latest
haber

KÜLTÜR-SANAT

VIDEO

video

VELESPIT HİKAYELERİ

velespit hikâyeleri

GÖÇMENLERİN GÜNDEMİ

YEREL HABERLER

LONDRA GÜNLÜKLERİ

Rengin Göçmen Kadın Öyküleri kitabı çıktı!

No comments

Rengin Kadın Korosu’nun düzenlediği, Göçmen Kadınlar Öykü Yarışması sonuçlandı.  Seçici kurulun belirlediği 36 öykü Londra merkezli yayınevi Press Dionysus tarafından kitap olarak yayımlandı.

 

 


                                                                                       

 

Rengin Kadın Korosu’nun düzenlediği Göçmen Kadınlar Öykü Yarışması’nda dereceye giren isimler açıklandı. Birleşik Krallık ve Avrupa’da yaşayan göçmen kadınların katılımına açık olan yarışmaya ellinin üzerinde öykücü başvurdu. Yarışmada birinciliği eşit puan alan “Kendini Tamamlayan Adam” öyküsüyle Zerrin Bucaklı ve “Yalnızlık Bakanlığı” öyküsüyle Nahide Yaran paylaştı

Londra’da Sosyalist Kadınlar Birliği tarafından oluşturulan ve Göçmen İşçiler Kültür Derneği’nde 2020 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren Rengin Kadın Korosu yeni projesi ile kadınları yazmaya teşvik ediyor. Rengin, başarı ile gerçekleştirdiği konser ve enstrüman kurslarını bir adım öteye taşıyarak öykü yarışması düzenledi. Birleşik Krallık ve Avrupa’da yaşayan göçmen kadınların katıldığı yarışma başta İngiltere ve Almanya olmak üzere birçok ülkeden yoğun ilgi gördü. 



“İlgi, beklediğimizin üstündeydi”

Rengin Basın Sorumlusu Gülseren Daş, yaptığı açıklamada seçici kurulun belirlediği öykülerin Londra merkezli yayınevi Press Dionysus tarafından kitap olarak yayımlandığını duyurdu. Değerli kadın edebiyatçılardan oluşan jüri üyelerinin hakkaniyetle gelen öyküleri değerlendirdiklerini ifade eden Daş, beklediklerinin üzerinde bir ilgi ile karşılaştıklarına vurgu yaptı. Yarışmanın kendini yazarak ifade etmek isteyen kadınlar için bir fırsat olduğunu belirten Daş, “Birkaç ay boyunca İngiltere ve Avrupa’dan sayısız göçmen kadın ile tanışma fırsatı bulduk. Coğrafyalar farklı olsa da kadınlık temelinde benzer öykülerimizin olduğunu fark ettik. Yazdıkça, paylaştıkça birbirimize daha çok yaklaştık ve eşit bir gelecek için umudumuz güçlendi” dedi.

Birinci İngiltere’den

Kadın yazarlardan oluşan seçici kurul İngiltere’den katılan ve eşit puan alan iki öyküyü birinciliğe değer buldu. Zerrin Bucaklı’nın “Kendini Tamamlayan Adam” ve Nahide Yaran’ın “Yalnızlık Bakanlığı” adlı öyküleri birinciliği paylaşırken, yine İngiltere’den Aylin Shaffer’in “Sessiz Çığlık” adlı öyküsü ikinciliği, Almanya’dan Tuğba Sena’nın “Alamancı’nın Kızı” öyküsü ise üçüncülüğü aldı.

Yarışmada, İngiltere’den Dilek Dağdelen’in “Alin Motel”, Müge Erdoğmuş Turnbull’un “İrmik Helvası”, Yasemin Güçoğlu’nun “Soba” adlı öyküleri ile Almanya’dan Hülya Karcı’nın “Mavi Gözlü Sarışın Kız” öyküsü mansiyon ödülüne değer bulundu. Jüri Özel Ödülü’nün sahipleri ise Almanya’dan Işılay Karagöz’ün “İnsanlık Ölmedi Ya” ve Zeynep Kılıç’ın “Makbule” adlı öyküleri oldu.

 


Yarışmanın ödül töreni Göçmen İşçiler Kültür Derneği’nin (GİKDER) düzenleyeceği “Deprem Dayanışma Konseri” kapsamında 24 Haziran’da Alexandra Palace’ta gerçekleştirildi ve gecede öykülerin yer aldığı kitabın tanıtımı da yapıldı.

 

Rengin Göçmen Kadınlar Öykü Yarışması jürisi şu isimlerden oluşuyor:

Gazeteci -Yazar Dursaliye Şahan

Yazar-Heykeltraş Fergül Yücel

Yazar Gülderen Arık

Öykü’nün Kitaplığı Kurucusu Derya Tuncel

Eğitimci-Yazar Aydın Mehmet Ali

Çevirmen-Yazar Sultan Karataş

Gazeteci- Fotoğrafçı Gülseren Daş 


* Gülseren Daş’ın derlediği ve Londra merkezli yayınevi Press Dionysus tarafından basılan Rengin Göçmen Kadın Öyküleri kitabı aşağıdaki linkten temin edilebilir:

https://pressdionysus.com/product/rengin-gocmen-kadin-oykuleri-der-gulseren-das/

Akın Olgun’un yeni kitabı Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi okuyucuyla buluştu

No comments

Gazeteci-yazar Akın Olgun’un yeni kitabı, Ege’nin iki yakasında sıkışan hayatları ve cezaevi deneyimleri üzerinden göç, sürgün ve “ötekilik” meselelerine güçlü bir tanıklık sunuyor.



Londra’da yaşayan gazeteci-yazar Akın Olgun, yeni kitabı Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi Tekin Yayınevi etiketiyle okurla buluştu. Yazarın altıncı kitabı olan eser, anı ile öykü türlerini bir araya getirirken, bireysel bir deneyimden yola çıkarak daha geniş bir toplumsal hikâyeye uzanıyor.

Kitap, Olgun’un İngiltere’den tatil için gittiği Rodos’ta kendisini beklenmedik biçimde gözaltı ve cezaevi sürecinin içinde bulmasıyla başlıyor. Bu kişisel deneyim, zamanla Ege’nin iki yakasında sıkışıp kalan göçmenlerin, mültecilerin ve “öteki” olarak görülen insanların hikâyelerine açılıyor. Yazar, hem geçmişte Türkiye cezaevlerinde yaşadığı travmalarla hem de Yunanistan’daki hapishane koşullarıyla yüzleşerek çok katmanlı bir anlatı kuruyor.

Eserde yalnızca bir tutukluluk hikâyesi değil, aynı zamanda sınır politikalarının, göç rejimlerinin ve adalet mekanizmalarının yarattığı yapısal sorunlar da ele alınıyor. “Kaptanlar” olarak anılan ve göçmen kaçakçılığı suçlamasıyla yargılanan kişilerin hikâyeleri üzerinden, sistemin ürettiği mağduriyetler görünür kılınıyor. Bu yönüyle kitap, bireysel bir anlatının ötesine geçerek politik ve etik bir yüzleşme metni niteliği taşıyor.

Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi, cezaevi atmosferini, dayanışmayı ve insan onurunu merkeze alan diliyle dikkat çekerken, okuru rakamların ve haber başlıklarının ötesindeki gerçek insan hikâyeleriyle karşı karşıya bırakıyor. Olgun’un anlatısı, karanlık koşullar içinde bile var olabilen umut ve dayanışma anlarını görünür kılarak çağdaş edebiyat içinde güçlü bir tanıklık örneği sunuyor.

 

Kadınlar 21. Zilan Kadın Festivali’ne hazırlanıyor

No comments

Londra’da, Jiyan Kadın Meclisi tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen Zilan Kadın Festivali’nin bu yıl 21’incisi gerçekleştirilecek. 28 Haziran 2026 tarihinde yapılacak festivalin sloganı ise “Dem Dema Jinan e! – Daha Güçlü Birlikte, Özgür ve Eşit Bir Gelecek İçin” olarak belirlendi.



Jiyan Kadın Meclisi tarafından organize edilen 21. Zilan Kadın Festivali için hazırlıklar son aşamaya gelirken, festival bu yıl Albany Park, Bell Inn, Enfield EN3 5PA adresinde saat 13.00 ile 18.00 arasında gerçekleştirilecek. Her yıl olduğu gibi bu yıl da kadınların birlik, dayanışma ve mücadele ruhunu yansıtacak çok sayıda kültürel ve sosyal etkinlik festival programında yer alacak.

Festival kapsamında sanatçılar Lale Koçgün, Kewe ve Olcay Bayır sahne alırken, Sebahat Tuncel konuk konuşmacı olarak katılacak. Müzik dinletilerinin yanı sıra folklor gösterileri, geleneksel Kürt kıyafetleri, geleneksel dövme tanıtımları, çeşitli yemek stantları ve kültürel etkinlikler ziyaretçilerle buluşacak.

Çocuklar için de özel etkinliklerin hazırlandığı festivalde yüz boyama, sanat ve el işi çalışmaları, mini oyunlar, hazine avı, çuval yarışı, balon şekillendirme ve çeşitli spor aktiviteleri gerçekleştirilecek. Böylece festival, kadınların yanı sıra çocuklar ve aileler için de renkli bir buluşma alanı oluşturacak.

Jiyan Kadın Meclisi tarafından yapılan açıklamada, festivalin yalnızca kültürel bir etkinlik olmadığı, aynı zamanda kadın dayanışmasını ve ortak mücadeleyi büyüten önemli bir buluşma olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Bu yıl ‘Dem Dema Jinan e!’ diyerek bir araya geleceğiz. Kadınların özgürlük mücadelesini, dayanışmasını ve yarattığı değerleri birlikte kutlayacağız. Ezgilerimiz, halaylarımız ve sözlerimizle özgür ve eşit bir gelecek umudunu büyüteceğiz. Festivalimiz, kadınların sesini daha güçlü duyuracağı bir buluşma olacaktır” ifadelerine yer verildi.

Jiyan Kadın Meclisi, Londra ve çevresinde yaşayan tüm kadınları ve dostlarını 28 Haziran’da gerçekleştirilecek 21. Zilan Kadın Festivali’ne katılmaya davet etti.

 

 

 

 

 

 

 

Londra’da Bizimkiler’in yazarı Faruk Eskioğlu: “Bir yılda bitiririm dedim, yazdıkça çıktı, kazdıkça çıktı, sekiz yılda ancak bitirdim”

1 comment

Gazeteci, yazar Faruk Eskioğlu, “Londra’da Bizimkiler” adını taşıyan ansiklopedi boyutunda üç ciltlik kitabını yayımlayalı tam üç yıl oldu. Göçten, çalışma hayatına, kültür-sanat etkinliklerinden, toplumun öne çıkan isimlerine kadar Londra’da yaşayan bizim toplumun hikâyesinin anlatıldığı “Londra’da Bizimkiler”, yıllar geçse de güncelliğini yitirmeyecek bir başvuru kaynağı olma özelliği taşıyor. Bisikletli Gazete Söyleşileri’nin bu bölümünde, gazeteci Kemal Erdemol'un, gazeteci, yazar Faruk Eskioğlu'yla LONDRA'DA BİZİMKİLER adlı üç ciltlik kitabı üzerine yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz.





Gazeteci, yazar Kemal Erdemol
  

Kemal Erdemol (K.E): Sevgili dostlar merhaba, gazeteci, yazar Faruk Eskioğlu dostumun evindeyim bugün. Sağ olsun çok harika bir kahvaltı sofrasında buluştuk. Faruk benim çok eski bir dostum, eski bir daha doğrusu eskimeyen bir dostum. Halen meslektaşım ve yol arkadaşım kuşkusuz. Biz Londra'dan uzun yıllar birlikte birçok şey paylaştık sevgili Faruk'la. Faruk çok çılgın bir işe girişti. Duyanlarımız vardır kuşkusuz. Ben şimdi bundan özellikle söz etmek istiyorum. Burada ne yaşadıysa, başkalarıyla ne yaşadıysa, kendisinin dışında başkaları ne yapmışsa, ne üretmişse bu ülkede, oturdu, üç ciltlik, olağanüstü, devasa denebilecek boyutta bir kitapta topladı. Bu nedenle Faruk’a hem kişisel olarak hem de bu ülkede yaşayan toplumun bir ferdi olarak toplum adına teşekkür etmek için biraz da yanına geldim. Çünkü çok iyi bir araştırmacı, mesleğe çok bağlı bir gazeteci, hem kendi dilini seven hem de başka dillere saygısı olan bir arkadaşım. Bu savunduğu dünya görüşüyle doğrudan doğruya ilgili bir tutum kuşkusuz. Şimdi olağanüstü güzel bir çalışma yaptı. Ben bu çalışmadan haber alan arkadaşlarımla bu kitap üzerinde konuşurken diyorum ki bu tür kitapların basılması için vakıfların, derneklerin kurulduğu bir toplumumuz var bizim burada ama bugüne kadar bu boyutta bir çalışma elimize geçmedi. Tek başına Faruk Eskioğlu bir derneğin, bir vakfın yapması gereken, ondan beklenen bir çalışmayı başarmış oldu. Bu heyecan verici bir şey. Yıllar sonra antropologlar, sosyologlar bu ülkede Türkçe konuşanların ne yaptıklarını, ne ettiklerini araştırdıkları zaman başvuracakları çok temel bir kaynak yazmış oldu Faruk Eskioğlu. O nedenle birtakım sorular sorayım istedim Faruk'a. Bu çalışma hakkında herhalde siz de ne tür bir süreçten geçmiştir Faruk Eskioğlu'nu anlamak, öğrenmek istersiniz. O nedenle sizin adınıza da hem kendi merakını ilerlemek hem de sizi bu konuda bir parça olsun bilgilendirmek için Faruk'a çeşitli sorular sorayım istedim. Sen bir kere yorulmayan bir adamsın. İnan bana olağanüstü güzel bir iş. Devasa bir şey yaptın. Türkçe konuşan toplum sana çok şey borçlu. Zaten şunları görenler, şu üç cildi elini alanlar benim demek istediğimi çok iyi anlayacaklar. Burada bu toplumun her şeyini göreceksiniz. Peki ne oldu, bunu yapmaktaki derdin neydi Faruk?

Faruk Eskioğlu


"YAZDIKÇA ÇIKTI, KAZDIKÇA ÇIKTI"

Faruk Eskioğlu (F.E.): Vallahi doğrusu biraz kaşındık. Şimdi biz sosyalist gazeteciler toplumsal sosyal haberlere çok önem veriyoruz. Bu haberler, makaleler birikmişti. Bir de fotoğraf arşivim vardı. Dedik bunları mezara götürmeyelim, kitaplaştıralım bari. Çünkü bizim toplumda arşivcilik bilinci de yok. Solcular polisin eline geçmesin diye fotoğraf çektirmemişler, yazı biriktirmemişler. Sağcıların ise bilinçsizlikten dolayı böyle bir arşivleri yok. İşte bunları toparlayalım kitapta diye yola çıktığımda bir yılda kurtarırım dedim. Takarız fişi bitiririz dedik. Ama yazdıkça çıktı, kazdıkça çıktı. Aynı bir arkeolojik araştırma gibi oldu. Sonra uzadıkça uzadı. O kadar bilgi birikti ki dedim herhalde bu bilgilerin altında kalacağım, kotaramayacağım.

K.E.: Her araştırmacı bu tür kaygıları duyar zaten. Belki de itici bir şey de olmuştur senin için.

F.E.: Yani hatta araştırmanın ortalarında ya ölüp gideceğiz bunlar gümleyecek dedim. Meğer her yazarda varmış bu duygu. Sekiz yıl sonunda işte üç kitaplık bir külliyat oldu.

K.E.: Çok titiz bir çalışma olduğu, çok belli. O sekiz yıl boşa geçmemiş asla. Okuyanlar da, görenler de aynı şeyi söyleyeceklerdir bundan hiç şüphem yok. Nasıl bir çalışma yöntemi izledin Faruk sen?

F.E.: Önce bir yöntem belirledim. Yani çatısını kurdum. Bu konuda akademisyenlerden de bilgi aldım. Zaten araştırma tekniklerini okumuştum yüksek lisansta. O yardımcı oldu. Çatıyı kurduktan sonra bölümlerde bir standart oluşturdum. Örneğin Kıbrıs'taki göçü anlatırken aynı başlıkları Türkiye'deki göçte de kullandım. Sonra bölümlerde standart kategoriler oluşturdum. Örneğin Kıbrıs'taki göçün alt maddelerini Türkiye'deki göçe de uyguladım. Böylece boşluk olmamış oldu kitabı yazarken.



K.E.: Bolca da sözlü tarih çalışması benzeri şeyler de yaptın değil mi? Çok söyleşiler gerçekleştirdin.

"BENİM ŞANSIM GAZETECİ OLMAM"

F.E: Doğru evet. Doktora tezlerine bakarsanız genelde metnin çoğu alıntıdır yani. Ama bu kitapta % 95'i benim kalemimden çıktı ve sözlü tarih çalışması da yaptım. Bu toplumdaki lokomotif olarak gördüğüm, -subjektif bir değerlendirme tabii-, sektörünü anlatabilecek, kendi özgeçmişleri toplum tarihiyle örtüşen isimleri seçtim ve onlarla röportaj yaptım. Bular “Toplumun Yüz’ü” olarak bu kitapta anlatıldı ve hemen hemen bütün sektörleri kapsamış oldu. Basından tutun da finansa kadar. Sonra ikinci kitapta kültür, sanat ve spor bölümünü yazdım. Onu da yine toplumdaki ilklerden başlayıp günümüze kadar getirdim. Birinci kitap göçü anlatıyordu ve kurumlaşmayı anlatıyordu. Benim şansım gazeteci olmam. Toplumu yakından tanımam. Bir de meslektaşlarım sağ olsunlar çok destek oldular. Sen de dahil. Bölümlerde kesinlikle yeri geldiğinde mesela uzmanların görüşlerini aktardım. Senin de çok değerli köşelerin var konusu geldiğinde. Yardım istediğimde arkadaşlarım bana bilgi ve fotoğrafları en kısa zamanda gönderdiler. Ben çok teşekkür ediyorum gerçekten. İlk göç eden, yaşlı insanlara ev ziyaretine gittim. Portatif bir tarayıcım vardı. Hiç kimseden orijinal fotoğrafı almadım. Kendime kopyaladım. Çoğu “ya fotoğraf, bilgi çok ama garajda duruyor, istiyorsan git bak” dedi. Böylece fareli bodrumlarda fareli garajlarda, fotoğraf araştırdım. Tabii bir kişiyle görüşmek en az bir hafta aldı yani çok uzun süre aldı. Randevulaşıyorsun, atlayıp arabaya gidiyorsun, sonra bilgileri derliyorsun, eve geliyorsun, onları yazıya döküyorsun, fotoğrafları kadrajlıyorsun, sonra o yazıları tekrar kendilerine gönderiyorsun. Onlar onaylıyorlar, sonra akıllarına bir şey geliyor mesela 10 gün sonra, diyor ki şunu da ekler misin ya da şunu çıkarır mısın falan…. Tabii kitap hem İngilizce hem Türkçe olarak ortaya çıkıyor.



K.E: Peki Faruk'cuğum bunca zamandır bu ülkede yaşıyorsun, bu çalışmayı yaparken yeni fark ettiğin bir şey oldu mu?

F.E: Oldu gerçekten. Mesela Kıbrıslılar. Hani biz Filistinleri biliyoruz. “Vatan için Filistin” mücadelesindeler, toprak mücadelesindeler. Hepimiz Filistinlere bir sempati diyoruz ama Kıbrıslılar bence Filistinlerden daha dava insanları. Çok ilginç yani. Bir kere her Kıbrıslı Kıbrıs sorununa karşı duyarlı. Doğru yanlış ama bir şekilde duyarlı ve bunu kuşaktan kuşağa aktarmışlar.

"BİZİM TOPLUMUN TARİHİNDE DE KORKUNÇ BİR EMEK SÖMÜRÜSÜ VAR"

İkinci fark ettiğim; tabii tarih çalışan, üreten, yaratan insanların tarihi, bizim toplum tarihinde de korkunç bir emek sömürüsü var, vay anasını dedirtecek kadar. İnsanlar köyden geliyorlar, çoğu köy kökenliler ve burada işçi oluyorlar, burada esnaf oluyorlar. Sonra burada patron oluyorlar. Hedefleri sınıf atlamak. Bunu yaparken her şeyi yapıyorlar. Kendi hemşerilerini işçi olarak çalıştırıyorlar. Bu ülkedeki asgari ücretin yarısından da az para veriyorlar. Korkunç bir sömür var. Bu ülkede sermaye birikirken bütün etik kurallar çiğneniyor. Ciddi bir emek sömürüsü var. Bu çalışmanın içine girince o görüldü gerçekten.



K.E: Yani emek üretim sürecinde “bizimkiler” diye adlandırdığın işte bu topluluk, çok da etik davranmıyor.

F.E: Kesinlikle. Bir üçüncü madde de eklemek isterim bunu. Türkiye'deki hükümetler ve Kıbrıs'taki yöneticiler yurt dışında bir şekilde yaşamak zorunda kalan bizleri hep sağmal inek olarak görmüşler. Hatta çok yakınlarımız bile bizim ağaçtan para topladığımızı falan düşünüyorlar galiba. O yüzden Londra'da “Bizim’kiler” dedik. Bir kelime oyunu yaptık. Burayı kiler depo olarak görüyorlar. Bir katkıları da yok doğrusu Türkiye'deki hükümetlerin. Burada bir dolu sorun var. Hatta olması gereken haklarımız var, seçme, seçilme gibi. Daha yeni kazanıldı, oy kullanma, seçme hakkı.

K.E.: Yeniden yazmak istesen bu kez ne tarafına el atmak istersin bizimkileri? Çünkü eminim, asla bu tamam demeyeceğini biliyorum. Burada şu da olsaydı, bu da olsaydı diyeceğin dünya kadar şey vardır belki. Ama şimdi yeniden sana bütün bu olanaklar verirse Faruk, desek ki 8 sene de sürmeyecek kardeşim, senin yerine söyleşileri de biz yapacağız, neyimizi incelemek isterdin bizim? Bu kitap yazılıp, bu ciltler yazılıp bittikten sonra bir de işin şu tarafına bakayım dediğin oldu mu?

"BU KİTABIN FİLMİ ÇEKİLMELİ"

F.E: Oldu tabii. Bu kitabın filmi çekilmeli diye düşünüyorum. Yani bu toplumun hikâyesinin bir belgeseli olması gerekir diye düşünüyorum. Bir yazılı materyal var, biriken fotoğraflar var, eski filmler var mesela. Kıbrıslıların yaptığı gösteriler falan var. Belgeselsiz, bu kitap öksüz kalır diye düşünüyorum. Bir kardeş gelmeli bu kitaba.

K.E: İleride böyle çalışma olacak demek ki. Ama bu ülkede, bu toplumda haklarını yemeyelim, iyi belgeselci arkadaşlarımız var, onları harekete geçirmek lazım. Sen bir kapı açtın önlerine, bir yol da göstermiş oldun. Bu temel üzerinden de giderek çok iyi bir şey yapabilirler doğrusu.

F.E: Belki, Mehmet Ali Dikerdem hoca, bu kitap pek çok teze konu olabilir diye düşündü. Mesela toplumda kadın bu konuda bir tez olursa, işte bazı veriler bu kitapta var. Kaynakça olabilir, iteleyebilir yani test çalışanlara. Tabii bir daha böyle bir proje yapmak istemem. Çünkü hani bir yılda bitiririm dedim. Sekiz yıl uzadı. Çok uzun bir süreç bu. Kızlarım yedi yaşındaydı. Bittiğinde on beş yaşında oldular. Hatta onların fotoğrafını koydum buraya çalışmaya başlarken ve bittiğinde…

K.E: Şunu fark ettim çok objektif davranmışsın. Orada şu olmasın, bu olmasın dediğini sanmıyorum. Herkes hemen hemen var. Seçimlerin çok doğru olmuş. Orada birçok figür var. O açıdan da ayrıca kutlarım seni. Çok emek sarf edildiği gibi çok objektif ve dürüstçe kaleme alınmış bir çalışma bu.

F.E.: Ben teşekkür ederim.

 

Londra’da Bizimkiler’i aşağıdaki linkten temin edebilirsiniz:

http://www.londradabizimkiler.com/


Söyleşiyi Spotify'dan dinlemek için tıklayın!

“Sanat benim nefes alma alanım oldu”: Ressam Salime Aslan “Now & Beyond London”da

No comments

 Londra’da yaşayan ressam Salime Aslan, pandemi döneminde yeniden keşfettiği sanat tutkusunu uluslararası platformlara taşıyor. Aslan, farklı ülkelerden sanatçıların katılımıyla 14-17 Ağustos 2026 tarihlerinde düzenlenecek “Now & Beyond London” Uluslararası Sergisi’nde eserlerini sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor.



Doğayla iç içe büyüdüğünü anlatan Aslan, resimle kurduğu bağın aslında yıllar öncesine dayandığını söylüyor. Ancak bu tutkuyu hayata geçirmesi pandemi dönemine denk gelmiş.

“İnsan bazen bazı duyguları, düşünceleri ve güzellikleri kelimelerle anlatamıyor. Benim için resim tam da bu noktada bir dile dönüştü” diyen Aslan, yıllar boyunca içinde taşıdığı hayallerin ve gözlemlerinin zamanla tuvale yansımaya başladığını ifade ediyor.

Pandemi günlerinde evde geçirdiği zamanın kendisine yeni bir kapı açtığını anlatan Aslan, önce evini boyarken farkında olmadan yeniden sanatla buluştuğunu söylüyor. Küçük detaylarla uğraşırken içinde uzun zamandır sessiz kalan yaratıcılığının yeniden ortaya çıktığını hisseden Aslan, eline aldığı ilk fırçadan sonra bu yolculuğun hızla büyüdüğünü belirtiyor.

Bugün resim, onun hayatında özel bir yere sahip. Bir tabloyu tamamlamadan önce yenisinin hayalini kurduğunu söyleyen Aslan, sanatın artık hayatının doğal bir parçası hâline geldiğini ifade ediyor.

Sanat, yoğun hayatın içinde açılan özel bir alan

Hem çalışan bir anne hem de üretmeye devam eden bir sanat tutkunu olmak kolay değil. Ancak Aslan, zaman yaratmanın mümkün olduğuna inanıyor.

“İnsan gerçekten istediği şey için mutlaka bir alan oluşturabiliyor” diyen Aslan, bazen günün yorgunluğunda, bazen de herkes uyuduktan sonra çalışmalarına devam ettiğini anlatıyor.

Ona göre sanat, yoğun hayatın içinde kendisine ait özel bir alan oluşturmasını sağlıyor. Bu alan yalnızca üretim değil, aynı zamanda düşünme, gözlem yapma ve kendini yenileme fırsatı sunuyor.

Doğadan beslenen bir sanat anlayışı

Aslan’ın çalışmalarında doğanın izleri dikkat çekiyor. Özellikle ağaçlar, ışık, gökyüzü ve mevsimlerin değişimi eserlerine ilham veriyor.

Doğaya duyduğu sevgiyi ailesinden aldığını söyleyen Aslan, özellikle babasının doğaya olan saygısının ve sevgisinin kendi sanat anlayışını şekillendirdiğini düşünüyor.

“Bir ağaca, gökyüzüne ya da ışığın bir yüzeye düşüşüne uzun süre bakabilirim” diyen Aslan, resim yapmanın aynı zamanda doğayı daha dikkatli gözlemlemeyi öğrettiğini ifade ediyor.

Öğrenmeye devam eden bir sanat yolculuğu

Sanat yolculuğunda kendisini geliştirmeye büyük önem veren Aslan, farklı sanatçılar ve eğitmenlerle çalışmanın ufkunu genişlettiğini söylüyor. Bu süreçte özellikle küratör ve sanat eğitmeni Patricia Evangelista’nın rehberliğinin kendisi için değerli olduğunu belirten Aslan, aldığı eğitimlerin eserlerine farklı bir bakış açısı kazandırdığını ifade ediyor.

“Sanatta öğrenmenin sonu yok” diyen Aslan, farklı yaklaşımlarla tanışmanın ve yapıcı eleştiriler almanın gelişimin önemli bir parçası olduğuna inanıyor.

Sergiler yeni kapılar açıyor

Bugüne kadar çeşitli karma sergilerde eserlerini sanatseverlerle buluşturan Aslan, her serginin kendisi için ayrı bir deneyim olduğunu söylüyor.

Farklı sanatçılarla bir araya gelmenin, sanat üzerine sohbet etmenin ve yeni insanlarla tanışmanın üretim sürecine katkı sağladığını belirten Aslan, özellikle uluslararası sergilerin farklı bakış açıları kazandırdığını düşünüyor.

Önümüzdeki dönemde de sanat yolculuğuna yeni sergilerle devam etmeye hazırlanıyor. Bunlardan biri de 14-17 Ağustos 2026 tarihlerinde Londra’da düzenlenecek olan “Now & Beyond London” Uluslararası Sergisi. Farklı ülkelerden sanatçıları bir araya getirecek olan organizasyon, Aslan’ın yer almayı planladığı önemli etkinliklerden biri.

Sanatta özgürlük ve samimiyet

Çalışmalarında kendisini belirli bir konu veya temayla sınırlamak istemediğini söyleyen Aslan, gözüne güzel gelen ve kendisinde güzel duygular uyandıran her şeyi resmedebileceğini ifade ediyor.

Sanata yaklaşımında ise izleyicinin özgürlüğünü ön planda tutuyor.

“Bir esere bakan herkes aynı şeyi hissetmek zorunda değil” diyen Aslan, insanların tablolarına baktıklarında öncelikle huzur ve dinginlik hissetmelerini istediğini söylüyor.

Bir kadın, anne ve göçmen olarak yaşadığı deneyimlerin de sanatını beslediğini belirten Aslan, özellikle anneliğin sabır ve emek kavramlarına bakışını değiştirdiğini ifade ediyor.



Yeni hedefler, yeni hayaller

Aslan’ın gelecek planları arasında Britanya ve Avrupa’daki yeni sergilerde yer almak bulunuyor. Bunun yanı sıra eserlerinden birini North Middlesex Hastanesi’nin kemoterapi bölümüne bağışlamaya hazırlanıyor. Bu projeyi kendisi için manevi değeri yüksek bir çalışma olarak görüyor.

Uzun vadeli hedeflerinden biri ise kendi sanat atölyesini kurmak. İnsanların sanatla buluşabileceği, üretebileceği ve ilham alabileceği bir ortam oluşturmak istediğini söyleyen Aslan, öğrenmeye ve üretmeye devam etmeyi hayatının en önemli hedeflerinden biri olarak görüyor.

Yıllarca içinde taşıdığı resim sevgisini hayata geçirmiş olmanın mutluluğunu yaşayan Aslan, hayallerini erteleyenlere ise şu mesajı veriyor: “İnsan gerçekten istediği bir şeyin peşinden gittiğinde yaşını değil, heyecanını konuşuyor. Önemli olan başlamak ve devam etmek. Ben iyi ki başlamışım diyorum.”

 

Belfast’taki bıçaklı saldırının ardından göçmenlere yönelik ırkçı şiddet tırmanıyor

No comments

Kuzey İrlanda’nın Belfast kentinde gerçekleşen bıçaklı saldırının ardından göçmenlere yönelik saldırılar ve ırkçı protestolar büyüdü. Evler ateşe verildi, göçmen aileler mahallelerini terk etmek zorunda kaldı.



Belfast’ta pazartesi gecesi meydana gelen bıçaklı saldırının ardından başlayan olaylar, kısa sürede göçmen karşıtı şiddet dalgasına dönüştü. Sudan kökenli ve mülteci statüsüne sahip olduğu belirtilen bir kişinin saldırıyla suçlanmasının ardından yüzlerce kişi sokaklara çıkarak göçmenleri hedef alan protestolar düzenledi. Bazı bölgelerde maskeli grupların “Yabancılar dışarı” sloganları attığı bildirildi.

Olayların ardından özellikle göçmen ailelerin yaşadığı mahallelerde ciddi saldırılar yaşandı. Kentte 20 yıldır yaşayan Afrikalı bir ailenin evinin camları kırılırken, Ukraynalı bir genç kız ailesinin evine yönelik kundaklama girişiminden son anda kurtuldu. Çok sayıda ev, araç ve bir otobüs ateşe verildi. Polis, saldırıların doğrudan göçmenleri ve etnik azınlıkları hedef aldığını açıkladı.

Kuzey İrlanda Polis Şefi Jon Boutcher, yaşananları “toplumsal bir utanç” olarak nitelendirirken, sosyal medya üzerinden nefret söylemi yayan kişilere karşı soruşturma başlatılacağını duyurdu. İngiltere Başbakanı Keir Starmer ise olayları “ırkçı şiddet” olarak tanımladı ve toplumu kutuplaştıran aşırılıkçı gruplara karşı önlem alınacağını söyledi.

Göçmen hakları savunucuları ise Belfast’taki olayların yalnızca bir güvenlik meselesi olmadığını, Avrupa genelinde yükselen göçmen karşıtı siyasetin yeni bir yansıması olduğunu belirtiyor. Özellikle savaş ve yoksulluk nedeniyle ülkelerini terk eden sığınmacıların, şiddet olaylarının ardından yeniden hedef haline geldiğine dikkat çekiliyor.

Polis, olaylar sırasında iki memurun yaralandığını ve bölgede güvenliği sağlamak için ek kuvvetlerin görevlendirildiğini açıkladı. Ancak göçmen toplulukları arasında korku sürüyor. Birçok aile çocuklarını okula göndermemeyi tercih ederken, bazı göçmenlerin geçici olarak bölgeden ayrıldığı bildiriliyor.

Kaynak: BBC

Coşkun Aral Londra’da: "Fotoğrafın dünyayı Anlatma gücü"

No comments

 Savaş muhabiri, gazeteci ve belgesel yapımcısı Coşkun Aral, CEFTUS’un düzenlediği özel etkinlik kapsamında Londra’da izleyicilerle buluşacak. “Art of Photography in Explaining the World” başlıklı etkinlikte fotoğrafın toplumsal olayları, insan hikâyelerini ve küresel değişimleri anlatmadaki rolü ele alınacak.



Centre for Turkey Studies (CEFTUS) tarafından düzenlenen etkinlikte, uluslararası alanda tanınan fotoğrafçı ve gazeteci Coşkun Aral, uzun yıllara yayılan saha deneyimlerinden hareketle görsel anlatıcılığın etik, kültürel ve anlatısal boyutlarını değerlendirecek. Özellikle savaş bölgeleri, insani krizler ve kültürlerarası perspektifler üzerinden fotoğrafın tarihsel hafızayı korumadaki etkisi üzerinde durulacak.

Etkinlikte ayrıca görsel medyanın kamuoyu oluşturma süreçlerindeki rolü, fotoğrafın toplumsal algıyı nasıl şekillendirdiği ve dijital çağda haberciliğin dönüşümü gibi konular da tartışılacak. Katılımcılar, söyleşinin ardından gerçekleştirilecek soru-cevap bölümünde Coşkun Aral’a doğrudan soru yöneltme fırsatı bulacak.

CEFTUS’un kamuoyunu küresel meseleler, kültür ve iletişim alanlarında uzman isimlerle buluşturmayı amaçlayan etkinlik serisinin bir parçası olan programın, medya ve fotoğraf meraklılarının yanı sıra akademisyenler ve öğrenciler için de ilgi çekici bir buluşma olması bekleniyor.



Etkinlik Bilgileri

  • Etkinlik: Art of Photography in Explaining the World

  • Konuşmacı: Coşkun Aral

  • Tarih: 10 Haziran 2026 Çarşamba

  • Saat: 20:00

  • Düzenleyen: Centre for Turkey Studies

  • Mekân: 📍 Chiswick - The George IV – Boston Room

  • Katılım: RSVP ile kayıt yapılması gerekiyor.

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan