini şöyle sürdürdü: “Toplumda inanılanın aksine, kadın kadının kurdu değil, yurdudur gerçeği ile hareket ediyoruz, konserde de bu gerçeğin meyvelerini aldık. Kadınların dayanışma ile bütün zorlukların üstesinden gelebileceğini gördük. Bu ilk konserimiz ama eminim bizi sahnelerde daha çok göreceksiniz. Kadın iradesinin önündeki engelleri birbirimize ses vererek aşıyoruz.”

Konser sırasında kadınlar tarafından hazırlanan Sivas anma slayt gösterimi, dinleyiciler için hazırlanan tanıtım broşürü ve korodaki kadınların yazılarından oluşan bültenin de büyük ilgiyle karşılandığını dile getiren Gök, “Rengin, müzik dışında da kadınlara birçok alanda kendini geliştirme zemini sundu” dedi.  




Rengin Kadın Korosu'nun Millfield Theatre’da verdiği konser ve konserin sahne arkası...




👉Rengin Kadın Korosu'nun Facebook'ta takip etmek için tıklayın...

👉Rengin Kadın Korosu'nu Instagram'da takip etmek için tıklayın...








Çiçeği burnunda koro Rengin ilk konserini 4 Temmuz’da verecek

No comments

02 July 2021

 Kasım ayında Londra’da kurulan Rengin Kadın Korosu'nda ilk konserin heyecanı yaşanıyor. 4 Temmuz Pazar günü, Mildfield Theatre’daki konser, kısıtlamalar nedeniyle yarı kapasiteli olarak 14:00 ve 18:00 saatlerinde olmak üzere iki ayrı oturumda gerçekleştirilecek.

 


Covid-19 kısıtlamaları nedeniyle herkesin eve kapandığı karantina döneminde Göçmen İsçiler Derneği (Gik-Der) ve Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB) öncülüğünde bir kadın korosu oluşturuldu.

Londra’da yaşayan 30 kadının bir araya gelerek hayat verdiği Rengin Kadın Korosu ilk konseri için geri sayıma başladı.

Kısıtlamalar nedeniyle sosyal dayanışma ağlarından yoksun kalan Türkiyeli kadınlara destek amacıyla ilk aşamada online yürütülen koro çalışmaları, yasakların azalmasıyla yüz yüze çalışmalara dönüştü. 

Koronun şefliğini yürüten Zuhal Yıldırım Gök farklı meslek, yaş ve deneyimden gelen kadınlar için bir ifade platformu oluşturduklarını söyledi “Toplumda inanılanın aksine, kadın kadının kurdu değil, yurdudur gerçeği ile hareket ediyoruz” diyen Gök, Rengin Kadın Korosu’nun dayanışmayı yükselteceğini belirtti.

Günlük hayat içinde yüzlerce sorun ile boğuşan kadınlar için bir nefes alma alanı yarattıklarını vurgulayan Gök, 4 Temmuz’da yapılacak ilk konserlerine bütün duyarlı kesimlerden destek beklediklerini söyledi.




Londra'nın en renkli müzik topluluğu: Rengin Kadın Korosu

No comments

15 June 2021

 

📌Bisikletli Gazete söyleşilerinin bu bölümünde Londra'nın en renkli müzik topluluğu, Rengin Kadin Korosu üyeleriyle sohbet ettik.



Sohbetin konu başlıkları şöyle:

- Rengin Kadın Korosu ne zaman kuruldu?

- Üyeleri kimlerden oluşuyor?

- Online koro çalışması yapmanın zorlukları nelerdir?

- Yüz yüze koro çalışmasına geçtiklerinde zorlandılar mı?

- Hangi tür müzik parçalarını seslendiriyorlar?

- Koronın bir parçası olmak grup üyelerine nasıl hissettiriyor?

- Önümüzdeki dönemlerde konser planları var mı?

- Koro çalışmaları dışında topluluk olarak neler yapıyorlar?



























Londra’da kız kardeşliğin sesi: Rengin Kadın Korosu

No comments

10 May 2021

Londra, pandemi koşullarına rağmen yepyeni bir koronun kurulmasına  şahitlik ediyor. Londra Sosyalist Kadınlar Birliği’nin çağrısıyla kurulan “Rengin Kadın Korosu” ismi gibi rengarenk bir müzik topluluğu… Koronun şefi Zuhal Yıldırım Gök ile Rengin Kadın Korosu’nun kuruluş süreci ve çalışmaları hakkında sohbet ettik.  

 


Öncelikle bize biraz kendinizden söz eder misiniz? Müziğe olan ilginiz nasıl başladı?

Koro gibi kolektif çalışmalar yürüten biri için; “beni” anlatmak biraz zor aslında. Çünkü koro demek artık “biz olmak” demektir. Yine de elimden geldiğince bahsetmeye çalışayım. Adım Zuhal YILDIRIM GÖK. İstanbul Marmara Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü mezunuyum.  1999-2007 yılları arasında BEKSAV’da (Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı) çalıştım. Vardiya Müzik Grubu’nun solistliğini ve BEKSAV Halk Korosu’nun şefliğini yaptım. 2008 yılında müzik öğretmenliğine başladım. Okullarda müzik derslerinin yanı sıra çok sayıda öğrenci ve öğretmen korosu çalıştırıp yönettim. 2009-2019 yıllarında 10 yıl boyunca KDF Kadın Korosu’nun (Kangal Dernekler Federasyonu) çalışmalarını yönettim ve şefliğini yaptım. Müzik bizim için bir aile hastalığı gibi, ama altı çocuklu bir ailede yalnızca ben ve erkek kardeşim hayallerimizi gerçekleştirip müziği meslek edindik. Yıllardır bu hayalin peşinden gidiyorum, Eylül ayından beri de Londra’dayım.



Londra’da bir kadın korosu kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Koronuzun adının anlamı hakkında bilgi verir misiniz?

Londra Sosyalist Kadınlar Birliği’nden arkadaşlar, kadın dayanışmasını güçlendirmek ve pandeminin kadınlar üzerinde yarattığı baskıyı azaltmak için bir kadın korosu oluşturmak istediklerinden bahsettiler.  SKB’nin çağrısı ve yoğun emeğiyle yaklaşık yirmi kadın arkadaş Kasım ayından itibaren online koro çalışmalarına başladık. Sonra yeni katılımlarla sayımız otuzu buldu. Rengin Kadın Korosu böyle oluştu.

İsim seçmek, bu kadar kalabalık bir ekipte ortaklaşa bilmek, biraz zordu aslında. Tam üç haftamızı aldı. Çok güzel öneriler vardı fakat bu kadar birbirinden farklı, özgür ruhlu kadına “Rengin” ismini çok yakıştırdık biz. Tıpkı kır çiçekleri gibi rengârenk, biraz asi ve inatçı…



Otuzun üzerinde koristi bir arada tutmak ve bir ahenk yaratmanın zorlukları nelerdir?

Çok geniş bir profil aslında, işte bu yüzden ismimiz “Rengin”.  Farklı siyasî görüşlerden fakat demokrat ve ilerici, kız kardeşliğin gücüne inanan, kahkahalarıyla ortalığı çınlatan, gözyaşlarıyla kiri pası arındıran, dokunuşlarıyla yaraları saran güzel bir ekip olduk. “Kadın kadının kurdu değil yurdudur” şiarıyla erkek egemen toplumun üzerimizde bıraktığı gerici yanlarla mücadele etmek, düşeni kaldırmak, yorulana omuz vermek fikri bizi birbirimize yakınlaştıran ortak zemin oldu.

Covid -19 salgını çalışmalarınızı nasıl etkiledi?

Online çalışmaların zorluklarını pek çok insan deneyimledi bu süreçte. Yan yana olmadan bir koro çalışmasını sürdürebilmek ise gerçekten büyük bir irade gerektiriyor aslında. Fakat; büyük bir mutlulukla şunu söyleyebilirim ki bizler online çalışmalarda teknik olarak biraz zorlansak da buluşmalar noktasında hiç zorlanmadık. Çok hızlı bir kaynaşma ve yakınlaşma oldu aramızda. Hatta çalışma günlerini sabırsızlıkla bekledik, sayısını arttırmak için yoğun bir taleple karşılaştık. Tabii aramızdan, pandemi sürecinin yorgunluğu ve kadına yüklediği iş yükü gibi nedenlerle ayrılmak zorunda kalan arkadaşlar oldu. Bunun üzüntüsünü yaşıyoruz ve hâlâ çözüm yollarını tartışıyoruz.  Bugün 30 kadın arkadaşla severek, büyük bir keyifle ve daha başka neler yapabiliriz sorusunu sormaya devam ederek sürdürüyoruz çalışmalarımızı.



Koro çalışmasının kadınları nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz? Koro çalışmaları kadınlar üzerinde nasıl bir değişim yarattı?

Biz bu deneyimi çok önemsiyoruz. Rengin Kadın Koro’su yalnızca türküler öğrendiğimiz, söylediğimiz bir alan değil, bir okul olsun istiyoruz. Kendi aramızda ilgi ve yeteneklerimizi geliştirmek için küçük komisyonlar oluşturduk; “Yazı”, “Sosyal Medya”, “Basın ve Yayın” Komisyonları gibi… Her arkadaşımız istediği komisyonlarda yer alarak “bizi” ve kendini geliştirebilir. Bu daha bir başlangıç, hayallerimiz ve isteklerimiz ise bir derya. Zamanı geldikçe bunları da konuşacağız.

Repertuarınızda ne tür şarkılar var? Hangi dilde eserler seslendiriyorsunuz?

Başlangıç olarak söyleme alışkanlıklarımızı değiştirecek bir repertuarla yola çıktık. Çünkü hiçbir arkadaşımızın bu konuda bir deneyimi yoktu. Koro ya da solo söyleme deneyimleri olan az sayıda arkadaşımız ise, bu işin bilimsel yönleri konusunda pek bilgi sahibi değillerdi. “Ruhi Su Dostlar Korosu” deneyimi yolumuzu aydınlattı diyebiliriz.  Farklı dillerde eserler repertuarımızda şu an için çok az.  Kürtçe eserler çalışıyoruz, Ermenice, Rumca ve Arapça başta olmak üzere farklı dillerde de adımlar attık. Ama bunu geliştirmek yeni dönem önceliklerimiz arasında.



Rengin’in önümüzdeki yıllara ilişkin hedefleri nedir?

Koro konusundaki mevcut yaklaşımlar ne yazık ki biraz sıkıntılı. Bir yanda çok popülist, bilimsellikten uzak, emekten yoksun, takvimsel eylem ve etkinliklerde eğlenelim tarzında oluşturulmuş korolar, öte yanda elitist, halkın sanat yapma yollarını kapatan, kibirli, seçkinci yaklaşımlar. “Ruhi Su Dostlar Korosu” ve “Boğaziçi Korosu” gibi çok güzel örnekler de var tabii. Fakat “Rengin Kadın Korosu” çok farklı bir deneyim. Hiçbir seçme ve elemeye tabii tutmadan kendini geliştirmek ve yetiştirmek isteyen tüm kadın arkadaşlara kapımız açık. Ama emek vermek, disiplinli, özverili ve kendini katarak çalışmak temel koşulumuz. Önümüzde Londra’nın en büyük Birleşik Kadın Korosu’nu kurma gibi bir hedefimiz var. “Rengin” olarak başka ülkeleri kapsayacak bir turneye çıkmayı arzuluyoruz. İlerleyen dönemlerde bir müzikal yapmak istiyoruz.

Bu ölçüde büyük bir koronun; kıyafet, konser, tanıtım gibi birçok harcama kalemi olmalı, herhangi bir yerden mali destek görüyor musunuz? Önümüzdeki dönemde sponsorluk desteği almak gibi bir düşünceniz var mı?

Ekonomi konusu çok önemli fakat bu bizim biraz çekingen ve tutuk davrandığımız bir konu. Sanatla uğraşan insanlar bu konuda biraz kırılgan ve utangaç oluyor galiba. Bugüne kadar kendi imkânlarımız ve SKB ve GİK-DER’in mütevazi katkıları ile ilerledik. Fakat büyük projelerimiz için daha fazla desteğe ihtiyacımız olacak. Konusunu siz açmışken buradan bizleri desteklemek isteyen duyarlı dostlarımıza çağrıda bulunalım o halde. “Rengin Kadın Korosu”nun sizin değerli katkılarınıza ihtiyacı var.



Son olarak yakın zamanda gerçekleşecek etkinlikleriniz neler olacak? Koronuza katılmak isteyenler size nasıl ulaşabilir? Çalışmalarınızı sosyal medya ve YouTube üzerinden takip edebilir miyiz?

4 Temmuz’da Millfield Theatre’da heyecanla beklediğimiz ilk konserimizi yapacağız. 11 Temmuz’da ise geleneksel, ‘Irkçılığa Karşı GİK-DER Kültür ve Sanat Festivali’nde sahne alacağız. Tüm dostlarımızın ve aramıza katılmak isteyen kadın arkadaşların ‘Rengin Kadın Korosu’ Facebook ve Instagram hesaplarını takip etmelerini öneriyorum. Yüksek ihtimalle Eylül ayında kayıtlarımız, Ekim ayında ise yeni dönem çalışmalarımız başlayacaktır.



 Rengin Kadın Korosu'nu sosyal medyadan takip etmek için:

Facebook: https://www.facebook.com/rengin.kadinkorosu

Instagram: https://www.instagram.com/renginkadinkorosu/?hl=tr




 

 

Tiyatro sanatçıları Pelin Markirt'in İthal Gelinler kitabından pasajlar seslendiriyor

No comments

29 March 2021

Göçmen yazar Pelin Markirt, İthal Gelinler adını taşıyan kitabında yurtdışına gelin giden yedi genç kızın başından geçenleri hikâyeleştiriyor. Bu hikâyeler içinde hüzün de var sevinç de... 

İngiltere, Amerika, Almanya'daki okuyuculardan büyük ilgi gören İthal Gelinler'den bazı pasajları tiyatro sanatçıları seslendirdiler.












Seslendirenler:
Zuhal Öztürk
Yağmur Doğan
Dila İren
Çağla Bozkır

Kitabı İngiltere, Almanya veya ABD'den satın almak için:


Kitap Hakkında

“Evlilik kumar gibidir” derler, öyleyse yurtdışına gelin gitmek “Rus ruleti oynamak” değildir de nedir?

İthal Gelinler’de, 2000’li yılların başlarında Adıyaman’ın Kara Dantel Sokağı’ndan mutlu bir gelecek umuduyla evlenip yurtdışına giden genç kızların başından geçenler kahramanlarının ağzından aktarılıyor.

Yedi kadın, yedi dünya, yedi coğrafya…

Yeni başlangıçlar!

Göçmen yazar Pelin Markirt tarafından, tek başına geçirdiği üç aylık karantina sürecinde kaleme alınan bu kitap, kadınlığın ve göçmenliğin temel sorunlarını iç içe geçmiş akıcı hikâyelerle sunuyor okuyucuya.

Markirt, evlilik nedeniyle başka ülkelere göç eden kadınlarda öne çıkan çaresizlik, öfke, umut, özlem gibi duygu durumlarını sinematografik bir dille anlatıyor İthal Gelinler’de.

Yazar Hakkında

Güneş’in dünyada en güzel doğup en güzel battığı dediği topraklarda, Mezopotamya’nın parçası Adıyaman’da doğan Pelin Markirt, yazı yazmaya küçük yaşlarda ilgi duymaya başladı. Ortaokul ve lise yıllarında okumakta olduğu Adıyaman Anadolu Lisesi’nde tiyatro ve müzik çalışmalarında yer aldı. Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde burslu olarak okuduğu sırada Radyo Bilkent’te halkla ilişkiler alanında gönüllü öğrenci olarak çalıştı. Erasmus değişim programı bursu kazanarak bir dönem Hollanda’da Groningen Üniversitesi’nde işletme ve yönetim eğitimi gördü. Bankacılık ve finans alanında uzun yıllar çeşitli rollerde görev aldı ve Boğaziçi Üniversitesi’nde Finans Mühendisliği alanında yüksek lisansını tamamladı.  Bilgi Üniversitesi tarafından düzenlenen Fenomen Romancılarımız Sertifika Programı’na katılarak yaratıcı yazarlık konusunda çalışmalarda bulundu.

Kendisini sanatın her dalına âşık biri olarak tanımlayan yazarın; çizgi film karakterleri çizmek, resim yapmak, dans etmek ve şarkılar söylemek hobileri arasındadır. Bunun yanı sıra seyahat etmekten çok hoşlandığı için seyahat yazıları da yazmaktadır. Türkçe, Kürtçe, İngilizce, İtalyanca ve Almanca bilmektedir.

Araştırma yapmaktan oldukça keyif alan yazar, 2019’dan bu yana Londra’da kurduğu yönetim danışmanlığı şirketi ile yaşamını İngiltere’de bir göçmen kadın olarak sürdürmektedir.





Fark yaratan Ankara Anlaşmalılar: “İşime farklılık katmayı seviyorum”

No comments

25 December 2020

Melis Kahyaoğlu ile Ankara Anlaşması macerası ve yaptığı işler konusunda keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.




Tuncay Bilecen 

bisikletligazete@gmail.com

Covid -19 salgınından en çok etkilenen sektörlerin başında etkinlik sektörü geliyor. Buna rağmen pozitif bakışını ve enerjisini yitirmeyen, düzenlediği etkinliklerle İngiltere’de “en yaratıcı event company” ödülünü alan M’Signature Event Company’nin direktörü Melis Kahyaoğlu ile Ankara Anlaşması macerası ve yaptığı işler konusunda keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Seni Londra’ya hangi rüzgâr attı? sorusuyla başlayalım.

Aslında çok güzel bir rüzgâr attı. Türkiye’de iyi bir kariyerim vardı. İngilizcemi geliştirmek adına, öğrenmenin yaşı yoktur diyerek öğrenci vizesi alıp altı aylık bir dil programıyla buraya geldim. İngilizcemi daha yoğun bir şekilde geliştirmek için başlangıçta Londra’yı tercih etmedim. Bu sayede İngiliz kültürünü öğrenmiş oldum. İngilizlerin dışarıdan göründüğü gibi soğuk ya da aristokrat değil de; çok insancıl, çok candan ve yardımsever olduklarını ve kendi kültürlerini öğretmek için can attıklarını gördüm.

İngiltere’de her şeyden önce bir kadın olarak daha güvende hissediyorsun. İnsanların birbirlerine özgürlük alanı tanımaları, medeniyet duygusu, saygının üst seviyede olması ve yasam standartları beni burada yaşamaya teşvik eden sebepler oldu. Burada bir hayat kurabilir miyim? diye düşündüm. İnsan önce kendine; “kendimi buraya ne kadar ait hissediyorum?” “Oraya ne katabilirim?” “Orası bana ne katabilir?” gibi sorular sormalı. Ben de Ankara Anlaşması’nı da duyunca şansımı denemek istedim. 

Anlaşmayı nereden yaptın?

İngiltere’den yaptım. Öğrenci vizemin bitmesine yakın Ankara Anlaşmasını yaptım ve olumlu sonuçlandı.

Ailen nasıl yaklaştı bu duruma? Bir sürtüşme yaşadınız mı?

Aksine annem beni her zaman destekledi. Bu geçen üç buçuk yıllık sürede de hep arkamda durdu. Bazen yeri geliyor, ailemizi, arkadaşlarımızı özlüyoruz. Bazen de duygusal olarak aşağıya düştüğümüz dönemler oluyor. Şartlar çok güzel gitse de acaba dönsem mi diye anlık düşünceleriniz olabiliyor. O noktada bile ailem, “hayır çok güzel bir yerdesin. Çok başarılı ilerliyorsun, çok daha güzel olacak” diyerek hep destek oldu.

Bu biraz da aidiyet duygusuyla ilgili sanırım. Ben Türkiye’deyken arkadaşlarım hep “senin kafan buraya ait değil” derlerdi. Yeni Türkü’nün Çember diye bir şarkısı vardır; ya dışındasındır çemberin/ Ya da içinde yer alacaksın/ Kendin içindeyken/ Kafan dışındaysa diye başlar, benim de biraz öyle oldu. Bedenim hep içeride ama kafam dışarıdaydı. Zaten hep bir yurtdışı vardı aklımda, çok yurtdışı seyahatim de oldu işim gereği. Daha önce gittiğim ülkelere baktığımda kendi adıma en ideal ülkenin İngiltere olduğuna karar verdim. Herkesin kendini ait hissedeceği yer farklıdır.

Senin hikâyeni biraz biliyorum; İngiltere’ye gelmenden itibaren hep işlerin yolunda gitmiş. Havaalanından başlayalım hikâyeye istersen.

İngiltere beni gerçekten bağrına bastı. İlk geldiğim günden itibaren kucağını açtı. Gatwick Havaalanı’nda pasaport kontrolüne geçtiğimde çok uzun bir sıra vardı. Bir polis memuru geldi yanıma, “sizin sıranız burası değil. Sizi öbür taraftan alacağız” dedi. Ben Türk olduğumu söyledim ama ya anlamadı ya da duymadı. Beni İngilizlerin geçiş yaptığı noktaya götürdü. Orada pasaportunu okutuyorsun, kapı açılıyor. Benim pasaportumda  çip olmadığı için polis memuru ne kadar uğraştıysa pasaportu okutmayı başaramadı. “Sizi çok yordum, beklettim” dedi ve beni doğrudan içeriye soktu. Böylece VIP bir giriş yaptım.

Bu ülkeyi çok mucizevi buluyorum. Bu tabii ki herkes için böyle olmayabilir. Bir şeyi gerçekten gönülden ve güzel bir şekilde hissedip istiyorsan ve doğru bir şekilde ilerlemeye çalışıyorsan, evren buna göre bir karşılık veriyor. Güzel beklentilerin, ideallerin varsa ve doğru yollarla emek harcıyorsan bir şekilde su akıyor yolunu buluyor ve başarılar seni kucaklıyor.

Yaptığın iş bakımından İngiltere’yi nasıl buldun?

Ben etkinlik yönetimi yapıyorum, kurumsal firmaların ve bazen devlet tarafının, İngiltere, İskoçya ve İrlanda’daki bütün kurumsal gezilerini, toplantılarını ve fuar katılımlarını gerçekleştiriyorum. Birleşik Krallık bu iş için biçilmiş kaftan diyebilirim. Çünkü burada bu iş için çok fazla seçenek var. Sanat, edebiyat, arkeoloji, mimari vb. herkese hitap edebilecek çok fazla alternatif var. Dolayısıyla bütün gruplara ilişkin yapabilecek çok fazla butik proje geliştirebiliyoruz.

İş yapma konusunda zorluk çektin mi?

İş yapma konusunda zorluk çekmedim. Ankara Anlaşması’nı aldıktan sonra ilk altı ay boyunca İngiltere’de şirket açtığımı hiçbir müşterime duyurmadım. Bu süre boyunca İngiltere ve İskoçya’yı şehir şehir gezdim. Altı ay inceleme, araştırma, proje geliştirme ve tedarikçi ağımı kurduktan sonra müşterilerime artık ben buradayım ve işlerinizi alabilirim dedim. Bundan sonra çok güzel geri dönüşler aldık. Son üç yılda çok güzel, büyük ve başarılı işlere imza attık.

 

Fabrikasyon çalışmayı, klasik turlar yapmayı sevmiyorum; çünkü o zaman yaptığınız işin bir esprisi kalmıyor, diğerlerinden bir farkın da olmuyor. Her firmanın veya grubun geliş amacına, yaş ortalamasına, beklentilerine göre gruplara özel programlar hazırlıyorum.

 

Ben kaybolup yepyeni şeyler keşfetmeyi, fikir üretmeyi çok seviyorum. Bu beni çok dinamik tutuyor. Altı ay boyunca gezme ve inceleme anlamında çok ciddi bir yatırım yaptım. İşime farklılık katmayı seviyorum. Firma benden bir teklif aldığı zaman her şeyden önce içeriği görüp heyecanlanmalı ve M’Signature Event Company farkı diyebilmeli.


 

Senin bir ödül aldığını duydum. Bu ödülden biraz söz eder misin?

Geçen sene geliştirdiğimiz bir konsept tur ile Türk basınında yer aldık. Bu sene de ürettiğimiz, tamamen şirketimize ve daha önceden uygulanmamış çok keyifli konsept turlarımız oldu, bunlardan biriyle bu sene İngiltere’nin en yaratıcı etkinlik firması seçildik. Bunu burada ve bir Türk firması olarak almış olmak bizim için çok büyük onur ve gurur…

Salgın süreci senin işlerini olumsuz etkilemiş olmalı. Bu süreci nasıl geçirdin?

Etkinlerimiz bütün dünyada olduğu gibi durdu. Şu anda önceliğimiz insan sağlığı olduğu için bu sürecin böyle geçmesi gerekiyor. Önümüzdeki Mart ayı gibi sektörün hareketleneceğini öngörüyorum. Çünkü evlere kapılıp hissetmeden, gezmeden, koklamadan, dokunmadan dünyanın güzelliklerini ve enerjisini görmeden hayatı sürdürmemiz mümkün değil.

M’Signature Event Company olarak Mart 2020 ayına kadar çok büyük etkinlikler gerçekleştirdik. Çok yoğunduk. O dönemde yeni bir şey üretmeye vaktimiz olmuyordu. Şu an öyle bir vaktimiz var. Hatta 2021 takviminde yer alan çok ses getirecek, onaylanmış ve 2021’e ertelenen projelerimiz var, 2021’de çok konuşulacağız. Ayrıca bu süreç gerçekleştiremediğimiz ziyaretleri yapmamıza sebep oldu. Online eğitimler alarak kendimizi yetiştirmeye, geliştirmeye devam ediyoruz. Bu süreci ah vah demek yerine, pozitifliğimizi koruyarak geçirmemiz gerekiyor, hayatta korkulara yer yok, korku hayalleri oldurur. Umut her zaman var diyerek, bu sureci içsel bir detoks olarak değerlendiriyoruz. Kendimizi nasıl güzelleştiririz, kendimizi güzelleştirirsek zaten işimizi ve çevremizi güzelleştiririz anlayışıyla üretmeye devam ediyoruz.

Ne güzel pozitif bakıyorsun…

Pozitif bakalım, hayat öyle ya da böyle çok güzel bu günler de dayanışmayla geçecek. Korkmamamız lazım, kendimize yatırım yapalım, işimize yatırım yapalım. İşler illa ki açılacak, açıldığında da hazır olalım bazı şeylere, sudan çıkmış balığa dönmeyelim. 

        


       




© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan