Elif Eralp’in Berlin’de elde ettiği başarı kuşkusuz önemli. Die Linke’nin Berlin seçimlerinden birinci parti çıkması ve Eralp’in kendi seçim çevresinde güçlü bir sonuçla doğrudan seçilmesi küçümsenecek bir siyasi başarı değil. Fakat Berlin’den çıkan bu sonuç üzerinden Almanya’nın genel siyasi yönelimi hakkında büyük sonuçlara varmadan önce temel bir soru sormamız gerekiyor: Berlin gerçekten Almanya’nın ölçüsü mü?
Ramazan Yaylali
Çünkü Berlin’in
politik ve sosyolojik yapısı Almanya’nın geri kalanından birçok açıdan farklı.
Berlin uzun yıllardır solun, Yeşillerin ve alternatif siyasi hareketlerin güçlü
olduğu bir büyükşehir. Genç nüfusun, öğrencilerin, göçmenlerin ve uluslararası çevrelerin
yoğunluğu da şehrin politik karakterini Almanya’nın birçok bölgesinden
ayırıyor.
Nitekim federal
seçim sonuçlarına baktığımızda da Berlin’in Almanya ortalamasından belirgin
biçimde ayrıldığını görüyoruz. Die Linke Berlin’de ülke genelindekinden çok
daha güçlü bir seçmen tabanına sahipken AfD’nin desteği Almanya ortalamasının
altında kalıyor.
Dolayısıyla
Berlin’de Die Linke’nin seçim kazanması elbette önemlidir; fakat buradan
hareketle “Almanya sola dönüyor” sonucuna ulaşmak bana fazla
kolaycı geliyor. Bir şehrin siyasi tercihi ile bütün bir ülkenin siyasi
yönelimi aynı şey değildir.
Komşu
Avusturya’da Graz’a bakalım
Bunun neden
problemli olduğunu anlamak için Almanya’dan çok uzağa gitmeye gerek yok. Komşu Avusturya’da,
Graz’da çok daha çarpıcı bir örnek var.
KPÖ, yani Avusturya
Komünist Partisi, Graz’da artık tek seçimlik veya geçici bir başarıdan söz
edilemeyecek kadar güçlü bir siyasi aktör. Parti 2021’de belediye seçimlerini
kazanmıştı; 2026 seçimlerinde ise desteğini daha da artırarak yeniden açık ara
birinci oldu. Elke Kahr da bir kez daha Graz Belediye Başkanı seçildi.
Avusturya
komünist bir ülkeye mi dönüşüyor?
Elbette hayır.Çünkü KPÖ’nün
Avusturya genelindeki siyasi ağırlığı ile Graz’daki gücü arasında
çok büyük bir fark var. Parti ülke çapında parlamentoya girecek desteği dahi
bulamazken Graz’da şehrin en güçlü siyasi hareketi olabiliyor. İşte tam olarak
anlatmaya çalıştığım mesele burada ortaya çıkıyor:
Bir şehirde seçim
kazanmak ile bir ülkede siyasi hegemonya kurmak aynı şey değildir.
Graz nasıl Avusturya
değilse, Berlin de Almanya değildir. Graz’da KPÖ’nün başarısını anlamak
istiyorsak öncelikle Graz’ın kendisine bakmamız gerekiyor. KPÖ burada uzun
yıllardır güçlü bir yerel örgütlenmeye sahip. Özellikle konut, kira ve sosyal
meseleler üzerinden geliştirdiği siyaset ile Elke Kahr’ın şehirde oluşturduğu
kişisel siyasi profil, bu başarının yalnızca ideolojik tercihlerle
açıklanamayacağını gösteriyor. Grazlı seçmenin KPÖ’ye verdiği oyu doğrudan
Avusturya genelinde komünist siyasetin yükselişi şeklinde yorumlamıyoruz. Çünkü
bunun önemli ölçüde Graz’a özgü bir siyasi başarı olduğunu biliyoruz.
Öyleyse Berlin
konusunda neden farklı düşünelim?
Berlin’de Die
Linke’nin başarısının arkasında da şehre özgü toplumsal ve ekonomik koşullar
bulunuyor. Konut sorunu, yükselen kiralar, hayat pahalılığı ve özellikle genç
nüfusun ekonomik beklentileri Berlin siyasetinin en önemli meseleleri arasında
yer alıyor. Die Linke de uzun süredir tam olarak bu alanlarda siyaset yapıyor. Dolayısıyla
Berlin’de ortaya çıkan sonucu da öncelikle Berlin’in kendi toplumsal ve siyasi
yapısı içerisinde değerlendirmek gerekiyor.
Berlin’den çıkıp
Almanya’ya baktığımızda tablo değişiyor
Berlin’in dışına
çıktığımızda ise karşımıza çok daha farklı bir siyasi Almanya çıkıyor.
Özellikle Doğu Almanya’nın bazı bölgelerinde AfD’nin sahip olduğu siyasi
ağırlık, Berlin’de gördüğümüz tablodan oldukça farklı. Federal seçimlerde de bu
fark açık biçimde görülüyor. AfD Almanya genelinde Berlin’de olduğundan daha
güçlü; Die Linke ise tam tersine Berlin’de ülke ortalamasının oldukça üzerinde
destek buluyor.Bu bile Berlin’in siyasi eğilimlerini doğrudan Almanya geneline
taşımakta neden dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor.
Ancak burada ters
yönde aynı hataya düşmemek de gerekiyor. AfD’nin Almanya genelinde veya
özellikle bazı doğu bölgelerinde güçlü olması, “Almanya’nın gerçeği yalnızca
AfD’dir” demek için de yeterli değil. Çünkü Almanya siyasi olarak homojen
bir ülke değil. Berlin başka türlü oy veriyor, bazı doğu eyaletleri başka
türlü; büyükşehirlerle küçük şehirlerin, kırsal bölgelerle metropollerin siyasi
öncelikleri arasında ciddi farklılıklar var. Belki de bugünkü Almanya’nın
siyasi gerçeğini tek bir partinin yükselişinde değil, tam olarak bu bölgesel
ve toplumsal farklılaşmada aramak gerekiyor.
Berlin
Berlin’dir, Graz Graz’dır
Elif Eralp’in
Berlin’deki başarısı önemlidir. Elke Kahr ve KPÖ’nün Graz’da üst üste seçim
kazanması da önemlidir. Bu başarıları küçümsemek yerine, neden özellikle bu
şehirlerde böylesine güçlü bir karşılık bulduklarını anlamaya çalışmak
gerekir.Fakat bunu yaparken yerel başarı ile ülkenin genel siyasi yönelimi
arasındaki farkı da gözden kaçırmamalıyız.
Graz nasıl Avusturya’nın tamamının ölçüsü değilse, Berlin de Almanya’nın tamamının ölçüsü değildir.Belki de iki seçimi birlikte okuduğumuzda çıkarılabilecek en önemli sonuç budur. Bir seçim sonucuna baktığımızda bazen bütün bir ülkenin nereye doğru gittiğini gördüğümüzü düşünüyoruz. Oysa kimi zaman gördüğümüz şey bundan çok daha yerel, fakat aynı zamanda çok daha açıklayıcıdır: Bir ülkenin siyasi geleceğinden çok, belirli bir şehrin neden ülkenin geri kalanından farklı olduğunu görüyoruz.





