Showing posts with label ırkçılık. Show all posts
Showing posts with label ırkçılık. Show all posts

Jason Arday’ın ölümü: İngiliz akademisinde ırkçılık tartışmalarını yeniden alevlendirdi

No comments

20 September 2026

 Cambridge’in en genç siyah profesörü unvanını taşıyan Jason Aday’ın ölümü, yalnızca akademik etik tartışmasını değil, siyah akademisyenlerin İngiltere’de karşı karşıya kaldığı ırkçı baskıyı ve medyanın rolünü de İngiltere gündemine taşıdı.

 


İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nin en genç siyah profesörü olarak tarihe geçen sosyolog Jason Arday’ın ölümü, ülkenin akademi ve medya dünyasında haftalardır devam eden tartışmayı yeni bir aşamaya taşıdı. 41 yaşındaki Arday, akademik çalışmaları ve özgeçmişindeki bazı iddialar hakkında art arda yayımlanan haberlerin ardından 5 Ağustos’ta Cambridge’deki görevinden istifa etmiş, dokuz gün sonra Güney Londra’daki evinde ölü bulunmuştu. Polis ölümünü şu aşamada “beklenmedik ancak şüpheli olmayan” bir ölüm olarak değerlendiriyor. Ailesi ise Arday’ın Cambridge’de profesör olarak göreve başlamasından bu yana “sürdürülen taciz ve itibarsızlaştırma kampanyasına” maruz kaldığını ve “yanlış bilgi kampanyasının Jason için çok ağır olduğunu” açıkladı.

Tartışmanın merkezindeki iddiaların ortaya çıkmasında Cambridge’de daha önce görev yapmış akademisyen Nathan Cofnas’ın önemli bir rolü bulunuyor. Kendisini “race realist” olarak tanımlayan Cofnas, siyah insanların zekâsı ile beyaz insanların zekâsı arasında biyolojik farklılıklar bulunduğunu savunan görüşleriyle tanınıyor. Cofnas’ın Arday’ın doktora tezindeki bazı bölümlerin daha önce yayımlanmış çalışmalardan alındığını ileri sürmesinin ardından konu hızla akademik bir soruşturmadan ulusal bir medya kampanyasına dönüştü. Cambridge daha önce Arday’ı “iğrenç bir kampanyanın kurbanı” olarak savunmuş olsa da daha sonra akademisyenin akademik geçmişi ve üniversiteye atanma süreci hakkında soruşturma başlattı. Arday intihal suçlamalarını reddetti; doktora yaptığı Liverpool John Moores University tarafından yürütülen önceki incelemede ise doktora derecesinin korunmasına karar verilmişti.

Ancak Arday dosyasını tartışmalı hale getiren asıl mesele, akademik etik kurallarının ihlal edilip edilmediğinden daha geniş bir soruya işaret ediyor: Neden bazı akademisyenlere yöneltilen iddialar üniversite içinde yürütülen soruşturmalar olarak kalırken, Arday’ın dosyası günlerce gazete manşetlerinin merkezinde yer aldı? Guardian yazarı Hugh Muir, 19 Ağustos tarihli değerlendirmesinde bu ayrımı özellikle vurguladı. Muir, Cofnas ve sağ kanat medya çevrelerinin Arday’ı kültür savaşlarının sembolüne dönüştürdüğünü savunurken, aynı zamanda gazetecilerin akademik dürüstlük konusunda gerçek soruları araştırma hakkının bulunduğunu da kabul ediyor. Ona göre sorun, meşru gazetecilik ile ırkçı bir “cadı avının” birbirine karışmış olması.

Bu tartışmayı yalnızca Arday’ın kişisel hikâyesi üzerinden okumak ise İngiltere akademisindeki daha büyük tabloyu gözden kaçırmak anlamına geliyor. Universities UK verilerine göre 2020/21 akademik yılında ülkedeki akademik personelin yalnızca yüzde 2,5’i siyahtı; aynı yıl İngiltere üniversitelerinde sadece 160 siyah profesör bulunuyordu. Daha güncel HESA verilerini kullanan University and College Union ise 2023/24’te siyahların Birleşik Krallık profesörlerinin yalnızca yaklaşık yüzde 1’ini oluşturduğunu belirtiyor. Universities UK ayrıca üniversitelerde ırkçı taciz ve saldırıların hâlâ önemli bir sorun olduğunu vurguluyor. Bu tablo, siyah akademisyenlerin akademinin üst kademelerinde hâlâ son derece az olduğu bir ülkede, siyah bir profesörün başarısının neden yalnızca bireysel bir akademik başarı olarak değil, aynı zamanda “DEI”, liyakat ve temsil tartışmalarının sembolü olarak görülmeye başladığı sorusunu gündeme getiriyor.



Bu nedenle Arday’ın ölümü sonrasında ortaya çıkan tepkinin yalnızca akademisyenler arasında kalmaması şaşırtıcı değil. 17 Ağustos’ta Londra’daki Trafalgar Square, Arday’ı anmak için düzenlenen büyük bir anma töreninde on binlerce kişi katıldı. Siyah giyinen kalabalık ellerinde çiçekler ve “Rest in Power Professor Jason Arday” yazılı pankartlarla toplandı; konuşmaların ardından bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Arday’ın arkadaşları, akademisyenler, milletvekilleri ve ırkçılık karşıtı aktivistler, onun ölümünden önce maruz kaldığı yoğun medya baskısının araştırılması çağrısında bulundu.



Arday vakasının bundan sonra bırakacağı en önemli soru belki de “Arday haklı mıydı, haksız mıydı?” sorusu olmayacak. Akademik etik iddiaları elbette araştırılmalı; üniversiteler akademik dürüstlükten taviz vermemeli ve gazeteciler de kamu yararını ilgilendiren iddiaları soruşturabilmeli. Fakat aynı zamanda şu sorunun da sorulması gerekiyor: Bir siyah akademisyen hata yaptığında, onun hatası ne zaman bireysel bir mesele olmaktan çıkıp bütün bir siyah akademisyenler kuşağının yeterliliğini sorgulamak için kullanılan bir araca dönüşüyor? Arday’ın cenaze sonrası anmasında Trafalgar Square’i dolduran binlerce insanın taşıdığı öfke tam da bu sorudan kaynaklanıyordu. İngiltere akademisinin önündeki asıl sınav, yalnızca Arday’ın kariyerinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu ortaya çıkarmak değil; siyah akademisyenlerin hem yükselirken hem de hata yaptıklarında neden hâlâ beyaz meslektaşlarından farklı bir mercek altında değerlendirildiğini sorgulamak olacak.



 

AfD’nin yükselişinin nedeni “klassenkampf’dan” çok “kulturkampf” mı?

No comments

15 September 2026




Ramazan Yaylali

 

Almanya’da AfD’nin yükselişi bir “Klassenkampf”, yani esas olarak sınıfsal ve ekonomik bir çatışma mı; yoksa giderek derinleşen bir “Kulturkampf”, yani kimlik, göç, güvenlik ve kültürel değerler üzerinden yürüyen bir mücadele mi?

Mevcut veriler ikinci açıklamanın daha güçlü olduğunu gösteriyor:

AfD’nin özellikle işçiler ve ekonomik durumundan memnun olmayan seçmenler arasında yüksek oy alması, ilk bakışta partinin yükselişini klasik bir sınıf tepkisi olarak yorumlamaya elverişli görünüyor. Ancak bir partinin işçilerden yüksek oy alması, o partinin yükselişinin otomatik olarak “sınıf mücadelesi” olduğu anlamına gelmez. Bunun için seçmenin “hangi nedenle” o partiye yöneldiğine bakmak gerekir…

2025 Federal Seçimi sonrasında yapılan Infratest Dimap[1] araştırması bu açıdan oldukça açıklayıcıdır. AfD seçmenlerinin yüzde 38’i  “Göçü**, yüzde 33’ü “Iç güvenliği” oy kararındaki en önemli konu olarak gösterirken, ekonomik büyümeyi söyleyenlerin oranı yalnızca yüzde 8, artan fiyatları söyleyenlerin oranı ise yüzde 6’dır. Kullanılan önceki analizde de bu nedenle AfD’nin temel siyasi ekseninin göç, iltica ve güvenlik olduğu; ekonomik sorunların ise bu yönelişi güçlendiren faktörler olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştı.

 

 

Bu ayrım, AfD’nin tarihsel dönüşümünde de görülüyor. Parti 2013’te Euro krizi ve Avrupa Birliği politikalarına karşı çıkan ekonomik muhafazakâr bir hareket olarak ortaya çıkmıştı. Ancak 2015’teki mülteci krizinden sonra Göç, İslam, sınırların kontrolü ve ulusal kimlik giderek partinin temel gündemi haline geldi. 2013–2017 dönemini inceleyen araştırmalar da göçe yönelik olumsuz tutumların 2013’te AfD oyunun belirleyicisi değilken, birkaç yıl içinde partiyi desteklemenin en güçlü nedenlerinden biri haline geldiğini gösteriyor. [2]

Daha yeni araştırmalar bu yorumu daha da güçlendiriyor. 2025 Alman seçim verilerini kullanan ve 2026’da yayımlanan bir çalışma, hem kırsal hem de kentsel bölgelerde AfD’ye desteğin temel belirleyicilerinden birinin “kültürel tehdit algısı” olduğunu buluyor. Yani belirleyici unsur yalnızca insanların ekonomik olarak ne kadar yoksul olduğu değil, göç ve toplumsal değişimin kendi yaşam biçimlerini veya kültürel konumlarını tehdit ettiği düşüncesidir.[3]

Benzer şekilde European Political Science Review’da yayımlanan güncel bir araştırma, Almanya’da AfD seçmenlerinin klasik ekonomik “piyasa bölünmesinde” alt sınıflardan belirgin biçimde ayrışmadığını gösteriyor. Asıl keskin fark “göç konusunda dışlayıcı tutumlar” ve “siyasi kurumlara duyulan güvensizlikte” ortaya çıkıyor. Araştırmacılar AfD desteğinin sosyoekonomik olarak yalnızca alt veya alt-orta sınıfa özgü olmadığını, farklı ekonomik sınıflara yayıldığını özellikle vurguluyor.[4]

Dolayısıyla AfD olgusunu klasik anlamda bir “Klassenkampf” olarak okumak eksik kalıyor. Ekonomi elbette önemlidir: hayat pahalılığı, sanayide dönüşüm, gelecek kaygısı ve statü kaybı korkusu toplumsal öfkeyi artırmaktadır. Ancak bu öfkenin sidyasal olarak ifade edildiği temel alan giderek ücret, sermaye veya gelir dağılımından çok göç, ulusal kimlik, sınırlar, güvenlik, İslam, toplumsal değerler ve siyasi sisteme duyulan güvensizlik haline gelmektedir.

Bu nedenle AfD’nin yükselişi için en isabetli tanım belkidde “ekonomik zemini bulunan bir Kulturkampf”.  Başka bir ifadeyle Almanya’daki yeni çatışma yalnızca “işçi–sermaye” arasında değildir. Giderek daha fazla “açık toplum–kapalı toplum, göçü kabul eden–sınırlandırmak isteyen, kozmopolit–milliyetçi ve liberal–muhafazakâr değerler” arasında şekillenmektedir. Ekonomik huzursuzluk bu çatışmayı beslemektedir; fakat AfD seçmenini harekete geçiren asıl siyasi dil büyük ölçüde kültürel ve kimlik temellidir. Bu nedenle AfD’nin yükselişini Klassenkampf’dan çok Kulturkampf olarak okumak daha açıklayıcıdır. Ancak bu, ekonomik ve sınıfsal koşulların önemsiz olduğu değil, kültürel çatışmanın ekonomik hoşnutsuzluk üzerinde yükseldiği anlamına gelir.


1)   Infratest dimap / ARD-DeutschlandTREND (2025). https://www.infratest-dimap.de/umfragen-analysen/bundesweit/ard-deutschlandtrend/2025/februar-extra/

2) Arzheimer, Kai & Berning, Carl C. (2019). “How the Alternative for Germany (AfD) and their voters veered to the radical right, 2013–2017.” Electoral Studies, 60, 102040.

3) Brunkert, Lennart Joe; Puranen, Bi; Turska-Kawa, Agnieszka & Welzel, Christian (2025). “The democracy falling narrative: debunking stereotypes about democratic deconsolidation in the EU.” European Political Science Review.



 

 

 

 

Almanya’da aşırı sağ tarihi zafer kazandı: AfD yüzde 43,8’e ulaştı

No comments

06 September 2026

Almanya’nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde AfD oyların yüzde 43,8’ini alarak açık ara birinci oldu. Göç ve sığınma konusunda sert politikaları savunan parti, tek başına hükümet kurmak için gereken çoğunluğa ulaşamadı. Şimdi gözler, göç konusunda benzer sertlikte tutum alan BSW’nin de dahil olduğu zorlu koalisyon görüşmelerinde.



Almanya’nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) tarihi bir seçim zaferine imza attı. Ön sonuçlara göre oyların yüzde 43,8’ini alan AfD, yüzde 17,2’de kalan muhafazakâr CDU’nun açık ara önünde yer aldı. Ancak 83 sandalyeli eyalet parlamentosunda yaklaşık 39 sandalye kazanması beklenen parti, tek başına hükümet kurmak için gereken çoğunluğun üç sandalye gerisinde kaldı.

AfD’nin eyalet lideri Ulrich Siegmund sonucu “sansasyonel” olarak nitelendirirken, partisinin hükümet kurmak için halktan yetki aldığını söyledi. Ancak AfD’nin önünde şimdi zorlu bir süreç bulunuyor. Almanya’daki diğer ana akım partiler, aşırı sağın iktidara gelmesini engellemek amacıyla uygulanan “Brandmauer” (güvenlik duvarı) kapsamında AfD ile iş birliğini reddediyor.

Seçim sonucu özellikle göçmenler ve sığınmacılar açısından yakından takip ediliyor. Göçün sınırlandırılması ve sığınma politikalarının sertleştirilmesi AfD’nin siyasi söyleminin merkezinde yer alırken, parlamentoya girmesi beklenen BSW de göç konusunda sert bir çizgi izliyor. Beş sandalye kazanması beklenen BSW’nin AfD’ye doğrudan koalisyon ortağı olup olmayacağı belirsiz olsa da, partiye hükümet kurabilmesi için dolaylı destek verip vermeyeceği tartışılıyor.

AfD liderliği ise diğer partilerden milletvekillerinin desteğini alabilmek için görüşmeler yapmaya hazırlanıyor. Partinin federal meclis grup başkan yardımcısı Beatrix von Storch, özellikle CDU içindeki bazı milletvekillerinin kendi partilerinden memnun olmadığını ve bu isimlerle görüşmek istediklerini söyledi. AfD ile iş birliğinin reddedilmesi durumunda yeni bir seçime gidilebileceği mesajını veren parti yönetimi, Saksonya-Anhalt’taki sonuçla birlikte Almanya’da göç karşıtı siyasetin ve aşırı sağın yükselişini yeni bir aşamaya taşımış oldu.

Kaynak: BBC

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan