Showing posts with label İngiltere. Show all posts
Showing posts with label İngiltere. Show all posts

İngiltere ve Fransa’dan göçmen geçişlerini azaltmak için yeni anlaşma

No comments

24 April 2026

İki ülke, Manş Denizi üzerinden yapılan düzensiz geçişleri azaltmak amacıyla üç yıllık ve milyonlarca euroluk yeni bir iş birliği planı imzaladı.



İngiltere ile Fransa, Manş Denizi üzerinden küçük teknelerle yapılan düzensiz göçmen geçişlerini azaltmak amacıyla üç yıllık yeni bir anlaşmaya imza attı. Anlaşma kapsamında Fransa kıyılarında güvenlik önlemleri artırılacak, daha fazla polis görevlendirilecek ve ileri gözetleme teknolojileri devreye sokulacak.

İngiltere, anlaşma çerçevesinde yüz milyonlarca sterlinlik finansman sağlayacak. Bu kaynak, sahil güvenliği ve kaçakçılıkla mücadele faaliyetlerini güçlendirmek için kullanılacak. Ayrıca drone ve helikopter gibi araçlarla gözetim kapasitesi artırılacak.

Yetkililer, 2026 yılı itibarıyla geçişlerde belirli bir düşüş yaşandığını belirtirken, yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte göç hareketliliğinin yeniden artabileceğine dikkat çekiyor.

Öte yandan insan hakları savunucuları, anlaşmanın göçün temel nedenlerini ele almadığını ve daha tehlikeli geçiş yollarını teşvik edebileceğini savunuyor. 



7 Mayıs seçimleri yaklaşırken Enfield'ta Türkçe konuşan toplumdan rekor sayıda belediye meclis üyesi adayı yarışacak

No comments

23 April 2026

Londra’da oransal olarak Türkçe konuşan toplumun en yoğun yaşadığı belediye olan  Enfield’ta 7 Mayıs 2026’da yapılacak yerel seçimler yaklaşırken 50’den fazla Türk / Kürt kökenli aday belediye meclis üyesi olmak için yarışacak. 




7 Mayıs yerel seçimlerine sayılı günler kala partiler arasındaki  yarışma da hız kazanıyor. Bu seçimde Türkçe konuşan toplum farklı partilerden 50'den fazla meclis üyesi adayı çıkardı. Bu geniş temsil, Enfield’ta Türk ve Kürt toplumunun yerel siyasette giderek daha görünür hale geldiğini gösteriyor.

2022’deki son seçimlerde İşçi Partisi 38 sandalye ile çoğunluğu korurken, Muhafazakârlar 25 sandalyeye yükselmişti. Ancak sonrasında yaşanan parti içi ayrılıklar nedeniyle mecliste üç bağımsız üye bulunuyor. Bu durum, Enfield’ı hâlâ iki büyük parti arasında gidip gelen “kritik” bir bölge haline getiriyor.

Siyasi analizler, 2026 seçimlerinde de benzer bir rekabetin yaşanacağını ve küçük oy kaymalarının bile sonuçları değiştirebileceğini ortaya koyuyor. Bu noktada Türkçe konuşan toplumun  seçmenlerin tercihleri çoğu  bölgede belirleyici olabilir.

Londra genelinde ise İşçi Partisi 32 belediyenin 21’ini yönetirken, Muhafazakârlar sadece 5 belediyede iktidarda. Ancak uzmanlara göre bu seçimler, başkentte siyasi dengelerin daha parçalı bir yapıya evrilmesine yol açabilir.

Londra’daki yerel seçimler 7 Mayıs 2026 Perşembe günü yapılacak. Altı milyondan fazla seçmen sandık başına gidecek ve tüm 32 Londra belediyesi için oy kullanılacak. Ayrıca Croydon, Hackney, Lewisham, Newham ve Tower Hamlets’te belediye başkanlığı seçimleri de gerçekleştirilecek.

Alevilik ve Gelecek Etkinlikleri Londra’da Başlıyor

No comments

18 April 2026

15-16-17 Mayıs tarihlerinde Londra’da düzenlenecek “Alevilik ve Gelecek” etkinlikleri kapsamında paneller, söyleşiler ve kültürel buluşmalar gerçekleştirilecek. Üç gün sürecek programın ikinci günü olan 16 Mayıs Cumartesi’nin etkinlik takvimi ise şöyle:




📅 16 Mayıs Cumartesi Programı

🕚 11:00 – 12:30

📍 Kütüphane

  • Türk Sinemasında Ötekiler Anlatılmayan Hikâyeler, Görünmeyen İnsanlar

    • Dr. İhsan Koloğlu


🕐 13:00 – 14:30

📍 Kütüphane

  • Dünyada Otoriterleşme, Türkiye ve AKP: Küresel Eğilimler, Devletin Dönüşümü ve Türkiye’de İktidarın Yeniden Biçimlenişi

    • Prof. Dr. Şebnem Oğuz

    • Dr. Arif Köse

  • Prof. Dr. Şebnem Oğuz


📍 Gençlik Odası

  • Artificial Intelligence and Technology: Technology, humanity, and the future

    • Chris Stephenson


🕒 15:00 – 16:30

📍 Kütüphane

  • Gurbeti Sıla Eylemek: Dünden Bugüne Alevi Kimliğine ve Öğretisine Etkisi

    • Besim Can Zırh

    • Besim  Can Zırh


📍 Gençlik Odası

  • Alevi Gençlik: Kimlik, İnanç, Gelecek

    • Rozbi Demir

    • Haşim Arslan

    • Dr. Ali Arslan

📍 Semah Odası

  • Kriz Döneminde Küresel Adalet: Savaş, Hukuk ve Eşitsizlik

    • Dr. Ayça Çubukçu

    • Dr Ayça Çubukçu


    • Dr. Zafer Yörük

    • Dr Zafer Yörük


📍 Cem Salonu

  • Yanlış İlişkilenen Düğme: Geçmişle Gelecek Arasında Cumhuriyet

    • Erdoğan Aydın

    • Prof. Dr. Bülent Bilmez


🕔 17:00 – 19:00

📍 Gençlik Odası

  • Felaketlere Rağmen Umut Etme Cesareti: Sanat ve Edebiyatla Mümkünsüzün İnşası

    • Hande Ortaç

📍 Cem Salonu

  • Alevi Geleneğinde Ocaklar (5–7 pm)

    • Yadigar Arslan Ana ve çeşitli ocak temsilcileri


🕖 19:00 – 21:00

📍 Etkinlik Salonu

  • Madımak Hafıza Merkezi


🕘 21:00 – 23:00

📍 Etkinlik Salonu

  • Açığa çıkmak mı saklanmak mı? Azınlık kimliğinin ikilemi

    • Garo Paylan ve konuşmacılar

  • Hay Way Zaman: Dersim’de Zaman, Yol ve Hafıza


Garo Paylan

📍 Mekân Bilgisi

  • IAKM & Cemevi
  • 19 Clarendon Road, Hornsey, London N8 0DD

İngiltere’de ILR Başvurusu Bekleyen Göçmenlerden İmza Kampanyası: “Seyahat Özgürlüğümüz Engelleniyor”

No comments

16 April 2026

Birleşik Krallık’ta süresiz oturum izni (Indefinite Leave to Remain – ILR) başvurusu yapan binlerce göçmen, başvuru süreçleri devam ederken ülke dışına çıkamama kuralı nedeniyle ciddi mağduriyet yaşadıklarını belirterek petition.parliament.uk üzerinden bir imza kampanyası başlattı. Kampanyada, mevcut uygulamanın hem insan haklarına aykırı olduğu hem de seyahat özgürlüğünü ihlal ettiği vurgulanıyor.




Mevcut düzenlemelere göre, ILR başvurusu sonuçlanmadan Birleşik Krallık ve Ortak Seyahat Alanı dışına çıkan kişilerin başvuruları otomatik olarak geri çekilmiş sayılıyor. Bu durum, başvuru sahiplerini aylarca ülke içinde kalmaya zorunlu kılıyor. Özellikle standart başvuru süreçlerinin altı aya kadar uzayabildiği ve bazı vize kategorilerinde hızlandırılmış hizmetlerin bulunmadığı düşünüldüğünde, kısıtlamanın etkisi daha da ağırlaşıyor.

Başvuru sahipleri, bu sürecin yalnızca bürokratik bir engel olmadığını, aynı zamanda hayatlarını doğrudan etkileyen ciddi sonuçlar doğurduğunu ifade ediyor. Sevdiklerinin hastalanması ya da hayatını kaybetmesi durumunda ülkelerine gidemeyen göçmenler, ailelerinden uzak kalmanın yarattığı psikolojik yükle karşı karşıya kalıyor. Bunun yanı sıra, yurt dışındaki acil iş görüşmelerine katılamamak veya profesyonel fırsatları değerlendirememek de ekonomik kayıplara yol açıyor.

Özellikle Ankara Anlaşması olarak bilinen düzenleme kapsamında “Turkish Business Person” vizesiyle Birleşik Krallık’a gelen binlerce Türkiye vatandaşı, uzun süredir oturum başvurularının sonucunu bekliyor. Bu grup, hem işlerini sürdürmeye çalışırken hem de seyahat edememenin yarattığı kısıtlamalarla mücadele ediyor.

İmza kampanyasında dile getirilen temel talep ise oldukça net: ILR başvurusu devam eden kişilerin, başvuruları geri çekilmiş sayılmadan uluslararası seyahat edebilmesine izin verilmesi. Kampanya metninde, dijital vize sistemleri (eVisa) sayesinde kişilerin göçmenlik statüsünün kolayca doğrulanabileceği ve bu nedenle mevcut yasağın gereksiz olduğu savunuluyor.

Göçmen hakları savunucuları, bu düzenlemenin güncellenmemesi halinde hem bireysel mağduriyetlerin artacağını hem de Birleşik Krallık’ın uluslararası insan hakları standartları açısından eleştirilere açık hale geleceğini belirtiyor.

Kampanyayı imzalamak için tıklayın!


Birleşik Krallık’taki dilekçe sistemi kapsamında, kampanya 10 bin imzaya ulaştığında hükümetin resmi yanıt vermesi gerekiyor. İmza sayısının 100 bine ulaşması halinde ise konu parlamentoda tartışmaya açılabiliyor. Bu nedenle kampanyayı başlatanlar, hem göçmen topluluklarını hem de kamuoyunu destek vermeye çağırıyor.

“Bir Barmenin Anıları" kitabının yazarı Ahmet Sapaz'la söyleşi

No comments

04 April 2026

Ahmet Sapaz’ın, Londra’nın merkezi St. James’te bulunan Oxford ve Cambride Üniversitesi mezunu üyelerin girebildiği Centilmenler Kulübü’nde çalıştığı 38 yıl boyunca tuttuğu günlükleri Londra merkezli Press Dionysus yayınları tarafından İngiltere'nin ardından Türkiye'de de yayımlandı yayımlandı.



Ankara Otelcilik Okulu mezunu olan Ahmet Sapaz’ın Londra macerası 1970’li yılların başında başlıyor. Bu dönemde birçok otelde çalıştıktan sonra yolu meşhur Wimpy Kralı Ali Salih Usta’nın restoranlarına da düşen Sapaz, ardından 38 yıl boyunca çalışacağı, Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’ne adım atıyor. Sapaz’ın yarım asrı bulan çalışma hayatının anılarıyla dolu olan “Bir Barmenin Anıları” adlı kitap, Londra merkezli Press Dionysus tarafından Türkçe olarak yayımlandı. Biz de Sapaz’la kişisel tarihi ve kitabı hakkında sohbet ettik.

Ahmet Bey sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Ben 1948 Çorum doğumlu bir köylü çocuğuyum. Burada şunu itiraf edeyim ki köyüm Çorum’un en aydın birkaç köyünden bir tanesidir. Çocukluk yıllarım köyümde, okul yıllarım ilçem Sungurlu ve Ankara'da geçti. İlçemde ortaokuldan mezun olduktan sonra kısmetime turizm için eleman yetiştirmek amacıyla kurulan Ankara Otelcilik Okulu adıyla bilinen yatılı bir meslek lisesi çıktı.

Çalışma hayatıma önce stajyer öğrenci, mezun olduktan sonra ise daimî personel olarak, o yılların yıldız oteli İzmir Büyük Efes otelinde başladım. Yirmi ay süren vatani görevimi Ankara Orduevi’nde tamamladıktan sonra bazı okul mezunu ağabeylerimizin izinden giderek yurt dışında çalışmaya karar verdim. Çünkü Türkiye’de o yıllarda turizmin t'si bile henüz olmadığından hem kendimi geliştirmek ve hem de sınırlı olan İngilizcemi ilerletmek için böyle bir tercihte bulundum. Yıl 1970, iyi ki de bulunmuşum!

Bir Barmenin Anıları, Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde 38 Yıl kitabının yazılma öyküsünden kısaca söz eder misiniz?

Çalıştığım Centilmenler Kulübü üyelerinin takip ettiği alışkanlıklarından esinlenerek böyle bir kitabı yazma fikri ortaya çıktı. Çünkü emekli olan kulüp üyelerinin birçoğu muhakkak bir şeyler yazar. Çalışma hayatlarından, içinde bulundukları meslek dallarından topluma bir şeyler anlatır, bazen de başlarından geçen ve şahit oldukları olaylardan okuyucuların da faydalanmalarını arzu ederler. Kısacası yaşadıkları tecrübeleri paylaşarak insanları bilgilendirirler. Bu durumu yakından bildiğim için ben de böyle bir hevese kapıldım diyebilirim. Zaten çalışma hayatıma başladığım yıllardan beri, kısa kısa da olsa günlük tutarım. Dolayısıyla bir şeyler yazmak bana yabancı değildir.

Kitapta yazılanların hepsi yaşanmış olaylar mı? Yoksa içine kurgu da kattınız mı?

Bu kitapta yazılmış olan bütün konular ne bir kurgudur ne de içinde bir nebze olsun abartı bulunmaktadır. Hepsi bire bir yaşanmış hadiselerdir. Hatta bazı hallerde kitaptaki bazı olaylar sansürlenmiştir. Bunun nedeni ise bu önemli kişiliklerin çok özel durumlarının korunma isteğidir. Bazı isimler ise bir sorun yaşanmaması adına değiştirilmiştir ama bu durum kitabın geneline kıyasla çok az uygulanmıştır.

38 yıl boyunca İngiliz seçkin sınıfının üye olduğu bir mekânda çalıştınız. Bu nasıl bir tecrübeydi? Size neler kattı?

Elbette bu eşsiz deneyim bana birçok şey kattı. Bu insanlar seçkin ailelerin iyi eğitim görmüş seçkin evlatlarıdırlar. Kişisel ilişkilerinde birbirleriyle en nazik bir şekilde tartışır, tartışmadan haz duymaya çalışırlar. Konuşmalarında kesinlikle ses tonu yükseltilmez. Herkes herkesin görüşüne saygı duyar, beğenmese bile anlayışla dinler veya cevaplandırır. Tartışma konusunda biz Türklerle kıyasladığımız zaman bunların ağzı var dili yoktur dersiniz. Çünkü bizde hangi seviyede olursa olsun çoğu zaman tartışmalarımızda kırıcı oluruz ve bazı hallerde bunlar kavgayla neticelenir. Özür dileyerek söylüyorum; maalesef bizde çok bilmişlik, ukalalık, konu dışı konuşmalar çok yaygındır.



Centilmenler Kulübü’ne ilişkin gözlemlerinizden biraz söz eder misiniz?

Fransızların “creme de la creme” diye tarif ettikleri bir terim vardır. Bu herhangi bir toplumun kaymak tabakası için kullanılır. Kulüp, İngiliz toplumunun olgun, görgülü, kibar ve bilgili insanlarının yani kaymak tabakasının bir arada olduğu sosyal bir tesistir. Centilmenler Kulübü, seviyeli insanların sosyalleşme mekândır.

İki yüz yıl önce kurulmuş olan kulüp hâlâ canlı ve gözdedir. Kulüp, ticari kaygıların dile getirilmediği, üyeleri hangi alanda çalışırsa çalışsın bu gibi konulardan söz edilmediği, kimsenin kimseyi küçümsemediği huzur ortamının yaşandığı bir tesistir. Hep böyle midir? İstisnalar kaideyi bozmaz denilir; uymayanlar olmaz mı, evet olur ama o kişiler hemen fark edilir, göze batar ve itibar görmezler. Deyim yerindeyse dışlanırlar. Dışlandığını anlayan kişi veya kişiler kulübe uzun süre devam edemez, çekip giderler. Üyelerin birbirleriyle olan ilişkileri, arkadaşlıkları centilmence devam eden dostluk bağlarıyla sürdürülür. Kulübün aile ortamı gibi olan havası da buradan gelir. Dolayısıyla mutlu insanların bir yuvasıdır kulüp, çünkü bu insanların müşterekleri çoktur. İşte ben de “Bir Barmenin Anıları” adlı kitabımda, Centilmenler Kulübü’nde 38 yıl boyunca bu seçkin insanların arasında neler yaşadığımı, anılarımı ve gözlemlerimi kaleme aldım.  

Londra merkezli Press Dionysus yayınları tarafından yayımlanan Ahmet Sapaz’ın Bir Barmenin Anıları, Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde 38 Yıl adını taşıyan kitabı aşağıdaki linkten temin edilebilir.


Kitap Yurdundan sipariş vermek için tıklayın


Türkiye dışından sipariş vermek için tıklayın

 

* Bu yazı ilk defa 19 Aralık 2022'de Olay gazetesinde yayınlanmıştır. 

https://olaygazete.co.uk/turk-toplumu/centilmenler-kulubunde-gecen-38-yilin-anilarini-bir-kitapta-topladi.html

İngiltere’de yaşamanın olumlu ve olumsuz yanları nelerdir?

1 comment

02 April 2026

Bu yazıda, İngiltere'de yaşamanın olumlu ve olumsuz yanlarını sorduğum görüşmecilerin sözlerine yer veriyorum. Güvenlik, huzur, istikrar, dünya vatandaşı olmak olumlu yönler olarak öne çıkarken yalnızlık ve memleket özlemi olumsuz yanlar olarak zikredilen başlıklar arasında yer alıyor. 

Tuncay Bilecen





Regent’s University’de misafir araştırmacı olarak bulunduğum sırada Türkiyeli göçmenlerin geri dönme eğilimleri ve geri döndükten sonra neler yaşadıklarına ilişkin bir alan araştırması yaptım. Türkiye’den Birleşik Krallık’a Göçler kitabında topladığım bu araştırma sırasında  görüşmecilere sorduğum sorulardan biri de iki ülkeye ilişkin olumlu ve olumsuz izlenimleriydi.  

Kuşkusuz göçmenler Türkiye ve Birleşik Krallık’a ilişkin değerlendirmelerde bulunurken kendi kişisel tarihlerinden, göç deneyimlerimden yola çıkmaktadırlar. Dolayısıyla bu soruya verilen cevaplar bir bakıma göç etme nedeni, uyum süreçleri, çalışma ilişkileri, sosyalleşme biçimleri, politik görüş, dini inanç, değerler ve tutumlar, aile ve akrabaya yakınlık, kişisel özellikler gibi birçok faktörü içinde barındırıyordu. 

İNGİLTERE'DE YAŞAMANIN OLUMLU YÖNLERİ

Katılımcıların Birleşik Krallık’ta yaşamanın olumlu yanlarına ilişkin yaptıkları değerlendirmeleri; öngörülebilirlik, yaşam kalitesi, güvenlik, istikrar, sistemin iyi işlemesi, ulaşımda rahatlık, yeşil çevre, parkların çok olması, kültür sanat etkinliklerinin bolluğu, diğer ülkelere kolay ve ucuz ulaşım, çok kültürlülük şeklinde sıralayabiliriz.

Örneğin 59 yaşındaki bir kadın görüşmeci, yaşadığı kent olan Londra’ya dair yaptığı değerlendirmede yukarıda sözü edilen birçok faktörü sıralıyordu:

“İngiltere’nin olumlu yanları bana göre öngörülebilirlik; yarın, öbür gün, gelecek ay, gelecek sene konusunda daha emin olmak. Gelecekle ilgili tahmin edilebilirlik ve güvenlik. Geceleyin polis evimi basıp beni tutuklamayacak.  Ondan sonra elektriklerin kesilmesi çok muhtemel değil. Hakkımda dava açılması pek mümkün değil. Yarın evden çıktığımda evin önünde bir çukur bulmayacağım. Bunlar beni ilk geldiğimde çok etkilemişti, kalıcı ve değişmeyeceğini bildiğin şeylerin olması, istikrar. Belli mekanizmalar, belli kurumlar, belli şeyler bugünden yarına asla değişmez. Bu bana müthiş bir dinlenme imkânı veriyor. (…) Geçim sıkıntısını hallettikten sonra ancak bu istikrarı yakalayabiliyorsunuz. İki bilgiye ulaşabilme… İstediğiniz bilgiye istediğiniz zaman ulaşma hakkı. Üç, kültürel olarak da gerçekten zevk alıyorum, en büyük zevklerim sinemaya gitmek, tiyatroya gitmek, konserlere gidiyorum, sergileri geziyorum. Ve bunu böyle büyük bir şey yapıyor gibi yapmanıza gerek kalmıyor. Dört, yaşam kalitesinin iyiliği… Bu şehirde istediğim yere istediğim şekilde tahmin edilebilir bir zamanlarda gidip spor, yüzme her türlü imkândan parasıza yakın bir düzeyde yararlanabilirsiniz. Aynı şekilde sağlık imkânları… İnsana önem verilmesi, bireyin hakkının önemli olduğu bir yer burası. Bir şikâyetiniz olduğu zaman milletvekiline mektup yazıyorsunuz, o size belki kişisel olarak yazmıyor belki ama imzalı bir cevap göndermek zorunda. Milletvekili benim kapıma geliyor ve onunla Brexit tartışabiliyorum. Bunlar istisnai şeyler değil, oluyor ve bunlardan da çok memnunum”

 GÜVENLİK DUYGUSU

Bu görüşmecinin dile getirdiklerinin başında Londra’ya ilişkin sıraladığı güvenlik ve öngörülebilirlikle ilgili olumlu faktörler Türkiye’de bulamadığı için göç etmesine sebep olan faktörlerdir. Çalışmanın ilgi çekici sonuçlarından biri de bu husustur. Çoğu göçmen için politik nedenlerden kaynaklanan “güvenlik endişesi” Türkiye’yi terk etmenin temel nedenlerinden biridir. Dolayısıyla Birleşik Krallık’ta bireysel anlamda elde edilen ve hissedilen güvenlik duygusu birçok katılımcı tarafından olumlu bir unsur olarak zikredilmiştir.

Başka bir kadın görüşmeci ise kültürel yaşamın zenginliği, ucuz ve kolayca seyahat edebiliyor olmak Londra’da yaşamanın en önemli avantajları arasında sıralıyor:

“Sosyal yaşam olanakları, bunun içinde sporu, pilatesi, eğitimler, sanat, meditasyon burada daha yaygın daha uygun fiyatlarda. (…) Onun dışında seyahat burada daha iyi… İki saatte İtalya’dayız. Prag’a baktım, 30 pounda bilet buldum. İki sigara parasına Prag’a gidiyorum” (Kadın, 34).

Kadın görüşmecilerin birçoğu Londra’da kadın olarak yaşamanın daha özgür ve güvenli hissetmelerine yol açtığını ifade etmiştir. “Londra her zaman, bir kadın olarak kendimi güvende ve medeni insanların arasında olduğumu hissettirdi bana” (Kadın, 45).

YALNIZLIK VE AİLE HASRETİ

Katılımcıların Birleşik Krallık’ta yaşamanın olumsuz yanlarına ilişkin yaptığı tespitlerde en çok zikrettikleri husus yalnızlık olmuştur. Aileden, tanıdıklardan ve arkadaşlardan uzak kalmak ve buna bağlı olarak yalnızlık yaşamak çalışmada geri dönüş sebepleri arasında da sıkça söz edilmişti. Anavatan ile duygusal bağ kurmak, geride bırakılan aile bireylerini özlemek yalnızlık duygusunu pekiştirmektedir. “Buradaki kötü yönler sadece yalnızlık ve aile özlemi… Arkadaşlarım var görüştüğüm kişiler ama çocuklar dostlarım gibi değil. Ailemi özlüyorum. Kardeşlerimi özlüyorum. Benim için buranın en kötü tarafı bu” (GD12, Kadın, 46).

“İngiltere’de yaşamanın kötü tarafları iklimi ve aile ve akrabaların burada olmaması” (GD13, Kadın, 34).

“Yalnızlık sanırım. (düşünüyor) Evet yalnızlık… Burada arkadaşların oluyor ama ilişkiler çok sınırlı ve mecburi oluyor” (GD10, Kadın, 38).

Göçün ardından yıllar geçmiş olmasına rağmen görüşmeciler Türkiye’de kurdukları ilişkilerin daha güçlü ve kalıcı olduklarını düşünmekte, Birleşik Krallık’ta kurulan ilişkilere ise geçici veya zorunluluk olarak bakmaktadırlar. Bir diğer kadın görüşmeci göçün ardından Türkiye’deki gibi ilişki kurulamamasını ülkelerin farklı kültürlere sahip olması ve Londra’nın yoğun tempolu hayatıyla açıklamaktadır.

“Biz sıcak insanlarız. Gece benim arkadaşlarım toplanıp gelirlerdi mesela. Gece toplanıp kısır partisi yaparız. Burada zor. Çünkü hayat çok koşturmacalı. Herkesin bir sürü işi var. İngiliz bir arkadaş Türkiye’de bizi ziyaret etmişti, şaşırdı. ‘Why is life so slowly?’ (Hayat neden çok yavaş akıyor?) dedi. Ben Adanalıyım. Adana’da insanlar uzun süreli çalışırlar. Ama çalışma aralarında oturur tavla atarlar. O mutluluk o coşku yok burada. Burada insanlar daha mutsuzlar, bunun farkında da değiller. Ne kadar mutsuz olduklarını bilmiyorlar” (GD2, Kadın, 56).


YÜKSEK KİRA ÜCRETLERİ

Görüşmecilerin Londra’ya ilişkin olumsuzluk olarak dile getirdikleri bir başka husus ise şehrin pahalı olmasıdır. Ancak bazı görüşmeciler ücretlerle kıyaslandığında kira fiyatları hariç Londra’da özellikle yiyecek, içeceklerin Türkiye’ye göre çok ucuz olduğunu belirtmektedir. “Londra’nın kötü yanları; çok yoğun, stresli, devamlı bir koşturmaca var. Bir şeylere yetişmeye çalışıyorsun. Pahalı bir şehir” (GD17, Kadın, 37).

“İngiltere’nin olumsuz yanı kiralar çok yüksek. Türkiye’de ayakta kalmanız daha kolay. İngiltere’de ise paranız olsa bile düşük geliriniz varsa, dört kişilik bir aileye İngiltere hükümetinin belirlediği para 29 bin pound. Benim gördüğüm bu parayı bir Ankara Anlaşmalının kazanması çok zor” (GG8, Erkek, 40).       

İKLİM FAKTÖRÜ

Bazı görüşmecilerin geri dönme nedenleri arasında saydığı iklim faktörü de Birleşik Krallık’a ilişkin olumsuzluklar arasında zikredilmektedir. Türkiye’de dört mevsimi, güneşli günleri yaşamaya alışanlar için Londra’nın gri gökyüzü ve sürekli yağmurlu havası depresyon nedeni olarak görülmektedir. GG5, bu soruya verdiği yanıtla Londra’nın iklimiyle insanını bir tutmaktadır.

“Ama buranın havası kötü yani kardeşim. Ne yapayım, soğuk, yağmurlu… Gri olmasından kaynaklı insanlar depresifler… Bir de bizim memleketin insanlarının sıcaklığı başka bir şey” (GG5, Erkek, 41). 

İklime de alışamadığı için Türkiye’ye dönen GK3, Türkiye’de daha mutlu uyandığını ifade etmektedir.


“Burada mutlu olmak için avutmak zorunda kalmıyorum kendimi. Mutlu uyanıyorum, mutlu kalkıyorum, mutlu yaşıyorum burada. Orada hep böyle karanlık olması beni çok etkiliyordu” (GK3, Kadın, 43).  


* Sizin için İngiltere'nin olumlu ve olumsuz yanları neler? Yorum bölümünde paylaşabilirsiniz. 😊


İngiltere'de Dünya Kupası düzenlemesi: barlar sabah 2'ye kadar açık kalabilecek

No comments

21 March 2026

 

İngiltere’den Dünya Kupası Coşkusuna Özel Hamle: Barlarda Gece 02.00’ye Kadar Futbol Keyfi

Hükümet, 2026 Dünya Kupası boyunca ev sahibi ülke maçlarını gösterecek barların çalışma saatlerini uzattı – Taraftarlar maç sonuna kadar mekanlarda kalabilecek.

Birleşik Krallık hükümeti, bu yaz Kuzey Amerika’da düzenlenecek 2026 FIFA Dünya Kupası için barların ve pubların maç günlerinde daha geç saatlere kadar açık kalmasına izin veren önemli bir karar aldı. Yeni düzenlemeye göre özellikle eleme turlarında oynanacak maçlar için lisans saatleri esnetilerek, birçok mekanın gece 01.00’e kadar; saat farkı nedeniyle 22.00’de başlayan maçlarda ise 02.00’ye kadar açık kalabilmesinin önü açıldı.



İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, bu adımı “bürokrasiye kırmızı kart göstermek” olarak nitelendirdi ve hükümetin taraftarlara maç sonuna kadar yerel barlarda birlikte kutlama fırsatı tanıdığını söyledi. Daha önce, sadece takımlar çeyrek finale çıkarsa saatlerin uzatılması planlanıyordu ancak sonradan tüm eleme turlarına genişletildi. Böylece yüzden fazla bar işletmecisinin karmaşık başvuru süreçleriyle uğraşmadan geç saatlere kadar hizmet verebileceği belirtildi.

Bar ve pub işletmecileri bu düzenlemeyi sektöre canlılık getirecek bir fırsat olarak değerlendiriyor. İngiltere’deki birçok bar için Dünya Kupası döneminin hem ekonomik hem de topluluk ruhunu güçlendiren bir dönem olacağı vurgulanıyor. Ayrıca bu adım, küçük işletmelerin gelirlerini artırma ve taraftarların ortak futbol deneyimini en üst düzeye çıkarma açısından da önemli görülüyor.

Yeni uygulama, sadece İngiltere için değil, eleme aşamasına kalması halinde İskoçya, Galler ya da Kuzey İrlanda maçlarını gösterecek mekanları da kapsıyor. Hükümet yetkilileri, özellikle ABD, Kanada ve Meksika’da oynanacak geç saat maçlarının Birleşik Krallık’taki taraftarların coşkusunu kesintiye uğratmaması için böyle bir esnemenin gerekli olduğunu belirtti.

Hazırlanan bu düzenlemeye göre taraftarlar, milli takımlarının kritik maçlarını izlerken sabaha kadar barlarda kalabilecek ve büyük turnuva heyecanını doyasıya yaşayabilecekler.

İngiltere’de sığınma sisteminde köklü değişiklikler

No comments

06 March 2026

 İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, Birleşik Krallık’ın sığınma sisteminde kapsamlı değişiklikler açıkladı. Yeni düzenlemeler arasında mülteci statüsünün geçici hale getirilmesi, bazı ülkelere vize kısıtlamaları ve başvurusu reddedilen ailelere gönüllü dönüş için mali teşvik verilmesi yer alıyor.



Birleşik Krallık hükümeti, sığınma sisteminde önemli değişiklikler içeren yeni bir plan açıkladı. İçişleri Bakanı Shabana Mahmood tarafından duyurulan düzenlemeler, hükümetin “bozuk” olarak nitelendirdiği sistemi yeniden kontrol altına almayı amaçlıyor. Reformların en dikkat çekici yönlerinden biri, mülteci statüsünün artık kalıcı değil geçici hale getirilmesi. Buna göre sığınma başvurusu kabul edilen kişiler için beş yıllık oturum yerine 30 ayda bir gözden geçirilecek bir koruma statüsü uygulanacak.

Yeni sistem kapsamında mültecilerin statüsü belirli aralıklarla yeniden değerlendirilecek. Eğer kişinin geldiği ülkedeki koşulların güvenli olduğu düşünülürse, sığınma hakkı geri çekilerek geri gönderme süreci başlatılabilecek. Bu değişiklik, hükümetin sığınma sistemini daha esnek ve geri dönüşlere açık hale getirmeyi amaçladığını gösteriyor.

Planın bir diğer unsuru ise bazı ülkelere yönelik vize kısıtlamaları. Hükümet, Kamerun, Sudan, Myanmar ve Afganistan vatandaşlarına verilen yeni öğrenci vizelerini geçici olarak durdurdu. Afganistan için ayrıca nitelikli işçi vizeleri de askıya alındı. Yetkililer bu kararın, söz konusu ülkelerden gelen yüksek sığınma başvuruları ve geri kabul konusunda yaşanan işbirliği sorunlarıyla bağlantılı olduğunu belirtiyor. 

Yeni düzenlemeler arasında, sığınma başvurusu reddedilen bazı ailelere yönelik bir pilot program da bulunuyor. Bu program kapsamında yaklaşık 150 aileye, ülkeden gönüllü olarak ayrılmaları halinde 40 bin sterline kadar ödeme yapılması planlanıyor. Programı kabul etmeyen kişiler için ise zorla sınır dışı edilme ihtimali bulunuyor.

Hükümet ayrıca sığınmacılara sağlanan bazı mali destekleri sınırlamayı planlıyor. Buna göre yasa dışı çalıştığı tespit edilen, suç işleyen veya kendi geçimini sağlayabilecek durumda olan kişilere verilen destek kesilebilecek. Bununla birlikte bazı sığınmacıların çalışmasına izin verilmesi de gündeme geldi; ancak bu sürecin karmaşık onay prosedürlerine bağlı olacağı belirtiliyor.  

Birleşik Krallık’ta ETA Dönemi Başladı: Çifte Vatandaşlara Belge Şartı

No comments

25 February 2026

 Birleşik Krallık, ziyaretçiler için Elektronik Seyahat Yetkilendirmesi (ETA) uygulamasını yürürlüğe aldı. Yeni sistemle birlikte, daha önce vizesiz seyahat edebilen birçok ülke vatandaşı, ülkeye gitmeden önce dijital izin almak zorunda olacak.



ETA, Birleşik Krallık’a seyahat için gerekli dijital onay niteliği taşıyor. Ulaşım şirketleri check-in sırasında ETA kontrolü yapabilecek. Geçerli izni bulunmayan yolcuların seyahate kabul edilmemesi söz konusu olabilecek.

Çifte Vatandaşlar ETA Alamıyor

Birleşik Krallık ve başka bir ülkenin vatandaşı olan kişiler ETA başvurusu yapamıyor. Bu kişilerin ülkeye girişte:

  • Britanya pasaportu veya

  • Certificate of Entitlement (hak belgesi)

ibraz etmeleri gerekiyor.

Yetkililer, söz konusu belgelerin vatandaşlıkla birlikte otomatik verilmediğine dikkat çekiyor. Bu nedenle bazı çifte vatandaşlar yeni kurallar nedeniyle pasaport başvurusu yapmak zorunda kaldı.

Belge ücretleri ise şöyle:

  • Britanya pasaportu (yetişkin): yaklaşık £100

  • Certificate of Entitlement: £589

Her iki belgenin temini birkaç hafta sürebiliyor.

85 Ülke Kapsamda

25 Şubat itibarıyla, daha önce vizesiz seyahat edebilen çoğu yolcu ETA almak zorunda. Sistem 85 ülkeyi kapsıyor.

Onaylanan ETA:

  • 2 yıl geçerli (veya pasaport süresi dolana kadar)

  • 6 aya kadar kalış hakkı

  • Turizm, iş ve kısa süreli eğitim amaçlı ziyaretler için geçerli

Çalışma ve uzun süreli eğitim için vize gerekecek.

Başvuru ve Ücret

ETA başvuruları mobil uygulama üzerinden yapılıyor. Ücret £16 olarak açıklandı. Hükümet, ilerleyen dönemde ücret artışı planlandığını duyurdu.

Yetkililer, başvurunun seyahatten en az üç iş günü önce yapılmasını öneriyor.

Birleşik Krallık hükümeti, ETA sisteminin sınır güvenliğini artıracağını, göç süreçlerini hızlandıracağını ve sistemi daha güvenli hâle getireceğini belirtiyor.

BM’den İngiltere–Fransa iltica anlaşmasına uyarı

No comments

10 February 2026

Birleşmiş Milletler, Birleşik Krallık ile Fransa arasında yapılan yeni iltica anlaşmasının uluslararası insan hakları hukukunu ihlal edebileceğini açıkladı.



Birleşmiş Milletler, Birleşik Krallık ve Fransa arasında düzensiz göçü azaltmayı hedefleyen yeni iltica anlaşmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, anlaşmanın sığınma hakkına erişimi kısıtlayabileceği ve mültecilerin korunmasına dair temel ilkelerle çelişebileceği belirtildi.

BM yetkilileri, özellikle “geri gönderme” uygulamalarının bireysel değerlendirme yapılmadan hayata geçirilmesinin ciddi riskler taşıdığına dikkat çekti. Söz konusu uygulamaların, sığınmacıların zulüm veya kötü muamele riskiyle karşı karşıya oldukları ülkelere gönderilmesine yol açabileceği vurgulandı.

Anlaşma kapsamında, Manş Denizi üzerinden düzensiz yollarla İngiltere’ye geçen sığınmacıların bir bölümünün Fransa’ya geri gönderilmesi öngörülüyor. Buna karşılık İngiltere’nin, Fransa’dan sınırlı sayıda sığınmacıyı yasal yollarla kabul etmesi planlanıyor.

BM, iki ülkeye de uluslararası mülteci hukukuna ve insan hakları yükümlülüklerine tam uyum çağrısında bulundu. Açıklamada, göç yönetimi politikalarının güvenlik kaygılarının yanı sıra insan onurunu ve sığınma hakkını esas alması gerektiği ifade edildi.


Kaynak: The Guardian

Süresiz oturumu 10 yıla çıkaracak tasarı Parlamentoda tartışıldı: Geriye dönük uygulama adil mi?

No comments

03 February 2026

 Birleşik Krallık Parlamentosu’nda 2 Şubat 2026 tarihinde yapılan oturumda, süresiz oturum izni (Indefinite Leave to Remain – ILR) için gereken sürenin 5 yıldan 10 yıla çıkarılması yönündeki plan, kamuoyunda toplanan 330 bini aşkın imza üzerine Westminster Hall’da tartışıldı.

 






Tartışmada, önerinin özellikle halihazırda Birleşik Krallık’ta yaşayan ve mevcut kurallara göre başvuru sürecine girmiş göçmenler açısından adil olup olmadığı öne çıktı.

Tartışmayı açan İşçi Partisi milletvekili Tony Vaughan, hükümetin bu değişiklikle göçmenlere verilen açık bir vaadi bozduğunu savundu. Vaughan, “Bu ülkeye gelen insanlara, beş yıl sonunda kalıcı statüye geçebilecekleri söylendi. Kurallara uyan, çalışan ve vergisini ödeyen insanlar için bu sözleşmenin tek taraflı olarak değiştirilmesi güven sarsıcıdır,” dedi.

İşçi Partisi milletvekili Tanmanjeet Singh Dhesi ise değişikliğin geriye dönük uygulanmasının ciddi bir adaletsizlik yaratacağını vurguladı. Dhesi, “İnsanlar hayatlarını, ailelerini ve geleceklerini mevcut kurallara göre planladı. Oyunun ortasında kuralları değiştirmek, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz,” ifadelerini kullandı.

Tartışmada söz alan Bağımsız milletvekili Iqbal Mohamed, ILR süresinin uzatılmasının göçmenler üzerinde uzun süreli bir belirsizlik baskısı yarattığını söyledi. Mohamed, “On yıl hatta bazı durumlarda on beş yıla uzayan bir bekleme süresi, insanları kalıcı bir güvenceden mahrum bırakıyor. Bu durum, topluma aidiyet duygusunu zedeliyor,” değerlendirmesinde bulundu.

İşçi ve Kooperatif Partisi milletvekili Gareth Thomas, özellikle sağlık ve sosyal bakım sektörünün bu değişiklikten olumsuz etkileneceğini dile getirdi. Thomas, “Hemşireler, bakım çalışanları ve sağlık personeli zaten ağır koşullar altında çalışıyor. Kalıcı oturum için sürenin uzatılması, bu insanların başka ülkelere yönelmesine neden olabilir,” dedi.

İşçi Partisi milletvekili Patricia Ferguson da katkının yalnızca maaş veya gelir üzerinden değerlendirilmesine karşı çıktı. Ferguson, “Topluma katkı sadece kazançla ölçülemez. NHS ve bakım sektörü, göçmen emeği olmadan ayakta kalamaz,” ifadelerini kullandı.

Muhafazakâr Parti milletvekili Matt Vickers ise önerilen değişikliği savundu. Vickers, “Kalıcı oturum ciddi bir statüdür ve uzun vadeli bağlılık gerektirir. Daha uzun bir süre, bu bağlılığın daha sağlıklı değerlendirilmesini sağlar,” dedi. Bu yaklaşım, oturumda söz alan birçok milletvekili tarafından eleştirildi.

Tartışmanın sonunda İçişleri Bakanlığı’nı temsilen söz alan İşçi Partisi milletvekili Mike Tapp, ILR süresine ilişkin değişikliklerin henüz kesinleşmediğini ve kamuoyu danışma sürecinin devam ettiğini belirtti. Tapp, parlamentoya sunulan görüşlerin politika oluşturma sürecinde dikkate alınacağını ifade etti.

 

Watch the debate: https://www.youtube.com/live/yRZnXiYnZ1Q?si=nzQy_-BAtn0r9S3b&t=254

Read the transcript: https://hansard.parliament.uk/commons/2026-02-02/debates/A0693D73-AD95-418E-86A6-FAB882454522/IndefiniteLeaveToRemain

Read the research: https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cdp-2026-0006/

The petition: https://petition.parliament.uk/petitions/727372

Hrant Dink katledilişinin 19. yıl dönümünde Londra’da “Hafıza ve Adalet” etkinliğinde anılacak

No comments

17 January 2026

 Dialogues Without Borders tarafından organize edilen "Hafıza ve Adalet" etkinliğinde, gazeteci ve insan hakları savunucusu Hrant Dink katledilişinin 19. yılında  23 Ocak Cuma günü Westminster Üniversitesi'nde anılacak. 





“Hafıza ve Adalet” başlıklı etkinlik, Hrant Dink’in barış ve birlikte yaşama mücadelesini güncel demokratik tartışmalarla buluşturmayı amaçlıyor. Etkinlik, Hrant Dink’in düşünsel mirasını bugünle ilişkilendirerek ele almayı amaçlıyor.

University of Westminster’ın Cavendish Campus’ünde yer alan The Pavilion’da saat 18.00–20.00 (GMT) arasında gerçekleştirilecek etkinlik, hibrit formatta yapılacak. Programa hem yüz yüze hem de çevrimiçi katılım mümkün olacak.

Etkinliğin konuşmacıları arasında insan hakları savunucusu ve avukat Eren Keskin (çevrimiçi), gazeteci ve araştırmacı Hazal Özvarış (yüz yüze), yazar ve şair Karin Karakaşlı (çevrimiçi) ile Goldsmiths, Londra Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim görevlisi Yeşim Yaprak Yıldız (yüz yüze) yer alıyor. Konuşmalarda adalet ve hafıza politikaları, Hrant Dink’in mirası ve toplumsal yüzleşme başlıkları etrafında tartışmalar yürütülecek.

Etkinliğe Londra’da yüz yüze katılmak isteyenlerin, Eventbrite üzerinden kayıt yaptırmaları gerekiyor. Yüz yüze katılım için kayıt bağlantısı şu adresten yapılabiliyor:
https://www.eventbrite.com/e/hafza-ve-adalet-tickets-1980475921795

 

Çevrimiçi olarak Zoom üzerinden katılmak isteyenlerin ise aşağıdaki bağlantıda yer alan kayıt formunu doldurmaları yeterli olacak: https://us06web.zoom.us/meeting/register/eESb3kDESS-dZqd8xUuLJA

 

 

Ressam Metin Şenergüç'ün aforizmalarından ve çizimlerinden oluşan kitabı yayımlandı

No comments

12 January 2026

15 Aralık 2018’de genç yaşta aramızdan ayrılan ressam Metin Şenergüç’ün sanata ve yaşama dair aforizmalarının ve çizimlerinin yer aldığı “Orizonun Ötesi” adını taşıyan kitabı Londra merkezli yayınevi Press Dionysus tarafından yayımlandı. 

 





15 Aralık 2018’de Londra’da bir kalp krizi sonucunda hayatını kaybeden ressam Metin Şenergüç, 19 Kasım 1960’da İzmir’de doğmuş, daha lise yıllarında politikayla tanışmıştı. 12 Eylül döneminde iki yıl hapis yatan Şenergüç, kaçak yollardan Yunanistan’a gitmişti. Burada beş yıl politik sürgün olarak yaşadıktan sonra 1987’de Brüksel’e yerleşen, ancak burayı çok muhafazakâr bularak tekrar Yunanistan’a geri dönen Şenergüç, Yunanistan’ın ardından Almanya ve nihayet İngiltere’ye gelmişti.

Kuzey Londra’da yaşamaya başlayan Metin Şenergüç 1994’te Camberwell School of Art’ta resim bölümünde eğitim görmeye başladı. 1998’de ise St.Martins School of Art’ta ise masterını tamamlayan ve sanata ilişkin düşüncelerini Londra merkezli Açık Gazete’deki köşesinde paylaşan ressam, “Bazen okuyup yazıyorum, sonra geri çekilip resim yapmaya başlıyorum. Yazmak da yaratıcı sürecin bir parçası benim için” diyordu.


Orizonunn Ötesi kitabında Şenergüç'ün onlarca çizimine aforizmaları eşlik ediyor


Metin Şenergüç’ün sağlığında çıkaramadığı kitabını arkadaşları Sümer Erek, Mehmet Taş ve Rıfat Güler Londra merkezli yayınevi Press Dionysus aracılığıyla geçtiğimiz günlerde yayımladılar. Kitabın giriş yazısında Erek, Taş ve Güler şunları söylüyor: “Ölüm, bir sanatçımızı, bir sanat düşünürümüzü ve özgürlük savaşçısı bir yoldaşımızı aramızdan aldı gitti. Ölüme inat onu eserlerinde ve kavgamızda yaşatmaya devam edeceğiz.”

Büyük boy ve ciltli olarak yayımlanan kitapta Şenergüç’ün karakteristiğini yansıtan onlarca renkli ve siyah-beyaz çiziminin yanı sıra yazarın; sanata, yaşama ve insanlığa ilişkin aforizmaları da yer alıyor.




Orizonun Ötesi, "Kenar Notları" ya da bir "selfie"

                                



* Bu yazı ilk defa 4 Aralık 2023 tarihinde Olay gazetesinde yayınlanmıştır.

https://olaygazete.co.uk/kultur-sanat/ressam-metin-senerguc-eserleriyle-anilacak.html


Birleşik Krallık’ta çalışma vizesi başvuruları bir yılda 100 binden fazla azaldı

No comments

09 January 2026



Birleşik Krallık’a yapılan çalışma vizesi başvuruları, geçen yıl uygulanan sıkı göçmenlik politikaları nedeniyle 100 binden fazla azaldı. Resmî verilere göre, bakıcı ve nitelikli işçi vizeleri dahil olmak üzere birçok rota üzerinden yapılan başvurular, çeşitli kontroller ve yeni düzenlemeler sonrası sert şekilde düştü.

Bu dramatik düşüşe, hükûmetin, asgari maaş ve İngilizce dil yeterlilik şartlarını yükseltmesi,  bazı meslekler için dışarıdan işe alımı durdurması ve işverenlere uygulanan göçmenlik ücretlerinin arttırılmasının neden olduğu belirtiliyor. 

Yetkililer, düzenlemelerin göç seviyelerini düşürdüğünü savunurken, işverenler bazı sektörlerde eleman sıkıntısı yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.


Kaynak: Home Office

Göçmenlik; “mutlak yalnızlık içinde parasızlık”

No comments

 Murat Sevinç, Hey Garson’da “bu ülkeden gitmenin vakti geldi” diyenleri ve dışarıdan bir gözle bizim halimizi bize anlatıyor. Hey Garson, sadece Türkiye’nin yeni göç ikliminin aktörlerine seslenmiyor; gidenlere, gitmek isteyenlere ve kalanlara bir arada yaşamak için gerekli asgari nezaketi naif bir dille hatırlatıyor.

Tuncay Bilecen 

                                                




              

 
Murat Sevinç’in 90’lı yılların ilk yarısında Londra’ya dil öğrenmek amacıyla gittiği döneme ilişkin gözlemlerine yer verdiğ Hey Garson adlı kitabından Can Öktemer’le bu konuda yaptığı röportaj vesilesiyle Londra’da doktora sonrası araştırma yaptığım sırada haberdar oldum. Yirmi beş yıl önce, akademisyen olmayı kafasına koyan yirmili yaşlarındaki bir gencin hocasının nasihatını dinleyip dil sorununu halletmek için Londra’nın yolunu tutması ve burada yazarın kendi ifadesiyle “herkesin yaşayabileceği türden, son derece sıradan hikâye”leri gazete yazısı olarak kaleme almasıyla başlıyor kitabın serüveni. Aradan geçen çeyrek asır sonrasında hikâyelerin güncel hale gelmesinin nedeni ise Türkiye’nin yeni göç iklimi… Gezi olaylarıyla başlayan ve 15 Temmuz’la zirveye çıkan “bu ülkeden artık kaçmak lazım furyası”na yönelik bir deneyim aktarımı ve tavsiyeler olarak da okunabilir kitap.

 

TÜRKİYE’Yİ TERK ETME İSTEĞİ

Türkiye’den kaçıp gitmek isteği son birkaç yılda özellikle orta sınıfların ana gündem maddelerinden biri. Bu konuda yapılan akademik çalışmalarda Türkiye’nin istikrarsız politik yapısı ve kendilerini kısıtlanmış hisseden kesimlerin varlığı kadar bu kesimlerin çocuklarının geleceğine ilişkin kaygıları da göç etme nedenleri olarak öne çıkıyor. Sevinç, günümüz dünyasında geçmişe kıyasla mobilize olmanın kolaylığını vurguladıktan sonra kaçıp gitme isteğinin nedenlerini şu şekilde ifade ediyor: “Koca memleket bu niteliklerden ibaret değil kuşkusuz, ancak iyi ve güzel olan her ne varsa görünmez hâle geldi; şirretliğin, kibrin, duyarsızlığın ve kinin, tozu kiri altında.  (…) Sıkıldı çocuklar. Daha fazla imkân var artık ellerinde. Burada bir gelecek görmüyorlar. Bana kalırsa hatalı ve fazla aceleci bir öngörü bu, ama hâl böyle. Yalnızca iş güç seçeneklerinden söz etmiyorum. Eğitimli orta sınıfın yaşam tarzı kaygısı, başlıca umutsuzluk nedeni. Gezi eylemlerindeki ‘bana karışma’ talebinin temsilcilerinden söz ediyorum. Türkiye’ye bakınca tarikatları ve eli palalı serserileri görüyorlar. Kaba sabalık, nobranlık, hoyratlık görüyorlar. İnşaat, top toprak görüyorlar. Trafikte kırmızı ışık yanınca duracak kadar olsun ‘uygarlaşmayı’ reddedenleri görüyorlar.” (s. 75)

Gençlerin çareyi ülkeyi terk etmelerinde bulmalarını Türkiye’ye özgü sebeplerle sıralayarak anlamaya çalışan yazar, kendi kişisel tarihinden verdiği örneklerle kaçıp gitmenin bir kurtuluş olamayacağını kaçılan yerde yaşanacak olası güçlükleri de vurgulayarak anlatıyor.  Bu yüzden daha kitabın başında şunu söylüyor: “Bugün sıklıkla dile getirildiği gibi ‘Türkiye’den kaçmak’ için değil, aksine bir an önce memlekete dönüp istediğim işi yapabilmek için gittim Londra’ya.”  (s.12).

 

“MUTLAK YALNIZLIK İÇİNDE PARASIZLIK”

Zincirleme bir etkileşimle eğitimli kesimlerin bir bir ülkeyi terk etmesinin geride kalanlarda yaratacağı hayal kırıklığı ve ülkenin böylece çoraklaşacak olması kitabın izleğinde yer alan diğer bir husus. “Taş yerinde ağırdır” mesajını örtük alarak kitabın genelinden alıyor okur. Murat Sevinç, Robert Fisk’le tesadüfen tanışmasını ve Fisk’in kendisine bu minvaldeki sözlerini de kitaba konu ediyor: “Çok efendi, kibar tavırla, coğrafyamızı ve Türkiye’yi iyi tanıdığını, çok sevdiğini, şahane bir ülkemiz olduğunu, mutlaka dönmem gerektiğini anlattı. ‘Eğer burada kalırsam, her ne iş yaparsan yap eninde sonunda ikinci sınıf muamelesi görürsün ve hiçbir zaman kendini çok iyi hissetmezsin’ dedi. Şunu ekleyerek; ‘İngiltere’nin sana ihtiyacı yok, ama ülkende yararlı olabilirsin, eğitimli insana ihtiyacınız var.’” (s.72)

Bir buçuk yıllık “göçmenlik” deneyiminin dil öğrenmek, farklı kültürlerden insanları tanımak kadar yazara kattığı bir şey daha var, o da zor koşullarda hayatta kalmayı öğrenmek olarak ifade edilebilir. Bu, bir bakıma göçmenliğin kısa süreli bir tatbikatını yapmak anlamına geliyor. Dil bilmeyen, paraya çevirecek bir vasfı olmayan ve kaçak olarak çalışmak zorunda  kalan milyonlarca göçmenin yaşadıklarının bir benzeri… Yazar bunu Türkiye’de tecrübe edilenle kıyaslayarak “mutlak yalnızlık içinde parasızlık” olarak ifade ediyor: “Orada deneyimlediğim parasızlık, Türkiye’dekinden farklıydı. Burada, başınız sıkıştığında birine gider, borç bulamazsanız bile hiç olmazsa çay kahve içip sohbet edersiniz. Yurtdışında yoksulluğun ileri bir evresi olan, ‘mutlak yalnızlık içinde parasızlık’ duygusuyla tanıştım. İlk zamanlarda en yoğun hissettiğim duygu buydu. Yalnızlık.” (s. 50)

 


“HAYATTA KALMAK İÇİN ÇALIŞMALIYIM”

Dil kursunun ücretini ve kaldığı süre içindeki masraflarını çıkarmak için neredeyse haftanın her günü çalışmak zorunda kalan yazar, bu sayede Londra’daki restoranlarda çalışanların koşullarına ilişkin gözlem ve kıyaslama yapma imkânı da buluyor. “Londra’da dokuz ayrı lokantada çalıştım. Biri Türk, diğer sekizi yabancı mutfaklardı. Yalnızca iki lokantada, akıl almaz bir biçimde emeğimin karşılığı olan bahşişler garsonlara verilmiyordu.” (s. 40). Bu kısımda üstü kapalı olarak Londra’daki Türkiyeli etnik ekonomiye de değinilmiş oluyor; çünkü etnik ekonomiler bir bakıma yeni gelen göçmenlerin hayatta kalmaları için bir sığınak görevi görürken bu ekonominin hızla gelişmesini sağlayan ucuz ve uysal emeği de kolayca bulmuş olurlar. “Orada çalıştığım beş buçuk ay boyunca, iki hafta dışında verilen yemek, pilav ya da makarnaydı. Dedim ya, adamcağız nereden sömüreceğini bilemez hâldeydi. (…) Üç beş kez et yemeği verildiğini hatırlıyorum; o da Ramazan ayındaydı. Müslüman ya bizimki, insafa gelmişti demek ki!” (s. 41).  


Etnik ekonominin içerisinde işletme sahibi olarak çalışmanın da kendine özgü zorlukları vardır. Göçmenliğin ilk yıllarında edinilen “hayatta kalmak için çalışmalıyım” motivasyonu bir süre sonra bir yaşam tarzı haline gelebilir. Aslında böylece göçmen beraberinde getirdiği ne kadar yaratıcı özellik varsa onları körlemekle meşguldür, çünkü ayakta durmaya çalışmaktan kendini gerçekleştirmeye zaman bulamamaktadır. Bu tür özellikleri yoksa bu sefer istikameti para kazanmaktan ibaret olan bir yaşam tarzını benimseyecek, bu defa bitmek tükenmek bilmeyen bir çalışma ve para kazanma hırsı esir alacaktır göçmeni. Murat Sevinç’in tanıdığı restoran sahiplerinden biri de böyle biridir, onlar sıfırdan başlayan ve belli bir servet eden göçmenler gibi yaşamlarını sürekli ertelemekle meşguldürler. Yıllar sonra ziyaret ettiği “patronunu” yine bıraktığı yerde bulur: “Aylarca, artık işi bırakacağını, gönlünce gezeceğini anlattı bana. Yıllar sonra Londra’ya gittiğimde uğradım. Oradaydı. Çok sevindi beni gördüğüne. Kahve içtik. İşi bırakacağını, gezmek istediğini söyledi! Nasıl çok kızabilirim ki bu insana, mümkün mü?” (s. 57).

           

MUTLAK YALNIZLIK

Bunun bir başka yansıması ise göçmenliğin cefa döneminden sefa dönemine geçenlerin bir başka deyişle sınıf anlayıp da bilinç olarak sınıf atlayamayanların başarı öykülerini her önüne gelene bıkmadan usanmadan anlatmalarıdır. “Biz de sıfırdan başladık ve bu hallere geldik” temalı hikâyeyi defalarca dinleyen kişinin ilk defa dinlemiş gibi tepki göstermesi teamüldendir. Kitabın yazarının yolu böyle Türkiyeli bir işverenin sahibi olduğu zincir restoranlardan birine düşer. “Dedikodu gibi olacak ama bu Türk lokantasının sahibi, haftada iki üç kez çalışanlarını toplayıp hayat hikâyesini anlatıyordu. Kabul, sıfırdan başlayıp olağanüstü başarıya ulaşmış. Etkileyici bir yaşamı vardı var olmasına da, bir kez dinleyince anlaşılan bir hikâyeyi defalarca dinlemek bezdiriciydi. O da öyle tatmin oluyordu belli ki.”  (s. 66).

Londra göçmenler açısından ilk yıllarda yaşamanın bir zor olduğu bir şehir olduğu kadar çok kültürlü yaşam tarzıyla bir o kadar da renkli bir şehirdir. “Mutlak yalnızlık” olmasa Londra’nın yoksulluğu daha bir dayanılabilir yoksulluktur. “Orada yaşadığım süre içinde, elimden geldiğince yararlanmak, görmek ve duymak gibi bir hevesim vardı. Tüm bunları, ayda kırk sterline, bolca yürüyerek ve sonrasında çalınacak bisikletim sayesinde yapabiliyordum.” (s. 42).

“Hey Garson”da yirmili yaşlarda Londra’nın çok kültürlü dünyasına ayak basan bir gencin farklılıkların birarada yaşamasına ilişkin deneyimine de yer veriliyor:  “Yalnızca eşya, ev, kıyafet farklılıkları değildi tabii, her ne demekse, o zihin terbiyesine yol açan. İnsanlar. Örneğin, İstanbul’da eşcinsel arkadaşlarım vardı ama bunu gizliyorlardı. Hele ki bizim muhitlerde açıkça o kimlikle yaşamak ne mümkün! Adı anılamıyordu belli ki. Ben biliyordum, onlar da benim bildiğimi biliyordu ama herkes biliyormuş gibi davranıyordu! (…) Oysa Londra’da o yaşta ilk fark ettiğim şeylerden biri, cinsel yönelimlerin başka türlü olabileceği, özgürce dile getirebileceğiydi. İlk karşılaşmalarımda ne yapacağımı bilemedim. Çok yadırgadım, şaşırdım. Hatta, anlamakta zorlandım. (s. 55).

 

ASGARÎ NEZAKETTE BULAŞABİLMEK

Kitap, sadece “bu ülkeden gitmenin vakti geldi” diyenlere seslenmiyor. Dışarıdan bir gözle bizim halimizi bize anlatıyor. Hey Garson’da Türkiye’de sosyal hayatta gördüğümüz nezaketsizliklere dair de “karşılaştırmalı dokundurmalar” yer alıyor. Murat Sevinç, ısrarla bu kabalık meselesini gündemde tutuyor. Bir taraftan da Türkiye’de kamusal alanda şahit olduğu tatsızlıkları böylece gündeme getiriyor.  “Bir de tabii, ‘lütfen’ ve ‘teşekkür ederim’ ifadeleri. İlk paragrafta, Türkiye’deki garsonlar kim bilir neler çekiyor, demiştim ya, işte o mevzu. Dilin ve davranışın parçası bunlar. Ben garsonlara nasıl davranılması gerektiğini ve Türkiye halkının bu konularda ne denli vahim durumda olduğunu Londra’da fark ettim. Vahametin çok önemli bir nedeni, her zaman altını çizmeye çalıştığım, karşısındakini ‘eşit kabul etmeme’ sorunundan kaynaklanıyor. (…) Türkiye’deyse ortalama bir lokanta müşterisi, garson yokmuş gibi davranır. Akıl almaz bir durum bu. Konuşmaz, teşekkür etmez, ‘lütfen’ demez, vesaire. Türkiye’de lokantaya gitmek, hele ki alışık olmadığınız bir mekânsa, pek çok açıdan eziyet aslına bakılırsa ancak beni en çok rahatsız eden ve sinirlendiren şey, müşterilerin garsonları görmezden gelmeleri. (s. 34).  Türkiye’de servis sektöründe çalışan insanların görmezden gelinmesine, kamusal alanda insanların birbirleriyle eşit ilişki kuramamasına birçok yerinde değiniliyor kitabın. “Bu yazı bir öneriyle, ricayla bitsin. Hani torun tombalak AVM’ye gidiyor ve acıkınca üst kattaki atıştırmacılara oturuyorsunuz ya… Hani siz o koridorlarda köftenizi yerken, çevrenizde üniformalar içinde birileri dolaşıyor, tepsilerinizi alıp götürüyor ve sonrasında sizin döküntülerinizi temizliyor… Hatırladınız mı o üniformalı kadın ve erkekleri? İşte o kadın ve erkekler bir iş yapıyorlar ve sizlerle eşit yurttaşlar. Bir gün olsun, o insanların ‘var’ olduklarını fark edip ‘merhaba’ diyebilir, teşekkür edebilir, hâl hatır sorabilirsiniz. Hiçbir farkınız yok. Eşitsiniz. Başka işler yapıyorsunuz yalnızca.”(s. 70).  

 Hey Garson, sadece Türkiye’nin yeni göç ikliminin aktörlerine seslenmiyor; gidenlere, gitmek isteyenlere ve kalanlara bir arada yaşamak için gerekli asgari nezaketi naif bir dille hatırlatıyor.

 

·       Bu yazı Göç Dergisi’nin Ekim sayısında kitap kritiği olarak yayınlanmıştır.

 

Yazar              :           Murat Sevinç

Kitabın Adı    :           Hey Garson!

Yayınevi         :           April Yayınları

Basım Yılı      :           2018

Sayfa Sayısı   :           99


 

 

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan