Showing posts with label İngiltere. Show all posts
Showing posts with label İngiltere. Show all posts

Centilmenler Kulübü'nde geçen 38 yıl kitap oldu: “Bir Barmenin Anıları" yayımlandı

No comments

23 September 2026


Ahmet Sapaz’ın, Londra’nın merkezi St. James’te bulunan Oxford ve Cambride Üniversitesi mezunu üyelerin girebildiği Centilmenler Kulübü’nde çalıştığı 38 yıl boyunca tuttuğu günlükleri geçtiğimiz günlerde Londra'da Türkçe kitap olarak yayımlandı.

                           


                                                                                             

                                                                                                            Tuncay Bilecen 

 

Ahmet Sapaz’la Londra’da akademik bir çalışma yaptığım sırada tanıştım. Tanışıklığımız kısa sürede ahbaplığa dönüştü ve çeşitli vesilelerle görüşmeye başladık. Bir sohbetimizde bana Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde çalıştığı süre boyunca tuttuğu günlüklerinden ve bu günlükleri bir kitaba dönüştürme fikrinden söz etti. Birkaç gün sonra işe koyulmuştuk bile. Doğrusu, iki klasör dolusu, yüzlerce sayfalık el yazısı metinleri aldığımda birkaç ay içinde bu işin üstesinden gelebiliriz diye düşünüyordum. Ancak yanıldığımı çok geçmeden anladım, çünkü çıktığımız yolculuk sandığımdan daha uzun ve zahmetliydi. Bu klasörlerdeki kâğıtların tek tek bilgisayara aktarılması, düzenlenmesi ve üzerinden tekrar geçilerek kitap haline getirilmesi iki yılı aşkın bir zaman aldı. Bu süre zarfında Ahmet Sapaz’la görüşmelerimizi sürdürdük ve nihayet iki yıllık yorucu ama keyifli bir serüvenin ardından “artık kitabın yayımlanma vakti geldi!” dedik.

38 YILIN HİKÂYESİ BİR KİTAPTA TOPLANDI

Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde 38 Yıl, Bir Barmenin Anıları’nda, Ahmet Sapaz’ın 14 Şubat 1976’da Centilmenler Kulübü’nde barmen olarak işe başlamasından, 28 Şubat 2014’te emekliye ayrılmasına kadar geçen 38 yıllık süre boyunca tuttuğu günlükler yer alıyor.

Bu günlüklerde Sapaz, Londra’nın merkezi St. James’te yer alan ve sadece Oxford & Cambridge üniversitesi mezunu üyelerin girebildiği Kulüp’te yaşadıklarına yer veriyor. Sapaz’ın günlükleri, kişisel bir hayat hikâyesinin çok ötesine uzanarak içinde bulunduğu dönemin sosyo-ekonomik ve siyasal koşullarına ilişkin de zengin gözlemler içeriyor. Böylece okuyucu, Prenses Diana’nın ölümünden, 11 Eylül 2001 terör saldırılarına kadar bu dönemde yaşanmış sayısız olayın Centilmenler Kulübü’nde nasıl yankılandığını da öğrenme fırsatı buluyor.



SÜRÜKLEYİCİ BİR ANI KİTABI

Centilmenler Kulübü, aynı zamanda İngiltere ve dünya siyasetine damga vurmuş önemli kişiliklerin de uğrak yeri olduğu için günlüklerde dönemin siyasî çekişmelerinin arka planı, Kulüp üyelerinin birbirleriyle gerilimli ilişkileri ve kapalı kapılar ardında dönen dedikodular da bolca yer ediyor. Bu bakımdan kitap, geleneksel İngiliz nezaketi ve siyasetinin görünmeyen yönüne ilişkin birçok ilginç detay barındırıyor.

Hüzünlü, komik, tuhaf kısaca insana dair pek çok hikâyenin yer aldığı Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde 38 Yıl, Bir Barmenin Anıları, sürükleyici bir anı kitabı olarak da okunabilir.

KENDİ KALEMİNDEN AHMET SAPAZ

Her ne kadar nüfus kaydım 1948 yazıyorsa da esasında Temmuz 1947 yılında Çorum ilinin Sungurlu ilçesi Gökçam köyünde dünyaya gelmişim. O yılların ölümcül çocuk hastalığı olan kızamık salgınından kıl payı kurtularak hayata zar zor tutunmuşum.

İlkokulu köyümde, ortaokulu ilçem Sungurlu’da, Turizm ve Otelcilik Meslek Lisesi’ni ise Ankara’da okuyarak 1967 yılında hayata atıldım. Yaklaşık üç yıl boyunca o dönemin gözde bir oteli olan İzmir Büyük Efes Oteli’nde çalıştıktan sonra vatani görevimi yapıp kendi çabamla sağladığım çalışma izniyle 1970 yılının sonunda İngiltere’ye geldim.

Yeteri kadar İngilizcemi geliştirdikten sonra Türkiye’ye dönerim dediysem de, gurbet bize vatan oldu, dönemedim. Kısacası yuvamı Londra’da kurdum ve burada yaşamaya devam ediyorum.

Kendi çapımda bazı araştırmalar yaparak kimi insanların yararlanması için kitap haline getirip yayımladım. Bu elinizde tuttuğunuz kitap dördüncü yayınım oluyor. Daha da yayınlanmamış araştırmalarım, yazılarım vardır.

KİTABI NASIL EDİNEBİLİRSİNİZ?

Londra merkezli Press Dionysus yayınları tarafından yayımlanan Ahmet Sapaz’ın Bir Barmenin Anıları, Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde 38 Yıl adını taşıyan kitabı Kuzey Londra'da bulunan Fieldseat Kafe'den ve aşağıdaki linkten temin edilebilir. Kitap ayrıca Amazon’da da satışa sunulmuş durumda. Kitap, yılbaşından sonra Türkiye'de de okurlarıyla buluşacak. 

https://pressdionysus.com/product/bir-barmenin-anilari-oxford-cambridge-centilmenler-kulubunde-38-yil-ahmet-sapaz/



Ahmet Sapaz


Ahmet Sapaz'ın Bisikletli Gazete'de yayınlanan diğer röportajları:

Ahmet Sapaz:“İngiltere’deki bizim toplumun mayasını ilk biz oluşturduk"

 http://www.bisikletligazete.com/2019/03/ingilteredeki-bizim-toplumun-mayasn-ilk.html 


 Ahmet Sapaz: Centilmenler Kulübü’nde otuz sekiz yıl

http://www.bisikletligazete.com/2019/03/ahmet-sapaz-centilmenler-kulubunde.html


Wimpy Kralı Ali Salih Usta nasıl iflas etti?

http://www.bisikletligazete.com/2020/09/wimpy-kral-ali-usta-nasl-iflas-etti.html

 

 

 

 

Jason Arday’ın ölümü: İngiliz akademisinde ırkçılık tartışmalarını yeniden alevlendirdi

No comments

20 September 2026

 Cambridge’in en genç siyah profesörü unvanını taşıyan Jason Aday’ın ölümü, yalnızca akademik etik tartışmasını değil, siyah akademisyenlerin İngiltere’de karşı karşıya kaldığı ırkçı baskıyı ve medyanın rolünü de İngiltere gündemine taşıdı.

 


İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nin en genç siyah profesörü olarak tarihe geçen sosyolog Jason Arday’ın ölümü, ülkenin akademi ve medya dünyasında haftalardır devam eden tartışmayı yeni bir aşamaya taşıdı. 41 yaşındaki Arday, akademik çalışmaları ve özgeçmişindeki bazı iddialar hakkında art arda yayımlanan haberlerin ardından 5 Ağustos’ta Cambridge’deki görevinden istifa etmiş, dokuz gün sonra Güney Londra’daki evinde ölü bulunmuştu. Polis ölümünü şu aşamada “beklenmedik ancak şüpheli olmayan” bir ölüm olarak değerlendiriyor. Ailesi ise Arday’ın Cambridge’de profesör olarak göreve başlamasından bu yana “sürdürülen taciz ve itibarsızlaştırma kampanyasına” maruz kaldığını ve “yanlış bilgi kampanyasının Jason için çok ağır olduğunu” açıkladı.

Tartışmanın merkezindeki iddiaların ortaya çıkmasında Cambridge’de daha önce görev yapmış akademisyen Nathan Cofnas’ın önemli bir rolü bulunuyor. Kendisini “race realist” olarak tanımlayan Cofnas, siyah insanların zekâsı ile beyaz insanların zekâsı arasında biyolojik farklılıklar bulunduğunu savunan görüşleriyle tanınıyor. Cofnas’ın Arday’ın doktora tezindeki bazı bölümlerin daha önce yayımlanmış çalışmalardan alındığını ileri sürmesinin ardından konu hızla akademik bir soruşturmadan ulusal bir medya kampanyasına dönüştü. Cambridge daha önce Arday’ı “iğrenç bir kampanyanın kurbanı” olarak savunmuş olsa da daha sonra akademisyenin akademik geçmişi ve üniversiteye atanma süreci hakkında soruşturma başlattı. Arday intihal suçlamalarını reddetti; doktora yaptığı Liverpool John Moores University tarafından yürütülen önceki incelemede ise doktora derecesinin korunmasına karar verilmişti.

Ancak Arday dosyasını tartışmalı hale getiren asıl mesele, akademik etik kurallarının ihlal edilip edilmediğinden daha geniş bir soruya işaret ediyor: Neden bazı akademisyenlere yöneltilen iddialar üniversite içinde yürütülen soruşturmalar olarak kalırken, Arday’ın dosyası günlerce gazete manşetlerinin merkezinde yer aldı? Guardian yazarı Hugh Muir, 19 Ağustos tarihli değerlendirmesinde bu ayrımı özellikle vurguladı. Muir, Cofnas ve sağ kanat medya çevrelerinin Arday’ı kültür savaşlarının sembolüne dönüştürdüğünü savunurken, aynı zamanda gazetecilerin akademik dürüstlük konusunda gerçek soruları araştırma hakkının bulunduğunu da kabul ediyor. Ona göre sorun, meşru gazetecilik ile ırkçı bir “cadı avının” birbirine karışmış olması.

Bu tartışmayı yalnızca Arday’ın kişisel hikâyesi üzerinden okumak ise İngiltere akademisindeki daha büyük tabloyu gözden kaçırmak anlamına geliyor. Universities UK verilerine göre 2020/21 akademik yılında ülkedeki akademik personelin yalnızca yüzde 2,5’i siyahtı; aynı yıl İngiltere üniversitelerinde sadece 160 siyah profesör bulunuyordu. Daha güncel HESA verilerini kullanan University and College Union ise 2023/24’te siyahların Birleşik Krallık profesörlerinin yalnızca yaklaşık yüzde 1’ini oluşturduğunu belirtiyor. Universities UK ayrıca üniversitelerde ırkçı taciz ve saldırıların hâlâ önemli bir sorun olduğunu vurguluyor. Bu tablo, siyah akademisyenlerin akademinin üst kademelerinde hâlâ son derece az olduğu bir ülkede, siyah bir profesörün başarısının neden yalnızca bireysel bir akademik başarı olarak değil, aynı zamanda “DEI”, liyakat ve temsil tartışmalarının sembolü olarak görülmeye başladığı sorusunu gündeme getiriyor.



Bu nedenle Arday’ın ölümü sonrasında ortaya çıkan tepkinin yalnızca akademisyenler arasında kalmaması şaşırtıcı değil. 17 Ağustos’ta Londra’daki Trafalgar Square, Arday’ı anmak için düzenlenen büyük bir anma töreninde on binlerce kişi katıldı. Siyah giyinen kalabalık ellerinde çiçekler ve “Rest in Power Professor Jason Arday” yazılı pankartlarla toplandı; konuşmaların ardından bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Arday’ın arkadaşları, akademisyenler, milletvekilleri ve ırkçılık karşıtı aktivistler, onun ölümünden önce maruz kaldığı yoğun medya baskısının araştırılması çağrısında bulundu.



Arday vakasının bundan sonra bırakacağı en önemli soru belki de “Arday haklı mıydı, haksız mıydı?” sorusu olmayacak. Akademik etik iddiaları elbette araştırılmalı; üniversiteler akademik dürüstlükten taviz vermemeli ve gazeteciler de kamu yararını ilgilendiren iddiaları soruşturabilmeli. Fakat aynı zamanda şu sorunun da sorulması gerekiyor: Bir siyah akademisyen hata yaptığında, onun hatası ne zaman bireysel bir mesele olmaktan çıkıp bütün bir siyah akademisyenler kuşağının yeterliliğini sorgulamak için kullanılan bir araca dönüşüyor? Arday’ın cenaze sonrası anmasında Trafalgar Square’i dolduran binlerce insanın taşıdığı öfke tam da bu sorudan kaynaklanıyordu. İngiltere akademisinin önündeki asıl sınav, yalnızca Arday’ın kariyerinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu ortaya çıkarmak değil; siyah akademisyenlerin hem yükselirken hem de hata yaptıklarında neden hâlâ beyaz meslektaşlarından farklı bir mercek altında değerlendirildiğini sorgulamak olacak.



 

İngiltere'de göç politikaları sertleşirken sığınmacıların barınma tartışması büyüyor

No comments

12 September 2026

İngiltere hükümeti Manş Denizi üzerinden küçük teknelerle gelen sığınmacıları engellemek için Fransa ile işbirliğini genişletirken, ülke içinde sığınmacıların yerleştirildiği merkezlere yönelik tepkiler de artıyor. Galler'deki küçük bir yerleşimde yeni konutların sığınmacılara tahsis edilmesi, yerel halk ile hükümet arasında yeni bir tartışma başlattı.



İngiltere'ye Manş Denizi üzerinden küçük teknelerle gelenlerin sayısı bu yıl geçen yıla kıyasla belirgin biçimde düşmüş durumda. Ancak hükümet, geçişleri engelleme politikasını sürdürüyor. Londra yönetimi geçen hafta Fransa'ya, sahillerdeki denetimleri ve küçük tekne geçişlerini önlemeye yönelik operasyonları güçlendirmek amacıyla 660 milyon sterlinlik ek destek sağlamayı kabul etti. Plan kapsamında Fransız güvenlik güçlerinin müdahale kapasitesinin artırılması ve insansız hava araçları gibi teknolojilerin daha fazla kullanılması öngörülüyor.

İngiltere ile Fransa arasındaki "bir giren, bir çıkan" uygulaması da politikanın önemli unsurlarından biri. 2025'te başlayan düzenleme kapsamında Manş Denizi'ni küçük teknelerle geçerek İngiltere'ye ulaşan bazı yetişkin sığınmacıların Fransa'ya geri gönderilmesi, karşılığında ise Fransa'dan belirli sayıda kişinin yasal yollarla İngiltere'ye kabul edilmesi öngörülüyor. İngiltere İçişleri Bakanlığı'nın yayımladığı verilere göre, uygulamanın başladığı Ağustos 2025 ile Haziran 2026 arasında 1.117 kişi Fransa'dan İngiltere'ye kabul edilirken, geri gönderilenlerin sayısı daha sınırlı kaldı.

Ancak hükümetin sınır politikası yalnızca Manş Denizi'ndeki geçişlerle sınırlı değil. İngiltere, sığınma başvurularının değerlendirilmesi ve başvurusu sonuçlanana kadar insanların barındırılması konusunda da yeni yöntemlere yöneliyor. Nisan ayında yüzlerce sığınmacının otellerden askeri tesislere taşınacağı açıklanmıştı. Hükümet bu değişikliği barınma sisteminin maliyetini ve kapasite sorunlarını yönetme çabasının bir parçası olarak savunurken, mülteci kuruluşları askeri tesislerin uygunluğu ve maliyeti konusunda eleştirilerde bulunmuştu.

Bu tartışmanın son örneklerinden biri Galler'in kuzeyindeki Gronant köyünde yaşanıyor. Yaklaşık 1.600 kişinin yaşadığı yerleşimde, eski Gronant Institute binasının dönüştürülmesiyle oluşturulan 15 konuttan 13'ünün sığınma başvurularının sonuçlanmasını bekleyen kişilerin barınması için kullanılacağı ortaya çıktı. Yerel siyasetçiler ve bazı bölge sakinleri, kararın kendilerine yeterince danışılmadan alınmasına tepki gösterdi. Flintshire Belediyesi ise burada kalan kişilerin yasalar çerçevesinde sığınma başvurusunda bulunan kişiler olduğunu ve insaniyet ve saygıyla karşılanmaları gerektiğini belirtti.

Gronant'taki tartışma, İngiltere'nin göç politikasındaki daha geniş bir çelişkiye de işaret ediyor: Hükümet bir yandan düzensiz göçü azaltmak ve sığınmacıların ülkeye gelişini caydırmak için sınır kontrollerini sıkılaştırırken, diğer yandan ülkeye ulaşan ve başvuruları henüz sonuçlanmamış kişilerin barınma ihtiyacını karşılamak zorunda. Manş Denizi'ndeki geçişlerin bu yıl yaklaşık yüzde 40 azalmasına rağmen, 10 Ağustos'ta tek bir bottan 230 kişinin İngiltere'ye ulaşması, kaçakçıların daha büyük tekneler kullanarak yeni yöntemlere yöneldiğini gösterdi. Bu durum, hükümetin caydırıcılık politikasının göç rotalarını ve kaçakçıların yöntemlerini değiştirse de sorunu tamamen ortadan kaldırmadığı tartışmasını yeniden gündeme getirdi.


Kaynak: The Guardian

İngiltere Global Talent Vizesini 100'den Fazla Şirkete Açtı

No comments

06 September 2026

Londra — İngiltere hükümeti, 6 Ağustos 2026'da Global Talent vizesinde önemli bir genişlemeye gitti. Home Office ve UK Research and Innovation (UKRI) tarafından yapılan açıklamaya göre, daha önce ağırlıklı olarak üniversiteler ve araştırma kuruluşları üzerinden yürüyen "endorsed funder" rotası, AstraZeneca, Jaguar Land Rover, GSK ve Arm dahil 100'den fazla ticari şirkete açıldı.




MURAT METİN

https://metin.london/

Düzenleme, özel sektörde UKRI tarafından desteklenen araştırma ve geliştirme projelerinde çalışan uygun nitelikteki araştırmacıların da Global Talent vizesine başvurabilmesinin önünü açıyor. Ancak şirketin listede yer alması, o şirkette çalışan herkes için otomatik vize hakkı anlamına gelmiyor. Başvuru sahibinin uygun bir araştırma projesinde görev alması ve Global Talent kriterlerini karşılaması gerekiyor.

Listeye AstraZeneca, Jaguar Land Rover, GSK ve Arm'ın yanı sıra Riverlane, Quantinuum, Oxford Quantum Circuits, Phasecraft, NuQuantum ve Quantum Motion Technologies gibi kuantum bilişim şirketleri ile IBM, BBC ve British Film Institute gibi kuruluşlar da dahil edildi.

Akademisyen ve Araştırmacılar İçin Kriterler

Global Talent vizesi iş teklifi veya sponsor işveren zorunluluğu getirmiyor. Akademisyen ve araştırmacı başvurularında adayın unvanından çok araştırma kariyeri ve ortaya koyduğu çalışmalar önem taşıyor.

Doktora veya eşdeğer araştırma deneyimi, hakemli yayınlar, atıflar, araştırma finansmanı, uluslararası burslar ve davetli konuşmacılık gibi unsurlar değerlendirmede öne çıkıyor. Başvurular alana göre Royal Society, Royal Academy of Engineering ve British Academy gibi kurumlar tarafından değerlendiriliyor.

Uygun araştırma hibelerine sahip adaylar ise UKRI'nin endorsed funder rotasından başvurabiliyor. Ticari şirketlerin listeye dahil edilmesiyle bu kanal artık özel sektördeki araştırmacıları da kapsıyor.

Sanat ve Kültür Alanında Yeni Kategori

Global Talent'ın sanat ve kültür rotasında da kapsam genişledi. Güncel sistemde Combined Arts, Dance, Literature, Music, Theatre ve Visual Arts; Architecture; Fashion Design Industry; Film, Television, Animation, Post-Production & VFX ve Design Industry kategorileri bulunuyor.

Başvurularda en fazla üç sayfalık CV, üç referans mektubu ve son beş yıldan seçilen en fazla 10 kanıt sunulabiliyor. Adayın sosyal medya takipçi sayısı veya kişisel internet sitesi gibi materyaller yerine, uluslararası medya görünürlüğü, ödüller, sergiler, performanslar ve sektörel başarılar gibi güçlü kanıtlar sunması bekleniyor.

Design Industry kategorisinde Red Dot, iF ve D&AD gibi uluslararası tasarım ödülleri güçlü kanıtlar arasında yer alıyor. Mimarlık alanında ise Global Talent vizesinin tek başına "Architect" unvanı vermediği, bunun için ayrıca Architects Registration Board (ARB) kaydının gerektiği belirtiliyor.

Vize Ücreti ve Süreç

Global Talent başvurusunda endorsement aşaması £561, vize başvurusu ise £205 tutuyor. Böylece resmi vize ücretinin toplamı £766 oluyor. Buna yetişkinler için yıllık £1.035 Immigration Health Surcharge (IHS) ekleniyor.

Beş yıllık vize üzerinden hesaplandığında, tek yetişkin başvuru sahibinin vize ücreti ve sağlık harcı toplamı yaklaşık £5.941 seviyesinde.

Başvuru sahipleri gerekli koşulları karşılamaları halinde eş ve çocuklarını da başvuruya dahil edebiliyor. Standart işlem süresi, başvurunun nereden yapıldığına bağlı olarak UK dışından yaklaşık 3 hafta, UK içinden ise 8 hafta olarak belirtiliyor.

Global Talent kapsamında uygun adaylar üç veya beş yıllık sürelerin ardından sürekli oturum (ILR) başvurusunda bulunabiliyor. İngilizce şartında ise ILR aşaması için 26 Mart 2027'den itibaren B2 seviyesine geçilmesi planlanıyor.

İngiltere Araştırmacıları Çekmeye Çalışıyor

İngiltere hükümeti, Global Talent vizesindeki genişlemeyi özellikle yapay zekâ, kuantum bilişim, temiz enerji, nükleer füzyon ve yaşam bilimleri gibi stratejik alanlarda uluslararası yetenekleri ülkeye çekme politikasının bir parçası olarak değerlendiriyor.

100'den fazla araştırma şirketinin sisteme dahil edilmesi, Global Talent rotasının yalnızca akademik kariyer yapan araştırmacılar için değil, özel sektörde Ar-Ge faaliyetleri yürüten bilim insanları ve mühendisler için de daha önemli bir seçenek haline gelmesi anlamına geliyor.

Editörün Notu

Bu haber hazırlanırken Global Talent vizesinin araştırma şirketlerine genişletilmesi, akademisyen ve araştırmacılara yönelik kriterler, sanat ve kültür kategorileri ile güncel vize ücretleri Birleşik Krallık'ın resmi kaynakları üzerinden kontrol edilmiştir.

Global Talent vizesine ilişkin kurallar, ücretler ve başvuru koşulları zaman içinde değişebildiğinden, başvuru yapacak kişilerin işlem öncesinde güncel GOV.UK bilgilerini kontrol etmesi önerilir.

 

 Kaynaklar

- Global Talent visa expanded to attract world's brightest researchers to power British innovation — GOV.UK Resmi Basın Açıklaması

- Global Talent visa expanded to innovative research businesses — UKRI Resmi Duyurusu

- Global Talent Visa: Film ve Televizyon Alanı Başvuru Rehberi — GOV.UK

- Talent Vizeleri Başvuru Kriterleri — PACT (Producers' Alliance for Film and Television)

- Global Talent Visa: Dijital Teknoloji Alanı Başvuru Rehberi — GOV.UK

- Apply for the Global Talent Visa: Genel Bakış, Ücretler ve Süreç — GOV.UK

 

*Murat Metin, Immigration Advice Authority (IAA) tarafından yetkilendirilmiş bir göçmenlik danışmanıdır. Birleşik Krallık vize ve yerleşim süreçlerine ilişkin güncel içerikler hazırlamaktadır. Ayrıntılı bilgi: [Metin London] https://metin.london/.



 



İngiltere’deki doktorlar Türkiye'de yapılan mide küçültme ameliyatları konusunda uyardı

No comments

30 August 2026

Türkiye'de yapılan kilo verme ameliyatlarında 100'den fazla komplikasyonla karşılaşılması İngiltere’deki doktorları harekete geçirdi.  Luton & Dunstable Hastanesi'nden Tanveer Adil, İzmir'deki Özel Gözde Hastanesi'nde mide ameliyatı sonrası organ yetmezliğinden hayatını kaybeden 40 yaşındaki Hayley Butler'ın ameliyatının tıbbi koşullara uygun yapılmadığını belirtti. Norfolk Bölge Adli Tıp Sorumlusu Yvonne Blake ise ameliyatın "doğru şekilde yapılmadığının" açık olduğunu kaydetti.




Ucuz Paket, Ölümcül Sonuç

Norwich'teki soruşturmada edinilen bilgilere göre, Hayley Butler, İngiltere'de yardım alamadığını düşünerek Eylül 2024'te bir arkadaşıyla İzmir'e gitti. Yaklaşık 2.500 sterlin (100 bin TL civarı) karşılığında uçuşlar, transferler, konaklama, ameliyat öncesi testler ve ilaçların dahil olduğu bir paketle tüp mide ameliyatı oldu. Ameliyat sonrası hastaneden taburcu olan Butler, iki gün sonra evine döndü ancak kendini zaten hasta hissediyordu. Annesi Gill Moore'un ifadesine göre Butler, "sürekli susuzluk çekiyor ve enerjisi olmuyordu... ama bunun normal olduğunu düşündü."

Hızla Kötüleşen Sağlık ve Kayıp Hayat

Butler'ın sağlık durumu 5 Ekim hafta sonu hızla kötüleşti; fışkırır tarzda kusuyor ve çok az şey tüketebiliyordu. Norfolk ve Norwich Hastanesi'ne kaldırıldı, 11 Ekim sabahı Luton'daki uzmanlaşmış bariatrik üniteye sevk edildi. Aynı gün saat 17:00'de acil ameliyata alındı. Moore'a, kızının hayatta kalma şansının %30 olduğu söylendi. Hayley Butler, sepsise (kan zehirlenmesi) bağlı çoklu organ yetmezliği nedeniyle 24 Ekim'de hayatını kaybetti. Moore, bir doktorun kendisine bunun "gördüğü en kötü vaka" olduğunu söylediğini aktardı.

"Ameliyat ve Sonrasındaki Eksiklikler Öldürdü”

Dr. Adil, mahkemeye yaptığı açıklamada, ameliyat sırasında Butler'ın karnında sıvı ve organlarında dört delik (perforasyon) tespit edildiğini belirterek ölüm nedeninin "Türkiye'de olanlar ve büyük bir bariatrik cerrahi sonrası güvenlik ağının eksikliği" olduğu görüşünü tekrarladı. Adil, kendi hastanelerindeki üçüncü basamak bariatrik ünitesinin, Türkiye'de benzer ameliyatlar geçiren hastalardan kaynaklanan komplikasyonlarda "kayda değer bir artış" gözlemlediğini vurgulayarak, "Ünitemizde 100'den fazla bu tür komplikasyonu yönettik, bu durum endişe verici" dedi. Adli Tıp Sorumlusu Blake, annenin yaşadığı iletişim kopukluklarını da eleştirerek, Hayley'nin yaşam desteği kapatılırken ve ölüm anında annesinin yalnız bırakılma şeklini "şaşırtıcı" bulduğunu ifade etti ve Türkiye'deki düzenleyici kurumlara endişelerini ileteceğini söyledi.

 

Kaynak: BBC

Birleşik Krallık'ta göçmen suç oranlarına ilişkin ilk rapor yayınlandı

No comments

19 August 2026

Birleşik Krallık'ta ilk kez göçmen suç oranlarına ilişkin bir rapor yayınlandı. Göç Kontrol Merkezi (CMC) tarafından hazırlanan bu rapor, göçmenlerin suç oranlarına dair çarpıcı veriler sunuyor. Rapora göre yabancı uyruklular, İngiliz vatandaşlarına kıyasla neredeyse iki kat daha fazla suç işliyor. 



Raporun Ortaya Koyduğu Veriler

CMC'nin ülkedeki 43 polis teşkilatına gönderdiği bilgi talepleri sonucunda derlenen veriler, 2024'ün ilk 10 ayında İngiltere ve Galler'de toplam 131 bin yabancı uyruklu tutuklaması gerçekleştiğini gösteriyor. Bu rakam, toplam tutuklamaların %16.1'ini oluşturuyor. (Yabancı uyruklular, ülke nüfusunun %9'unu oluşturuyor.)

Rapora göre, 2024 yılının ilk 10 ayında yabancı uyruklular arasında cinsel suçlardan tutuklanma oranı, İngiliz vatandaşlarından 3.5 kat daha fazla. Bu dönemde toplam 2.775 yabancı uyruklu kişi tecavüz suçlamasıyla tutuklandı.

En Fazla Suç Oranına Sahip Ülkeler

Rapor, en fazla tutuklama oranına sahip beş ülkeyi de belirledi. Buna göre, Birleşik Krallık'ta en fazla suç işlendiği tespit edilen beş ülke şu şekilde sıralandı: Arnavutluk, Afganistan, Irak, Cezayir ve Somali. Raporda toplamda 48 ülkenin Birleşik Krallık vatandaşlarından daha yüksek suç işleme oranına sahip olduğu vurgulandı.



Hükümet ve Kamuoyundan Tepkiler

Raporun yayınlanmasıyla birlikte siyasetçiler ve kamuoyundan farklı tepkiler geldi. Muhafazakar Parti'den Robert Jenrick, "Britanya halkı bu gerçekleri bilmeye hakkı var," diyerek, verilerin kamuya açıklamasının önemini vurguladı. Reform Partisi lideri Nigel Farage da daha önce bu bilgilerin kamuya sunulması için çaba harcamış, ancak başarılı olamamıştı.

CMC Araştırma Direktörü Robert Bates ise, "Toplumun dokusunu bozan kitlesel göç politikaları şu ana kadar ciddi güvenlik sorunlarına yol açtı. Yetkililerin, kamu güvenliği konusunda daha ciddi adımlar atması gerekiyor," şeklinde konuştu.

Göçmen karşıtlarının ekmeğine yağ sürecek

Rapor, göç politikalarına ilişkin yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Hükümetin, göçmen politikalarını ve vize sistemlerini daha sıkı denetlemesi gerektiği yönünde çağrılar yapılırken, insan hakları savunucuları ise suç oranlarının uluslararası hukuka uygun olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Anlaşılan o ki İngiltere’deki göçmen karşıtı politik oluşumlar bu tür raporlardan cımbızladıkları istatistikleri göçmen karşıtı politikalara malzeme yapmaya devam edecek.

 

Kaynak: https://migrationctrl.substack.com/p/uks-first-migrant-crime-report


Farage, Clacton’da yeniden milletvekili seçildi

No comments

14 August 2026

 Reform UK lideri Nigel Farage, Clacton ara seçiminde oyların yüzde 63,34’ünü alarak yeniden milletvekili oldu. Ana akım partilerin aday göstermediği seçimde Farage’ın en ciddi rakibi ise komedyen Jonathan Harvey’nin canlandırdığı Count Binface oldu.



Nigel Farage, geçen ay milletvekilliğinden istifa ederek yeniden aday olduğu Clacton ara seçiminde büyük bir farkla kazandı. Reform UK lideri 22 bin 239 oy alarak oyların yüzde 63,34’ünü elde etti. Bu sonuç, Farage’ın geçen seçimdeki oy oranına göre yaklaşık 17 puanlık bir artış anlamına geliyor. Komedyen Jonathan Harvey’nin canlandırdığı Count Binface ise yaklaşık 10 bin oyla yüzde 26,9 oranında destek aldı.

Seçim, Birleşik Krallık’ın ana siyasi partilerinin aday göstermemesi nedeniyle sıra dışı bir yarışa dönüştü. Toplam 34 adayın yarıştığı seçimde oy pusulasının uzunluğu 90 santimetreyi buldu. Labour ve Muhafazakâr Parti, Farage’ın zaten temsil ettiği bir sandalye için yeniden seçime gitmesini siyasi bir gösteri olarak nitelendirmişti. Clacton Belediye Meclisi ise seçimin yaklaşık 250 bin sterline mal olacağını ve bu maliyetin kamu tarafından karşılanacağını açıkladı.

Farage, seçim kampanyasını "halk ile düzen arasındaki mücadele" olarak sundu ve Clacton seçmenlerinin kendisini değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Ancak Reform UK lideri, zaferinin ilan edildiği sırada seçim merkezinde bulunmadı. Farage, gece boyunca Reform destekçilerine yaptığı konuşmada, seçim sonucunu "sekteye uğratmaya ve değersizleştirmeye yönelik organize bir kampanya" olduğu yönünde kendisine bilgi verildiğini ve "hiç kimse tarafından aşağılanmak ve küçük düşürülmek istemediğini" söyledi. Reform UK, polisin Farage’a seçim merkezine gitmemesini tavsiye ettiğini öne sürerken, BBC'nin aktardığına göre Essex Polisi hiçbir adaya böyle bir tavsiyede bulunmadı.

Farage’ın yeniden seçilmesi, hakkında devam eden soruşturmaları ise sona erdirmiyor. Reform UK’ye yapılan bağışlarla ilgili Metropolitan Polisi soruşturması sürerken, Parlamento Standartlar Komiseri de Farage’ın 2024 genel seçimlerinden kısa süre önce kripto para milyarderi ve Reform bağışçısı Christopher Harborne’dan aldığı 5 milyon sterlinlik hediyeyi neden kayda geçirmediğini araştırıyor. Farage, paranın "koşulsuz bir hediye" olduğunu ve herhangi bir yanlış yapmadığını savunuyor. Sandalyesinden istifa etmesinin ardından geçici olarak duran soruşturma, yeniden milletvekili seçilmesinin ardından tekrar başlatıldı.


İngiltere'nin plastik atıkları Adana'ya nasıl ulaşıyor?

No comments

04 August 2026

İngiliz gazeteci Londra'dan yola çıkıp Adana'ya ulaşan Tesco poşetlerinin izini sürdü. Bloomberg için çalışan araştırmacı gazeteci Kit Chellel, Londra’daki Tesco poşetlerine çip taktı ve plastik atıklar iki ay sonra Adana’da açıklık bir alanda sinyal verdi.

 


Gazeteci Kit Chellel, İngiltere’deki plastik atıkların izini sürdü ve bu atıkların hangi rotayı izleyerek Türkiye’ye ulaştıklarını buldu. Tesco’nun plastik atıkları, iki aylık bir yolculuğun ardından Avrupa’nın tonlarca plastik atığının biriktiği Adana'daki açıklık bir alana ulaşıyor.

Çöplerin rotasını takip etmek için üç farklı TESCO poşetine GPS takip cihazı yerleştiren Kit Chellel, bu poşetlerin üç dört gün içerisinde yerlerinin değişmeye başladığını gözlemliyor. Çöplerin nereye gittiğini dijital haritadan takip eden Kit Chellel, cihazlardan birinin Londra’nın doğusuna gittiğini ve Thames nehrinin kenarında kaybolduğunu diğer ikisinin ise Londra çevresindeki TESCO lojistik merkezine gittiklerini fark ediyor. Buradan Harwich uluslararası taşımacılık limanına ulaşan çöpler daha sonra Hollanda’ya geçiyorlar. Hollanda’da çok beklemeden karayolu ile Almanya üzerinden Polonya’ya ulaşan plastik poşetler farklı günlerde aynı noktada buluşuyor. Bu noktanın adı Polonya’da yer alan Zielona Gora tesisi. TESCO poşetindeki cihazla bu tesiste sinyal kesiliyor, ancak bir süre sonra cihazın Adana’da bir sanayi bölgesinde sinyal verdiği görülüyor. Chellel, yaptığı araştırmada bu bölgede herhangi bir geri dönüşüm şirketi ya da tesisi tespit edemiyor. Bunun üzerine alanın iyice araştırılması için gazeteciler yerinde gözlem yapıyor ve Kit Chellel tespitinde haklı çıkıyor; çünkü herhangi bir geri dönüşüm tesisi bulunmayan bu bölgede, Avrupa’dan gelen tonlarca plastik çöpün üst üste yığıldığı görülüyor.

Kit Chellel, 2.000 millik plastik çöp takibine ilişkin şunları söylüyor: “Şimdiye değin üretmediğimiz kadar plastik üretiyoruz ve bunların bir yere gitmesi gerekiyor. Bu yüzden kullandıktan sonra bunların nereye gittiğini bilmemiz gerekiyor. Benim kendi mahallemdeki TESCO süpermarkette beyaz geri dönüşüm kutuları dikkatimi çekti. Bunların tam olarak nereye gittiğini görmek için elektronik olarak takibe aldım. Bunu yaparken en önemli hedefim kötü plastiklerin nereye gittiğini öğrenmekti.”





Kaynak: https://www.bloomberg.com/graphics/2022-tesco-recycle-plastic-waste-pledge-falls-short/?utm_source=twitter&utm_medium=social&utm_campaign=twitter-moments&utm_content=climate

 

Ressam Metin Şenergüç'ün aforizmalarından ve çizimlerinden oluşan kitabı yayımlandı

No comments

21 July 2026

15 Aralık 2018’de genç yaşta aramızdan ayrılan ressam Metin Şenergüç’ün sanata ve yaşama dair aforizmalarının ve çizimlerinin yer aldığı “Orizonun Ötesi” adını taşıyan kitabı Londra merkezli yayınevi Press Dionysus tarafından yayımlandı. 

 





15 Aralık 2018’de Londra’da bir kalp krizi sonucunda hayatını kaybeden ressam Metin Şenergüç, 19 Kasım 1960’da İzmir’de doğmuş, daha lise yıllarında politikayla tanışmıştı. 12 Eylül döneminde iki yıl hapis yatan Şenergüç, kaçak yollardan Yunanistan’a gitmişti. Burada beş yıl politik sürgün olarak yaşadıktan sonra 1987’de Brüksel’e yerleşen, ancak burayı çok muhafazakâr bularak tekrar Yunanistan’a geri dönen Şenergüç, Yunanistan’ın ardından Almanya ve nihayet İngiltere’ye gelmişti.

Kuzey Londra’da yaşamaya başlayan Metin Şenergüç 1994’te Camberwell School of Art’ta resim bölümünde eğitim görmeye başladı. 1998’de ise St.Martins School of Art’ta ise masterını tamamlayan ve sanata ilişkin düşüncelerini Londra merkezli Açık Gazete’deki köşesinde paylaşan ressam, “Bazen okuyup yazıyorum, sonra geri çekilip resim yapmaya başlıyorum. Yazmak da yaratıcı sürecin bir parçası benim için” diyordu.


Orizonunn Ötesi kitabında Şenergüç'ün onlarca çizimine aforizmaları eşlik ediyor


Metin Şenergüç’ün sağlığında çıkaramadığı kitabını arkadaşları Sümer Erek, Mehmet Taş ve Rıfat Güler Londra merkezli yayınevi Press Dionysus aracılığıyla geçtiğimiz günlerde yayımladılar. Kitabın giriş yazısında Erek, Taş ve Güler şunları söylüyor: “Ölüm, bir sanatçımızı, bir sanat düşünürümüzü ve özgürlük savaşçısı bir yoldaşımızı aramızdan aldı gitti. Ölüme inat onu eserlerinde ve kavgamızda yaşatmaya devam edeceğiz.”

Büyük boy ve ciltli olarak yayımlanan kitapta Şenergüç’ün karakteristiğini yansıtan onlarca renkli ve siyah-beyaz çiziminin yanı sıra yazarın; sanata, yaşama ve insanlığa ilişkin aforizmaları da yer alıyor.




Orizonun Ötesi, "Kenar Notları" ya da bir "selfie"

                                



* Bu yazı ilk defa 4 Aralık 2023 tarihinde Olay gazetesinde yayınlanmıştır.

https://olaygazete.co.uk/kultur-sanat/ressam-metin-senerguc-eserleriyle-anilacak.html


İngiltere'de sıcaklıklar düşüyor, ancak sıcak hava mevsim normallerinin üzerinde devam edecek

No comments

17 July 2026

İngiltere'nin bazı bölgelerinde iki haftadır etkisini sürdüren sıcak hava dalgası, son 30 yılın en uzun kurak dönemlerinden birine yol açtı.



Meteoroloji verilerine göre ülkenin orta kesimlerinde son 15 gündür ölçülebilir yağış kaydedilmedi. Bu, Haziran 1996'dan bu yana görülen en uzun yağışsız dönem olarak kayıtlara geçti.

Herefordshire'daki Ross-on-Wye kasabasında sıcaklık, 14 gün üst üste sıcak hava dalgası eşiği olan 27 derecenin üzerinde ölçüldü. Ülke genelinde ise en yüksek sıcaklığın 13 gün boyunca 30 derecenin üzerine çıkması bekleniyor. Böylece İngiltere, 2006'dan bu yana en uzun 30 derece üzeri sıcaklık dönemlerinden birini yaşıyor. Ancak 1976'da kırılan 16 günlük rekorun bu yıl aşılması beklenmiyor.

Meteoroloji uzmanları, sıcak hava dalgasının uzun sürmesini iki temel nedene bağlıyor. Bunlardan ilki iklim değişikliği. Birleşik Krallık'ta ortalama sıcaklıklar 1961-1990 dönemine kıyasla 1,33 derece arttı. En sıcak günlerdeki artış ise daha belirgin. Met Office verilerine göre Büyük Londra'da en yüksek sıcaklıklar yaklaşık 4,5 derece yükseldi.

Diğer etken ise haftalardır etkisini sürdüren yüksek basınç sistemi. Jet akımının İngiltere'nin kuzeyine çekilmesiyle oluşan bu sistem, güneyden gelen sıcak havayı ülke üzerinde tutuyor. Meteorologların "ısı kubbesi" olarak adlandırdığı bu hava düzeninde alçalan hava sıkışarak daha da ısınıyor, bulut oluşumu azalıyor ve güneş ışınları zemini daha fazla ısıtıyor.

2026 yılı, İngiltere açısından şimdiden dikkat çekici bir yıl oldu. Mayıs ve haziran aylarında aylık sıcaklık rekorları kırılırken, ülke bu yıl üçüncü sıcak hava dalgasını yaşıyor. Şimdiye kadar altı gün boyunca sıcaklıklar 35 derecenin üzerine çıktı. Ayrıca ilk kez mayıs, haziran ve temmuz aylarının üçünde de 35 derece eşiği aşıldı.

Met Office, İngiltere'de sıcak hava dalgalarının artık daha sık, daha uzun süreli ve daha şiddetli yaşandığını söylüyor. Kurumun son iklim değerlendirmesine göre özellikle Büyük Londra'da 30 derecenin üzerindeki gün sayısı son yıllarda dört katına çıktı. Sıcak hava dalgalarının artık yalnızca yaz aylarında değil, sonbahar döneminde de görülmeye başlaması, değişen iklim koşullarının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Önümüzdeki günlerde aşırı sıcakların etkisinin azalması bekleniyor. Ancak sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde ya da normallere yakın seyretmeye devam edeceği tahmin ediliyor.

18-26 Temmuz arasında İngiltere ve Galler'in büyük bölümünde sıcak ve kurak hava etkisini sürdürecek. Bazı bölgelerde sıcaklıkların 25 ila 28 dereceye ulaşması beklenirken, İskoçya ve Kuzey İrlanda'da daha serin bir hava görülecek. Hafta sonu kuzey kesimlerde yer yer hafif yağmur beklenirken, ülkenin büyük bölümünde hava güneşli ve kuru olacak.

Temmuz ayının sonu ile ağustos ayının başında Atlantik üzerinden gelecek alçak basınç sistemlerinin özellikle İskoçya'da yağış getirmesi bekleniyor. İngiltere'nin güneyinde ise yağış ihtimalinin daha düşük olacağı ve sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde kalmayı sürdüreceği öngörülüyor.

Uzun vadeli tahminler, ağustos ortasına doğru yüksek basınç sisteminin yeniden güçlenebileceğine ve ülkenin büyük bölümünde sıcak ve daha istikrarlı hava koşullarının geri dönebileceğine işaret ediyor. Meteoroloji uzmanları ise uzun vadeli tahminlerin belirsizlik içerdiğini, ancak bu yazın İngiltere'de son yılların en sıcak ve en kurak yazlarından biri olmaya aday olduğunu belirtiyor.


Kaynak: BBC

İngiltere'nin en çok satan romanlarında dikkat çeken ortak nokta: İlk 10 kitabın 9'unda öldürülen bir kadın var

No comments

16 July 2026

The Guardian'ın, Sunday Times'ın çok satanlar listesini temel alarak yayımladığı analiz, İngiltere'de en çok okunan romanlar arasında dikkat çekici bir ortak temayı ortaya koydu. Güncel listede yer alan ilk 10 romanın dokuzu, öldürülen bir kadını hikâyenin merkezine yerleştiriyor.



Polisiye, psikolojik gerilim ve tarihî kurgu gibi farklı türlerden oluşan listeye bakıldığında, olay örgüsünün çoğunlukla bir kadın cinayeti etrafında şekillendiği görülüyor. Kimi romanlarda cinayet hikâyenin başlangıç noktası olurken, kimilerinde ise tüm anlatının ilerleyişini belirleyen temel unsur olarak öne çıkıyor.

Bu tablo, kadın cinayetlerinin kurgu edebiyatta neden bu kadar yaygın biçimde kullanıldığına ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı. Bir görüşe göre bu tür hikâyeler, okurların şiddet, korku ve adalet arayışını güvenli bir kurgu dünyasında deneyimlemesine olanak tanıyor. Buna karşılık eleştirmenler ise kadın karakterlerin sürekli mağdur ya da kurban olarak temsil edilmesinin, edebiyatta tekrarlanan sorunlu bir anlatı kalıbı yarattığını savunuyor.

Okur ilgisi ise şimdilik bu tartışmalardan etkilenmiş görünmüyor. Sunday Times'ın güncel çok satanlar listesi, kadın cinayetini merkezine alan romanların hâlâ İngiltere'nin en çok tercih edilen kurgu eserleri arasında yer aldığını gösteriyor.


Kaynak: The Guardian

Göçmenlik; “mutlak yalnızlık içinde parasızlık”

No comments

10 July 2026

 Murat Sevinç, Hey Garson’da “bu ülkeden gitmenin vakti geldi” diyenleri ve dışarıdan bir gözle bizim halimizi bize anlatıyor. Hey Garson, sadece Türkiye’nin yeni göç ikliminin aktörlerine seslenmiyor; gidenlere, gitmek isteyenlere ve kalanlara bir arada yaşamak için gerekli asgari nezaketi naif bir dille hatırlatıyor.

Tuncay Bilecen 

                                                




              

 
Murat Sevinç’in 90’lı yılların ilk yarısında Londra’ya dil öğrenmek amacıyla gittiği döneme ilişkin gözlemlerine yer verdiğ Hey Garson adlı kitabından Can Öktemer’le bu konuda yaptığı röportaj vesilesiyle Londra’da doktora sonrası araştırma yaptığım sırada haberdar oldum. Yirmi beş yıl önce, akademisyen olmayı kafasına koyan yirmili yaşlarındaki bir gencin hocasının nasihatını dinleyip dil sorununu halletmek için Londra’nın yolunu tutması ve burada yazarın kendi ifadesiyle “herkesin yaşayabileceği türden, son derece sıradan hikâye”leri gazete yazısı olarak kaleme almasıyla başlıyor kitabın serüveni. Aradan geçen çeyrek asır sonrasında hikâyelerin güncel hale gelmesinin nedeni ise Türkiye’nin yeni göç iklimi… Gezi olaylarıyla başlayan ve 15 Temmuz’la zirveye çıkan “bu ülkeden artık kaçmak lazım furyası”na yönelik bir deneyim aktarımı ve tavsiyeler olarak da okunabilir kitap.

 

TÜRKİYE’Yİ TERK ETME İSTEĞİ

Türkiye’den kaçıp gitmek isteği son birkaç yılda özellikle orta sınıfların ana gündem maddelerinden biri. Bu konuda yapılan akademik çalışmalarda Türkiye’nin istikrarsız politik yapısı ve kendilerini kısıtlanmış hisseden kesimlerin varlığı kadar bu kesimlerin çocuklarının geleceğine ilişkin kaygıları da göç etme nedenleri olarak öne çıkıyor. Sevinç, günümüz dünyasında geçmişe kıyasla mobilize olmanın kolaylığını vurguladıktan sonra kaçıp gitme isteğinin nedenlerini şu şekilde ifade ediyor: “Koca memleket bu niteliklerden ibaret değil kuşkusuz, ancak iyi ve güzel olan her ne varsa görünmez hâle geldi; şirretliğin, kibrin, duyarsızlığın ve kinin, tozu kiri altında.  (…) Sıkıldı çocuklar. Daha fazla imkân var artık ellerinde. Burada bir gelecek görmüyorlar. Bana kalırsa hatalı ve fazla aceleci bir öngörü bu, ama hâl böyle. Yalnızca iş güç seçeneklerinden söz etmiyorum. Eğitimli orta sınıfın yaşam tarzı kaygısı, başlıca umutsuzluk nedeni. Gezi eylemlerindeki ‘bana karışma’ talebinin temsilcilerinden söz ediyorum. Türkiye’ye bakınca tarikatları ve eli palalı serserileri görüyorlar. Kaba sabalık, nobranlık, hoyratlık görüyorlar. İnşaat, top toprak görüyorlar. Trafikte kırmızı ışık yanınca duracak kadar olsun ‘uygarlaşmayı’ reddedenleri görüyorlar.” (s. 75)

Gençlerin çareyi ülkeyi terk etmelerinde bulmalarını Türkiye’ye özgü sebeplerle sıralayarak anlamaya çalışan yazar, kendi kişisel tarihinden verdiği örneklerle kaçıp gitmenin bir kurtuluş olamayacağını kaçılan yerde yaşanacak olası güçlükleri de vurgulayarak anlatıyor.  Bu yüzden daha kitabın başında şunu söylüyor: “Bugün sıklıkla dile getirildiği gibi ‘Türkiye’den kaçmak’ için değil, aksine bir an önce memlekete dönüp istediğim işi yapabilmek için gittim Londra’ya.”  (s.12).

 

“MUTLAK YALNIZLIK İÇİNDE PARASIZLIK”

Zincirleme bir etkileşimle eğitimli kesimlerin bir bir ülkeyi terk etmesinin geride kalanlarda yaratacağı hayal kırıklığı ve ülkenin böylece çoraklaşacak olması kitabın izleğinde yer alan diğer bir husus. “Taş yerinde ağırdır” mesajını örtük alarak kitabın genelinden alıyor okur. Murat Sevinç, Robert Fisk’le tesadüfen tanışmasını ve Fisk’in kendisine bu minvaldeki sözlerini de kitaba konu ediyor: “Çok efendi, kibar tavırla, coğrafyamızı ve Türkiye’yi iyi tanıdığını, çok sevdiğini, şahane bir ülkemiz olduğunu, mutlaka dönmem gerektiğini anlattı. ‘Eğer burada kalırsam, her ne iş yaparsan yap eninde sonunda ikinci sınıf muamelesi görürsün ve hiçbir zaman kendini çok iyi hissetmezsin’ dedi. Şunu ekleyerek; ‘İngiltere’nin sana ihtiyacı yok, ama ülkende yararlı olabilirsin, eğitimli insana ihtiyacınız var.’” (s.72)

Bir buçuk yıllık “göçmenlik” deneyiminin dil öğrenmek, farklı kültürlerden insanları tanımak kadar yazara kattığı bir şey daha var, o da zor koşullarda hayatta kalmayı öğrenmek olarak ifade edilebilir. Bu, bir bakıma göçmenliğin kısa süreli bir tatbikatını yapmak anlamına geliyor. Dil bilmeyen, paraya çevirecek bir vasfı olmayan ve kaçak olarak çalışmak zorunda  kalan milyonlarca göçmenin yaşadıklarının bir benzeri… Yazar bunu Türkiye’de tecrübe edilenle kıyaslayarak “mutlak yalnızlık içinde parasızlık” olarak ifade ediyor: “Orada deneyimlediğim parasızlık, Türkiye’dekinden farklıydı. Burada, başınız sıkıştığında birine gider, borç bulamazsanız bile hiç olmazsa çay kahve içip sohbet edersiniz. Yurtdışında yoksulluğun ileri bir evresi olan, ‘mutlak yalnızlık içinde parasızlık’ duygusuyla tanıştım. İlk zamanlarda en yoğun hissettiğim duygu buydu. Yalnızlık.” (s. 50)

 


“HAYATTA KALMAK İÇİN ÇALIŞMALIYIM”

Dil kursunun ücretini ve kaldığı süre içindeki masraflarını çıkarmak için neredeyse haftanın her günü çalışmak zorunda kalan yazar, bu sayede Londra’daki restoranlarda çalışanların koşullarına ilişkin gözlem ve kıyaslama yapma imkânı da buluyor. “Londra’da dokuz ayrı lokantada çalıştım. Biri Türk, diğer sekizi yabancı mutfaklardı. Yalnızca iki lokantada, akıl almaz bir biçimde emeğimin karşılığı olan bahşişler garsonlara verilmiyordu.” (s. 40). Bu kısımda üstü kapalı olarak Londra’daki Türkiyeli etnik ekonomiye de değinilmiş oluyor; çünkü etnik ekonomiler bir bakıma yeni gelen göçmenlerin hayatta kalmaları için bir sığınak görevi görürken bu ekonominin hızla gelişmesini sağlayan ucuz ve uysal emeği de kolayca bulmuş olurlar. “Orada çalıştığım beş buçuk ay boyunca, iki hafta dışında verilen yemek, pilav ya da makarnaydı. Dedim ya, adamcağız nereden sömüreceğini bilemez hâldeydi. (…) Üç beş kez et yemeği verildiğini hatırlıyorum; o da Ramazan ayındaydı. Müslüman ya bizimki, insafa gelmişti demek ki!” (s. 41).  


Etnik ekonominin içerisinde işletme sahibi olarak çalışmanın da kendine özgü zorlukları vardır. Göçmenliğin ilk yıllarında edinilen “hayatta kalmak için çalışmalıyım” motivasyonu bir süre sonra bir yaşam tarzı haline gelebilir. Aslında böylece göçmen beraberinde getirdiği ne kadar yaratıcı özellik varsa onları körlemekle meşguldür, çünkü ayakta durmaya çalışmaktan kendini gerçekleştirmeye zaman bulamamaktadır. Bu tür özellikleri yoksa bu sefer istikameti para kazanmaktan ibaret olan bir yaşam tarzını benimseyecek, bu defa bitmek tükenmek bilmeyen bir çalışma ve para kazanma hırsı esir alacaktır göçmeni. Murat Sevinç’in tanıdığı restoran sahiplerinden biri de böyle biridir, onlar sıfırdan başlayan ve belli bir servet eden göçmenler gibi yaşamlarını sürekli ertelemekle meşguldürler. Yıllar sonra ziyaret ettiği “patronunu” yine bıraktığı yerde bulur: “Aylarca, artık işi bırakacağını, gönlünce gezeceğini anlattı bana. Yıllar sonra Londra’ya gittiğimde uğradım. Oradaydı. Çok sevindi beni gördüğüne. Kahve içtik. İşi bırakacağını, gezmek istediğini söyledi! Nasıl çok kızabilirim ki bu insana, mümkün mü?” (s. 57).

           

MUTLAK YALNIZLIK

Bunun bir başka yansıması ise göçmenliğin cefa döneminden sefa dönemine geçenlerin bir başka deyişle sınıf anlayıp da bilinç olarak sınıf atlayamayanların başarı öykülerini her önüne gelene bıkmadan usanmadan anlatmalarıdır. “Biz de sıfırdan başladık ve bu hallere geldik” temalı hikâyeyi defalarca dinleyen kişinin ilk defa dinlemiş gibi tepki göstermesi teamüldendir. Kitabın yazarının yolu böyle Türkiyeli bir işverenin sahibi olduğu zincir restoranlardan birine düşer. “Dedikodu gibi olacak ama bu Türk lokantasının sahibi, haftada iki üç kez çalışanlarını toplayıp hayat hikâyesini anlatıyordu. Kabul, sıfırdan başlayıp olağanüstü başarıya ulaşmış. Etkileyici bir yaşamı vardı var olmasına da, bir kez dinleyince anlaşılan bir hikâyeyi defalarca dinlemek bezdiriciydi. O da öyle tatmin oluyordu belli ki.”  (s. 66).

Londra göçmenler açısından ilk yıllarda yaşamanın bir zor olduğu bir şehir olduğu kadar çok kültürlü yaşam tarzıyla bir o kadar da renkli bir şehirdir. “Mutlak yalnızlık” olmasa Londra’nın yoksulluğu daha bir dayanılabilir yoksulluktur. “Orada yaşadığım süre içinde, elimden geldiğince yararlanmak, görmek ve duymak gibi bir hevesim vardı. Tüm bunları, ayda kırk sterline, bolca yürüyerek ve sonrasında çalınacak bisikletim sayesinde yapabiliyordum.” (s. 42).

“Hey Garson”da yirmili yaşlarda Londra’nın çok kültürlü dünyasına ayak basan bir gencin farklılıkların birarada yaşamasına ilişkin deneyimine de yer veriliyor:  “Yalnızca eşya, ev, kıyafet farklılıkları değildi tabii, her ne demekse, o zihin terbiyesine yol açan. İnsanlar. Örneğin, İstanbul’da eşcinsel arkadaşlarım vardı ama bunu gizliyorlardı. Hele ki bizim muhitlerde açıkça o kimlikle yaşamak ne mümkün! Adı anılamıyordu belli ki. Ben biliyordum, onlar da benim bildiğimi biliyordu ama herkes biliyormuş gibi davranıyordu! (…) Oysa Londra’da o yaşta ilk fark ettiğim şeylerden biri, cinsel yönelimlerin başka türlü olabileceği, özgürce dile getirebileceğiydi. İlk karşılaşmalarımda ne yapacağımı bilemedim. Çok yadırgadım, şaşırdım. Hatta, anlamakta zorlandım. (s. 55).

 

ASGARÎ NEZAKETTE BULAŞABİLMEK

Kitap, sadece “bu ülkeden gitmenin vakti geldi” diyenlere seslenmiyor. Dışarıdan bir gözle bizim halimizi bize anlatıyor. Hey Garson’da Türkiye’de sosyal hayatta gördüğümüz nezaketsizliklere dair de “karşılaştırmalı dokundurmalar” yer alıyor. Murat Sevinç, ısrarla bu kabalık meselesini gündemde tutuyor. Bir taraftan da Türkiye’de kamusal alanda şahit olduğu tatsızlıkları böylece gündeme getiriyor.  “Bir de tabii, ‘lütfen’ ve ‘teşekkür ederim’ ifadeleri. İlk paragrafta, Türkiye’deki garsonlar kim bilir neler çekiyor, demiştim ya, işte o mevzu. Dilin ve davranışın parçası bunlar. Ben garsonlara nasıl davranılması gerektiğini ve Türkiye halkının bu konularda ne denli vahim durumda olduğunu Londra’da fark ettim. Vahametin çok önemli bir nedeni, her zaman altını çizmeye çalıştığım, karşısındakini ‘eşit kabul etmeme’ sorunundan kaynaklanıyor. (…) Türkiye’deyse ortalama bir lokanta müşterisi, garson yokmuş gibi davranır. Akıl almaz bir durum bu. Konuşmaz, teşekkür etmez, ‘lütfen’ demez, vesaire. Türkiye’de lokantaya gitmek, hele ki alışık olmadığınız bir mekânsa, pek çok açıdan eziyet aslına bakılırsa ancak beni en çok rahatsız eden ve sinirlendiren şey, müşterilerin garsonları görmezden gelmeleri. (s. 34).  Türkiye’de servis sektöründe çalışan insanların görmezden gelinmesine, kamusal alanda insanların birbirleriyle eşit ilişki kuramamasına birçok yerinde değiniliyor kitabın. “Bu yazı bir öneriyle, ricayla bitsin. Hani torun tombalak AVM’ye gidiyor ve acıkınca üst kattaki atıştırmacılara oturuyorsunuz ya… Hani siz o koridorlarda köftenizi yerken, çevrenizde üniformalar içinde birileri dolaşıyor, tepsilerinizi alıp götürüyor ve sonrasında sizin döküntülerinizi temizliyor… Hatırladınız mı o üniformalı kadın ve erkekleri? İşte o kadın ve erkekler bir iş yapıyorlar ve sizlerle eşit yurttaşlar. Bir gün olsun, o insanların ‘var’ olduklarını fark edip ‘merhaba’ diyebilir, teşekkür edebilir, hâl hatır sorabilirsiniz. Hiçbir farkınız yok. Eşitsiniz. Başka işler yapıyorsunuz yalnızca.”(s. 70).  

 Hey Garson, sadece Türkiye’nin yeni göç ikliminin aktörlerine seslenmiyor; gidenlere, gitmek isteyenlere ve kalanlara bir arada yaşamak için gerekli asgari nezaketi naif bir dille hatırlatıyor.

 

·       Bu yazı Göç Dergisi’nin Ekim sayısında kitap kritiği olarak yayınlanmıştır.

 

Yazar              :           Murat Sevinç

Kitabın Adı    :           Hey Garson!

Yayınevi         :           April Yayınları

Basım Yılı      :           2018

Sayfa Sayısı   :           99


 

 

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan