Showing posts with label video. Show all posts
Showing posts with label video. Show all posts

Evini sanat galerisine çevirdi

No comments

20 August 2024

Londra’nın doğusunda, Hoxton bölgesinde yaşayan “Veysel Baba” ismiyle tanınan Veysel Yıldırım, binlerce sanat eserinin bulunduğu evinin kapısını sanatseverlerin ziyaretine açtı. Veysel Baba ile “Sistine Chapel London” namı diğer “Veysel Baba Sanatevi”’ni konuştuk.

 


                                                                                                    Tuncay Bilecen

 



Veysel Baba namıyla bilinen Veysel Yıldırım’ın Londra’nın Hoxton bölgesindeki evini sanat galerisine çevirdiğini kendisinden aldığım bir e-posta ile Ağustos ayında öğrenmiş, “Sistine Chapel London Sanatevi 1 Eylül’de açılıyor” başlığıyla bu konuyu Olay gazetesinde haberleştirmiştim.

Aylar sonra kendisinden aldığım davet üzerine bu sanat evini ziyaret ettim ve on beş bini aşkın eserin sergilendiği ve bu nedenle Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye hazırlanan evinde nevi şahsına münhasır kişilik Veysel Baba’dan “Sistine Chapel London”ın hikâyesini dinledim.

Veyse Baba, yaşadığı evi kocaman bir galeriye çevirmiş. Tuvaletinden, banyosuna, mutfağından, balkonuna kadar evin her yanı sanat eserleriyle dolup taşıyor. On beş bine yakın resmin bulunduğu evde saatten, çakmağa, değişik takılardan, oyuncaklara kadar yüzlerce obje de yer alıyor.

Ünlü ressamların resimleri sadece duvarlara asılmamış, mutfak dolaplarının içinden evin her odasının tavanına kadar baştan sona nizami bir şekilde evin her yerini kaplamış durumda. Üzerimdeki şaşkınlığı biraz attıktan sonra sohbete başlıyoruz.

“Veysel Baba, seni biraz tanıyalım. Biraz kendinden bahseder misin?”

“Ben bu ülkeye 1988'de geldim. İlk dönemim biraz sarsıntılı oldu. Londra’ya ilk geldiğimde İngiliz kültüründe çok önemli bir yeri olan pub kültürü beni çok etkilemişti. Bir caddede 10-15 tane pub olurdu. Bizdeki kahveler gibi insanlar orada toplanır, sosyalleşirlerdi. Ben de buralara sık sık gider, II. Dünya Savaşı'nı yaşamış yaşlı insanların anılarını dinlerdim. Londra'nın bombalanma dönemlerini falan anlatırlardı. O kuşak öyle yavaş yavaş vefat edip bu dünyadan çekilince yerlerini farklı insanlar doldurmaya başladı. İrlandalılar gibi direnenler olsa da sonra o kültür yok oldu.

Siz de o kültüre kendinizi kaptırdınız mı?

Kaptırdım yani. Şöyle ki belki 1000'e yakın puba gitmişimdir. Hepsinin başka bir tarafı beni çekerdi; bazılarının dışarıdan görünüşü, bazılarının camları, bazılarının dekorasyonu, bazılarınınsa insanları... Otobüste olsa iner, burada da bir şeyler içeyim havasını koklayayım derdim. Çünkü oraya insanlar 50 sene, 60 sene boyunca gitmiş, hayatları oraya sinmiş, gittiğinizde o enerjiyi alıyordunuz yani orada.

Peki bu sanata olan ilgi ne zamanlarda başladı?

Ben Türkiye'de serigrafiyi ilk yapan kişilerden biriyim. İtalyan baskı tekniği vardı. İpek baskı. O zaman bu tip matbaalar yoktu. Önce bir rengi basıyorduk, o kuruyunca da aynı kalıba başka bir rengi … Kartvizitler bile serigrafi ile yapılıyordu, 70'li yıllardan bahsediyorum. Örneğin bu şekilde TRT'nin ilk amblemini ben yapmıştım. O logoyu TRT kullandı birkaç sene.



Peki buraya gelince sanat işlerine nasıl yöneldiniz?

Sanattan hiç kopmadım. Burada bir gazetede 2-3 sene boyunca Karacaoğlan, Dadaoğlu, Yunus Emre, Mevlana, Pir Sultan Abdal, Erzurumlu Emrah gibi Anadolu erenlerinin hayatlarını 5-6 bölümlük diziler halinde yazdım. Sonra baktım çok fazla ilgi gösteren yok vazgeçtim. Yavaş yavaş kendimi toplumdan soyutladım. Pub hevesimi de bir kenara bıraktım tamamen koleksiyon işine yöneldim.

Ne zaman başladı bu merak?

Bu 2000'li yıllarda başladı. Önce kendi odamı bir sanat odası haline getirdim. Çok sık sanat galerilerine, antikacılara gitmeye başladım. Çok özel eşyalar oluyordu, I. Dünya Savaşı’ndan kalma madalyalar, kılıçlar, bıçaklar… Kitaplar, eşyalar, takılar… Özellikle kitaplar… Günde 10-15 tane kitap aldığım günler oluyordu. 50 sene sonra, 60 sene sonra bu kitaplar olmayacak diyordum. Belki birkaç kişide kalacak, alayım biriktireyim yani.

Böyle bir biriktirme merakı vardı mı sizde? Burada birçok değişik obje gördüm.

Var tabii. Altı yüz kırk yedi parça antikam vardı. Onlar bir defoda duruyordu. İşte o defo soyulunca bir kısmı gitti yani. Çünkü burada güvenlik dolayısıyla eve koyamıyordum. Çok değerli şeylerdi. Onlar öyle çalındı gitti. Sonra evim soyuldu. Tekrar başladım biriktirmeye. Bir daha soyuldu. Tekrar başladım.

Bir süre sonra çizim işine ağırlık verdim. Yeniden grafik işine başladım. Evi tamamen bir sanat evine dönüştürmeye karar verdim. 15-20 senelik çalışmayla burayı böyle bir sanat evine çevirdim. Akrilik işine yoğunlaştım. Şu anda 500-600 parça kendi resim çalışmam var. Bunlardan 50-55 tanesi akrilik.



Peki bu kadar çalışma nasıl sığacak bu eve?

İnan samimi söylüyorum. Çok rahatlıkla bir stadyumu dolduracak kadar şu anda elimde materyal var. Bununla ilgili olarak Guinness Rekorlar Kitabı'na başvurduk. Guinness'ın Türkiye yetkilisi Aydın Bey var, ilgileneceğini söyledi. Burada 15 bin resim var şu anda, sayılması ve belgelenmesi çok masraflı. O yüzden çareler arıyoruz.

Bu evle ilgili planınız nedir geleceğe dair?

Bir vakıf kurarsam o vakıf aracılığıyla burayı kalıcı hale getirebilirim. Benim vefatımdan sonra o vakıf devam ettirebilir. Belediyeden satın almak istiyorum burayı, değer mi, değmez mi bilmiyorum, çok kararsızım bu noktada. Bazen buradaki her şeyi Tunceli’deki köye götüreyim ve orada bir müze kurayım diyorum. Orada hem bir cemevi gibi hem böyle müze gibi faaliyet gösterecek; insanlar kışın kar yağdığında gelecekler, kadınlar çocuklar sobanın etrafında oturacaklar ve sanat eserleriyle, duvarları resimlerle dolu yerde kalacaklar diye hayal kuruyorum. Vakıf aracılığıyla da burası sürekli ayakta kalabilir.

Buradaki eserler size ne hissettiriyor?

O kadar derin ki bazen bir resmin karşısında saatlerce oturabiliyorsunuz. O resme daldığında bir insanı alıp götürebilir yani. Bazı resimler var mesela, girdiğinde o resme çok rahatlıkla bir romanı doldurabilecek konu çıkarabilirsin. Anlıyor musun demek istediğimi? Renklerin karışımı, renklerin uyumu, oradaki şekiller… Tedavi gibi bir şey yani. Bu çalışmalar rehabilitasyon merkezlerindeki, tedavi merkezlerindeki kişilere iyi gelebilir, onları çok farklı bir dünyaya götürebilir.

 

Peki burada sergilenen eserler bakımından her odada farklı bir tema mı var?

Bir odayı tamamen Michelangelo'ya adadım. Sistine Chapel Roma'ya. Biraz dinsel terimler var yani bir odada. Orta salonda tamamen özgün türden çalışmalar var. Mutfak 30'lu yıllardan kalma poster artlarla dolu.  

Gördüğünüz gibi ayrıca birçok da eşya var. Örneğin 100’den fazla saati hediye etmişimdir. Çünkü evde koyacak yer yok. Yatak altlarına koyuyordum. Üzülüyor, birisi yeni bir yer açtığında ona hediye olarak götürüyordum.

Benim dünyam bu yani. Başka bir şey bilmiyorum; ya antikacıları dolaşacağım ya kitap alacağım ya sanat galerilerini dolaşacağım ya da evde çizim yapacağım, yazı yazacağım, hikâyeler, derlemeler kaleme alacağım.

Sanata ilgi duyan herkesi bu dünyaya dahil olmaya, buradaki sanat eserlerini görmeye davet ediyorum…

Veysel Bey çok teşekkür ederim beni burada ağırladınız.

Ben teşekkür ederim. Çok sağ olun.

 

Yer: Sistine Chapel London

Adres: Flat 8 Kinder House, Cranston Estate London N1 5EJ

Telefon: 020 76 83 04 81

 


 👉Söyleşiyi Spotify'dan dinlemek için tıklayın!




Home Office mağduru Ankara Anlaşmalı: Başına gelmeyen kalmadı

No comments

10 July 2024

Vize uzatma başvurularının sonucunu aylarca beklemeleri ve Home Office memurlarının objektif kriterlere uymayan kararları birçok Ankara Anlaşmalının mağduriyet yaşamasına yol açıyor. Bu mağduriyeti birçok bakımdan yaşayanlardan biri olan Neslihan Yiğit ile başından geçenleri konuştuk.

 


Tuncay Bilecen

 

 

Ankara Anlaşmalıların vize uzatma başvurularının sonucunu aylarca bazen yıllarca beklemeleri ve Home Office memurlarının keyfi kararları uzun zamandır kamuoyunun gündemini meşgul ediyordu. Milletvekili Feryal Demirci Clark’ın bu konuda Home Office’e çeşitli sorular yöneltmesine ve konuyu gündemde tutmasına rağmen yaşanan mağduriyetler tam anlamıyla ortadan kalkmış değil. Neslihan Yiğit de Home Office mağdurlarından biri. Ciddi sağlık sorunları yaşamasına ve aile bireylerini kaybetmesine rağmen hızlandırma taleplerine cevap alamayan ve bu süreçte mağduriyetleri katlanan Neslihan Yiğit’le başından geçenleri konuştuk.

Ankara Anlaşmasına ne zaman başvurmuştunuz?

Ankara Anlaşmasına Türkiye’den başvurdum. Dosyam birkaç ay içinde kabul aldı ve 9 Ocak 2020’de Londra’ya geldim.

Anlaşmaya hangi alandan başvurmuştunuz?

Sanat üzerine başvurdum. Hem resim öğretmenliği hem fotoğrafçılık gibi alanları içeren zengin bir dosyam vardı.

Sizin Home Office ile halihazırda devam eden bir davanız var? Birçok mağduriyet yaşadığınızı biliyorum. Bu süreçten biraz söz eder misiniz?

Buraya geldiğimde pandemi süreciydi, epey zorlu bir dönemdi ama online derslerimle bir şekilde götürüyordum. Sonra senemi doldurmak üzereyken Aralık ayında tekrar uzatmaya başvurdum.

Başvurumdan birkaç ay önce sağlık sorunlarım nedeniyle Eylülde Türkiye’ye gittim. Sol kalçamda kalça protezi var. Bununla ilgili olarak altı defa ameliyat olmuştum. Türkiye’deki doktor acilen ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Ancak öyle bir vaktim olmadığı için hemen Londra’ya dönüp uzatmaya başvurdum. Bu sırada şöyle düşünüyordum; uzatmaya başvuracağım, üç – dört ay sürecek, ardından da Türkiye’ye gidip ameliyat olabileceğim. Maalesef öyle olmadı. Aralıkta başvurdum, bekleme sürecine girdim. Ancak bir türlü netice alamadım.

Hızlandırma talebinde bulundunuz mu?

Uzatma sürecinde, kalçamdaki kalça protezi ciddi ağrılar yaratmaya başladı. Kendi başıma ayakta duramaz hale geldim. Kullandığım ağrı kesiciler ağrıyı sadece hafifletiyordu. Bu arada, benden 6 yaş büyük olan ağabeyimi Covid nedeniyle kaybettim. Onun öncesinde anneannemi kaybetmiştim. Burada beklerken, ayrıca iki defa Covid geçirdim. Ağabeyimin cenazesine gidebilmek ve Türkiye’de acilen ameliyat olabilmek için Home Office’e defalarca email gönderdim.

Bu maillerde sağlık durumuma ilişkin raporlar da yer alıyordu. Türkiye ve İngiltere’deki doktorlardan resmi yazılar ve raporlar aldım. Dört – beş defa hızlandırma talebinde bulundum, herhangi bir yanıt alamadım.

Hızlandırma taleplerinize hiç mi yanıt almadınız?

2020 yılının Aralık ayında vize uzatma başvurusunu yapmıştım. Rahatsızlığım nedeniyle ilk hızlandırma talebimi 2021 yılı Şubat ayı başında yaptım. Bu ilk başvuruma yanıt verdiler, ancak dosyamı hemen incelemeye almayıp beni bir ay sonra 2021 yılının Mart ayında mülakata çağırdılar.

Benim o mülakata hangi psikolojiyle katıldığımı tahmin ederseniz. Otuz altı yaşındaki abimi kaybetmişim. Sağlık sorunları yaşıyorum. Kalça protezimden dolayı dayanılmaz ağrılar içinde zar zor yürüyebiliyorum. Psikolojim darmadağın. Bana orada kırktan fazla soru soruldu. Elimden geldiğince sorulara yanıtlar vermeye çalıştım. Söz verilmesine rağmen bana mülakat tutanağını göndermediler. Böylece mülakat sırasında heyecandan yanlış bir şeyler söylemişsem de bunu düzeltme hakkım elimden alınmış oldu. Bununla ilgili yalvarmalarıma yakarmalarıma ve defalarca gönderdiğim maillerime de cevap vermediler. Bu süreçte anlaşmayı yakıp Türkiye’ye dönmeyi çok düşündüm. Ama bu kadar mağdur olmuşken Home Office’e teslim olmak istemedim.

Sonucu beklerken sağlığınız ne durumdaydı?

Mülakattan sonra, sağlık durumum ve ağabeyimin kaybını dikkate alarak, dosyamı hızlandırmaları gerekirken, hiçbir şey yapmadan beni 6 ay kadar daha beklettiler. Durumum çok ağırlaşmıştı. Ağrı kesiciler dahi artık işe yaramaz hale geldi. Doktorlar beni ameliyata almak zorunda kaldılar. Devlet hastaneleri tamamen dolu olduğu için İngiliz Sağlık Bakanlığı acilen beni özel hastaneye aktardı. Tek başıma ameliyat olmak zorunda kaldım. Çok ağır bir ameliyat geçirdim. Hastanede 4 gün yattım, etrafımda bana bakacak hiçbir aile bireyim yoktu.

Başvuru ve mülakat sonucu ne zaman geldi?

Daha önce de söylediğim gibi 12 Aralık 2020’de uzatma başvurumu yaptım. Sağlık sorunlarından dolayı 26 Aralık 2021’de ilk hızlandırma talebinde bulundum. Bu ilk talebimi kabul ettiler, ama dosyama bakan memur, dosyamı hızlandırmak ve en kötü ihtimalle, bana 1 yıl uzatma verip, tedavimi olmama olanak sağlamak yerine, beni 1 ay sonra mülakata çağırmayı tercih etti. Bu mülakata 12 Martta gittim. Mülakatı yapan bayan, durumuma çok üzüldü, geçmiş olsun dedi ve mülakat notunda benim durumumu dosyama bakan memura ileteceğini söyledi. 10 gün içinde bana mülakat tutanağımın bir kopyasını da göndereceklerini söylediler.

Mülakat tutanağım bana gelmeyince, hem durumumu açıklayan hem de mülakat tutanağının gönderilmesini talep eden 2 ayrı email daha gönderdim. 5 Nisan ve 6 Mayıs 2021 de gönderdiğim bu 2 ayrı emaile de yanıt verilmedi. Çaresiz ve yalnız bırakıldım. Tüm insani ve merhamet talep eden çabalarım yanıtsız kaldı.

Ağrılarım artık dayanılmaz hale geldiği için, 26 Temmuz 2021 de İngiltere’deki doktorlar beni acilen ameliyata aldılar. Devlet hastaneleri dolu olduğu için ameliyatım zorunlu olarak özel bir hastanede yapıldı.

Bu arada acil inceleme taleplerim de devam etti. En son olarak 2 Ekim 2021 de adeta yalvaran bir email gönderdim. Nihayet, dosyama bakan memur, beni 10 ay kadar beklettikten sonra 13 Ekim 2021 de ret kararını verdi.

Bu ret kararına itiraz ettiniz mi?

Evet, avukatlarım 25 Ekimde itiraz dilekçemi verdiler. Ama bu sefer de itiraz için 9 ay daha beklemek zorunda kaldım. Bu itirazım da reddedildi. Şu anda mahkeme sürecindeyim.

Anlayacağınız, bunca sağlık sorunlarıma, ağabeyimin vefatına yani en insani taleplerime rağmen toplamda 2 yıla yakın bir suredir, başvurumun adil bir şekilde incelenip sonuçlanması için bekliyorum.

Avukata başvurdunuz mu?

Garth Coates Avukatlık firmasında 3 farklı avukat dosyamla ilgileniyor. Konuyu takip eden ekipte Tamer Ulay Bey beni çok iyi anladı ve dosyamdan umutlu olduğunu söyledi. Artık bu davanın takipçisi olacaklarını söyledi.

Son olarak bundan sonrası için beklentiniz nedir?

Bundan sonraki süreç için beklediğim tek şey adalet. Adaletin hepimize eşit işlemesini istiyorum. Haksızlığa uğrayan herkesin sonucu olumluya dönsün. Aynı olgular karşısında neden memurların biri başka öbürü başka karar veriyor? Bu kadar çaba vermişken, zor koşullarda işimi yapmışken benim işimi yaptığıma bile inanmadılar. Üstüne üstlük dosyamda zaten bulunan konuları mülakatta soru olarak sordular.

Ret kararına yaptığım itirazı inceleyen bir başka memur, dosyamın sonuçlanması için bu kadar süre beklemek zorunda kalmamın ve dosyamdaki gecikmelerin olmaması gereken talihsiz şeyler olduğunu itiraf ediyor. Yani, Home Office’teki bir memur dahi, olmaması gereken prosedürün bende olduğunu kabul etti. Ben, kişisel olarak, dosyama bakan ilk memurun ırkçı ve taraflı bir karar verdiğini düşünüyorum. Bu memurla yüzleşmeyi ve aynı şeyleri kendisi yaşasaydı neler hissedeceğini bilmek isterim. Bu haksız ve merhametten uzak ret kararının iptali için var gücümle çalışacağım, çünkü İngiltere’de merhametli ve adalet sahibi insanların daha fazla olduğuna inanıyorum.

Sonucum olumluya dönerse geç de olsa abimin, anneannemin mezarını ziyaret edebileceğim, ailemi görebileceğim ve sağlık sorunlarımı Türkiye’de daha hızlı ve iyi bir şekilde çözebileceğim.

Bu süreçte iyi olmaya çalışıyorum. Bütün bu çabamın karşılığında her şey olumluya dönecek diye umuyorum. Biliyorum, benim yaşadıklarıma benzer şeyler yaşayan çok Ankara Anlaşmalı var ama benim kendi deneyimim gerçekten üst üste gelen birçok acı olaydan oluşuyor. Benim gibi mağdur edilen herkes için bir an önce adaletin tecelli etmesini istiyorum.

 


 👉Söyleşiyi Spotify'dan dinlemek için tıklayın

 

“Göçmenseniz hayata 'en alttan’ başlıyorsunuz" (YOUTUBE SÖYLEŞİSİ)

No comments

06 April 2023

 Ramazan Yaylalı, birkaç yıl önce Viyana'ya göç eden Tunceli Belediyesi eski Eşbaşkan Yardımcısı Hüseyin Tunç ile göç deneyimi üzerine konuştu.



Tunceli Belediye Eş Başkan Yardımcısı Hüseyin Tunç, Tunceli Belediye Eş Başkanları Mehmet Ali Bul ve Nurhayat Altun’un tutuklanmasının ardından 17 Kasım 2016 günü belediyeye kayyım olarak atanan Vali Yardımcısı Olgun Öner’in  ‘olur’ yazısıyla görevinden alındı. 

Hakkındaki davalar nedeniyle Avusturya'ya göç eden Hüseyin Tunç, yaşadığı göçmenlik deneyimini Ramazan Yaylalı'ya anlattı. 


👉Avusturya’da göçmenlerin yaşadıkları zorluklar nelerdir?
👉Avusturya’da göçmenler ırkçılığa ve ayrımcılığa uğruyor mu?
👉Avrupa’da her şey güllük gülistanlık mı?
👉Sosyalistler göç meselesine nasıl bakmalılar?
👉Son yıllarda Türkiye’den gelen göçmenler ne umuyor ne buluyorlar?
👉Türkiye’ye geri dönmeyi düşünüyor mu?




👉 Yaşadığı deneyimin Günter Wallraff'ın En Alttakiler kitabıyla ilişkisi ne?







Depremzedelere psikolojik ilk yardım nasıl yapılır?

No comments

18 February 2023

Travma psikoterapisti İlknur Şahin, afet bölgesinde gönüllü çalışanlar için “Psikolojik İlk Yardım” ilkelerini esas alan bir rehber hazırladı.

 


Ben travma odaklı psikoterapist İlknur Şahin. Aşağıdaki yazıda, afet bölgesine gidecek veya gitmiş olan, gönüllü çalışanlar için psikolojik ilk yardım nasıl verilir konusunda bir bilgilendirme yapacağım. Bu bilgiler, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bizlere sunulmuştur.

PSİKOLOJİK İLK YARDIM (PİY) NEDİR?

Psikolojik İlk Yardım (PİY), afet bölgesinde acı çeken ve yardıma ihtiyacı olan insanlarımıza insani destek ve müdahale etme durumudur.  

PİY, psikolojik danışmanlık yapmak olmadığı için herkes PİY müdahalesinde bulunabilir.

PİY’in temel amacı; afetten etkilenen insanlarımızın en temel ihtiyaçlarının giderilmesi, kendilerini güvende hissetmelerinin ve sevdikleriyle bağ kurmalarının sağlanması, sakinleştirilmeleri, işe yaradıklarının hatırlatılması, toplum ruhunu ve birlikteliğini görerek umutlandırılmalarıdır.

Peki, bunu nasıl başaracağız?

AFET BÖLGESİNE GİTMEYE GERÇEKTEN HAZIR MISIN?

Öncelikle afet bölgesine gitme konusunda hızlı ve duygusal karar almayın. Kendi ruhsal ve fiziksel sağlığın yerinde mi? Maddi ve manevi durumunuz sizin oraya gitmenizi destekliyor mu? Çünkü afet bölgesine gittiğinde felaketi görecek ve hissedeceksiniz. Bu olağanüstü ve stresli ortama dayanacak psikolojik ve fiziksel alt yapın var mı? Bunların ciddi ve objektif bir şekilde hesaplanması gerekiyor. Çünkü bunları düşünmeden gidersen orada yardıma muhtaç olan sen olursun.

Alana gitme kararı aldıysan, ihtiyacın olacak en temel ihtiyaçlarını yanında götürmeyi ihmal etme. Depremzedelerin yanına ulaştığında ilk başta kendini tanıt, nereden geldiğini, seni nerede bulabileceklerini, görevini bilsinler. Alandan ayrılma vaktin geldiğinde senden sonra kime danışabilecekleri konusunda onları bilgilendir.

NASIL İLETİŞİM KURMALIYIZ?

Alanda insanlarla iletişim kurarken yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya, anlaşılabilir, sakin ve empatik olmaya dikkat etmeliyiz.  Burada yaşayan insanların dilinin, dininin, örf ve adetlerinin, kültürünün farkında olup onların yaşam normlarına saygılı bir şekilde davranmalıyız. Mesela, makyajsız, ojesiz, parfüm kokusuz, takısız, en basit halimizle onlardan biri gibi orada olmalıyız. Böylelikle onları önemsediğimizi, acılarını paylaştığımızı hissettirebiliriz.

ÖNCELİKLİ HEDEF TEMEL İHTİYAÇLARIN KARŞILANMASIDIR

Psikolojik ilk yardımın öncelikli hedefi depremzedelerin en temel ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Temel ihtiyaçları ise; yeme - içme, fiziksel emniyet, hijyenik koşullarının sağlanması, barınma (çadır, konteynır vs.), hava şartlarına uygun giysiler, tıbbi müdahale veya ilaç ihtiyaçlarının giderilmesi şeklinde özetleyebiliriz. Bu insanlar hâlâ şok etkisinde oldukları ve acı çektikleri için, en temel ihtiyaçlarına karşılamaya olanakları olsa da bunlardan faydalanmayı unutabilir ya da ihmal edebilirler. Örneğin su içmeyi, sıkı giyinmeyi unutabilir veya gerek görmeyebilirler. Böyle bir durumda siz de yapıcı bir üslupla onların ihtiyaçlarını gidermelerini hatırlatabilir hatta buna önayak olabilirsiniz.

AFETZEDELERİ AKTİF TUTMALIYIZ

PİY’in bir başka önemli noktası da afetzedelere işe yaradıklarını hatırlatmaktır. Bunu da onları aktif bir şekilde yardım faaliyetlerine dahil ederek yapabiliriz. Örneğin beraber çay veya yemek dağıtabilirsiniz. Bu kişiler ne kadar aktif olurlarsa, o kadar işe yaradıklarını hissedip zamanı geldiğinde rutin hayata daha rahat ve çabuk adapte olabilirler. Diğer türlü, “yorulmasınlar” şeklinde iyi niyetli bir tavır onları pasifleştirebilir ve daha fazla bakıma muhtaçlık hissi verebilir. Bunu yapmamaya özen gösterelim. Unutma ki uzun vadede sen onların kendi kendilerine bakmalarına bir temel oluşturmak için orada bulunuyorsun.

DAVRANIŞLARIMIZI KONTROL ETMELİYİZ

Oradaki insanlar kendilerini güvende hissetmediklerini ve çok uzun bir süre de hissetmeyeceklerini unutmayalım. Bu yüzden sinirli, üzgün kaygılı olacaklardır. Büyük bir hayal kırıklığı içerisinde oldukları için size de beklenmedik bir şekilde davranabilirler, yardımlarınızı kabul etmeyebilirler. Böyle bir durumda lütfen sakinliğinizi koruyun. Unutmayın ki onlar, kriz içerisindeler, ailelerini, arkadaşlarını, yaşam alanlarını, anıları olan sokaklarını kaybettiler. Sizin oradaki asıl göreviniz onlara yardımcı olmak, sakinleştirmek ve umut aşılamak. Dolayısıyla hiçbir şeyi kişisel algılamadan onlara zaman verip ve her imkânda kendinizi hatırlatarak güvenlerini kazanmaya çalışmalısın. Size yaklaşmasalar bile sizin çabanızı görerek kendilerini önemsenmiş hissedeceklerdir. 

İNSANLARI DERTLERİNİ ANLATMAK İÇİN ZORLAMAYIN

PİY’in başka bir önemli unsuru ise mağdur insanları dertlerini anlatmak için zorlamamak gerektiğidir. Onlar buna hazır değillerse konuşmak iyi gelmeyecektir. Ancak konuşmak, dertleşmek isteyenler de olacak o zaman da senin görevin bütün kalbinle onları dinlemek olsun. Böyle bir durumda meraklı sorular sormadan, uzun cümle kurmadan, kendi deneyimlerinizi, acılarınızı paylaşmadan sadece dinlemeye odaklanmak önemlidir.

İNANMADIĞIN ŞEYLERİ SÖYLEME, TUTMAYACAĞIN SÖZLERİ VERME

Unutmamalıyız ki insanlara tavsiyeler vermek veya pozitif bir tavır sergilemek için daha çok erken. Mesela “her şey geçecek”, “iyi olacaksın”, “eminim sevdiklerin iyidir” gibi senin bile öngöremediğin hatta inanmadığın şeyleri söyleme. Tutamayacağın söz verme, soru sorulduğunda cevabı bilmiyorsun onlara “bilmiyorum ama senin için bunu öğrenmeye çalışırım” diyebilirsin.  Cevabı bulamasan bile onlara gidip “kusura bakma cevabı bulamadım” demen de ayrıca önemli, çünkü o kişi senin onun için araştırdığını, çabaladığını görüp önemsediğini hissedecek bu da onun güven ve umut duygularını pekiştirecektir. 

BAZEN KONUŞMAKTANSA SESSİZ KALMAK DAHA İYİDİR

Onlara tavsiye vermek yerine “senin acını görüyorum ve senin kadar olamasa da acını paylaşıyorum, senin için ne yapabilirim” demen çok değerli olacaktır. Bunları söylemekte zorlanıyorsan, o zaman en güçlü kartlarından birini koy ortaya ve sessiz kal. Ona konuşması, ağlaması, öfkesini kimseye zarar vermeden çıkartması için alan ver. Sessizlik doğru anda ve zamanlarda çok güçlü psikolojik bir merhemdir. Bazen birisinin acısına ortak olurken 2-3 dakikalık sessizlik 10 saatlik konuşmadan daha etkili olur.  Bunun dışında onların mahremiyetlerine saygı göstermeli, onların izni olmadan hiçbir yerde konuşulanları paylaşmamanız gerekir. (Yetkili kişiler hariç, onlara da bilmeleri gerektiği kadar bilgi vermen yeterlidir.)

DUYGULARINI KONTROLLÜ VE ONLARDAN UZAKTA YAŞA

Bu arada onların yanında olmaya çalışırken, duyduğun ve gördüklerin karşısında etkilenip duygu patlaması yaşayacaksındır. Duygularını daha kontrollü ve onlardan uzakta yaşamaya dikkat ve özen göster. Yani bir anne orada feryat figan ederken, kriz geçirirken sen de tabii ki ağlayabilirsin ama senin onu sakinleştirme dengeleme gibi önemli bir görevin olduğunu unutma ki onlar yıkıldığında sana yaslanabilsinler.

SÜREKLİ KAPASİTENİ KONTROL ET

Son olarak, bu kadar ağır bir ortamda öz bakımını ve güvenini sakın erteleme. Kendini bilmediğin güvenmediğin alanlara veya durumlar sokma. Kiminle çalışıyorsan sürekli irtibatta ol. Dönüşümlü çalışmayı ihmal etme. Sık sık kendini denetle, nasılım, iyi miyim, uykuya, yemeğe ihtiyacım var mı? İlacımı aldım mı? Mola vermek veya afet bölgesinden ayrılmak için fiziksel ve psikolojik şarjının sıfıra inmesine bekleme. Baktın enerjin azaldı, afet bölgesini terk et, birkaç hafta dinlen sonra tekrar durum analizi yap. Bu süreçte ne yapsan da kendini yeterli hissetmeyebilirsin, facianın büyüklüğünü ve kendi insani limitlerinin farkında ol.

Sen orada bulanarak zaten yapabileceğin en yüce yardımı desteği veriyorsun.

İyi ki varsın!

Psikoterapist İlknur Şahin



https://www.instagram.com/ilknursahintherapy/



🎧👉Depremzedelere psikolojik ilk yardım nasıl yapılır? Podcast olarak dinlemek için tıklayın





 

Kit@pEvi'nden Fieldseat'e: Londra'nın kitapçısı İrfan Şahin

No comments

11 November 2022

Bisikletli Gazete söyleşilerinin bu bölümünün konuğu Londra'nın nevi şahsına münhasır kişiliği İrfan Şahin. İrfan Şahin'le Kit@pEvi'nden Fieldseat Kafe'ye uzanan kitapçılık serüvenini konuştuk.




Bu videoda; 👉 İrfan Şahin'in kitapçılık macerasını... 👉 Kitap şenliği, söyleşiler, imza günleri gibi düzenlediği etkinlikleri... 👉 Türkiyeli toplumun kitapla ilişkisini... 👉 Son yıllarda Ankara Anlaşmalı göçmenlerin İngiltere'de yaşayan Türkiyeli toplumu nasıl değiştirip dönüştürdüğünü... konuştuk...

Göçmenler aynı “ÇATI” altında toplanıyor

No comments

07 October 2022

ÇATI grubu, başta Ankara Anlaşmalılar olmak üzere Birleşik Krallık’ta yaşayan Türkiyeli göçmenlerin iş konusunda tecrübe paylaşımında bulunmalarına ve ortaklıklar geliştirmelerine olanak sağlıyor.




Röportaj: Tuncay Bilecen

bisikletligazete@gmail.com


ÇATI grubu, başta Ankara Anlaşmalılar olmak üzere Birleşik Krallık’ta yaşayan Türkiyeli göçmenlerin iş konusunda tecrübe paylaşımında bulunmalarına ve ortaklıklar geliştirmelerine olanak sağlıyor. ÇATI grubunun kurucularından Mete Metin’le grubun çalışmaları hakkında sohbet ettik. 


ÇATI grubu nasıl kuruldu?


2018 Mayıs’ında bir toplantı yaptık. Londra’ya yeni gelmiş arkadaşlarla yerleşik arkadaşları bir araya getirip bir networking etkinliği düzenledik. Katılım beklentinin çok üzerinde oldu. İlk toplantıya 50 kişinin üzerine kişi katıldı. Bir ay sonra tekrarını yaptığımızda 100’ün üzerinde katılım oldu. Sonra bu sayı katlanarak arttı. Bu kadar katılım olunca bir yönetim oluşturma ihtiyacı doğdu. 


Londra’da uzun süredir yaşayan eski iş insanlarını da bu etkinliklere davet ettik. Bu şekilde insanların iş kurmaları kolaylaştı. İş kurmuş insanların işlerini büyütmeleri, müşteri bulmaları kolaylaştı. Bazı arkadaşlar sponsor arıyordu, bazıları işverendi, bazılarıysa işçi. Bütün bu arkadaşları bir araya getirerek özellikle son dönemde gelenlere yardımcı olmaya çalıştık. 

Grupta daha çok Ankara Anlaşmalılar mı var?

Genelde Ankara Anlaşmalılar ama daha önce gelenler de var. Mesela teknik bir kadroda bir eleman arıyorsunuz, ÇATI’ya geldiğinizde bunu çok daha rahat bulabiliyorsunuz. Burada uzun süredir bulunan ama dar çevreleri bulunan insanların yeni bir network kurmalarına yardımcı oluyoruz. Örneğin iki üç aydır İngiltere’de olan biri ÇATI sayesinde tanıştıkları kişileri arkadaşına anlatınca, arkadaşı “ben beş senedir buradayım, bu kadar insanla tanışamadım, sen nasıl iki ayda bunları buldun?” diye sormuş. O da ÇATI etkinliklerine katıldığını söylemiş. 

ÇATI’nın işleyişi nasıl oluyor? Nasıl bir yapısı var? 

ÇATI community-interest company olma yolunda ilerliyor. İsim hakları ve web sitesi alındı. Din ve siyasetten uzak, business odaklı bir kurum oluşturmaya çalışıyoruz. 40’a yakın farklı grubumuz var. Bu gruplar kendi aralarında projeler yapıyorlar. Telegram grupları kurduk ki insanlar kendi alanındaki insanlarla iletişim kursun, sorunları çözülsün, iş fırsatları paylaşılsın. Şu anda aktif olarak 15 kaptanız var. Kaptanlar aynı zamanda yönetimi oluşturuyor. Bir karar alırken bütün bu arkadaşlarla birlikte hareket ediyoruz. 


ÇATI’nın diğer derneklerden farkı ne?

Burada otuz sene önce kurulmuş dernekler var kimisi siyasî dernekler kimisi dini dernekler… Biz bu derneklerden tamamen farklı şekilde çalışıyoruz. Örneğin buraya iki ay önce gelen kişi ilk başkanımız oldu. Hiyerarşi yok.

Başkan nasıl seçiliyor? Nasıl görev yapıyor?


Bizde eşbaşkanlık sistemi var. Her ay farklı biri başkan oluyor. Eğer o kişi eğitimden sorumluysa o ay eğitime yöneliyoruz. O kişi sanatçıysa, o ay sanat konuları işleniyor. Böylece bu başkan topluma tanıtılmış oluyor. Her gelen kişinin bir mesleği var. Kimi emlak işiyle uğraşıyor, kimi turizm, kimi web tasarımı yapıyor, ÇATI’ya girdiklerinde işlerini büyütmelerinin önü açılmış oluyor. 

Siyasi ajandanız nedir diye eleştiriler alıyor musunuz?

Bunu ilk başlarda soruyorlardı, ama artık kimse sormuyor. Gelenler şunu görüyor, Karadenizli de kaptanımız var, Ege’den de var, Doğu Anadolu’dan var, inşaatçısı da var, mühendisi de var, doktoru da var sanatçısı da var. Dolayısıyla amacımızda bunu belirttik ÇATI’nın din ve siyasetten uzak kalması gerekiyor. Sizin dini bir inancınız ya da siyasi bir görüşünüz olabilir ama ÇATI’da bunlar konuşulmuyor ve bunu hiçbir şekilde öne çıkarmıyoruz. Bu bizim ilk kuralımız. Böyle olunca da her kesimden insan ÇATI’ya girebiliyor.

Sadece Londra’da mı örgütlüsünüz?

Aslında başlangıçta kafamızda çok büyük projeler yoktu. Ama gösterilen ilgi sayesinde Edinburgh, Manchester, Liverpool grupları kuruldu. ÇATI büyüyünce bunu Avrupa’ya yayma fikri ortaya çıktı. Bunların aktif hale gelmesi için salgının sona ermesi gerekiyor. Bu arada ÇATI bütün bu faaliyetler için bugüne kadar kimseden beş kuruş para almadı, bütün etkinliklerimiz hep bedava oldu. 

COVID-19 salgını etkinliklerinizi nasıl etkiledi?

Mart 2020’den bu yana hiç etkinlik yapamamıştık. Şimdi hükümetin aldığı önlemlere uyarak daha az kişinin katılımıyla Waterloo’da Ev Kafe’de bir etkinlik gerçekleştirdik. Sorun çıkmazsa, her ay Waterloo’da toplantıları düzenlemeye devam edeceğiz. Korona virüs tamamen bittiğinde, Royal Festival Hall’da 1500 kişilik yer var, orada 500 kişilik bir festival de düzenleyebiliriz. ÇATI’nın böyle bir kapasitesi var.







Dilara Ceren Duran: "Tırmanmak bana sınırlarımı zorlamayı öğretti"

No comments

23 August 2022

 Bisikletli Gazete Söyleşileri'nin bu bölümünde, Zincir Kıran Kadınlar Bisiklet Topluluğu tarafından 5-6 Mart 2022 tarihlerinde, İstanbul'da gerçekleştirilen 4. Bisiklet Kadınları Çalıştayı'na konuk oluyor ve Dilara Ceren Duran'ın yaptığı sunumu dinliyoruz. Dilara Ceren Duran', bu sunuşta maceralarla dolu geçen Kilimanjaro, Kosciusko, Aconcagua tırmanışlarından söz ediyor.






Zincir Kıran Kadınların Hikâyesi

No comments

08 July 2022

Bu söyleşide, Zincir Kıran Kadınlar Derneği'nin kurucularından Hande Karaca ile topluluğun kuruluş hikâyesi, amaçları ve faaliyetleri hakkında konuştuk.












Zincir Kıran Kadınlar topluluğunu sosyal medyadan takip etmek için:





Kamera ve kurgu:



Türkiye'den İngiltere ve Almanya'ya "beyaz yakalı" göçü

No comments

18 May 2022

 Kocaeli Üniversitesi'nden Doç. Dr.Tuncay Bilecen ve Albert Ludwigs Freiburg Universitesi'nden Çağdaş Torbacıoğlu Türkiye'den İngiltere ve Almanya'ya yönelik beyaz yakalı göçünü tartışıyorlar.





Son yıllarda Türkiye'den yurtdışına göçler neden arttı?

Göç edenler ne umuyorlar, ne buluyorlar?
Uyum süreçleri nasıl geçiyor?

Uyum süreçleri bakımından İngiltere ve Almanya arasında bir fark var mı?

İlk yıllarda hangi zorlukları yaşıyorlar?

Ayrımcılık ve ırkçılıkla karşılaşıyorlar mı?









© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan