Ramazan Yaylalı, birkaç yıl önce Viyana'ya göç eden Tunceli Belediyesi eski Eşbaşkan Yardımcısı Hüseyin Tunç ile göç deneyimi üzerine konuştu.
“Göçmenseniz hayata 'en alttan’ başlıyorsunuz" (YOUTUBE SÖYLEŞİSİ)
No commentsSUBJ:MEDEA, Medea Mitini Çağdaş, Politik ve İronik Bir Yorumla Londra’daki Camden Fringe Festivali’ne Taşıyor
No commentsYaklaşık 2500 yıldır başkalarının sesiyle anlatılan Medea, bu kez kendi hikâyesini anlatmak üzere sahneye çıkıyor.
NYUAD Faculty Research Grant desteğiyle hazırlanan ve Mavi Productions UK koordinasyonunda Londra’da sahnelenecek olan SUBJ:MEDEA, 7 Ağustos’ta Camden Fringe Festivali kapsamında Theatro Technis’te izleyiciyle buluşuyor.
Özlem Özhabeş’in yazıp tek kişilik performansıyla sahneye taşıdığı oyun; Medea mitine kadınların sesi, göç, aidiyet ve görünmez şiddet odağında çağdaş, politik ve yer yer ironik bir yorum getiriyor.
Mitolojik
Bir Karakterden Çağdaş Bir Kadına
Erkek
anlatılarının şekillendirdiği Medea miti, bu kez tarihin en çok yargılanan
kadınlarından birinin kendi sesiyle yeniden kuruluyor. SUBJ:MEDEA, karakteri
yalnızca mitolojik bir figür olarak değil; göçün, dışlanmanın, anneliğin,
aidiyet arayışının ve görünmez şiddetin içinde sıkışmış çağdaş bir kadın olarak
yeniden düşünmeye davet ediyor.
Fiziksel
tiyatro, anlatı ve kara mizahın iç içe geçtiği bu dinamik yapımda Özlem
Özhabeş, antik metni günümüzün toplumsal ve politik meseleleriyle buluşturuyor.
Türkiye'den çıkan çağdaş bir tiyatro üretimi olan oyun, seyirciyi Medea’yı
yeniden yargılamaya değil, onu ilk kez kendi sesinden dinlemeye çağırıyor.
GÖSTERİM
BİLGİLERİ
- Oyun: SUBJ:MEDEA
- Tarih: 7 Ağustos 2026
- Saat: 19:00 (7:00 PM)
- Festival: Camden Fringe Festival
- Mekân: Theatro Technis, Londra
- Dil: İngilizce
- Süre: 60 Dakika
- Biletler & Detay: www.camdenfringe.com
Özlem
Özhabeş Hakkında
Özlem Özhabeş;
oyuncu, yazar, tiyatro yönetmeni, performans sanatçısı ve tiyatro eğitmenidir.
Kimlik, hafıza, göç, aidiyet ve kadınların toplumsal konumunu odağına alan
çalışmalarında fiziksel tiyatro, görsel anlatım ve disiplinlerarası performans
tekniklerini bir araya getiren özgün bir sahne dili geliştirmektedir. Yazıp
sahneye taşıdığı SUBJ:MEDEA, sanatçının mitolojiyi çağdaş politik
tiyatroyla buluşturan çalışmalarının son örneklerinden biridir.
Mavi
Productions UK Hakkında
Mavi
Productions UK, Londra merkezli bağımsız bir tiyatro yapım şirketidir.
Uluslararası iş birlikleriyle tiyatro, film ve disiplinlerarası performans
projeleri üreten şirket; farklı kültürler arasında sanatsal köprüler kurmayı ve
çağdaş hikâyeleri uluslararası izleyiciyle buluşturmayı amaçlamaktadır.
SUBJ:MEDEA, NYUAD Faculty Research Grant
desteğiyle hazırlanmıştır.
Tottenham Boys raflarda! Dursaliye Şahan'ın Tottenham Çocukları kitabının İngilizce çevirisi yayımlandı
No commentsGöçmen yazar Dursaliye Şahan’ın Tottenham Çocukları adını taşıyan kitabının İngilizce çevirisi Londra merkezli yayınevi Press Dionysus tarafından basıldı. Şahan, Tottenham Çocukları’nda göç meselesinin ihmal edilen yönlerinden birine göçün arkasında yatan sosyo-politik ilişkilere Keko’nun hikâyesi üzerinden yer veriyor.
Tuncay Bilecen
Göçmen edebiyatının kaderi çoğu zaman göçmenlerin
kaderiyle aynıdır. Ne bulundukları ülkede kabul görürler ne de anavatanlarında.
Arafta, arada kalmış bir edebiyattır bu. Anadille yazılsa kendi vatanında, göç
ettiği toplumun diliyle yazılsa bulunulan ülkede üvey evlat muamelesi görür.
Göçmen edebiyatçılar farklı kültürleri
yaşamanın verdiği tecrübeyle yeni bir dil evreni kurma konusunda daha mahir
olsalar da kendilerini kabul ettirmeleri çok daha zordur. Buna ancak bu konuda
ısrar ve inat eden dil işçileri direnebilir. İşte bu inatçı yazarlardan biri
olan Dursaliye Şahan, hem kendisinin ve içinde yaşadığı toplumun göç deneyimini
hem de geride bıraktığı toprakların sosyo-kültürel yapısını, geleneklerini
birbiriyle yoğurarak öykü ve romanlar kaleme alıyor uzun yıllardır.
Londra merkezli yayınevi Press Dionysus tarafından
İngilizce olarak da yayımlanan Tottenham Boys, bir gazeteci kadının
(romanın anlatıcısı) Londra’da bir otobüste tesadüfen Keko’yu (Ali Kemal)
tanımasıyla başlıyor. Romanın büyük bir bölümü Türkiye’de geçiyor. Bu
kısımlarda Keko’nun Türkiye’de içinde büyüdüğü toplumun geleneksel değerlerinden
haberdar oluyoruz.
Londra’daki Keko ise, uyuşturucu çetesinin tuzağına
düşmüş onlarca gençten biri. Yazar, bu romanda bir dönem Londra’daki Türkiyeli
toplumun tanıklık ettiği genç intiharlarına ve bunun arkasında yatan sosyal,
politik, ekonomik, geleneksel ilişkilere yer veriyor. Tottenham Çocukları ismi
de buradan geliyor zaten. Şahan bu romanında, Londra’daki çete
gerçeğinin gerisindeki ilişkiler zincirini ortaya koyuyor.
Tottenham Boys, toplumsal cinsiyet penceresinden de irdelenebilir. Keko’nun içinde bulunduğu geleneksel aile ve aşiret yapısı kadınların söz hakkının olmadığı ve kaderlerine boyun eğdikleri bir düzenden başka bir yer değil. Nitekim yazar, bunu sürekli gözler önüne seriyor. Bu değerler zaman zaman babalar ve oğullar arasında çatışmalara da yol açıyor. Örneğin Keko, İstanbul’da gitmek ve orada eğitim görmek için babasıyla sürekli çatışıyor ve babasından dayak yiyor. Hatta bir an önce geri dönmesi için çocuk yaşta ailesi tarafından alelacele nişanlanıyor.
Romanın merkezine oturttuğu hususlardan biri de
politik çatışmalar. Türkiye’deki iç çatışma ortamı, Keko’nun Kürt kimliği,
ailesi ve aşiretinin devlet ve örgüt arasındaki pozisyonu, babasının zorla
korucu olması ve öldürülmesi bu çatışmaların romanın akışı içinde canlı
tutulmasına yol açıyor.
Keko’nun köylü ve Kürt kimliğinin burslu
olarak okuduğu özel okulda da peşini bırakmaması, burada öğrencilerin sürekli
aşağılamalarına maruz bırakılması yazarın meselenin sınıfsal boyutuna ilişkin
bir göndermesi olarak okunabilir.
Keko’nun okumasında önemli bir payı bulunan köydeki öğretmeni Fatih Öğretmen ile özel okulda ona göz kulak olan Hayrettin
Öğretmen romanda idealist öğretmen tipini temsil ediyorlar.
Dursaliye Şahan, Tottenham Çocukları’nda göç meselesinin ihmal edilen yönlerinden birine göçün arkasında yatan sosyo-politik ilişkilere Keko’nun hikâyesi üzerinden yer veriyor. Yazar bu romanında; yaşanılan toprakları terk etmekle buradaki sorunların terk edilmediğini, aksine göç edilen yerde başka çatışmaların başladığını ve göçmenlerin peşi sıra değerlerinin de göç ettikleri topraklara geldiğini okuyucuya duyuruyor.
👉Kitabı online satın almak için tıklayın
Dursaliye Şahan Kimdir?
Türkiye’nin küçük bir köyünde doğan Dursaliye Şahan, dört yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a daha sonra da Londra’ya göç etti. Anadolu Üniversitesi Radyo Televizyon mezunu olan yazar, küçük yaşlarda başladığı yazın hayatını öyküler, tiyatro oyunları, roman ve karikatür çalışmalarıyla sürdürmektedir.
Şimdiye dek altı öykü, üç roman, bir karikatür ve iki çocuk kitabı yayımlanmıştır. “Güvercin” adını taşıyan öyküsü iki kez televizyon dizisi oldu. “Hacı Murad” ve “Ali Haydar” isimli eserleriyle TC Kültür Bakanlığı’ndan senaryo yazım desteği aldı.
Birçok öyküsü İngilizceye çevrilerek çeşitli dergilerde ve anonim kitaplarda okuyucuyla buluşan yazarın, yurt içinden ve yurt dışından çeşitli öykü ve edebiyat ödülleri bulunmaktadır.
Dursaliye Şahan; çocuklara, engellilere ve yetişkinlere yönelik öykü ve yazı atölyeleri düzenlemeye ve öykü yarışmalarında jüri üyeliği yapmaya devam etmektedir.
Şerbet (roman –
2020,) Benekli Vakvak (çocuk masalı
– 2018 Sola Yayınları) Ayarsız Kadınlar
Cemiyeti (roman – 2018 Sola Yayınları)
Parantez Aşklar (öykü – 2017 Sola Yayınları) Tottenham Çocukları (roman – 2016 Sola Yayınları) Ah O Kadınlar (öykü 2016 Akademisyen
Yayınları), Hikâye Hırsızı (2012-
İşçi Edebiyatı Öykü Ödülü) Zabit
Londra’da (Karikatür), Uçan Halı
(Çocuk hikâyesi – Hatay Belediyesi sosyal proje) Fakir Cennet (öykü 2007 Crea Yayınları), Döndü (Halkevleri 1988 Öykü Ödülü).
Düzenlediği
kitaplar:
Asi’den Taşan Öyküler, Ve Tanrı Aşkı Yarattı, Yahya Kanbolat
Anısına Öykü Ödülleri
Ödülleri:
2020 Luna Yayınları Öykü ve
Küçürek Öykü Yarışması mansiyon (Can Yakmak)
2019 Cumba Kültür
ve Sanat Platformu Öykü Ödülleri mansiyon (Ayşegül)
2019 Platform
Avrupa Öykü Ödülleri birincisi (Asiye)
2019 İstiklâle Vefa
Öykü Ödülleri / OKUNMAYA DEĞER ÖYKÜ
2016 Hematolojik
Onkoloji Derneği ‘Kökten Değişen Hayatlar Öykü Ödülü’ (Hatice’nin Canı)
2012 Hikâye Hırsızı
öykü kitabına; Abdullah Baştürk 2012 İşçi Edebiyatı ödülü
2007 Afyon Kocatepe Öykü Ödülü
('Alev')
2006 Hollanda Türk Evi, Hikaye ödülü. (Sakine)
2006 KASİAD(Kadının
Sosyal Hayatını Araştırma ve inc. Dern.) Öykü ödülü (2068'de Bir Aşk Hikayesi.)
2006 Anafilya Öykü Ödülü (Kırro.)
2006 Edebiyat Dünyası Öykü Ödülü (Çay Şekeri.)
2005 CullTurkey Okuma Kulübü Öykü Ödülü (Takıntılı Kadın.)
2005 SES (Sağlık Emekçileri Sendikası) Öykü ödülü (Parmaklar.)
2004 SBS Radyosu Avustralya Öykü Ödülü (Parmaklar.)
1998 Halk Evleri Öykü Ödülü (Döndü kitabına.)
1996 Toplum Postası Türkçe Hikaye Ödülü (Kale)
1995 İmece Kadın
Derneği Kadın Öykü Ödülü (Parmaklar.)
1987 Güneş Gazetesi Türkiye Öykü ödülü (Leo.)
1972 Hayvanları Koruma Cemiyeti Türkiye Orta Öğretim Hikâye Ödülü (Aynı.)
Üye olduğu kuruluşlar:
The Foreign Press
Association, İngiltere Göçmen Sanatçılar Derneği (EXILED), Türkiye Yazarlar
Sendikası, Kadın Yazarlar Derneği, İLESAM, Türkiye Yazarlar Birliği
Otoriter liderler beyin göçünü niçin umursamaz?
1 commentBu yazıda otoriter liderlerin “beyin göçünü” neden umursamadıklarını tartışıyorum.
Tuncay Bilecen
Beyin göçü, bir ülkenin eğitimli, vasıflı yetişmiş işgücünün çeşitli nedenlerle
yurt dışında yaşamayı tercih etmesi olarak ifade edilebilir. Bu nedenler neler
olabilir? Örneğin yurt dışına eğitim amacıyla giden birinin bu ülkenin
koşullarına alışarak kalıcı olmaya karar vermesi çok sık rastlanılan bir
durumudur. Yine daha iyi imkânlara sahip olma, daha
iyi ücret alma arzu da beyin göçünü tetikleyebilir. Aralarındaki kolonyal bağ olması nedeniyle emperyalist ülkelerin eski sömürgelerinin yetişmiş işgüçlerini kendisine
çekmesi hatta bunu yaparken de “puanlama” yapması çok sık rastlanılan bir
durumdur.
Beyin göçünün
güzergahı diğer emek göçlerinde olduğu gibi az gelişmiş ülkelerden gelişmiş
ülkelere doğrudur. Kendi ülkesinde kalsa
her anlamda daha kötü koşullarda yaşayacak insanların beşerî sermayelerini
kullanarak daha iyi koşulların olduğu yerlere doğru hareket etmeleri gayet
anlaşılır bir mevzudur.
Peki otoriter
ülkelerden beyin göçü nasıl gerçekleşiyor?
Baskıcı
yönetimlerin olduğu ülkelerde öncelikle liyakat sistemi bozuluyor. Liyakate
değil sadakate göre yapılan niteliksiz personel atamaları ve partizanlaşma yüzünden
sistem gün geçtikçe çürüyor. Mesleki saygınlık, profesyonellik, kurum kültürü
tuzla buz olurken artan baskıya eşlik eden boğulmuşluk hissiyatı her geçen gün daha da
artıyor. Ardından buna bütün otoriter yönetimlerin yaşadığı ekonomik kriz
ekleniyor ve göç baskısı kaçınılmaz hale geliyor.
Son altı yılda İngiltere’de yaptığım onlarca göçmen görüşmesinden çıkacak en temel sonuçlardan biri “insanî güvencesizlik” idi. Bu yüzden “çocuklarımın geleceği için geldim”, “rahat bir nefes almak için geldim” ve “artık ekonomik ve politik olarak yaşama imkânımız kalmamıştı” sözlerini birçok görüşmecinin ağzından defalarca duydum.
Türk lirasının
rekorlar kırarak değer kaybetmesinin ardından da bu sefer Türkiye’de yaşayan çoğu kişi şu soruyu sorar oldu: “biz nasıl yapar, nasıl ederiz de yurt
dışına çıkabiliriz?” Türk Tabipleri Birliği’nin verilerine göre, 18 ayda
yaklaşık 8 bin sağlık çalışanı görevinden istifa etmiş. Yurt dışına çıkmayı
kafasına koyan bazı sağlık çalışanları Almanca kurslarına gidiyor. Ülkeden
umudu kesenler çaresizce yurt dışında yaşayan yakınlarını arayarak “ben
nasıl gelebilirim?” diye soruyorlar.
Otoriter liderler beyin göçünü neden
umursamaz?
Sanıldığının aksine
otoriter liderler beyin göçünü çok umursamaz. Hatta çoğu durumda ülkedeki
nitelikli işgücünün yurt dışına göç etmesi işlerine de gelir diyebiliriz.
Peki, neden?
Öncelikle otoriter
liderler iktidarlarını sürekli kılmak dışında uzun vadeli planlar yapmazlar.
Yani nitelikli işgücünün yarattığı ekonomik, sosyal, kültürel hasar onları çok
ilgilendirmez.
Otoriter liderler,
beyin göçünü umursamaz çünkü gidenlerin çoğu “muhalif” olacağı için politik
anlamda bu göçlerin ardından -sayısal olarak- ülkedeki gücünü daha da artırır.
Buna pekâlâ “beğenmeyen gider, böylece de bir oy eksilir” gözüyle bakabilir.
Otoriter lider beyin göçünü umursamaz çünkü gidenlerin bıraktığı işleri, statülerini, yaşadıkları
yerleri kısaca onların boşluğunu kendi yandaşlarıyla doldurabilir. Böylece
yandaşlarının nazarında popülaritesini biraz daha artırma imkânı bulur. Çünkü
bütün otoriter ülkelerde suyun başını tutan niteliksiz güruh iktidar değişirse artık
o pozisyonda kalamayacağını çok iyi bilir.
Otoriter liderler
beyin göçünü umursamaz çünkü bilirler ki göç etmiş olsalar da bu insanların
ülkeleriyle ekonomik ve kültürel ilişkileri kesilmeyecektir. Dolayısıyla göçmen
demek aynı zamanda göçmen dövizi (remittance) demektir. Göçmen dövizi ise bir
ülkenin zor zamanlarında imdadına yetişen en önemli kaynaklardan biridir. Bugün
Ukrayna ve Moldova gibi ülkelerinin ekonomileri göçmen dövizleri sayesinde
ayakta durmaktadır.
Otoriter liderlerin beyin göçünü umursadıkları bir tek nokta olabilir; o da bu kişilerin bulundukları ülkelerde de kendi ülkelerinin politik gelişmelerini takip edip burada bir lobi gücü (diaspora) oluşturmalarıdır. Eşyanın tabiatı gereği, esasında bütün otoriter ülkelerin fıtratında ülke dışında hatırı sayılır diasporik topluluklar oluşturmak vardır. Ancak bunun da kolayı vardır. Bu kesimler “dış güçler”, “terörist”, “kökü dışarıda” diye yaftalanır ve sorun en azından iç kamuoyu nazarında çözülmüş olur.
Ressam Metin Şenergüç'ün aforizmalarından ve çizimlerinden oluşan kitabı yayımlandı
No comments15 Aralık 2018’de genç yaşta aramızdan ayrılan ressam Metin Şenergüç’ün sanata ve yaşama dair aforizmalarının ve çizimlerinin yer aldığı “Orizonun Ötesi” adını taşıyan kitabı Londra merkezli yayınevi Press Dionysus tarafından yayımlandı.
15 Aralık 2018’de Londra’da bir kalp krizi sonucunda hayatını kaybeden ressam Metin Şenergüç, 19 Kasım 1960’da İzmir’de doğmuş, daha lise yıllarında politikayla tanışmıştı. 12 Eylül döneminde iki yıl hapis yatan Şenergüç, kaçak yollardan Yunanistan’a gitmişti. Burada beş yıl politik sürgün olarak yaşadıktan sonra 1987’de Brüksel’e yerleşen, ancak burayı çok muhafazakâr bularak tekrar Yunanistan’a geri dönen Şenergüç, Yunanistan’ın ardından Almanya ve nihayet İngiltere’ye gelmişti.
Kuzey Londra’da
yaşamaya başlayan Metin Şenergüç 1994’te Camberwell School of Art’ta resim
bölümünde eğitim görmeye başladı. 1998’de ise St.Martins School of Art’ta ise
masterını tamamlayan ve sanata ilişkin düşüncelerini Londra merkezli Açık
Gazete’deki köşesinde paylaşan ressam, “Bazen okuyup yazıyorum, sonra geri
çekilip resim yapmaya başlıyorum. Yazmak da yaratıcı sürecin bir parçası benim
için” diyordu.
| Orizonunn Ötesi kitabında Şenergüç'ün onlarca çizimine aforizmaları eşlik ediyor |
Metin Şenergüç’ün
sağlığında çıkaramadığı kitabını arkadaşları Sümer Erek, Mehmet Taş ve Rıfat
Güler Londra merkezli yayınevi Press Dionysus aracılığıyla geçtiğimiz günlerde
yayımladılar. Kitabın giriş yazısında Erek, Taş ve Güler şunları söylüyor: “Ölüm,
bir sanatçımızı, bir sanat düşünürümüzü ve özgürlük savaşçısı bir yoldaşımızı
aramızdan aldı gitti. Ölüme inat onu eserlerinde ve kavgamızda yaşatmaya devam
edeceğiz.”
Büyük boy ve ciltli
olarak yayımlanan kitapta Şenergüç’ün karakteristiğini yansıtan onlarca renkli
ve siyah-beyaz çiziminin yanı sıra yazarın; sanata, yaşama ve insanlığa ilişkin
aforizmaları da yer alıyor.
![]() |
| Orizonun Ötesi, "Kenar Notları" ya da bir "selfie" |
* Bu yazı ilk defa 4 Aralık 2023 tarihinde Olay gazetesinde yayınlanmıştır.
https://olaygazete.co.uk/kultur-sanat/ressam-metin-senerguc-eserleriyle-anilacak.html
İngiltere'de sıcaklıklar düşüyor, ancak sıcak hava mevsim normallerinin üzerinde devam edecek
No commentsİngiltere'nin bazı bölgelerinde iki haftadır etkisini sürdüren sıcak hava dalgası, son 30 yılın en uzun kurak dönemlerinden birine yol açtı.
Meteoroloji verilerine göre ülkenin orta kesimlerinde son 15 gündür ölçülebilir yağış kaydedilmedi. Bu, Haziran 1996'dan bu yana görülen en uzun yağışsız dönem olarak kayıtlara geçti.
Herefordshire'daki Ross-on-Wye kasabasında sıcaklık, 14 gün üst üste sıcak hava dalgası eşiği olan 27 derecenin üzerinde ölçüldü. Ülke genelinde ise en yüksek sıcaklığın 13 gün boyunca 30 derecenin üzerine çıkması bekleniyor. Böylece İngiltere, 2006'dan bu yana en uzun 30 derece üzeri sıcaklık dönemlerinden birini yaşıyor. Ancak 1976'da kırılan 16 günlük rekorun bu yıl aşılması beklenmiyor.
Meteoroloji uzmanları, sıcak hava dalgasının uzun sürmesini iki temel nedene bağlıyor. Bunlardan ilki iklim değişikliği. Birleşik Krallık'ta ortalama sıcaklıklar 1961-1990 dönemine kıyasla 1,33 derece arttı. En sıcak günlerdeki artış ise daha belirgin. Met Office verilerine göre Büyük Londra'da en yüksek sıcaklıklar yaklaşık 4,5 derece yükseldi.
Diğer etken ise haftalardır etkisini sürdüren yüksek basınç sistemi. Jet akımının İngiltere'nin kuzeyine çekilmesiyle oluşan bu sistem, güneyden gelen sıcak havayı ülke üzerinde tutuyor. Meteorologların "ısı kubbesi" olarak adlandırdığı bu hava düzeninde alçalan hava sıkışarak daha da ısınıyor, bulut oluşumu azalıyor ve güneş ışınları zemini daha fazla ısıtıyor.
2026 yılı, İngiltere açısından şimdiden dikkat çekici bir yıl oldu. Mayıs ve haziran aylarında aylık sıcaklık rekorları kırılırken, ülke bu yıl üçüncü sıcak hava dalgasını yaşıyor. Şimdiye kadar altı gün boyunca sıcaklıklar 35 derecenin üzerine çıktı. Ayrıca ilk kez mayıs, haziran ve temmuz aylarının üçünde de 35 derece eşiği aşıldı.
Met Office, İngiltere'de sıcak hava dalgalarının artık daha sık, daha uzun süreli ve daha şiddetli yaşandığını söylüyor. Kurumun son iklim değerlendirmesine göre özellikle Büyük Londra'da 30 derecenin üzerindeki gün sayısı son yıllarda dört katına çıktı. Sıcak hava dalgalarının artık yalnızca yaz aylarında değil, sonbahar döneminde de görülmeye başlaması, değişen iklim koşullarının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Önümüzdeki günlerde aşırı sıcakların etkisinin azalması bekleniyor. Ancak sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde ya da normallere yakın seyretmeye devam edeceği tahmin ediliyor.
18-26 Temmuz arasında İngiltere ve Galler'in büyük bölümünde sıcak ve kurak hava etkisini sürdürecek. Bazı bölgelerde sıcaklıkların 25 ila 28 dereceye ulaşması beklenirken, İskoçya ve Kuzey İrlanda'da daha serin bir hava görülecek. Hafta sonu kuzey kesimlerde yer yer hafif yağmur beklenirken, ülkenin büyük bölümünde hava güneşli ve kuru olacak.
Temmuz ayının sonu ile ağustos ayının başında Atlantik üzerinden gelecek alçak basınç sistemlerinin özellikle İskoçya'da yağış getirmesi bekleniyor. İngiltere'nin güneyinde ise yağış ihtimalinin daha düşük olacağı ve sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde kalmayı sürdüreceği öngörülüyor.
Uzun vadeli tahminler, ağustos ortasına doğru yüksek basınç sisteminin yeniden güçlenebileceğine ve ülkenin büyük bölümünde sıcak ve daha istikrarlı hava koşullarının geri dönebileceğine işaret ediyor. Meteoroloji uzmanları ise uzun vadeli tahminlerin belirsizlik içerdiğini, ancak bu yazın İngiltere'de son yılların en sıcak ve en kurak yazlarından biri olmaya aday olduğunu belirtiyor.
Kaynak: BBC
İngiltere'nin en çok satan romanlarında dikkat çeken ortak nokta: İlk 10 kitabın 9'unda öldürülen bir kadın var
No commentsThe Guardian'ın, Sunday Times'ın çok satanlar listesini temel alarak yayımladığı analiz, İngiltere'de en çok okunan romanlar arasında dikkat çekici bir ortak temayı ortaya koydu. Güncel listede yer alan ilk 10 romanın dokuzu, öldürülen bir kadını hikâyenin merkezine yerleştiriyor.
Polisiye, psikolojik gerilim ve tarihî kurgu gibi farklı türlerden oluşan listeye bakıldığında, olay örgüsünün çoğunlukla bir kadın cinayeti etrafında şekillendiği görülüyor. Kimi romanlarda cinayet hikâyenin başlangıç noktası olurken, kimilerinde ise tüm anlatının ilerleyişini belirleyen temel unsur olarak öne çıkıyor.
Bu tablo, kadın cinayetlerinin kurgu edebiyatta neden bu kadar yaygın biçimde kullanıldığına ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı. Bir görüşe göre bu tür hikâyeler, okurların şiddet, korku ve adalet arayışını güvenli bir kurgu dünyasında deneyimlemesine olanak tanıyor. Buna karşılık eleştirmenler ise kadın karakterlerin sürekli mağdur ya da kurban olarak temsil edilmesinin, edebiyatta tekrarlanan sorunlu bir anlatı kalıbı yarattığını savunuyor.
Okur ilgisi ise şimdilik bu tartışmalardan etkilenmiş görünmüyor. Sunday Times'ın güncel çok satanlar listesi, kadın cinayetini merkezine alan romanların hâlâ İngiltere'nin en çok tercih edilen kurgu eserleri arasında yer aldığını gösteriyor.
Kaynak: The Guardian
















