Bu yazıda, yaklaşık altı yıldır, Yüksek Hızlı Treni (YHT) haftada üç - dört defa kullanan biri olarak İzmit – İstanbul hattına ilişkin gözlemlerimi paylaşacağım. Bu altı yıl zarfında sistemi oturtma adına hiçbir ilerleme kaydedilmeyen İzmit – İstanbul hattında yaşanan trajikomik uygulamalara yer vereceğim.
Hadi o zaman İzmit
– İstanbul hattında artık olağan hale gelen çağdışı, absürt uygulamaları
sırasıyla anlatalım.
Öncelikle
TCDD’nin online bilet alınan web sitesinin kullanıcı dostu olmadığını
söyleyerek söze başlayalım. Sistemin aşinası olmayan birisi için TCDD web
sayfasından bilet satın almak oldukça zahmetli bir iş.
Sorun bilet
almakla da çözülmüyor. Normal bir demiryolu sisteminde trene nasıl binersiniz?
İlgili platforma gelir, aldığınız biletin barkodunu okutur, turnikeden geçer,
koltuğunuza oturursunuz.
Peki, TCDD’de
bu iş nasıl oluyor? Treninizin kalkmasına dakikalar kala güvenlik kapısından
geçerek upuzun bir kuyrukta sıraya girip dört kişinin manuel bir şekilde
biletlerinizi kontrol etmesini bekliyorsunuz. Yaşlı, engelli veya yabancı
yolcular için elbette kolaylaştırıcı bir memurun olması gerekir ama diğer yolcular
dakikalarca bu eziyeti neden çekiyor? Neden çok basit bir turnike sistemi yıllardır
kurulamıyor?
Bir başka husus
da bekleme salonlarındaki ekranların garabeti. İzmit istasyonunun bekleme
salonunda 6-7 tane ekran var. Bunlardan biri bildiğiniz dev ekran. Ancak
ekranların hiçbiri yolculara bilgi sunmak için kullanılmıyor.
"BİLGİLENEMEME
EKRANI"
Normal bir
demiryolu sisteminde bu bilgi ekranları ne işe yarar? Birkaç dakika önce
hareket etmiş ve bir saat içinde hareket edecek trenlerin bilgisi
yer alır bu ekranlarda. Yolcu da ona göre rötar var mı, tren zamanında kalkacak
mı, hangi platformdan kalkacak, bunu öğrenir.
Peki, TCDD’de
bu iş nasıl oluyor? Ekranların birinde tüm TCDD tren seferleri sırasıyla
dönüyor. Örneğin siz 18.22 treniyle İstanbul’a gideceksiniz, bekleyin ki o trenle
ilgili bilgi gelsin… Sabah altıdan itibaren tüm seferleri takip etmek
zorundasınız. Yahu, 18’de bekleme salonunda oturan yolcuyu ne ilgilendirir sabah
06.25 treni? Yakın zamandaki tren seferlerini oraya koymak çok mu zor? Diğer
ekranlarda gösterilen yan yana dizilmiş takım elbiselilerin kurdele kesme
merasimlerini ve güdük propaganda görüntülerini hiç saymıyorum.
GECİKME
ZATEN VAR, ANONSA NE HACET
Normal bir
demiryolu sisteminde tren gecikirse ne yapılır? Genelde çok fazla gecikme olmaz
ama ola ki olursa yolculara bu konuda açıklayıcı bir anons yapılır.
Peki, TCDD’de
bu iş nasıl oluyor? İstanbul’dan hareket eden trenler genellikle zamanında
hareket ediyor, ama İzmit’ten İstanbul’a giden hiçbir tren zamanında gelmez. On ya da yirmi dakika trenine göre muhakkak gecikme olur. Bu konuyla ilgili bir
anons duyamazsınız. Ancak gecikme bir saati bulursa, anons yapılır.
Bazı anonslardaki
Türkçe katliamına değinmeden de geçemeyeceğim. Örneğin, bu anonslardan biri şöyle: “Eskişehir yönüne gidecek olan yolcularımızın bilet kontrol noktalarından geçerek ikinci perona geçmeleri önemli rica olunur.” Geçerek, geçmek!
SİGARA İÇENLERE
ÖNCELİK
Normalde platformlarda
sigara içilmesi yasak. Bunu görevliler de dahil umursayan kimseyi bugüne kadar görmedim. Sigara içilmez, levhaları olsa da bunu dikkate alan yok.
Normal bir
demiryolu sisteminde tren gelince yolcular nasıl biner? Önce inecekler iner,
ardından da binecekler biner.
Peki, TCDD’de
bu iş nasıl oluyor? Önce büyük bir aceleyle o bir dakika içinde sigarasından
beş altı fırt almak için aceleyle trenden inenleri beklemek zorundasınız. İllâ önce onlar inecek ve yüzünüze içtikleri sigaranın dumanını üfleyecekler. Ardından inecekler inecek sonra da sigara bulutu içinde siz trene bineceksiniz.
TRENİN
İÇİNDE: YANLIŞ ANONSLAR SİLSİLESİ
Trene
bindiğinizde; “değerli hanımefendiler, beyefendiler ve kıymetli çocuklar Söğütlüçeşme
seferini yapacak yüksek hızlı trene hoş geldiniz. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir
Yolları Taşımacılık Anonim Şirketi’ni tercih ettiğiniz için teşekkür eder, iyi
yolculuklar dileriz” anonsu karşılıyor sizi. Ardından bu anonsun İngilizcesini kibar
bir kadının sesinden dinliyorsunuz. Ancak bu anonsları örneğin Pendik, Bostancı
istasyonlarında da tekrar tekrar dinlemeye devam ediyorsunuz. Oysa bu
istasyonlardan trene binen kimse yok. Birisi bilet almak istese de sistem izin
vermez. Peki, hiç yolcu binmiyorsa biz bu anonsları iki farklı dilde dinlemeye
neden devam ediyoruz? Birisi de yıllardır çıkıp sormuyor mu? “Yahu, burada
binen yolcu yok, biz bu anonsları niye sürekli yapıyoruz!” diye.
Üstelik bu
anons tren Bostancı’dan Söğütlüçeşme’ye doğru hareket ettiğinde yapıldığında
acemi yolcuların çoğu ayağa kalkarak trenin istasyona varmak üzere olduğunu
sanıyor ve on dakika boyunca ayakta yolculuk yapmak zorunda kalıyor.
Bu ses
kirliliğinin yanı sıra ışık kirliliğinden de söz etmek gerekir. Örneğin 6.30
treniyle İzmit’e yolculuk yapacaksınız. Ne beklersiniz? Trenin biraz daha loş
olmasını değil mi? Hayır, inadına tüm beyaz florasan ışıkları gözünüze gözünüze
geliyor. Çok mu zor bu saatlerde vagonların bazı ışıklarını kapalı tutmak?
SİNYAL
KONTROLÜ NEDENİYLE DURULMUŞTUR!
Baştan söyleyeyim;
İzmit – İstanbul arasında yolculuk yapanlar için “Yüksek Hızlı Tren” diye bir
şey söz konusu değil… Hızlı dememiş, hızını alamamışlar “yüksek hızlı” demişler, ancak bu tren İzmit – İstanbul arasını saatte yaklaşık 65 km hızla gidiyor ve 1
saat 24 dakika bu yolculuğu gerçekleştiriyor. İzmit’ten İstanbul’a gidecekseniz
gecikmelerle bu yolculuk 2 saati buluyor.
Rayların henüz
yenilenmediğinden olsa gerek özellikle Pendik’ten sonra tren en az iki defa birkaç
dakikalığına duruyor. Bazen bu durmalar daha uzun da sürebiliyor. O sırada şu
anonsu duyuyorsunuz: “sin-yal kontrolü nedeniyle durulmuştur.” Anlıyorsunuz ki
tren karşıdan gelen treni bekleyecek. O gelene kadar da hareket etmeyecek.
Nihayet İstanbul’a
geldiğinizde ise Söğütlüçeşme istasyonunda trenle platform arasında yükseklik
farkı olduğu için ellerinde çelik levhalar taşıyan görevlileri bekliyorsunuz.
Kapı açılır açılmaz onlar koşturup bu çelik levhaları yerleştiriyorlar ve
trenden ancak öyle iniyorsunuz.
Özetle, TCDD, çok basit düzenlemelerle giderilebilecek sorunları bile yıllardır çözemeyen, çağın gerisinde kalmış, köhneleşmiş bir kurumsal zihniyetin sembolü gibi duruyor.
***
AKP DÖNEMİ ZARARI 84 MİLYAR TL
Bütün bunlar ilk bakışta küçük aksaklıklar gibi görünebilir. Ancak mesele yalnızca kötü anonslar ya da çalışmayan ekranlar değil. Mustafa Bildircin’in Birgün’de çıkan yazısına göre; AKP döneminde Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın yalnızca raylardan değil, kurumsal akıldan da çıktığı görülüyor. Habere göre, 2002’den bu yana “serbestleşme” ve özelleştirme politikalarıyla parçalanan kurum, liyakat yerine siyasi kadrolaşmanın merkezi haline getirildi. 2013’te çıkarılan yasa sonrası TCDD ikiye bölünürken, yıllardır kamu hizmeti veren yapı şirket mantığıyla yönetilmeye başlandı. Raylı taşımacılıkta fiilen tekel konumunda olmasına rağmen kurumun zararının her yıl katlanarak artması, kötü yönetimin en görünür sonucu olarak öne çıkıyor.
Haberde paylaşılan mali tablolar, kurumun nasıl bir kara deliğe dönüştüğünü de gözler önüne seriyor. TCDD’nin 2022’de 6,3 milyar TL olan zararı, 2023’te 11,4 milyar TL’ye, 2024 sonunda ise yaklaşık 36,5 milyar TL’ye yükseldi. Böylece kurumun AKP iktidarı boyunca biriktirdiği toplam zarar 84 milyar TL’yi, yani yaklaşık 11,2 milyar doları buldu. Bir zamanlar “demir ağlarla örülen” ülkenin demiryolları, bugün kamu kaynaklarını tüketen ve sürekli zarar eden bir yönetim krizinin simgesine dönüşmüş durumda.
FACİALAR GÖZ GÖRE GELDİ
AKP döneminde demiryolları ayrıca iki büyük tren faciasıyla hatırlanıyor. 2004’teki Pamukova Tren Kazası, Türkiye’de demiryolu tarihine yalnızca bir “kaza” olarak değil, siyasetin mühendisliğin önüne geçirilmesinin ağır sonucu olarak geçti. “Hızlandırılmış tren” adı verilen proje, uzmanların ve meslek odalarının tüm uyarılarına rağmen, yüz yılı aşkın süredir kullanılan eski hatlar üzerinde adeta siyasi bir vitrin projesi gibi devreye sokuldu. Altyapı yenilenmeden hız artırıldı; raylar, traversler ve sinyalizasyon yüksek hıza uygun hale getirilmeden trenlere “hadi bakalım, biraz hızlı gidin” denildi. Sonuçta 37 kişi yaşamını yitirdi, onlarca insan yaralandı.
Aradan yıllar geçti ama zihniyet değişmedi. 2018’deki Çorlu Tren Faciası da benzer bir ihmal zincirinin sonucu olarak yaşandı. Kapıkule-Halkalı seferini yapan trenin raylarının altındaki menfezin çökmesi sonucu beş vagon devrildi; 25 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Uzmanlar, bölgede yeterli jeoteknik incelemelerin yapılmadığını ve altyapının gerekli şekilde denetlenmediğini söyledi. Yani rayların altındaki toprağın bile “idare eder” mantığıyla bırakıldığı bir sistemde, trenin raydan çıkması aslında kimseyi şaşırtmamalıydı. Demiryolu gibi milimetrik hesaplarla yürüyen bir alanda bakım, denetim ve mühendislik yerine kadercilik tercih edilince, ortaya “ulaşım politikası” değil, düzenli aralıklarla tekrarlanan facialar çıktı.
***
İzmit – İstanbul hattında yaşanan bitmeyen gecikmeler, anlamsız anonslar, çalışmayan sistemler ve “sinyal kontrolü nedeniyle durulmuştur” cümlesi insana artık yalnızca kötü organize edilmiş bir yolculuğu değil, yıllardır ihmal edilen bir kurumun hikâyesini hatırlatıyor. Çünkü demiryollarında mühendislik, planlama ve liyakat geri çekildiğinde ortaya bazen yalnızca eziyet değil, Pamukova ve Çorlu’da olduğu gibi telafisi olmayan facialar çıkıyor.

















