latest
haber

KÜLTÜR-SANAT

VIDEO

video

VELESPIT HİKAYELERİ

velespit hikâyeleri

GÖÇMENLERİN GÜNDEMİ

YEREL HABERLER

LONDRA GÜNLÜKLERİ

Yönetmen Gülseren Daş ile “Kızkardeşliğin türküsü: Rengin” belgeseli üzerine konuştuk

No comments

Gülseren Daş’ın hazırladığı “Kızkardeşliğin türküsü: Rengin” adını taşıyan belgesel, Londra’da Rengin Kadın Korosu çatısı altında müziğin ortak dilinde buluşan kadınların umut ve direniş dolu yolculuğunu anlatıyor.  Yönetmen Gülseren Daş’la Rengin Kadın Korosu belgeseli hakkında konuştuk.  

 




Sizi tanıyabilir miyiz?

Sanırım hayattaki zor şeylerden biri kendimizden bahsetmek. Kısaca anlatayım, Elbistan’da doğdum, On beş yaşımda lise eğitimi için ailemle Mersin’e taşındık, sonrasında da Ankara İletişim Fakültesi’nde lisans eğitimimi tamamladım. 

Türkiye’de başta Gündem gazetesi olmak üzere çeşitli gazete, televizyon ve dergilerde haber müdürlüğü, dış haberler editörlüğü, editörlük ve fotoğrafçılık yaptım. 2009 yılında evlenerek yerleştiğim Londra’da belgesel fotoğrafçılığı alanında yüksek lisansımı yaptım. Bütün çocuklar gibi kendileri de çok tatlı olan Welat, Heja ve Eyşan’ın annesiyim. 2020 yılında kurulduğundan bu yana da Rengin Kadın Korosu’nun bir üyesiyim. 

Kızkardeşliğin Türküsü; Rengin, belgeselinizde kadınların koroya katılma hikâyelerine yer verdiniz, siz de koronun bir üyesisiniz ve bir dönem yürütmesinde sorumluluk aldınız, bu kez siz bize Rengin’e katılma hikâyenizi aktarır mısınız?

Pandemi nedeniyle global bir hapis dönemi geçirdiğimiz 2019-20 yıllarında annem Elif Daş, pankreas kanseri ile mücadele ediyordu. Hem Elbistan’da yaşadığı için hem de pandemi yasakları nedeniyle çok az yanında bulunabildim. Vefatı, karantinanın kısa süreliğine kaldırıldığı 2020 Temmuz ayına denk geldi ve kendisi ile vedalaşma imkânı buldum. Her ölüm insanı etkiler, anneminki de ailemizi derinden sarstı. Ben de herkes gibi bir hayat muhasebesi yaptım kendi içimde, hiçbir şeyi ertelememeye karar verdim.

 Annem bağlama çalmamı çok isterdi, yıllarca ertelemiştim, ancak onun anısına öğrenmeye karar verdim. Rengin ile de yolum bağlama aracılığıyla kesişti. Göçmen İşçiler Derneği’nin (GİKDER) Facebook’ta yayınladığı bağlama atölyesi ilanına başvurdum. Derslere başlayınca aynı dernek bünyesinde Rengin Kadın Korosu’nun da bulunduğunu öğrendim ve gerçekten kötü olduğunu düşündüğüm sesime rağmen koroya katıldım. 

Filmin ortaya çıkış sürecinden bahsedelim biraz…

Sanırım basından geldiğim ve fotoğrafa merakım olduğu için biraz mesleki bir deformasyon denebilir, kayıt altına alma alışkanlığım var. Ben de hayatı mercekten bakarak anlamlandıran insanlardanım. Koroya başladıktan kısa bir süre sonra kameramı da çalışmalara getirir oldum. Belgesel fikri ise zamanla oluştu. Benim merakımın dışında aslında belgesel biraz da kendini dayattı diyebilirim. 

Pandemi gibi bir süreç, hepimizin ayarları ile az buçuk oynanmış ve Londra’nın kuzeyinde gettolaşma dediğimiz şeyin dibine kadar yaşandığı bir bölgede kadın türküleri yükseliyor… Siz isteseniz de istemeseniz de belgesel ‘ben buradayım’ diyor. Pandemi sonrasında da İran’daki Mahsa Amini eylemleri, genel olarak mülteci sorunu vs. derken Rengin Kadın Korosu sanırım, bünyesindeki kadınlar için bir dış dünyaya bağlanma köprüsü oldu. Kadınların evden çıkması, özgüvenlerinin gelişmesi, sahnede türkü söylemeleri ve dünyada olup bitenle ilgili bir sözlerinin olması inanılmazdı. Belgesel doğallığında yapılacaktı…

Koronuzda seksenin üzerinde kadın var, tabii herkes ile görüşme yapma ve belgeselde yer erme imkânınız teknik olarak yok, peki belgeselde izlediğimiz kadınları neye göre belirlediniz, bunlarla görüşmeliyim dedirten ne oldu?

Aslında bütün kadınların anlatacakları ve göstermeye değer birer hikâyesi var. Tabii dediğiniz gibi teknik nedenlerle hepsine yer vermek imkânsız. Ama belgeseli kurgularken genel hissiyatı vermeyi ve belli bir temsiliyet oluşturmayı hedefledim. 

Korodaki ve ayrıca İngiltere’de göçmen olarak yaşayan diğer Türkiye kökenli kadınların hem kadın hem anne hem de göçmen olarak ortak bir paydada buluşabileceği hikâyeler olmasına özen gösterdim. Örneğin, neden Londra’ya geldik sorusunu sorarken; Türkiye’deki siyasi atmosferin etkisiyle bavulunu sırtlayan kadınları da, evlenerek aşk uğruna yola düşenleri de ekonomik kaygılarla kendini burada bulanları da temsil etmek istedim. Ya da annelik üzerine düşünürken, koromuzda bile azımsanmayacak sayıda özel ihtiyaçlı çocuk ebeveyni olan kadın varken, ki biri de benim, onların/bizim bu deneyimini de es geçemeyeceğime karar verdim. Koromuzda son dönemde birçok kadın arkadaşımız göğüs kanseri teşhisi ile tedavi görmeye başladı, kadınlık üzerine konuşurken bunu da görmezden gelemezdim. Sonuç itibariyle bütün bu göçmenlik, annelik ve kadınlık hikâyelerimiz Rengin Kadın Korosu’nun mayasını oluşturdu. Ve doğal olarak da belgeselde yer verdim.

Belgeselin aynı zamanda kurgusunu, çekimlerinin büyük bölümünü yaptınız. Rengin Kadın Korosu ile birlikte yapımcılığını da üstlendiniz. Bu deneyimlere bakışınız ne, sizi nasıl etkilediler?

Londra’ya 2009 yılında evlenerek yerleştim ve kısa aralıklarla üç çocuğum doğdu. En büyük çocuğum Welat’ın sağlık sorunları nedeniyle mesleğimi uzun bir süre yapamadım, son birkaç senedir oğlumun da büyümesi ile birlikte, küçük adımlarla korka korka bir şeyler üretmeye başladım. Bu belgesel de sanırım biraz benim mesleğe dönüş, yeniden üretme çabamın bir ürünü. 

Uzun zaman sevdiği şeyleri yapamayınca insan biraz maymun iştahlı oluyor. Onu da yapayım, bunu da yapayım gibi. Ben de hem bu mesleğe dönüş heyecanına kapıldığım için hem de çocuklardan arta kalan zamanlarda üretmek zorunda olduğumdan sanırım tek başına çalışmayı ve birden fazla işi üstlenmeyi alışkanlık edindim. 

Çalışmaların birçoğuna zaten kameram ile gidiyordum, konserde sahnede olduğum zamanlar hariç, büyük bir bölümünü kendim çektim. Amatör bir kamera kullanımına yer yer rastlayacaktır seyirciler, bunun bir sebebi tanıklık etmek, estetik kaygılar duymadan hikâyeyi anlatmak ise diğer bir sebebi de çekerken öğrenmemdir. 

Bir kurgucuyla çalışmak yerine YouTube videolarından kurgu öğrenerek, uygun olduğum zamanlarda kurguyu yaptım. Yapımcılık için Rengin’den destek alarak çalıştım. Bütün bu deneyimler benim için çok öğretici oldu. Özellikle kurgu beni gerçekten zorladı diyebilirim. İki yüz saati aşkın bir görüntüyü elemek ve onu bir hikâyeye oturtmak hele de minimum teknik bilgi ve YouTube videosu ile kurgu yapmak deli işi. Bir sonraki projemde bir ekip ile işleri bölüşerek yapmak sanırım daha zahmetsiz ve aynı zamanda daha sağlıklı olacaktır. Dışardan bakan bir göz, sizin kıyamadığınız görüntülere çok rahat kıyabilir ve daha zahmetsiz bir kurguya ulaşır diye düşünüyorum. 

Yaşadığınız zorluklar oldu mu?

Yukarıda bahsettiğim teknik zorlukların dışında yine altını çizmek isterim; anne olmak ve bütün üretim sürecinizi çocuklardan arta kalan zaman üzerinden planlamak inanılmaz yorucu. Eğer çocuk bakımı konusunda destek alırlarsa kadınların üretim süreçlerine katılımlarının artacağını tekrar tekrar anlamış oldum. 

Diğer bir zorluk da yıllar boyunca yapılan çekimleri elemek oldu. Saatler süren görüntüleri kullanmak tabii ki mümkün değil ama ayrıca seçim yapmak çok sancılı bir süreç. Bu konuda baita koro şefimiz Zuhal Yıldırım olmak üzere Rengin Kadın Korosu’nun yürütmesinde yer alan Bedriye Avcıl, Şirin Akgül, Funda Akça, Hatice Dağdelen, Nukhet Esetekin, Melda Bulat ve Suna Boyraz’ın hakkını teslim etmem gerek. Tıkandığım yerlerde bana yol gösterdiler, hatta elediğim bazı görüntülere yer vermem konusunda beni yönlendirdiler. İyi ki de öyle yapmışlar, sonuçta Rengin’de kollektif üretim esas alınıyor ve belgesel bir istisna olamazdı.

Bu arada eklemek isterim çeviri süreci de uzun sürdü belgeselin. Benim açımdan bir dile hakim olamamak da büyük bir zorluktu. Neyseki Gik-Der bünyesinde oluşturulan bir çeviri grubu bu sorunu çözdü. Başta İbrahim Avcıl olmak üzere çeviri ekibine de tekrar teşekkür etmek isterim.

Şunu da yapsaydım dediğiniz ve belki bir sonraki çalışmanızda size ışık tutacak şeyler oldu mu?

Bu proje biraz doğaçlama oldu, koşullardan dolayı. Belki tek tabanca yerine bir teknik ekip ile çalışmak, hikâyenin yolda oluşmasını beklemektense bir ön araştırma ve planlama yapmak yerinde olurdu… 

Bu aynı zamanda bir göç belgeseli, belki giderek hayatımızdan ve hafızalarımızdan silinmekte olan bir kültürü yaşatma ve aktarma çabası da… Türküler, gurbet ve göç aslında çok iç içe geçen kavramlar, buna bir de Londra’yı ekliyorsunuz…

İngiltere genelinde büyük bir Türkiyeli nüfusu var. Maraş katliamıyla Aleviler, 80 darbesiyle solcular, 90’lardaki katliamlarla Kürtler akın akın İngiltere’ye gelmiş. Buna 2000’li yıllarda ve sonrasında eklenen ekonomik göçü, Ankara Anlaşmalıları, Türkiye’deki rejimin baskısıyla gerçekleşen Gezi sonrası göçü de eklerseniz sayı azımsanmayacak rakamlara ve aynı zamanda binlerce hikâyeye ulaşır. 

Her göçmenin korkulu rüyası asimilasyon olduğundan, ilk etapta içe kapanma ve kültürünü koruma refleksi gösteriliyor. Ancak on yıllardır İngiltere’de yaşayan ve en az üç kuşaktır buralı olan bir topluluk için artık refleksten çıkıp bir entegrasyon sürecine girdiğini görürüz. Dolayısıyla Rengin’de de refleksten ziyade daha bilinçli bir oluşumla göçmen olmanın bilinci ile kültürünü yaşatma ve gelecek kuşağa aktarma amacı var. 

Yüzyıllar boyunca direnişin, sevincin, ölümün taşıyıcısı olan türküler Londra’da ise göç hikâyelerimizi sırtlandı. Biz de Rengin'de türküler aracılığıyla dostluklar kurup, günlük sıkıntılarımızdan sıyrılırken aynı zamanda hem tarihimize hem de birkaç nesil sonrasına köprüler atıyoruz. 

Seyirci bu belgeseli izledikten sonra salondan nasıl bir duygu ile ayrılsın istersiniz, özellikle kadın seyirci için direkt mesajınız veya satır aralarında vermek istediğiniz mesaj nedir?

Genel olarak seyircinin umutlu bir şekilde salondan ayrılmasını diliyorum. Uygun koşullar yaratıldığında kadınların üretmekte sınır tanımadığını fark etmelerini isterim. 

Kadın izleyici ise en yakınındaki kadına sarılsın ve dünyayı birlikte yaşanılabilir bir yer yapacaklarını bilsin.

Bundan sonraki projeleriniz neler?

Aslında temel projem tabii ki çocuklarımı yetiştirmek, ancak fotoğraf ve belgesel sinemanın da büyük bir yeri var hayatımda. Birkaç fotoğraf projem hali hazırda devam ediyor. Onları bitirmeyi ve uzun zamandır yapmak istediğim ama bir türlü imkân yaratamadığım, bir belgesel projesini hayata geçirmeyi umuyorum. Henüz emekleme aşamasında olduğu için şimdilik bahsetmeyeyim konusundan, ama umarım onun üzerine de bir gün söyleşi yapma fırsatımız olur. Röportaj için çok teşekkür ediyorum. 


 Yer: Londra Cemevi, Woodgreen

Tarih: 4 Temmuz, Cuma

Saat: 19:30


Anka Accountancy'dan Çiğdem Yenigün'le söyleşi: “Çoğu kişinin vize statüsü, muhasebe süreçlerinin doğru ilerlemesine bağlı"

No comments

Birleşik Krallık’ta iş kurmak, şirket yönetmek ya da freelancer olarak çalışmak isteyen pek çok kişi için muhasebe süreçleri çoğu zaman karmaşık ve yorucu olabiliyor. Özellikle göçmen girişimciler açısından bu süreç yalnızca finansal yükümlülüklerle sınırlı kalmıyor; vergi, şirket yapısı ve resmi bildirimlerde yapılacak hatalar, zaman zaman vize ve oturum süreçlerini de etkileyebiliyor.

 






Brighton merkezli Anka Accountancy, Birleşik Krallık genelinde sunduğu çok dilli, erişilebilir ve hızlı hizmet anlayışıyla, başta Türk girişimciler olmak üzere farklı topluluklardan işletme sahiplerine destek veriyor. Anka Accountancy’nin kurucusu Çiğdem Yenigün ile, şirketin sunduğu hizmetleri, göçmen girişimcilerin en sık karşılaştığı muhasebe sorunlarını ve doğru finansal danışmanlığın neden bu kadar önemli olduğunu konuştuk.

Çiğdem Yenigün


Anka Accountancy tam olarak ne yapıyor? Sizi farklı kılan ne?

Biz aslında müşterinin hayatını kolaylaştırıyoruz diyebiliriz. Çünkü Birleşik Krallık’ta muhasebe ve vergi süreçleri özellikle yeni başlayanlar için oldukça karmaşık olabiliyor.

Sunduğumuz hizmetler oldukça geniş:

  • Günlük muhasebe ve bookkeeping
  • Self Assessment dahil tüm vergi beyannameleri
  • Limited şirket kurulumu ve danışmanlık
  • VAT (KDV) kayıt ve beyan işlemleri
  • Payroll (bordro) süreçleri
  • Corporation tax ve kişisel vergi danışmanlığı
  • Rental income (kira geliri) beyanları
  • HMRC ile tüm yazışmalar ve temsil

Yani bir işletmenin ya da bireyin ihtiyaç duyabileceği tüm finansal süreçleri tek çatı altında topluyoruz.

Ama bizi asıl farklı kılan şey şu: mükelleflerimiz bize gerçekten ulaşabiliyor. Sorularına hızlı cevap alıyor, süreci anlayarak ilerliyor ve neyin neden yapıldığını net bir şekilde görebiliyor. Bizim için şeffaflık ve erişilebilirlik en önemli değerlerden biri.


Kimler sizinle çalışmalı? Özellikle kimlere hitap ediyorsunuz?

Birleşik Krallık genelinde farklı milletlerden oluşan geniş bir müşteri portföyüyle çalışıyoruz. Ancak özellikle Türkçe konuşan girişimcilerle güçlü bir bağımız var.

Özellikle Türkiye’den Birleşik Krallık’a gelen ve burada iş kurmak isteyen girişimcilere yoğun şekilde destek veriyoruz. Göçmen girişimcilerin karşılaştığı özel durumlar ve vize türlerindeki farklılıklar nedeniyle, standart bir muhasebe ofisinin çok sık karşılaşmadığı konular bizim günlük pratiğimizin bir parçası. Bu da bize önemli bir uzmanlık kazandırıyor.

Çünkü çoğu kişinin vize statüsü, muhasebe süreçlerinin doğru ilerlemesine bağlı. Biz de bu sürecin insanlar üzerinde nasıl bir stres yarattığını çok iyi biliyoruz. Bu yüzden sadece işlem yapan bir muhasebeci değil, süreci doğru yöneten bir çözüm ortağı olmaya odaklanıyoruz.

 

Bu bakımdan özellikle şu gruplar için oldukça faydalıyız:

  • Yeni iş kuranlar (start-up’lar)
  • Küçük işletme sahipleri
  • Freelancer’lar (yazılımcı, tasarımcı, danışman vb.)
  • Limited şirket sahipleri ve VAT’li şirketler
  • Influencer ve içerik üreticileri
  • Ek gelir elde edenler (side income)
  • Kira geliri olanlar
  • Self Assessment yapmak zorunda olan bireyler


Yeni bir iş kurmak isteyen biri size geldiğinde süreç nasıl ilerliyor?

En kritik noktalardan biri burası. Birçok kişi şirket kurarken yanlış bir yapı ile başlıyor ve bu da ileride ciddi maliyetlere ve sorunlara yol açabiliyor.

Biz sürece her zaman kişinin durumunu anlayarak başlıyoruz: Ne iş yapacak, gelir modeli ne, hedefi ne?

Sonrasında en doğru yapıyı belirliyoruz: sole trader mı olmalı, limited şirket mi kurmalı?

Ardından şirket kuruluşunu gerçekleştiriyor, HMRC kayıtlarını tamamlıyor ve süreci baştan sona yönetiyoruz. Ancak bizim yaklaşımımız burada bitmiyor. Biz kendimizi bir muhasebeciden çok çözüm ortağı olarak konumlandırıyoruz.

Şirket kurulduktan sonra da işletmenin türüne ve ihtiyaçlarına göre:

  • Payroll (bordro)
  • Pension (emeklilik) süreçleri
  • gibi konularda destek vermeye devam ediyoruz.

Ayrıca çözüm ortaklarımız aracılığıyla Immigration Advisor ve HR Solutions gibi alanlarda da destek sunarak, müşterilerimizin ihtiyaç duyabileceği tüm süreçlerde yanlarında oluyoruz. Yani sadece şirket kuran değil, işini sürdürülebilir şekilde büyüten bir yapı kurmalarını sağlıyoruz.

 

Vergi ve HMRC süreçleri birçok kişi için stresli. Bu konuda nasıl destek veriyorsunuz?

Evet, en çok stres yaratan konu bu diyebiliriz. Biz burada tamamen müşterinin yükünü alıyoruz:

  • Tüm beyanları zamanında ve eksiksiz hazırlıyoruz
  • HMRC ile tüm iletişimi biz yürütüyoruz
  • Gerekli durumlarda müşterilerimizi temsil ediyoruz

   

Mükellefin tek yapması gereken belgelerini bize iletmek.

Zaten aldığımız geri bildirimlerde en çok şu öne çıkıyor:
“Her zaman ulaşılabilirler, hızlılar, sürece hakimler ve çok net anlatıyorlar.”

Özellikle vize süreçleriyle bağlantılı durumlarda muhasebenin doğru ilerlemesinin ne kadar kritik olduğunu biliyoruz ve bu sorumlulukla hareket ediyoruz.


Peki neden Brighton? Bu lokasyonu seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Aslında iş yapış şekli artık tamamen değişti. Fiziksel konumdan çok erişilebilirlik ve esneklik ön planda.

Birleşik Krallık’ın her yerindeki müşterilere hizmet veriyoruz. Brighton bizim merkezimiz, ancak hizmet alanımız tüm ülkeyi kapsıyor. Hatta yalnızca Birleşik Krallık ile sınırlı kalmayıp, başta Türkiye olmak üzere Avrupa genelinde Birleşik Krallık’ta iş kurmak ve yerleşmek isteyen girişimcilere de destek veriyoruz.

Bir de işin kişisel tarafı var. Brighton gerçekten çok keyifli bir şehir. Ofisimizin denize yakın olması, zaman zaman iş görüşmelerini kısa bir yürüyüşle birleştirmeyi mümkün kılıyor. Bu da hem bizim hem de müşterilerimiz için daha keyifli ve motive edici bir deneyim sunuyor. Ayrıca Londra’ya yakınlığı sayesinde, şehirden uzaklaşmadan farklı bir atmosferde görüşme yapmak isteyenler için de ayrı bir avantaj sağlıyor.

 


Telefon (Mobil): +44 7486 511501
Telefon (Ofis): 020 3633 0723
E-posta: info@ankaaccountancy.uk

Web: https://ankaaccountancy.uk/

Adres: 34, Curtis House, Unit 9 Third Ave, Hove, Brighton, BN3 2PD

 

Alevilik ve Gelecek Etkinlikleri Londra’da Başlıyor

No comments

15-16-17 Mayıs tarihlerinde Londra’da düzenlenecek “Alevilik ve Gelecek” etkinlikleri kapsamında paneller, söyleşiler ve kültürel buluşmalar gerçekleştirilecek. Üç gün sürecek programın ikinci günü olan 16 Mayıs Cumartesi’nin etkinlik takvimi ise şöyle:




📅 16 Mayıs Cumartesi Programı

🕚 11:00 – 12:30

📍 Kütüphane

  • Türk Sinemasında Ötekiler Anlatılmayan Hikâyeler, Görünmeyen İnsanlar

    • Dr. İhsan Koloğlu


🕐 13:00 – 14:30

📍 Kütüphane

  • Dünyada Otoriterleşme, Türkiye ve AKP: Küresel Eğilimler, Devletin Dönüşümü ve Türkiye’de İktidarın Yeniden Biçimlenişi

    • Prof. Dr. Şebnem Oğuz

    • Dr. Arif Köse

  • Prof. Dr. Şebnem Oğuz


📍 Gençlik Odası

  • Artificial Intelligence and Technology: Technology, humanity, and the future

    • Chris Stephenson


🕒 15:00 – 16:30

📍 Kütüphane

  • Gurbeti Sıla Eylemek: Dünden Bugüne Alevi Kimliğine ve Öğretisine Etkisi

    • Besim Can Zırh

    • Besim  Can Zırh


📍 Gençlik Odası

  • Alevi Gençlik: Kimlik, İnanç, Gelecek

    • Rozbi Demir

    • Haşim Arslan

    • Dr. Ali Arslan

📍 Semah Odası

  • Kriz Döneminde Küresel Adalet: Savaş, Hukuk ve Eşitsizlik

    • Dr. Ayça Çubukçu

    • Dr Ayça Çubukçu


    • Dr. Zafer Yörük

    • Dr Zafer Yörük


📍 Cem Salonu

  • Yanlış İlişkilenen Düğme: Geçmişle Gelecek Arasında Cumhuriyet

    • Erdoğan Aydın

    • Prof. Dr. Bülent Bilmez


🕔 17:00 – 19:00

📍 Gençlik Odası

  • Felaketlere Rağmen Umut Etme Cesareti: Sanat ve Edebiyatla Mümkünsüzün İnşası

    • Hande Ortaç

📍 Cem Salonu

  • Alevi Geleneğinde Ocaklar (5–7 pm)

    • Yadigar Arslan Ana ve çeşitli ocak temsilcileri


🕖 19:00 – 21:00

📍 Etkinlik Salonu

  • Madımak Hafıza Merkezi


🕘 21:00 – 23:00

📍 Etkinlik Salonu

  • Açığa çıkmak mı saklanmak mı? Azınlık kimliğinin ikilemi

    • Garo Paylan ve konuşmacılar

  • Hay Way Zaman: Dersim’de Zaman, Yol ve Hafıza


Garo Paylan

📍 Mekân Bilgisi

  • IAKM & Cemevi
  • 19 Clarendon Road, Hornsey, London N8 0DD

Bir şehrin dönüşümü: Bisiklet, siyaset ve cesaret

No comments

Londra’da bu hafta yerel meclis üyeleri seçimleri var. Ülke gündemi ekonomi, savaş, dış politika, ırkçılığın artışı, ev krizi ve benzeri konularla epey yoğun olsa da bu seçim, yereldeki hizmetlere ulaşmamızda önemli rol oynayacak.




Özgür Korkmaz


Ağır siyasî konuların değerlendirilmesini abiler, ablalar yapa dursun; bizim duruşumuz amasız, fakatsız net: “Mutluluk iki bacak arasındadır” diyoruz… Evet, kastettiğimiz şeyi doğru anladınız; elbette bisikletten bahsediyoruz…

Bisiklet meselesi sadece ulaşım değil; aynı zamanda eşitlik, sağlık ve şehir vizyonu meselesidir. Örneğin Paris’te son 12 yılda, sosyalist Belediye Başkanı Anne Hidalgo öncülüğünde bisikletli ulaşım çok ileri bir noktaya taşındı. Paris, Avrupa’nın en iddialı kentsel dönüşümlerinden birine imza atarak otomobil merkezli şehir modelini geride bırakıp bisiklet ve yaya odaklı bir yaşama geçiş yaptı. “15 dakikalık şehir” konseptiyle bisiklet altyapısına ciddi yatırımlar yapıldı. Bu değişim Paris’in sokaklarını kökten şekillendirdi. Şehir yönetimi, yüzlerce kilometrelik yeni bisiklet yolu inşa ederken araç trafiğini önemli ölçüde azalttı. 2026’da göreve gelen Emmanuel Grégoire da zaferini bisikletle kutlayarak bu politikayı sürdürme kararlılığını gösterdi.

Londra’da ise bugün konuştuğumuz bisiklet altyapısının temelleri, 2000–2008 yılları arasında dönemin “Kızıl Ken” lakaplı yine sosyalist Belediye Başkanı Ken Livingstone tarafından atıldı. Livingstone:

* Bisikleti bir “alternatif” değil, ulaşımın ana bir parçası olarak gördü.

* Bisiklet kullanımını artırmayı hedefledi.

* Transport for London (TfL) üzerinden ilk büyük yatırımları başlattı.

En önemlisi de ilk adımı atarken politik risk aldı. Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu görüyoruz: Eğer o vizyon ve cesaret olmasaydı, Londra bisikletli ulaşım konusunda bugün bulunduğu noktanın çok daha gerisinde kalırdı.

Peki sorun ne?

Yedi yıldır Londra Bisiklet Kulübü’nün direktörlüğünü yapıyorum. On beş yıl boyunca Enfield bölgesinde sürüş eğitmenliği yaptım ve altı yıldır da London Cycling Campaign’in aktif bir üyesiyim. Bu konulara hem bisiklet hem de araba kullanan biri olarak iki perspektiften bakabiliyorum. Yüzlerce insanla yaptığım sohbetlere, gözlemlerime, okumalarıma ve tecrübelerime dayanarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Şehir merkezlerimizin bisiklet ve yaya kullanımına uygun şekilde yeniden tasarlanması gerekiyor. Okullarda, parklarda çocukların, ailelerin bisiklete ve bisiklet eğitimine ulaşabileceği fırsatlar artırılmalı.

Pandemi sonrası dünyanın birçok önemli şehrinde olumlu adımlar atıldı. Aslında insanların büyük bir çoğunluğu bisiklet sürmek istiyor ancak çoğu zaman önlerinde ciddi bariyerler var:

* Yetersiz ve bağlantısız bisiklet altyapısı,

* Trafikte araçların tehlikeli kullanımı,

* Güvenli bisiklet park alanı eksikliği,

* Hırsızlık riski,

* Trafik korkusu,

Tüm bunlar, insanların bisiklete başlamasının ya da devam etmesinin önündeki gerçek engelleri oluşturuyor. Bir diğer engel de bu yukarıdaki sorunları çözmek için gereken politik cesaret eksikliği.

Siyaset ve Cesaret

Tarih bize şunu gösteriyor: Doğru siyasi irade olduğunda şehirler gerçekten değişir. En yakın örneğimiz Paris, en iyi örneğimiz ise dünyanın bisiklet başkenti Amsterdam’dır. Amsterdam’ın dönüşümü, 1970’lerde trafikte artan çocuk ölümleri sonucu halkın araba egemenliğine başkaldırması ve hükümetin güvenli altyapıya yatırım yapmasıyla başladı. Sonuç alması uzun yıllar sürdü ama gelinen noktada tüm dünyanın örnek aldığı marka bir şehir hâline geldi.

Londra’da yaklaşan 7 Mayıs yerel seçimlerine ve adayların “aktif ulaşım” (bisiklet, yürüyüş, scooter) konusundaki vaatlerine bakıyorum:

Muhafazakâr Parti (Conservative Party): Enfield bölgesinde, Edmonton’dan başlayan Hertford Road bisiklet yolunu kaldırmayı, LTN’leri (Düşük Trafikli Mahalleler) iptal etmeyi ve 20 mph hız limitlerini yükseltmeyi vaat ediyorlar. Yani duruşları çok net; neredeyse “kahrolsun bisikletçiler” demedikleri kalıyor.

Bağımsız Adaylar: Your Party ile bağlantılı bazı bağımsız adaylar ise LTN konusunda daha temkinli ve siyasi risk almaktan kaçınan bir yaklaşım sergiliyorlar. “Yerel halkın görüşleri alınmadan uygulanan düzenlemelere karşıyız” diyerek daha dengeli bir pozisyon almaya çalışıyorlar. Özetle bu yaklaşım, Paris’teki sosyalist cesur belediyecilik anlayışıyla örtüşmemektedir. LTN karşıtlığı kısa vadede Türkiyeli toplum içinde oy getirebilir; ancak bu doğru bir yöntem değil. Nitekim bu görüşü savunan bazı adayların bağlı olduğu kurum yöneticileri, yakın zamanda Hackney ve Haringey’deki LTN karşıtı gösterilere aktif olarak katılmış; bunu kuruma ait sosyal medya platformlarında ve gazetelerinde paylaşmışlardır. 2022 yılında, LTN konularında toplumumuzun eksik bilgilendirildiğini dile getirip bizzat o dost kurumda bir panel organize edilmesini Londra Bisiklet Kulübü olarak önermiştik; ancak bu talebimiz kabul görmedi.

İşçi Partisi (Labour Party): 2010 yılından itibaren Enfield’ı yöneten İşçi Partisi, bisikletli ulaşım ve genel olarak aktif ulaşım konularında diğer partilere göre daha cesur adımlar attı. 2014 yılında TfL’in verdiği 30 milyon sterlinlik “Mini Holland” fonu ile yeni bisiklet yolları yapıldı. School Street uygulamaları, 20 mph hız limitleri ve bazı LTN’lerle olumlu bir ilerleme kaydedilse de Waltham Forest’taki dönüşümün biraz gerisinde kalındı. Belediyenin bisiklet bölümü olan “Journeys and Places” ile yedi yıldır iş birliği yapıyoruz. Bölge meclis üyeleri ile gerçekleştirdiğimiz toplantılarda, aktif ulaşımı destekleyici söylemlerin ötesinde somut adımlar atıldığını gözlemledik; elbette daha fazlası da yapılabilirdi. Enfield’ın geniş coğrafyası, A10 ve A406 North Circular gibi yoğun trafik akışı, M25 bağlantısı ve yüksek araç kullanımı gibi faktörler, daha radikal adımlar atılmasını zorlaştırdı.

Yeşiller Partisi (Green Party): Genel olarak aktif ulaşım ve özellikle LTN konularında tüm partiler içinde en pozitif ve cesur söylemlere sahipler. Ancak Enfield bölgesinde çok etkin ve görünür olmadıkları için iktidara geldiklerinde bu vaatlerin ne kadarını hayata geçirebilirler, kestirmek güç.

💬 Kendi Deneyimim

En başta ne demiştik: Bisiklet meselesi sadece ulaşım değil; eşitlik, sağlık ve şehir vizyonu meselesidir.

Bu konuları savunduğumuz için bir parçası olduğumuz Türkiyeli toplum içinde, özellikle işi dolayısıyla sürekli araç kullanmak zorunda kalan, ana yollarda trafikte vakit kaybeden, bisikletçilerden hoşlanmayan kesimlerden ciddi tepkiler aldık ve almaya devam ediyoruz. ULEZ’i (Düşük Emisyon Bölgesi) desteklediğimiz için en yakın çevremizden de eleştiriler geldi. Öyle ki mesela küçük kardeşim eski dizel karavanıyla Londra'ya her gelişinde günlük £12.50 ödüyor ve hep sizin yüzünüzden diyerek laf çakıyor… Aslında herkes bir nevi bu duruma kendi penceresinden bakıyor olsa da biz bisikletçiler haklıyız ve doğru bildiğimizi savunmaya devam edeceğiz. 

Son olarak siyasetin daha cesurca  yapılması ve kısa vadeli oy hesapları yerine, çocuklarımız için daha yaşanabilir, temiz ve sağlıklı bir şehir hayal etmeliyiz.

Daha az korku, daha çok cesaret.

Daha çok bisiklet, daha yaşanabilir şehirler. 


Mutluluk iki bacak arasındadır 🚲


7 Mayıs seçimleri yaklaşırken Enfield'ta Türkçe konuşan toplumdan rekor sayıda belediye meclis üyesi adayı yarışacak

No comments

Londra’da oransal olarak Türkçe konuşan toplumun en yoğun yaşadığı belediye olan  Enfield’ta 7 Mayıs 2026’da yapılacak yerel seçimler yaklaşırken 50’den fazla Türk / Kürt kökenli aday belediye meclis üyesi olmak için yarışacak. 




7 Mayıs yerel seçimlerine sayılı günler kala partiler arasındaki  yarışma da hız kazanıyor. Bu seçimde Türkçe konuşan toplum farklı partilerden 50'den fazla meclis üyesi adayı çıkardı. Bu geniş temsil, Enfield’ta Türk ve Kürt toplumunun yerel siyasette giderek daha görünür hale geldiğini gösteriyor.

2022’deki son seçimlerde İşçi Partisi 38 sandalye ile çoğunluğu korurken, Muhafazakârlar 25 sandalyeye yükselmişti. Ancak sonrasında yaşanan parti içi ayrılıklar nedeniyle mecliste üç bağımsız üye bulunuyor. Bu durum, Enfield’ı hâlâ iki büyük parti arasında gidip gelen “kritik” bir bölge haline getiriyor.

Siyasi analizler, 2026 seçimlerinde de benzer bir rekabetin yaşanacağını ve küçük oy kaymalarının bile sonuçları değiştirebileceğini ortaya koyuyor. Bu noktada Türkçe konuşan toplumun  seçmenlerin tercihleri çoğu  bölgede belirleyici olabilir.

Londra genelinde ise İşçi Partisi 32 belediyenin 21’ini yönetirken, Muhafazakârlar sadece 5 belediyede iktidarda. Ancak uzmanlara göre bu seçimler, başkentte siyasi dengelerin daha parçalı bir yapıya evrilmesine yol açabilir.

Londra’daki yerel seçimler 7 Mayıs 2026 Perşembe günü yapılacak. Altı milyondan fazla seçmen sandık başına gidecek ve tüm 32 Londra belediyesi için oy kullanılacak. Ayrıca Croydon, Hackney, Lewisham, Newham ve Tower Hamlets’te belediye başkanlığı seçimleri de gerçekleştirilecek.

Feryal Öney ve Rengin Kadın Korosu halkların kardeşliği için sahne aldı

No comments

Sosyalist Kadınlar Birliği tarafından Londra’da kurulan Rengin Kadın Korusu, müziğin güçlü seslerinden Feryal Öney ile sahne aldı. Büyük beğeni toplayan konser  Hackney Earth’de yüzlerce kişinin katılımı ile gerçekleşti.




2020 yılından bu yana Londra’da çalışmalarını yürüten Rengin Kadın Korosu, pazar akşamı müzikseverlere unutulmaz bir akşam yaşattı. Çağdaş halk müziğinin güçlü kadın seslerinden Feryal Öney ile sahne alan Rengin, hem kadın dayanışmasının güzel örneklerinden birini sergiledi hem de halkların kardeşliğine çağrı yapan türkülerle büyük beğeni topladı.

İki bölüm halinde gerçekleşen konserde sahneyi ilk olarak şef Zuhal Yıldırım Gök yönetiminde Rengin Kadın Korosu aldı. Koro, kadın cinayetlerine dikkati çekmek için salona aralarında Gülistan Doku’nun da bulunduğu kayıp ve cinayete kurban gitmiş kadınların fotoğraflarını taşıyarak girdi. Korist Handan Kırbıyık’ın okuduğu Kemal Özer’in ‘Madenciler’ şiiri eşliğinde Türkiye’de ve dünyada yaşanan işçi hakları ihlallerine vurgu yapıldı. Doruk maden işçileri ile dayanışmak için koro üyeleri tarafından açılan ‘Doruk Maden İşçileri Yalnız Değildir’ pankartı dinleyiciler tarafından alkış ve ‘Direnen işçiler Yalnız Değildir’ sloganı ile karşılandı.

‘Halkların Kardeşliği, Türkülerin Rengi’ temalı olarak gerçekleşen konserde Türk, Kürt, Zaza, Ermeni, Laz, Azeri, Yunan halk türküleri ile Aşık Sinem Bacı ve Afe Ana gibi kadın halk ozanlarının türkülerinin yer aldığı zengin bir repertuar dinleyici ile buluştu. Konserde bir konuşma yapan Rengin Kadın Korosu temsilcisi Bedriye Avcıl, dünyada süregiden savaşlara, kadın cinayetlerine ve işçi ihlallerine dikkat çekerek, 1 Mayıs’ta alanlarda buluşma çağrısı yaptı.  



Halk dansları büyüledi
Koro, Gikder (Göçmen İşçiler Kültür ve Dayanışma Derneği) bünyesinde Eray Logo eğitmenliğinde yürütülen halk oyunları çalışmalarından örnekler sundu. Ermeni, roman ve sirtaki ile dinleyicilere keyifli dakikalar yaşatan ekibe koro, türküleri ile eşlik etti. Halk oyunları çocuk ekibinin minik gösterisi de seyircilerden büyük alkış aldı. Konserin ilk bölümü Feryal Öney’in koroya eşlik ettiği iki eserle son buldu. Verilen aranın ardından gerçekleşen ikinci bölümde sahnede tek yer alan Öney dinleyicilerine müzik ziyafeti sundu. Feryal Öney’in koroyu tekrar sahneye çağırmasıyla coşkulu anlar yaşanan gecede seyircilerle beraber seslendirilen türkülerle konser son buldu.

İlham veren kadınlar bülteni
‘Halkların Kardeşliği, Türkülerin Rengi’ temalı olarak gerçekleşen konser için koro tarafından oluşturulan repertuar broşürü de ilgi topladı. Broşürde seslendirilen şarkıların kulaktan kulağa yayılan halk öykülerine ve eserlerin sahiplerine yer verildi.  

Rengin Kadın Korosu’nun bir gelenek haline getirdiği konser bülteni bu sene de okuyucu ile buluştu. Bülten her yıl bir tema etrafında hazırlanıyor ve koro üyeleri ile koro dostlarının kaleme aldığı yazılardan oluşuyor. Bu yıl ‘Halkların Kardeşliği, Kadınların Mücadelesi’ temasıyla yayınlanan bültende, mücadele eden ve kadınlara ilham olan birçok isme yer verildi. ‘Ben Hasan’ın annesidir, Hasan’ın katili arıyor’ feryadıyla hafızamıza kazınan Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, ‘Zulüm bizdense ben bizden değilim’ diyen Filistin’in kızı Rachel Corrie, Rojava Devrimi’nin gerillası Ivana Hoffmann’nın yanısıra Arundhati Roy, Leyla Qasim, Clara Zetkin, Wılma Rudolph, M.I.A, Artemisia Gentileschi ve Ang Swee Chai kadınların güçlü kalemiyle yeniden ses buldu.



Kurulduğundan bu yana büyük bir ilgi gören Rengin Kadın Korosu, günden güne büyüyerek kadınların özgürce kendilerini ifade ettikleri, sanat alanında yeteneklerini geliştirdikleri ve kadın dayanışmasını güçlendirdikleri bir platform olmaya devam ediyor. Covid-19 pandemisi nedeniyle yaşadığımız karantina döneminde, Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB)  öncülüğünde kurulan ve Göçmen İşçiler Kültür Derneği’nin (Gik-Der) ev sahipliği yaptığı koronun şefliğini, Türkiye`de de pek çok koro yöneten sanatçı Zuhal Yıldırım Gök yapıyor.

--
Instagram: @renginkadinkorosu
Facebook: @renginkadinkorosu
Youtube  : @renginkadinkorosu

Londra’da “Alevilik ve Gelecek” buluşması 15-17 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilecek

No comments

 LONDRADünyanın farklı ülkelerinden Alevi aydınlar, dedeler, akademisyenler, sanatçılar ve toplum temsilcileri, 15–17 Mayıs 2026 tarihlerinde Londra’da bir araya gelecek. İngiltere Alevi Kültür Merkezi & Cemevi’nin ev sahipliğinde düzenlenecek “Alevilik ve Gelecek” başlıklı etkinlikler, Alevi toplumunun meselelerini küresel gelişmelerle birlikte ele almayı hedefliyor.



Üç gün sürecek buluşmada, iklim krizi, yükselen otoriter milliyetçilik, göç, dijital dönüşüm ve savaş gibi başlıklar, Alevi düşüncesinin değerleriyle birlikte tartışılacak. Etkinlik, Alevi toplumunun sorunlarının dünya ölçeğindeki gelişmelerden bağımsız olmadığını vurgulayan bir perspektif sunuyor.

Akademik ve kültürel program bir arada

“Birlik, Yol ve Gelecek Toplantıları” kapsamında 4 panel ve 40 seminer düzenlenecek. Program yalnızca akademik tartışmalarla sınırlı kalmayacak; canlı müzik performansları, belgesel ve film gösterimleri ile uygulamalı workshoplar da etkinlik programında yer alacak.

Türkiye, Avrupa ve İngiltere’den çok sayıda akademisyen, kanaat önderi ve sanatçının katılacağı etkinlikte, Alevilik hem tarihsel hem de güncel boyutlarıyla ele alınacak.

Küresel meselelerle bağlantı kurulacak

Toplantılarda öne çıkacak başlıklar arasında inanç özgürlüğü, cemevlerinin tanınması, asimilasyon, kimlik ve hafıza gibi konuların yanı sıra; azınlık haklarının uluslararası hukuktaki yeri, Ortadoğu’daki çatışmaların diasporaya etkisi, iklim adaleti, dijital platformlarda nefret söylemi ve dezenformasyon, göç ve toplumsal cinsiyet eşitliği yer alıyor.

Geniş katılımcı listesi

Etkinliğe katılacak isimler arasında Prof. Dr. Alex Callinicos, Prof. Dr. Bedriye Poyraz, Prof. Dr. Şebnem Oğuz, Prof. Dr. Şükrü Aslan, Doç. Dr. Ali Arslan ve Doç. Dr. Ayça Çubukçu bulunuyor.

Bunun yanı sıra Ali Ekber Doğan Dede, Cafer Kaplan Dede ve Dertli Divani Dede gibi Alevi inanç önderleri ile Daryo Navarro, Garo Paylan, Lewis Nielsen, Doğuş Derya ve Bambos Charalambous gibi siyasetçiler de etkinlikte yer alacak.

Gazeteci ve yazarlar Orhan Gazi Ertekin ile Foti Benlisoy’un da katkı sunacağı toplantılara, Zack Polanski’nin de davetli olarak katılması bekleniyor.

Adres ve iletişim

Etkinlik, İngiltere Alevi Kültür Merkezi & Cemevi’nde (19 Clarendon Road, Hornsey, London N8 0DD) gerçekleştirilecek.



© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan