latest
haber

KÜLTÜR-SANAT

VIDEO

video

VELESPIT HİKAYELERİ

velespit hikâyeleri

GÖÇMENLERİN GÜNDEMİ

YEREL HABERLER

LONDRA GÜNLÜKLERİ

“Mutlu Çocuklar, Huzurlu Anneler & Babalar” Atölyesi 14 Nisan'da

No comments




Mavi Production’un organize ettiği “Mutlu Çocuklar, Huzurlu Anneler & Babalar” başlıklı atölye, 14 Mayıs’ta The Mirror Café’de katılımcılarla buluşacak. Eğitmen Özlem Akşit eşliğinde gerçekleşecek etkinlikte; alerjiler, sınav kaygısı ve doğal yöntemlerle destekleyici çözümler ele alınacak.

Hem çocuklara hem de ebeveynlere hitap eden atölye, katılımcılara günlük hayatta uygulanabilir pratik bilgiler sunmayı amaçlıyor. Sıcak ve samimi bir ortamda gerçekleşecek buluşma, ailelerin hem fiziksel hem de duygusal iyilik halini desteklemeye odaklanıyor.

Aynı içerikle iki farklı oturum halinde düzenlenecek etkinliğe katılım ücretsiz, ancak kontenjan sınırlı. Katılmak isteyenlerin önceden kayıt yaptırması gerekiyor.


📌 Etkinlik Bilgileri 

  • Etkinlik: Mutlu Çocuklar, Huzurlu Anneler & Babalar
  • Tarih: 14 Nisan
  • Saat: 10:00–11:30 / 12:30–14:00
  • Mekân: The Mirror Café
  • Katılım: Ücretsiz (kontenjan sınırlı)
  • Kayıt: https://linktr.ee/MaviProductionUK

Seks Quiz Gecesi Londra’da ikinci kez düzenleniyor

No comments

Seks Quiz Gecesi, Londra’da ikinci kez katılımcılarla buluşmaya hazırlanıyor. Somatik seks koçu Nergis Eroğlu’nun sunumuyla gerçekleşecek etkinlik, 18 Nisan Cumartesi akşamı Dalston'da bulunan DNA Café Bar’da düzenlenecek. Etkinlikte katılımcılar; anatomi, fanteziler ve cinsellikle ilgili doğru bilinen yanlışlar üzerine hazırlanan sorularla eğlenirken yeni bilgiler de edinecek.




İnteraktif formatta gerçekleşecek quiz gecesi, cinselliğin çoğu zaman konuşulmaktan kaçınılan bir konu olduğu gerçeğinden yola çıkarak, katılımcılara açık ve rahat bir paylaşım alanı sunmayı amaçlıyor. Bu eğlenceli ve öğretici gece, katılımcılara hem bilgi edinme hem de keyifli vakit geçirme imkânı sunuyor.

Somatik seks koçluğu nedir?

Somatik seks koçluğu, cinselliği yalnızca zihinsel değil, aynı zamanda bedensel bir deneyim olarak ele alan bütüncül bir yaklaşımdır. Bu yöntemde beden farkındalığı, nefes çalışmaları, hareket ve dokunuş gibi teknikler kullanılarak bireyin kendi bedeniyle daha güçlü bir bağ kurması hedeflenir. Amaç, kişinin cinselliği daha bilinçli, özgür ve tatmin edici bir şekilde deneyimleyebilmesidir.

Düşük libido, uyarılma sorunları, orgazm güçlüğü ya da cinsel ağrı gibi konuların yanı sıra, haz kapasitesini ve duygusal yakınlığı artırmaya da odaklanan somatik çalışmalar, bireylerin kendi sınırlarını tanımalarına ve ifade etmelerine yardımcı olurken, güvenli ve yargısız bir alan içinde cinsellik üzerine farkındalık geliştirmelerini sağlar.

 

📌 Etkinlik Bilgileri 

  • Etkinlik: Seks Quiz Gecesi
  • Tarih: 18 Nisan
  • Saat: 19:00
  • Mekan: DNA Café Bar (101 Kingsland High St, E8 2PB)
  • Bilet: £10 (1 içki dahil)

 

https://www.instagram.com/nergiseroglussc/

İngiltere’de ILR Başvurusu Bekleyen Göçmenlerden İmza Kampanyası: “Seyahat Özgürlüğümüz Engelleniyor”

No comments

Birleşik Krallık’ta süresiz oturum izni (Indefinite Leave to Remain – ILR) başvurusu yapan binlerce göçmen, başvuru süreçleri devam ederken ülke dışına çıkamama kuralı nedeniyle ciddi mağduriyet yaşadıklarını belirterek petition.parliament.uk üzerinden bir imza kampanyası başlattı. Kampanyada, mevcut uygulamanın hem insan haklarına aykırı olduğu hem de seyahat özgürlüğünü ihlal ettiği vurgulanıyor.




Mevcut düzenlemelere göre, ILR başvurusu sonuçlanmadan Birleşik Krallık ve Ortak Seyahat Alanı dışına çıkan kişilerin başvuruları otomatik olarak geri çekilmiş sayılıyor. Bu durum, başvuru sahiplerini aylarca ülke içinde kalmaya zorunlu kılıyor. Özellikle standart başvuru süreçlerinin altı aya kadar uzayabildiği ve bazı vize kategorilerinde hızlandırılmış hizmetlerin bulunmadığı düşünüldüğünde, kısıtlamanın etkisi daha da ağırlaşıyor.

Başvuru sahipleri, bu sürecin yalnızca bürokratik bir engel olmadığını, aynı zamanda hayatlarını doğrudan etkileyen ciddi sonuçlar doğurduğunu ifade ediyor. Sevdiklerinin hastalanması ya da hayatını kaybetmesi durumunda ülkelerine gidemeyen göçmenler, ailelerinden uzak kalmanın yarattığı psikolojik yükle karşı karşıya kalıyor. Bunun yanı sıra, yurt dışındaki acil iş görüşmelerine katılamamak veya profesyonel fırsatları değerlendirememek de ekonomik kayıplara yol açıyor.

Özellikle Ankara Anlaşması olarak bilinen düzenleme kapsamında “Turkish Business Person” vizesiyle Birleşik Krallık’a gelen binlerce Türkiye vatandaşı, uzun süredir oturum başvurularının sonucunu bekliyor. Bu grup, hem işlerini sürdürmeye çalışırken hem de seyahat edememenin yarattığı kısıtlamalarla mücadele ediyor.

İmza kampanyasında dile getirilen temel talep ise oldukça net: ILR başvurusu devam eden kişilerin, başvuruları geri çekilmiş sayılmadan uluslararası seyahat edebilmesine izin verilmesi. Kampanya metninde, dijital vize sistemleri (eVisa) sayesinde kişilerin göçmenlik statüsünün kolayca doğrulanabileceği ve bu nedenle mevcut yasağın gereksiz olduğu savunuluyor.

Göçmen hakları savunucuları, bu düzenlemenin güncellenmemesi halinde hem bireysel mağduriyetlerin artacağını hem de Birleşik Krallık’ın uluslararası insan hakları standartları açısından eleştirilere açık hale geleceğini belirtiyor.

Kampanyayı imzalamak için tıklayın!


Birleşik Krallık’taki dilekçe sistemi kapsamında, kampanya 10 bin imzaya ulaştığında hükümetin resmi yanıt vermesi gerekiyor. İmza sayısının 100 bine ulaşması halinde ise konu parlamentoda tartışmaya açılabiliyor. Bu nedenle kampanyayı başlatanlar, hem göçmen topluluklarını hem de kamuoyunu destek vermeye çağırıyor.

Göç kararı alırken en çok yapılan beş yanlış

No comments

Bu yazıda, göç kararının alınmasından göç edilene kadar geçen süreçte en çok yapılan beş yanlışa değineceğiz.



 Göç yazınında kimler göç eder? sorusuna verilen cevaplar muhteliftir. Bir kişinin göç etmesi için; beşeri (eğitim ve vasıf), finansal (para), sosyal (tanıdık, akraba vs) sermayelerden en az birine sahip olması beklenir. Bunun yanı sıra kişinin fiziksel engelinin olup olmadığı, yaşı, kişilik özellikleri, geçmiş göç deneyimleri gibi birçok faktör göç kararı almasında etkili olur.

Göç etmede cesaretlendirici rol oynayan bazı faktörler de vardır. Örneğin göç etmiş akrabaların veya tanıdıkların olması cesaretlendirici rol oynayabilir. “Onlar yaptıysa ben de yaparım”, “bir deneyeyim ne kaybederim ki” gibi ruh halleri göç kararını perçinleyebilir.

 Bu yazıda, göç kararının alınmasından göç edilene kadar geçen süreçte en çok yapılan yanlışlara değineceğiz.


 1) “KERVAN YOLDA DÜZÜLÜR, HELE BİR YOLA KOYULALIM, GERİSİNİ YOLDA HALLEDİRİZ”

En sık yapılan yanlışlardan biri, göç edilecek ülkeye ilişkin yeterince bilgi  sahibi olmadan, yeterli hazırlık yapılmadan yola koyulmaktır. Cahil cesareti diyebileceğimiz bu tutumun içinde olanlar, “herkes nasıl hallettiyse, ben de bir şekilde hallederim” diyerek kendisini motive edebilir. Ancak gerçekçi bir analiz yapmamak ileride doğacak birçok sorunun ana nedenidir.

 

2)  “TANIDIKLARIM VAR NASIL OLSA BAŞIM SIKIŞTIĞINDA YARDIMCI OLURLAR?”

Elbette akrabalar ve tanıdıklar göç edenlerin yaşamlarını kolaylaştırırlar. Göç edilen yerin seçiminde sosyal bağlantılar son derece etkilidir. Ancak bu, söz konusu sosyal bağlantıların her zaman beklentilerinizi karşılayacağı anlamına gelmez.

Gelin bu konuya yakından bakalım. Yaptığım göçmen görüşmelerinde sosyal bağlantı soruları muhakkak yer alır. “Göç ederken ve ettikten sonra burada yaşayan bir tanıdığınız var mıydı? Size yardımcı oldu mu?” gibi sorulara görüşmecilerin çok büyük bir kısmı “evet” cevabını verirler. “Peki, şimdi aranız nasıl?” diye sorduğumda, görüşmeci bu sırada derin bir nefes alır ve genellikle “artık pek görüşmüyoruz”, “aramız pek iyi değil”, “kavga ettik” gibi cevaplar verir. Bunun birçok nedeni vardır; örneğin göç eden kişinin geleceği ülkedeki gündelik hayatı, ekonomik ve sosyal ilişkileri pek hesaba katmaması bunlardan biridir. Burada empati yoksunluğu karşılıklı çatışmanın en önemli sebebidir. Ev sahibi, göç eden kişinin alışık olmadığı bir kültürle karşı karşıya olduğunu unutur, göç eden kişi ise ev sahibinin kendi ülkesindeki gibi davranmasını bekler. Velhasıl kaçınılmaz olan bu çatışmalar, dargınlıklara dönüşebilir.

 

 



3)     “DİLİM İYİ DEĞİL AMA BİRKAÇ AYDA HALLEDERİM NASIL OLSA”

Dil yeterliliği, göç konusundaki en önemli parametrelerden biridir. Çünkü göç edilen ülkenin dilini bilmek o ülkeye uyum sağlamayı ve iş bulmayı çok daha kolay hale getirir. Ancak dil sorunu varsa kişi potansiyelinin altında işlerde çalışacağı gibi hayatının büyük bir kısmında “etnik ekonomi sömürüsü”ne maruz kalabilir.

“Dil bilmiyorum ama atla deve değil, birkaç ayda hallederiz” diyerek göç edenlerin büyük çoğunluğu ne kadar zor bir karar verdiklerinin farkında bile olmuyorlar. Bunun cezasını da çok uzun yıllar potansiyellerinin çok altında işlerde, uzun süreli ve ucuz işgücü olarak çalışarak ödüyorlar.

Dil, birkaç ayda öğrenilemeyeceği gibi bu şekilde yoğun bir çalışma hayatına giren kişi dil öğrenmek için zaman ve ortam bulamayabilir. Etnik ekonomi içinde kalan binlerce göçmen maalesef aradan geçen onlarca yıla rağmen hâlâ bulunduğu ülkenin dilini tam olarak konuşamamaktadır.

 

4)    “SOSYAL MEDYADAN YETERİNCE BİLGİ SAHİBİ OLDUM.”

Sosyal medyada göçmenlerin işlerini kolaylaştıracak çok değerli içerikler yer alıyor. Bu tür tecrübe paylaşımları sayesinde birçok göçmen aynı hatalara düşmeden veya verilen ipuçlarını kullanarak onlar için yeni olan ülkenin işleyişi hakkında çabucak bilgi sahibi olabiliyorlar. Ancak burada da olguların genellenmesine ilişkin kafa karışıklıkları ortaya çıkıyor. Örneğin birinin “beş dakikada banka hesabı açtım”, “bir günde ev kiraladım”, “üç günde sigorta numaramı aldım” türünden videosunun izleyerek cesaretlenen kişi göç ettikten sonra kazın ayağının hiç de öyle olmadığını görebiliyor. Aynı şekilde göçmenlerin oluştukları sosyal medya gruplarındaki paylaşımlarda bilgi kirliliğinden geçilmiyor veya özel olguların genellenmesinden dolayı yanlış yönlendirmeler söz konusu olabiliyor.

 




5) “BENİM GİBİ GÖÇ EDENLER NASIL BULDUYSA BİR ŞEKİLDE BİR İŞ BULURUM.”


En sık düşülen hatalardan biri de kişinin işini hazır etmeden göç etmesidir. Burada da yolun başında genellikle iyimser bir hava hakimdir. “Nasıl olsa iş bulurum, açıkta kalacak değiliz ya” şeklindeki düşünce, sermayeden yenen günlerin sayısı artıp bulunulan ülkedeki koşulların hiç de beklendiği gibi olmadığı görüldükçe yerini endişeye bırakır. Bu sefer, panikle potansiyelin çok altında işler aramaya girişilebilir. Burada dikkat edilecek bir başka husus ise, insanların bu çaresizliğinden yararlanan simsarların eline düşmemektir. Sözünün ettiğimiz bu simsarların oraya daha önce göç eden aynı toplumun üyesi olduklarını hatırlatmaya gerek yok sanırım.

Özetle; beşeri, fiziksel ve sosyal sermayelere sahip olsun ya da olmasın göç kararı vermeden önce kişilerin mevcut durum analizlerini de iyi yapmaları gerekir. “Orada nerede yaşayacağım?”, “Sosyal çevrem nasıl olacak?”, “Uyum sorunu yaşar mıyım?”, “Geçimimi nasıl sağlayacağım?”, “Ekonomik olarak zorlanırsam bunun üstesinden nasıl gelebilirim?”, “yeni ülkenin ekonomik, siyasal, bürokratik yapısı hakkında yeterince bilgi sahibi miyim?” gibi birçok sorunun cevabına ilişkin kafa yorulmazsa daha sonra hayal kırıklıkları yaşanabilir.

Sözünü ettiğimiz mevcut durum analizi, nesnel koşulları hesaba katıp bunun üzerine kişinin kendi potansiyelini teraziye gerçekçi bir şekilde koyabildiği ölçüde başarılı olacaktır. Aksi takdirde göç sonrasında umulanla bulunan arasında bir uçurum oluşması kaçınılmazdır.


* Sizin göçmenlik deneyiminiz nasıldı, yorumları aşağıya bekliyoruz...  



Akın Olgun’un yeni kitabı Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi okuyucuyla buluştu

No comments

Gazeteci-yazar Akın Olgun’un yeni kitabı, Ege’nin iki yakasında sıkışan hayatları ve cezaevi deneyimleri üzerinden göç, sürgün ve “ötekilik” meselelerine güçlü bir tanıklık sunuyor.



Londra’da yaşayan gazeteci-yazar Akın Olgun, yeni kitabı Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi Tekin Yayınevi etiketiyle okurla buluştu. Yazarın altıncı kitabı olan eser, anı ile öykü türlerini bir araya getirirken, bireysel bir deneyimden yola çıkarak daha geniş bir toplumsal hikâyeye uzanıyor.

Kitap, Olgun’un İngiltere’den tatil için gittiği Rodos’ta kendisini beklenmedik biçimde gözaltı ve cezaevi sürecinin içinde bulmasıyla başlıyor. Bu kişisel deneyim, zamanla Ege’nin iki yakasında sıkışıp kalan göçmenlerin, mültecilerin ve “öteki” olarak görülen insanların hikâyelerine açılıyor. Yazar, hem geçmişte Türkiye cezaevlerinde yaşadığı travmalarla hem de Yunanistan’daki hapishane koşullarıyla yüzleşerek çok katmanlı bir anlatı kuruyor.

Eserde yalnızca bir tutukluluk hikâyesi değil, aynı zamanda sınır politikalarının, göç rejimlerinin ve adalet mekanizmalarının yarattığı yapısal sorunlar da ele alınıyor. “Kaptanlar” olarak anılan ve göçmen kaçakçılığı suçlamasıyla yargılanan kişilerin hikâyeleri üzerinden, sistemin ürettiği mağduriyetler görünür kılınıyor. Bu yönüyle kitap, bireysel bir anlatının ötesine geçerek politik ve etik bir yüzleşme metni niteliği taşıyor.

Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi, cezaevi atmosferini, dayanışmayı ve insan onurunu merkeze alan diliyle dikkat çekerken, okuru rakamların ve haber başlıklarının ötesindeki gerçek insan hikâyeleriyle karşı karşıya bırakıyor. Olgun’un anlatısı, karanlık koşullar içinde bile var olabilen umut ve dayanışma anlarını görünür kılarak çağdaş edebiyat içinde güçlü bir tanıklık örneği sunuyor.

 

“Bir Barmenin Anıları" kitabının yazarı Ahmet Sapaz'la söyleşi

No comments

Ahmet Sapaz’ın, Londra’nın merkezi St. James’te bulunan Oxford ve Cambride Üniversitesi mezunu üyelerin girebildiği Centilmenler Kulübü’nde çalıştığı 38 yıl boyunca tuttuğu günlükleri Londra merkezli Press Dionysus yayınları tarafından İngiltere'nin ardından Türkiye'de de yayımlandı yayımlandı.



Ankara Otelcilik Okulu mezunu olan Ahmet Sapaz’ın Londra macerası 1970’li yılların başında başlıyor. Bu dönemde birçok otelde çalıştıktan sonra yolu meşhur Wimpy Kralı Ali Salih Usta’nın restoranlarına da düşen Sapaz, ardından 38 yıl boyunca çalışacağı, Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’ne adım atıyor. Sapaz’ın yarım asrı bulan çalışma hayatının anılarıyla dolu olan “Bir Barmenin Anıları” adlı kitap, Londra merkezli Press Dionysus tarafından Türkçe olarak yayımlandı. Biz de Sapaz’la kişisel tarihi ve kitabı hakkında sohbet ettik.

Ahmet Bey sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Ben 1948 Çorum doğumlu bir köylü çocuğuyum. Burada şunu itiraf edeyim ki köyüm Çorum’un en aydın birkaç köyünden bir tanesidir. Çocukluk yıllarım köyümde, okul yıllarım ilçem Sungurlu ve Ankara'da geçti. İlçemde ortaokuldan mezun olduktan sonra kısmetime turizm için eleman yetiştirmek amacıyla kurulan Ankara Otelcilik Okulu adıyla bilinen yatılı bir meslek lisesi çıktı.

Çalışma hayatıma önce stajyer öğrenci, mezun olduktan sonra ise daimî personel olarak, o yılların yıldız oteli İzmir Büyük Efes otelinde başladım. Yirmi ay süren vatani görevimi Ankara Orduevi’nde tamamladıktan sonra bazı okul mezunu ağabeylerimizin izinden giderek yurt dışında çalışmaya karar verdim. Çünkü Türkiye’de o yıllarda turizmin t'si bile henüz olmadığından hem kendimi geliştirmek ve hem de sınırlı olan İngilizcemi ilerletmek için böyle bir tercihte bulundum. Yıl 1970, iyi ki de bulunmuşum!

Bir Barmenin Anıları, Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde 38 Yıl kitabının yazılma öyküsünden kısaca söz eder misiniz?

Çalıştığım Centilmenler Kulübü üyelerinin takip ettiği alışkanlıklarından esinlenerek böyle bir kitabı yazma fikri ortaya çıktı. Çünkü emekli olan kulüp üyelerinin birçoğu muhakkak bir şeyler yazar. Çalışma hayatlarından, içinde bulundukları meslek dallarından topluma bir şeyler anlatır, bazen de başlarından geçen ve şahit oldukları olaylardan okuyucuların da faydalanmalarını arzu ederler. Kısacası yaşadıkları tecrübeleri paylaşarak insanları bilgilendirirler. Bu durumu yakından bildiğim için ben de böyle bir hevese kapıldım diyebilirim. Zaten çalışma hayatıma başladığım yıllardan beri, kısa kısa da olsa günlük tutarım. Dolayısıyla bir şeyler yazmak bana yabancı değildir.

Kitapta yazılanların hepsi yaşanmış olaylar mı? Yoksa içine kurgu da kattınız mı?

Bu kitapta yazılmış olan bütün konular ne bir kurgudur ne de içinde bir nebze olsun abartı bulunmaktadır. Hepsi bire bir yaşanmış hadiselerdir. Hatta bazı hallerde kitaptaki bazı olaylar sansürlenmiştir. Bunun nedeni ise bu önemli kişiliklerin çok özel durumlarının korunma isteğidir. Bazı isimler ise bir sorun yaşanmaması adına değiştirilmiştir ama bu durum kitabın geneline kıyasla çok az uygulanmıştır.

38 yıl boyunca İngiliz seçkin sınıfının üye olduğu bir mekânda çalıştınız. Bu nasıl bir tecrübeydi? Size neler kattı?

Elbette bu eşsiz deneyim bana birçok şey kattı. Bu insanlar seçkin ailelerin iyi eğitim görmüş seçkin evlatlarıdırlar. Kişisel ilişkilerinde birbirleriyle en nazik bir şekilde tartışır, tartışmadan haz duymaya çalışırlar. Konuşmalarında kesinlikle ses tonu yükseltilmez. Herkes herkesin görüşüne saygı duyar, beğenmese bile anlayışla dinler veya cevaplandırır. Tartışma konusunda biz Türklerle kıyasladığımız zaman bunların ağzı var dili yoktur dersiniz. Çünkü bizde hangi seviyede olursa olsun çoğu zaman tartışmalarımızda kırıcı oluruz ve bazı hallerde bunlar kavgayla neticelenir. Özür dileyerek söylüyorum; maalesef bizde çok bilmişlik, ukalalık, konu dışı konuşmalar çok yaygındır.



Centilmenler Kulübü’ne ilişkin gözlemlerinizden biraz söz eder misiniz?

Fransızların “creme de la creme” diye tarif ettikleri bir terim vardır. Bu herhangi bir toplumun kaymak tabakası için kullanılır. Kulüp, İngiliz toplumunun olgun, görgülü, kibar ve bilgili insanlarının yani kaymak tabakasının bir arada olduğu sosyal bir tesistir. Centilmenler Kulübü, seviyeli insanların sosyalleşme mekândır.

İki yüz yıl önce kurulmuş olan kulüp hâlâ canlı ve gözdedir. Kulüp, ticari kaygıların dile getirilmediği, üyeleri hangi alanda çalışırsa çalışsın bu gibi konulardan söz edilmediği, kimsenin kimseyi küçümsemediği huzur ortamının yaşandığı bir tesistir. Hep böyle midir? İstisnalar kaideyi bozmaz denilir; uymayanlar olmaz mı, evet olur ama o kişiler hemen fark edilir, göze batar ve itibar görmezler. Deyim yerindeyse dışlanırlar. Dışlandığını anlayan kişi veya kişiler kulübe uzun süre devam edemez, çekip giderler. Üyelerin birbirleriyle olan ilişkileri, arkadaşlıkları centilmence devam eden dostluk bağlarıyla sürdürülür. Kulübün aile ortamı gibi olan havası da buradan gelir. Dolayısıyla mutlu insanların bir yuvasıdır kulüp, çünkü bu insanların müşterekleri çoktur. İşte ben de “Bir Barmenin Anıları” adlı kitabımda, Centilmenler Kulübü’nde 38 yıl boyunca bu seçkin insanların arasında neler yaşadığımı, anılarımı ve gözlemlerimi kaleme aldım.  

Londra merkezli Press Dionysus yayınları tarafından yayımlanan Ahmet Sapaz’ın Bir Barmenin Anıları, Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde 38 Yıl adını taşıyan kitabı aşağıdaki linkten temin edilebilir.


Kitap Yurdundan sipariş vermek için tıklayın


Türkiye dışından sipariş vermek için tıklayın

 

* Bu yazı ilk defa 19 Aralık 2022'de Olay gazetesinde yayınlanmıştır. 

https://olaygazete.co.uk/turk-toplumu/centilmenler-kulubunde-gecen-38-yilin-anilarini-bir-kitapta-topladi.html

İngiltere’de yaşamanın olumlu ve olumsuz yanları nelerdir?

1 comment

Bu yazıda, İngiltere'de yaşamanın olumlu ve olumsuz yanlarını sorduğum görüşmecilerin sözlerine yer veriyorum. Güvenlik, huzur, istikrar, dünya vatandaşı olmak olumlu yönler olarak öne çıkarken yalnızlık ve memleket özlemi olumsuz yanlar olarak zikredilen başlıklar arasında yer alıyor. 

Tuncay Bilecen





Regent’s University’de misafir araştırmacı olarak bulunduğum sırada Türkiyeli göçmenlerin geri dönme eğilimleri ve geri döndükten sonra neler yaşadıklarına ilişkin bir alan araştırması yaptım. Türkiye’den Birleşik Krallık’a Göçler kitabında topladığım bu araştırma sırasında  görüşmecilere sorduğum sorulardan biri de iki ülkeye ilişkin olumlu ve olumsuz izlenimleriydi.  

Kuşkusuz göçmenler Türkiye ve Birleşik Krallık’a ilişkin değerlendirmelerde bulunurken kendi kişisel tarihlerinden, göç deneyimlerimden yola çıkmaktadırlar. Dolayısıyla bu soruya verilen cevaplar bir bakıma göç etme nedeni, uyum süreçleri, çalışma ilişkileri, sosyalleşme biçimleri, politik görüş, dini inanç, değerler ve tutumlar, aile ve akrabaya yakınlık, kişisel özellikler gibi birçok faktörü içinde barındırıyordu. 

İNGİLTERE'DE YAŞAMANIN OLUMLU YÖNLERİ

Katılımcıların Birleşik Krallık’ta yaşamanın olumlu yanlarına ilişkin yaptıkları değerlendirmeleri; öngörülebilirlik, yaşam kalitesi, güvenlik, istikrar, sistemin iyi işlemesi, ulaşımda rahatlık, yeşil çevre, parkların çok olması, kültür sanat etkinliklerinin bolluğu, diğer ülkelere kolay ve ucuz ulaşım, çok kültürlülük şeklinde sıralayabiliriz.

Örneğin 59 yaşındaki bir kadın görüşmeci, yaşadığı kent olan Londra’ya dair yaptığı değerlendirmede yukarıda sözü edilen birçok faktörü sıralıyordu:

“İngiltere’nin olumlu yanları bana göre öngörülebilirlik; yarın, öbür gün, gelecek ay, gelecek sene konusunda daha emin olmak. Gelecekle ilgili tahmin edilebilirlik ve güvenlik. Geceleyin polis evimi basıp beni tutuklamayacak.  Ondan sonra elektriklerin kesilmesi çok muhtemel değil. Hakkımda dava açılması pek mümkün değil. Yarın evden çıktığımda evin önünde bir çukur bulmayacağım. Bunlar beni ilk geldiğimde çok etkilemişti, kalıcı ve değişmeyeceğini bildiğin şeylerin olması, istikrar. Belli mekanizmalar, belli kurumlar, belli şeyler bugünden yarına asla değişmez. Bu bana müthiş bir dinlenme imkânı veriyor. (…) Geçim sıkıntısını hallettikten sonra ancak bu istikrarı yakalayabiliyorsunuz. İki bilgiye ulaşabilme… İstediğiniz bilgiye istediğiniz zaman ulaşma hakkı. Üç, kültürel olarak da gerçekten zevk alıyorum, en büyük zevklerim sinemaya gitmek, tiyatroya gitmek, konserlere gidiyorum, sergileri geziyorum. Ve bunu böyle büyük bir şey yapıyor gibi yapmanıza gerek kalmıyor. Dört, yaşam kalitesinin iyiliği… Bu şehirde istediğim yere istediğim şekilde tahmin edilebilir bir zamanlarda gidip spor, yüzme her türlü imkândan parasıza yakın bir düzeyde yararlanabilirsiniz. Aynı şekilde sağlık imkânları… İnsana önem verilmesi, bireyin hakkının önemli olduğu bir yer burası. Bir şikâyetiniz olduğu zaman milletvekiline mektup yazıyorsunuz, o size belki kişisel olarak yazmıyor belki ama imzalı bir cevap göndermek zorunda. Milletvekili benim kapıma geliyor ve onunla Brexit tartışabiliyorum. Bunlar istisnai şeyler değil, oluyor ve bunlardan da çok memnunum”

 GÜVENLİK DUYGUSU

Bu görüşmecinin dile getirdiklerinin başında Londra’ya ilişkin sıraladığı güvenlik ve öngörülebilirlikle ilgili olumlu faktörler Türkiye’de bulamadığı için göç etmesine sebep olan faktörlerdir. Çalışmanın ilgi çekici sonuçlarından biri de bu husustur. Çoğu göçmen için politik nedenlerden kaynaklanan “güvenlik endişesi” Türkiye’yi terk etmenin temel nedenlerinden biridir. Dolayısıyla Birleşik Krallık’ta bireysel anlamda elde edilen ve hissedilen güvenlik duygusu birçok katılımcı tarafından olumlu bir unsur olarak zikredilmiştir.

Başka bir kadın görüşmeci ise kültürel yaşamın zenginliği, ucuz ve kolayca seyahat edebiliyor olmak Londra’da yaşamanın en önemli avantajları arasında sıralıyor:

“Sosyal yaşam olanakları, bunun içinde sporu, pilatesi, eğitimler, sanat, meditasyon burada daha yaygın daha uygun fiyatlarda. (…) Onun dışında seyahat burada daha iyi… İki saatte İtalya’dayız. Prag’a baktım, 30 pounda bilet buldum. İki sigara parasına Prag’a gidiyorum” (Kadın, 34).

Kadın görüşmecilerin birçoğu Londra’da kadın olarak yaşamanın daha özgür ve güvenli hissetmelerine yol açtığını ifade etmiştir. “Londra her zaman, bir kadın olarak kendimi güvende ve medeni insanların arasında olduğumu hissettirdi bana” (Kadın, 45).

YALNIZLIK VE AİLE HASRETİ

Katılımcıların Birleşik Krallık’ta yaşamanın olumsuz yanlarına ilişkin yaptığı tespitlerde en çok zikrettikleri husus yalnızlık olmuştur. Aileden, tanıdıklardan ve arkadaşlardan uzak kalmak ve buna bağlı olarak yalnızlık yaşamak çalışmada geri dönüş sebepleri arasında da sıkça söz edilmişti. Anavatan ile duygusal bağ kurmak, geride bırakılan aile bireylerini özlemek yalnızlık duygusunu pekiştirmektedir. “Buradaki kötü yönler sadece yalnızlık ve aile özlemi… Arkadaşlarım var görüştüğüm kişiler ama çocuklar dostlarım gibi değil. Ailemi özlüyorum. Kardeşlerimi özlüyorum. Benim için buranın en kötü tarafı bu” (GD12, Kadın, 46).

“İngiltere’de yaşamanın kötü tarafları iklimi ve aile ve akrabaların burada olmaması” (GD13, Kadın, 34).

“Yalnızlık sanırım. (düşünüyor) Evet yalnızlık… Burada arkadaşların oluyor ama ilişkiler çok sınırlı ve mecburi oluyor” (GD10, Kadın, 38).

Göçün ardından yıllar geçmiş olmasına rağmen görüşmeciler Türkiye’de kurdukları ilişkilerin daha güçlü ve kalıcı olduklarını düşünmekte, Birleşik Krallık’ta kurulan ilişkilere ise geçici veya zorunluluk olarak bakmaktadırlar. Bir diğer kadın görüşmeci göçün ardından Türkiye’deki gibi ilişki kurulamamasını ülkelerin farklı kültürlere sahip olması ve Londra’nın yoğun tempolu hayatıyla açıklamaktadır.

“Biz sıcak insanlarız. Gece benim arkadaşlarım toplanıp gelirlerdi mesela. Gece toplanıp kısır partisi yaparız. Burada zor. Çünkü hayat çok koşturmacalı. Herkesin bir sürü işi var. İngiliz bir arkadaş Türkiye’de bizi ziyaret etmişti, şaşırdı. ‘Why is life so slowly?’ (Hayat neden çok yavaş akıyor?) dedi. Ben Adanalıyım. Adana’da insanlar uzun süreli çalışırlar. Ama çalışma aralarında oturur tavla atarlar. O mutluluk o coşku yok burada. Burada insanlar daha mutsuzlar, bunun farkında da değiller. Ne kadar mutsuz olduklarını bilmiyorlar” (GD2, Kadın, 56).


YÜKSEK KİRA ÜCRETLERİ

Görüşmecilerin Londra’ya ilişkin olumsuzluk olarak dile getirdikleri bir başka husus ise şehrin pahalı olmasıdır. Ancak bazı görüşmeciler ücretlerle kıyaslandığında kira fiyatları hariç Londra’da özellikle yiyecek, içeceklerin Türkiye’ye göre çok ucuz olduğunu belirtmektedir. “Londra’nın kötü yanları; çok yoğun, stresli, devamlı bir koşturmaca var. Bir şeylere yetişmeye çalışıyorsun. Pahalı bir şehir” (GD17, Kadın, 37).

“İngiltere’nin olumsuz yanı kiralar çok yüksek. Türkiye’de ayakta kalmanız daha kolay. İngiltere’de ise paranız olsa bile düşük geliriniz varsa, dört kişilik bir aileye İngiltere hükümetinin belirlediği para 29 bin pound. Benim gördüğüm bu parayı bir Ankara Anlaşmalının kazanması çok zor” (GG8, Erkek, 40).       

İKLİM FAKTÖRÜ

Bazı görüşmecilerin geri dönme nedenleri arasında saydığı iklim faktörü de Birleşik Krallık’a ilişkin olumsuzluklar arasında zikredilmektedir. Türkiye’de dört mevsimi, güneşli günleri yaşamaya alışanlar için Londra’nın gri gökyüzü ve sürekli yağmurlu havası depresyon nedeni olarak görülmektedir. GG5, bu soruya verdiği yanıtla Londra’nın iklimiyle insanını bir tutmaktadır.

“Ama buranın havası kötü yani kardeşim. Ne yapayım, soğuk, yağmurlu… Gri olmasından kaynaklı insanlar depresifler… Bir de bizim memleketin insanlarının sıcaklığı başka bir şey” (GG5, Erkek, 41). 

İklime de alışamadığı için Türkiye’ye dönen GK3, Türkiye’de daha mutlu uyandığını ifade etmektedir.


“Burada mutlu olmak için avutmak zorunda kalmıyorum kendimi. Mutlu uyanıyorum, mutlu kalkıyorum, mutlu yaşıyorum burada. Orada hep böyle karanlık olması beni çok etkiliyordu” (GK3, Kadın, 43).  


* Sizin için İngiltere'nin olumlu ve olumsuz yanları neler? Yorum bölümünde paylaşabilirsiniz. 😊


© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan