Showing posts with label Göç. Show all posts
Showing posts with label Göç. Show all posts

İngiltere’de sığınma sisteminde köklü değişiklikler

No comments

06 March 2026

 İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, Birleşik Krallık’ın sığınma sisteminde kapsamlı değişiklikler açıkladı. Yeni düzenlemeler arasında mülteci statüsünün geçici hale getirilmesi, bazı ülkelere vize kısıtlamaları ve başvurusu reddedilen ailelere gönüllü dönüş için mali teşvik verilmesi yer alıyor.



Birleşik Krallık hükümeti, sığınma sisteminde önemli değişiklikler içeren yeni bir plan açıkladı. İçişleri Bakanı Shabana Mahmood tarafından duyurulan düzenlemeler, hükümetin “bozuk” olarak nitelendirdiği sistemi yeniden kontrol altına almayı amaçlıyor. Reformların en dikkat çekici yönlerinden biri, mülteci statüsünün artık kalıcı değil geçici hale getirilmesi. Buna göre sığınma başvurusu kabul edilen kişiler için beş yıllık oturum yerine 30 ayda bir gözden geçirilecek bir koruma statüsü uygulanacak.

Yeni sistem kapsamında mültecilerin statüsü belirli aralıklarla yeniden değerlendirilecek. Eğer kişinin geldiği ülkedeki koşulların güvenli olduğu düşünülürse, sığınma hakkı geri çekilerek geri gönderme süreci başlatılabilecek. Bu değişiklik, hükümetin sığınma sistemini daha esnek ve geri dönüşlere açık hale getirmeyi amaçladığını gösteriyor.

Planın bir diğer unsuru ise bazı ülkelere yönelik vize kısıtlamaları. Hükümet, Kamerun, Sudan, Myanmar ve Afganistan vatandaşlarına verilen yeni öğrenci vizelerini geçici olarak durdurdu. Afganistan için ayrıca nitelikli işçi vizeleri de askıya alındı. Yetkililer bu kararın, söz konusu ülkelerden gelen yüksek sığınma başvuruları ve geri kabul konusunda yaşanan işbirliği sorunlarıyla bağlantılı olduğunu belirtiyor. 

Yeni düzenlemeler arasında, sığınma başvurusu reddedilen bazı ailelere yönelik bir pilot program da bulunuyor. Bu program kapsamında yaklaşık 150 aileye, ülkeden gönüllü olarak ayrılmaları halinde 40 bin sterline kadar ödeme yapılması planlanıyor. Programı kabul etmeyen kişiler için ise zorla sınır dışı edilme ihtimali bulunuyor.

Hükümet ayrıca sığınmacılara sağlanan bazı mali destekleri sınırlamayı planlıyor. Buna göre yasa dışı çalıştığı tespit edilen, suç işleyen veya kendi geçimini sağlayabilecek durumda olan kişilere verilen destek kesilebilecek. Bununla birlikte bazı sığınmacıların çalışmasına izin verilmesi de gündeme geldi; ancak bu sürecin karmaşık onay prosedürlerine bağlı olacağı belirtiliyor.  

2026, Akdeniz’de göçmen geçişlerinde “en ölümcül yıl” olabilir

No comments

15 February 2026

2026’nın ilk haftalarında Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışan göçmenler arasında yüzlerce kişi hayatını kaybetti veya kayboldu; uzmanlar durumun son yılların en kötü başlangıcı olduğunu belirtiyor.

 




2026 yılının ilk 40 günü, Akdeniz’i geçmeye çalışan göçmenler için şimdiye kadar kaydedilen en ölümcül dönem olarak kayıtlara geçebilir. 1 Ocak–10 Şubat tarihleri arasında en az 524 göçmen denizde yaşamını yitirdi veya kayboldu. Bu sayı, Uluslararası Göç Örgütü (IOM) verilerine göre, aynı döneme ait önceki yılların rakamlarını çoktan geride bıraktı.

Bu trajik artışta en dikkat çekici olay, 6 Şubat’ta Libya açıklarında 55 kişiyi taşıyan bir teknenin alabora olmasıydı. Bu kazada 53 kişinin öldüğü veya kaybolduğu tahmin ediliyor. IOM yetkilileri, bu rakamların kötü hava koşulları ve tehlikeli deniz geçişlerinin sonucu olduğunu vurguladı.

Uzmanlar, özellikle Ocak ayında etkili olan Harry Kasırgası gibi sert hava olaylarının göç yollarını daha da tehlikeli hâle getirdiğini söylüyor. Kötü deniz şartlarına rağmen çok sayıda göçmen, Kuzey Afrika kıyılarından İtalya ve diğer Avrupa ülkelerine ulaşmak için yola çıkıyor.

IOM ve insani yardım örgütleri, bu trajedilerin gerçek boyutunun resmi verilere yansımamış olabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Bazı kazaların kayıtlara geçmemesi veya göçmenlerin iz bırakmadan denizde kaybolması, toplam can kaybının çok daha yüksek olabileceğine işaret ediyor.

  

BM’den İngiltere–Fransa iltica anlaşmasına uyarı

No comments

10 February 2026

Birleşmiş Milletler, Birleşik Krallık ile Fransa arasında yapılan yeni iltica anlaşmasının uluslararası insan hakları hukukunu ihlal edebileceğini açıkladı.



Birleşmiş Milletler, Birleşik Krallık ve Fransa arasında düzensiz göçü azaltmayı hedefleyen yeni iltica anlaşmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, anlaşmanın sığınma hakkına erişimi kısıtlayabileceği ve mültecilerin korunmasına dair temel ilkelerle çelişebileceği belirtildi.

BM yetkilileri, özellikle “geri gönderme” uygulamalarının bireysel değerlendirme yapılmadan hayata geçirilmesinin ciddi riskler taşıdığına dikkat çekti. Söz konusu uygulamaların, sığınmacıların zulüm veya kötü muamele riskiyle karşı karşıya oldukları ülkelere gönderilmesine yol açabileceği vurgulandı.

Anlaşma kapsamında, Manş Denizi üzerinden düzensiz yollarla İngiltere’ye geçen sığınmacıların bir bölümünün Fransa’ya geri gönderilmesi öngörülüyor. Buna karşılık İngiltere’nin, Fransa’dan sınırlı sayıda sığınmacıyı yasal yollarla kabul etmesi planlanıyor.

BM, iki ülkeye de uluslararası mülteci hukukuna ve insan hakları yükümlülüklerine tam uyum çağrısında bulundu. Açıklamada, göç yönetimi politikalarının güvenlik kaygılarının yanı sıra insan onurunu ve sığınma hakkını esas alması gerektiği ifade edildi.


Kaynak: The Guardian

Süresiz oturumu 10 yıla çıkaracak tasarı Parlamentoda tartışıldı: Geriye dönük uygulama adil mi?

No comments

03 February 2026

 Birleşik Krallık Parlamentosu’nda 2 Şubat 2026 tarihinde yapılan oturumda, süresiz oturum izni (Indefinite Leave to Remain – ILR) için gereken sürenin 5 yıldan 10 yıla çıkarılması yönündeki plan, kamuoyunda toplanan 330 bini aşkın imza üzerine Westminster Hall’da tartışıldı.

 






Tartışmada, önerinin özellikle halihazırda Birleşik Krallık’ta yaşayan ve mevcut kurallara göre başvuru sürecine girmiş göçmenler açısından adil olup olmadığı öne çıktı.

Tartışmayı açan İşçi Partisi milletvekili Tony Vaughan, hükümetin bu değişiklikle göçmenlere verilen açık bir vaadi bozduğunu savundu. Vaughan, “Bu ülkeye gelen insanlara, beş yıl sonunda kalıcı statüye geçebilecekleri söylendi. Kurallara uyan, çalışan ve vergisini ödeyen insanlar için bu sözleşmenin tek taraflı olarak değiştirilmesi güven sarsıcıdır,” dedi.

İşçi Partisi milletvekili Tanmanjeet Singh Dhesi ise değişikliğin geriye dönük uygulanmasının ciddi bir adaletsizlik yaratacağını vurguladı. Dhesi, “İnsanlar hayatlarını, ailelerini ve geleceklerini mevcut kurallara göre planladı. Oyunun ortasında kuralları değiştirmek, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz,” ifadelerini kullandı.

Tartışmada söz alan Bağımsız milletvekili Iqbal Mohamed, ILR süresinin uzatılmasının göçmenler üzerinde uzun süreli bir belirsizlik baskısı yarattığını söyledi. Mohamed, “On yıl hatta bazı durumlarda on beş yıla uzayan bir bekleme süresi, insanları kalıcı bir güvenceden mahrum bırakıyor. Bu durum, topluma aidiyet duygusunu zedeliyor,” değerlendirmesinde bulundu.

İşçi ve Kooperatif Partisi milletvekili Gareth Thomas, özellikle sağlık ve sosyal bakım sektörünün bu değişiklikten olumsuz etkileneceğini dile getirdi. Thomas, “Hemşireler, bakım çalışanları ve sağlık personeli zaten ağır koşullar altında çalışıyor. Kalıcı oturum için sürenin uzatılması, bu insanların başka ülkelere yönelmesine neden olabilir,” dedi.

İşçi Partisi milletvekili Patricia Ferguson da katkının yalnızca maaş veya gelir üzerinden değerlendirilmesine karşı çıktı. Ferguson, “Topluma katkı sadece kazançla ölçülemez. NHS ve bakım sektörü, göçmen emeği olmadan ayakta kalamaz,” ifadelerini kullandı.

Muhafazakâr Parti milletvekili Matt Vickers ise önerilen değişikliği savundu. Vickers, “Kalıcı oturum ciddi bir statüdür ve uzun vadeli bağlılık gerektirir. Daha uzun bir süre, bu bağlılığın daha sağlıklı değerlendirilmesini sağlar,” dedi. Bu yaklaşım, oturumda söz alan birçok milletvekili tarafından eleştirildi.

Tartışmanın sonunda İçişleri Bakanlığı’nı temsilen söz alan İşçi Partisi milletvekili Mike Tapp, ILR süresine ilişkin değişikliklerin henüz kesinleşmediğini ve kamuoyu danışma sürecinin devam ettiğini belirtti. Tapp, parlamentoya sunulan görüşlerin politika oluşturma sürecinde dikkate alınacağını ifade etti.

 

Watch the debate: https://www.youtube.com/live/yRZnXiYnZ1Q?si=nzQy_-BAtn0r9S3b&t=254

Read the transcript: https://hansard.parliament.uk/commons/2026-02-02/debates/A0693D73-AD95-418E-86A6-FAB882454522/IndefiniteLeaveToRemain

Read the research: https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cdp-2026-0006/

The petition: https://petition.parliament.uk/petitions/727372

İspanya yarım milyon düzensiz göçmene yasal statü vermeye hazırlanıyor

No comments

02 February 2026

İspanya’da iktidardaki sol koalisyon hükümeti, göçmenlere yönelik daha kapsayıcı politikaları doğrultusunda, ülkede yaşayan yaklaşık yarım milyon düzensiz göçmeni yasal statüye kavuşturmayı hedefleyen bir kararnameyi onayladı. Bu karar, Avrupa’daki birçok ülkenin göç politikalarını sıkılaştırdığı bir dönemde, İspanya’yı daha esnek bir yaklaşım benimseyen ülke konumuna getiriyor. 



İspanya’nın sosyalist koalisyon hükümeti, 27 Ocak’ta kabul ettiği bu  kararnamenin Nisan 2026 itibarıyla yürürlüğe gireceğini duyurdu. Buna göre, 31 Aralık 2025’ten önce İspanya’da yaşayan ve en az beş ay ikamet ettiklerini kanıtlayabilen düzensiz göçmenler ile uluslararası koruma talebinde bulunanlar başvuruda bulunabilecek. Başvuracak kişilerin sabıka kaydının temiz olması da şart koşuluyor. 

İnsan hakları savunucuları ve sivil toplum örgütleri bu kararı olumlu karşılarken, bunun insanların temel haklara erişimini kolaylaştıracağını ve sosyal uyumu güçlendireceğini belirtti. Kararname, parlamentonun onayına gerek kalmadan yürürlüğe alındı; hükümet temsilcileri, bunun bürokratik engelleri kaldırarak süreci hızlandıracağını ifade etti.

Ancak karar siyasi alanda tartışmalara yol açtı. Göçmen karşıtı muhafazakâr ve sağ partiler, hükümeti bu adımı eleştirerek kamu hizmetleri üzerinde baskı yaratabileceği ve yasadışı göçü teşvik edebileceği endişesini dile getirdi. Buna karşın hükümet yetkilileri, göçmenlerin yasal statüye kavuşmasının hem demografik hem de ekonomik açıdan ülkeye fayda sağlayacağını savunuyor. 

Kaynak: The Guardian

Göçmenler olmazsa Avrupa’yı büyük bir nüfus krizi bekliyor

No comments

01 February 2026

Avrupa Birliği (AB) genelinde aşırı sağ partilerin yükselişi ve göçmen karşıtı politikalar, kıtanın demografik geleceğini tehdit ediyor. 2024 seçimlerinde aşırı sağ partilerin kazandığı başarılar, göçmen karşıtı söylemlerin siyasi gündemi şekillendirdiğini gösteriyor. Ancak uzmanlar, göçmenleri dışlayan politikaların Avrupa'nın nüfus krizini daha da derinleştireceği konusunda uyarıyor. 

 


AB'nin resmî istatistik kurumu Eurostat'ın tahminlerine göre, mevcut eğilimler devam ederse AB nüfusu 2100 yılına kadar %6 azalarak 447 milyondan 419 milyona düşecek. Ancak göçmenlerin tamamen dışlandığı bir senaryoda bu düşüş çok daha sert olacak. Eurostat, göçmenlerin olmadığı bir durumda AB nüfusunun 295 milyona kadar gerileyebileceğini öngörüyor. Bu, kıtanın nüfusunun üçte birinden fazlasının kaybedilmesi anlamına geliyor. 

Göçmenler Olmadan İş Gücü ve Ekonomi Tehlikeye Giriyor 

Göçmen karşıtı politikaların yükseldiği İtalya, Fransa ve Almanya gibi ülkeler, göçmenlerin tamamen dışlandığı bir senaryoda ciddi nüfus kayıpları yaşayacak. Örneğin yapılan nüfus projeksiyonlarına göre; İtalya'nın nüfusu 2100 yılına kadar yarıya inebilirken, Almanya'nın nüfusu 83 milyondan 53 milyona düşebilir. Fransa'da ise nüfus 68 milyondan 59 milyona gerileyebilir. Bu durum, iş gücünün azalması ve yaşlı nüfusun artması nedeniyle ekonomik büyümeyi yavaşlatacak ve emeklilik ile sağlık harcamalarını artıracak. 

Avrupa'nın yaşlanan nüfusu, özellikle sağlık ve sosyal hizmetler sektöründe göçmenlere olan ihtiyacı artırıyor. Birçok AB ülkesinde doktor ve hemşire açığının göçmenler tarafından kapatıldığı biliniyor. Uzmanlar, göçmenlerin iş gücüne katılımının artırılmasının, yaşlanan toplumun ihtiyaçlarını karşılamada kritik bir rol oynayacağını vurguluyor. 

Göçmenlerin Katkısı: Camini Köyü Örneği 

İtalya'nın güneyindeki Camini köyü, göçmenlerin nüfus azalmasına karşı bir çözüm olabileceğini gösteren umut verici bir örnek sunuyor. 20. yüzyılın sonlarında genç nüfusun göç etmesiyle neredeyse terk edilme noktasına gelen köy, mültecilerin yeniden yerleştirilmesi projesi sayesinde yeniden hayat buldu. Bugün, 50 mültecinin kalıcı olarak yerleştiği Camini'nin nüfusu 350'ye ulaştı. Köydeki okulun yeniden açılması da projenin sembolik başarılarından biri oldu. 

Camini projesinin kooperatif başkanı Rosario Zurzolo, "Köy yavaş yavaş ölüyordu. Evler, içinde yaşayan olmadığı için yıkılıyordu" diyerek projenin önemini vurguluyor. Köydeki mülteciler, yalnızca nüfusu artırmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni iş alanları ve ekonomik faaliyetlerin gelişmesine de katkı sağlıyor. 

Göçmenlerin Ekonomiye Entegrasyonu Kritik Öneme Sahip 

Uzmanlar, göçmenlerin Avrupa'nın demografik sorunlarını tek başına çözemeyeceğini, ancak bu sorunların hafifletilmesinde önemli bir rol oynayabileceğini belirtiyor. Göçmenlerin iş gücüne etkin bir şekilde entegre edilmesi, emeklilik yaşının yükseltilmesi ve vergi reformları gibi diğer önlemlerle birlikte, göçmenlerin katkısı daha anlamlı hale gelebilir. 

LSE’den Profesör Alan Manning, "Göçmenlerin iş bulması ve çalışması kritik öneme sahip. Aksi takdirde, göçmenlerin sosyal yardıma ihtiyaç duyması durumunda bu, sorunu daha da kötüleştirebilir" diyor. 

Göçmenler Avrupa'nın Geleceği İçin Hayati Öneme Sahip 

Avrupa'nın nüfus krizi, göçmenlerin katkısı olmadan çözülemeyecek kadar derin. Göçmen karşıtı politikaların kısa vadeli siyasi kazanımlar sağlasa da, uzun vadede ekonomik ve sosyal maliyetleri ağır olacak. Camini örneği, göçmenlerin yalnızca nüfusu artırmakla kalmayıp, toplumları yeniden canlandırabileceğini gösteriyor. Avrupa'nın geleceği, göçmenlerin entegrasyonunu sağlayacak akılcı politikaların hayata geçirilmesine bağlı.

 

Kaynak: The Guardian

Liverpool'da maskeli bir grubun saldırısına uğrayan Egemen Özdemir'le söyleşi

No comments

29 January 2026

Kings College'de Bankacılık ve Finans alanında yüksek lisansını tamamlayıp mezun vizesiyle Londra'da yaşamını sürdüren Egemen Özdemir geçtiğimiz hafta Liverpool'da maskeli bir grubun saldırısına uğradı.

Bisikletli Gazete söyleşilerinin bu bölümünde Egemen Özdemir ile yaşadığı bu tatsız olaya ilşkin yaptığımız söyleşi yer alıyor.







Trump'ın göç politikalarının bedelini masum insanlar canıyla ödüyor

No comments

26 January 2026

Minneapolis’te ICE ajanları tarafından vurulan Alex Pretti’nin ölümü sonrası yüzlerce kişi sokaklara çıktı; olayla ilgili resmi açıklamalar ile tanık ifadeleri arasında ciddi çelişkiler bulunuyor. 



Son bir ay içinde göçmenlik operasyonları sırasında hayatını kaybeden ikinci ABD vatandaşı olan Pretti için yüzlerce kişi dondurucu soğuğa rağmen sokaklara çıktı. Olayın ardından düzenlenen protestolarda adalet çağrıları yükselirken, federal makamların açıklamalarıyla tanık ifadeleri arasındaki çelişkiler dikkat çekti.

Olay anına ait görüntülerde, Pretti ile federal görevliler arasında bir arbede yaşandığı görülüyor. Federal İç Güvenlik Bakanlığı, ajanların Pretti’yi silahsızlandırmaya çalıştığını ve meşru müdafaa kapsamında ateş açıldığını savunurken; tanıklar, yerel yetkililer ve Pretti’nin ailesi bu anlatımı reddediyor. BBC Verify tarafından incelenen videolarda Pretti’nin elinde silah değil, cep telefonu bulunduğu ve ajanları kayda aldığı görülüyor. Ailesi, yönetimin olayla ilgili “gerçek dışı ve ürkütücü iddialar” yaydığını belirtiyor.

Protestolar yalnızca Minneapolis ile sınırlı kalmadı; New York, Chicago, Los Angeles ve San Francisco gibi kentlerde de eylemler düzenlendi. Göstericiler “Alex için adalet” ve “ICE kaldırılsın” sloganları attı. Trump yönetimi ise Pretti’yi “yerli terörist” olarak nitelendirdi. İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, Pretti’nin federal ajanlara 9 mm’lik yarı otomatik silahla yaklaştığını öne sürdü; ancak mevcut görüntülerde bu iddiayı doğrulayan bir an yer almıyor.

Minnesota Valisi Tim Walz ve Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, ICE operasyonlarının eyalette sona erdirilmesi çağrısında bulunurken, olayın federal ve eyalet düzeyinde bağımsız şekilde soruşturulmasını istedi. Minneapolis Emniyet Müdürü Brian O’Hara ise Pretti’nin yasal silah ruhsatına sahip olduğunu, ancak sabıka kaydının bulunmadığını açıkladı. Yaşanan son olay, Trump yönetiminin Aralık ayında başlattığı ve özellikle Somali göçmenlerin yoğun yaşadığı bölgeleri hedef alan sert göçmenlik politikalarını yeniden tartışmaya açtı.


Kaynak: BBC

İspanya, AB dışında sığınma merkezleri kurulması planına karşı çıkıyor

No comments

24 January 2026

İspanya, bazı Avrupa Birliği ülkelerinin göçü kontrol etmek için AB dışındaki ülkelerde sığınma başvurularını değerlendirmek üzere merkezler açma önerisine itiraz ediyor ve göçü kaynağında durdurma stratejisini savunuyor.



İspanya, Avrupa Birliği içinde bazı ülkelerin sığınma başvurularını AB dışındaki merkezlerde işleme önerisine karşı çıkıyor. Bu öneri, göçü kontrol etme amacıyla gündeme getirilmişti ancak İspanya hükümeti bunun hem hukuki hem de diplomatik açıdan sorunlu olacağını belirtti.

İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska, bu tür dış merkezlerin “sihirli bir çözüm” olmadığını vurguladı ve üçüncü ülkelerle ilişkiler üzerinde baskı yaratabileceğini söyledi. Bunun yerine İspanya, göçün kaynağında kontrol altına alınması gerektiğini ifade etti.

Madrid yönetimi, özellikle Batı Afrika ülkeleriyle iş birliğini güçlendirerek düzensiz göçü azaltmayı hedefliyor. Bu kapsamda Mauritania, Senegal ve Gambia gibi ülkelere polis ve gözetim ekipmanı gönderildi.

Diğer bazı AB ülkelerinde göçmen politikaları sıkılaşırken, İspanya sol eğilimli hükümeti göçü ekonomik bir fırsat olarak görüyor ve yasal göç yollarını teşvik ediyor. Bu yaklaşımın da etkisiyle İspanya’ya düzensiz yollarla gelen göçmen sayısı geçen yıl yaklaşık yüzde 42 azalarak 36 bin civarına düştü.

Bununla birlikte insan hakları örgütleri, Avrupa’nın ve İspanya’nın transit ülkelerle göçü engelleme çabalarının bazen göçmenlere kötü muamele olarak sonuçlandığını belirtiyor. Madrid ise bu tür iddiaların yerinde olmadığını söylüyor ve iş birliğini artırarak daha fazla kaynak ve ekipman desteği sunmayı sürdüreceğini belirtiyor. 

ABD 75 ülkenin göçmen vize işlemlerini askıya aldı

No comments

14 January 2026

Yeni karar aile birleşimi ve kalıcı oturum başvurularını doğrudan etkiliyor.



Amerika Birleşik Devletleri, 21 Ocak itibarıyla 75 ülke vatandaşına yönelik göçmen vizesi işlemlerini geçici olarak durdurma kararı aldı. ABD yönetimi, söz konusu adımın kamu kaynakları üzerindeki yükü azaltmak ve göçmenlik sisteminin “kötüye kullanımını” önlemek amacıyla atıldığını açıkladı.

Karar kapsamında Afganistan, İran, Rusya ve Somali gibi ülkelerin yanı sıra Afrika, Asya ve Latin Amerika’dan birçok ülkenin vatandaşları yer alıyor. Uygulamanın, turist, öğrenci ve geçici çalışma vizelerini kapsamadığı, yalnızca kalıcı oturum ve aile birleşimi gibi uzun dönemli göçmen vize türlerini hedef aldığı belirtildi.

ABD’li yetkililer, yeni düzenlemenin sosyal yardımlar ve kamu hizmetleri üzerindeki baskıyı azaltacağını savunurken, karar göç politikalarında belirgin bir sertleşme olarak değerlendiriliyor. Özellikle son yıllarda artan düzensiz göç tartışmalarının ardından atılan bu adım, seçim sürecine giren ülkede iç siyasi dengelerle de ilişkilendiriliyor.

İnsan hakları örgütleri ve göç savunucuları ise kararın ayrımcı sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor. Uzmanlara göre, aile birleşimi yoluyla ABD’ye yerleşmeyi bekleyen binlerce kişi bu kararla birlikte belirsizlikle karşı karşıya kalacak.

Uygulamanın ne kadar süreyle devam edeceği henüz netlik kazanmazken, etkilenen ülkelerden ve uluslararası kuruluşlardan gelen tepkilerin önümüzdeki günlerde artması bekleniyor. ABD yönetimi ise kararın geçici olduğunu ve düzenli aralıklarla gözden geçirileceğini ifade ediyor.



Birleşik Krallık’ta çalışma vizesi başvuruları bir yılda 100 binden fazla azaldı

No comments

09 January 2026



Birleşik Krallık’a yapılan çalışma vizesi başvuruları, geçen yıl uygulanan sıkı göçmenlik politikaları nedeniyle 100 binden fazla azaldı. Resmî verilere göre, bakıcı ve nitelikli işçi vizeleri dahil olmak üzere birçok rota üzerinden yapılan başvurular, çeşitli kontroller ve yeni düzenlemeler sonrası sert şekilde düştü.

Bu dramatik düşüşe, hükûmetin, asgari maaş ve İngilizce dil yeterlilik şartlarını yükseltmesi,  bazı meslekler için dışarıdan işe alımı durdurması ve işverenlere uygulanan göçmenlik ücretlerinin arttırılmasının neden olduğu belirtiliyor. 

Yetkililer, düzenlemelerin göç seviyelerini düşürdüğünü savunurken, işverenler bazı sektörlerde eleman sıkıntısı yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.


Kaynak: Home Office

“Göçmenler yanlarında bir dünya taşır"

No comments

05 January 2026

Günümüzde göçmenler neredeyse sadece "güvenlik" bakımından ele anılıyor. Rowan Williams, The Guardian’daki yazısında bu konuya dikkat çekerek göçmenlerin sanat, müzik ve kolektif hafızamız üzerindeki derin etkisinin çoğu zaman ihmal edildiğini hatırlatıyor. 




Britanya’da göçmenler son dönemlerde çoğunlukla güvenlik ve ekonomi başlıkları üzerinden tartışılıyor. Aşırı sağın sürekli gündemde tuttuğu göçmen karşıtlığı göç meselesinin dar bir düzlemden değerlendirilmesine yol açıyor. Eski Canterbury başpiskoposu Rowan Williams The Guardian'daki yazısında bu dar bakış açısının, göçmenlerin kültür hayatına kattığı zenginliği gölgede bıraktığını hatırlatıyor. Çünkü göç yalnızca bir yer değiştirme hikâyesi değil; beraberinde taşınan hatıraların, dillerin ve hayal gücünün de yolculuğu anlamına geliyor.

Williams yazısında, bu zenginliği anlamak için gözlerimizi biraz sanatın iyileştirici gücüne çevirmemizi öneriyor. Suriyeli sanatçı Issam Kourbaj’ın eserlerindeki o naif ama dirençli duruşun, aslında göçün en sessiz ve en derin tanığı olduğunu hatırlatıyor. Ya da fotoğrafçı Dragana Jurišić’in karelerine baktığınızda, geçmişle bugün arasında nasıl sihirli bir köprü kurulduğunu, dünyanın bir anda nasıl genişlediğini hissediyorsunuz. Williams’a göre göçmen sanatçılar, sadece kendi hikâyelerini anlatmıyor; hepimize yeni bir bakış açısı armağan ediyorlar.

Dinlediğimiz bir melodiden hayran kaldığımız o binanın mimarisine, okuduğumuz bir dizeden sofradaki lezzete kadar aslında her yerde başka coğrafyaların izleri var. Williams, tarihin her döneminde kültürün tam da bu "karşılaşmalarla" ve paylaşımlarla büyüdüğünü söylüyor. 

 İnsanlığın ortak mirasında göçmenlerin katkılarının yadsınamaz olduğuna dikkat çeken Williams yazısını şöyle bitiriyor: "Göçmenler yanlarında bir dünya taşır. Sınırlarımıza giriş için hangi şartları koyarsak koyalım, eğer bu dünyaların derinliğini ve akışkanlığını gözetmezsek, bu şartlar hem insanlıktan uzak hem de ters etki yaratan uygulamalara dönüşür. Her göçmeni ya her ne pahasına olursa olsun güvenlik arayan biri ya da değer verdiğimiz her şeye düşman bir figür gibi gösteren kalıp yargılar yerine, yeni gelenlerin hayal gücüne kulak vermemiz gerekir. Çünkü göçmenlerin tek bir yüzü, tek bir hikâyesi yoktur. Onlar kapalı ve karanlık bir dünya görüşünün temsilcileri değildir. 'Hayal gücü' dediğimiz o en insani yetiden yoksun da değillerdir. Onların hayal gücünü ciddiye almak, belki bizimkini de özgür bırakır ve kendimize bambaşka bir ışık altında bakmamızı sağlar."




Göçmen sağlık çalışanları ayrımcılık nedeniyle NHS’ten uzaklaşıyor

No comments

27 December 2025

Birleşik Krallık’ta NHS’in uluslararası sağlık personeline olan bağımlılığı artarken, yabancı eğitimli doktor ve hemşireler göçmen karşıtı söylemler ve artan ırkçılık nedeniyle ülkede çalışmak istemediğini belirtiyor. Uzmanlar bunun sağlık sistemini tehlikeye atabileceği uyarısında bulunuyor.





Göçmen Karşıtı Söylemler Sağlık Sektörünü Olumsuz Etkiliyor

Birleşik Krallık’ın ulusal sağlık hizmeti NHS, tarihinin en yüksek oranda yabancı eğitimli doktorsuz kalma riskiyle karşı karşıya. NHS’in üst düzey tıp liderlerinden Dr. Jeanette Dickson’a göre, ülkede göçmen karşıtı söylemlerin artması ve genel kamuoyu algısının “istenmeyen” mesajı vermesi, uluslararası sağlık çalışanlarının İngiltere’yi tercih etmemesine neden oluyor.

Dr. Dickson, politikacıların göçmenlere yönelik sert söylemleri ve medyada bu yaklaşımın sık sık yer almasının, Birleşik Krallık’ı “misafirperver olmayan, hatta ayrımcı” bir ülke olarak algılayan sağlık personelini uzaklaştırdığını söyledi. Bu durum, NHS’in zaten uluslararası personele büyük oranda bağımlı olduğu bir dönemde daha da kritik hale geliyor.

NHS’in Geleceğine İlişkin Kaygılar Artıyor

NHS’in doktor kadrosunun yaklaşık %42’sinin yurt dışında eğitim gördüğü biliniyor. Bu kişiler ülkedeki sağlık hizmetlerinin bel kemiğini oluşturuyor. Ancak son dönemde bu profesyonellerin hem Birleşik Krallık’a gelmekten kaçındığı hem de mevcut pozisyonlarını terk ettiği dikkat çekiyor. Dr. Dickson, bu eğilimin devam etmesi halinde NHS’in hizmet verme kapasitesinin tehlikeye girebileceğini belirtti.

Sağlık çalışanlarının bir kısmı, sadece iş ortamında değil günlük hayatta da ırkçı taciz ve saldırılara maruz kaldıklarını ifade ediyor. Bu tür deneyimler, İngiltere’de çalışmanın cazibesini daha da azaltıyor.

Hükümetin Tepkisi

Sağlık Bakanı Wes Streeting, NHS çalışanlarına yönelik ırkçı tacize karşı daha sert önlemler alındığını duyursa da, eleştirmenler bunun yeterli olmadığını savunuyor. Dr. Dickson, hükümetin yabancı sağlık çalışanlarını aktif bir şekilde desteklemesi ve onları İngiltere’de çalışmaya teşvik edecek mesajlar vermesi gerektiğini vurguluyor.

Uzmanlara göre, göçmen karşıtı söylem sadece sağlığa değil, İngiltere’nin uluslararası itibarına ve küresel yetenek çekme kapasitesine de zarar veriyor. Bu durum, hem NHS’in sürdürülebilirliği hem de sağlık hizmetlerinin kalitesi açısından derin bir endişe kaynağı oluşturmaya devam ediyor.  


Kaynak: The Guardian

Polonya’da Ukraynalılara yönelik hoşgörüsüzlük artıyor

No comments

22 December 2025

 



Polonya’da savaşın dördüncü yılı yaklaşırken, Ukraynalı sığınmacılara karşı toplumdaki hoşgörüsüzlük ve düşmanlık giderek arttı. 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası yüz binlerce Polonyalı komşularını desteklemek için gönüllü olurken, bugün destek oranları ciddi şekilde geriledi ve ayrımcılık vakaları rapor edilmeye başlandı.

Szczecin kentinde dört yaşındaki kızlarıyla dondurma alırken Ukraynaca konuştukları için bir çiftin “Kızınıza Lehçe öğretin” diyen bir saldırgan tarafından sözlü ve fiziksel tacize uğraması, bu hoşnutsuzluğun sembolik örneklerinden biri oldu. Bu olayın ardından saldırgan 14 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Ukraynalı topluluk üyeleri, özellikle küçük kasabalarda artık kendi dillerini açıkça konuşmaktan kaçındıklarını söylüyor. Bazı anketler, Polonyalıların Ukraynalı sığınmacılara destek verme oranının 2022’deki yaklaşık %94’ten bugün %48’e düştüğünü gösteriyor. Aynı şekilde, Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliğini destekleyenlerin oranı da belirgin şekilde azaldı. 

Bu değişimde birçok etken var: Sağ siyaset yönelimli söylemlerin yükselişi, ekonomik kaygılar, çevrim içi dezenformasyon ve Polonya ile Ukrayna tarihsel arasındaki bazı gerilimler gibi unsurlar toplumdaki algıyı etkiliyor. 2025’te seçilen milliyetçi Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukraynalıların sosyal yardımlara erişimini zorlaştıracak politikaları desteklemesi de bu atmosferi pekiştirdi. 

Yine de durum her yerde aynı değil. Varşova gibi büyük şehirlerde yaşayan bazı Ukraynalılar, yerel halkın desteğini ve fırsat eşitliğini bulduklarını söylüyor. Bu kişiler, çocukları için daha iyi bir gelecek umuduyla Polonya’da kalmayı planlıyor.


The Guardian

10 Yıllık ILR düzenlemesi 2 Şubat 2026’da Parlamento'da tartışılacak

No comments

21 December 2025





İngiltere'de hükümetin yasal göçmenlerin süresiz oturum hakkını (ILR) 5 yıldan 10 yıla çıkarma planına karşı düzenlenen imza kampanyasında ilk sonuç alındı. Kampanda toplanan imza sayısının 100 bini geçmesi üzerine yasal düzenleme parlamentoda tartışılacak. Tartışma oturumunun (debate) 2 Şubat 2026 tarihinde yapılacağı açıklandı.

 Kampanyayı destekleyenler, mevcut sistemde 5 yıl üzerinden verilen süresiz oturum hakkının 10 yıla çıkarılmasının adil olmadığını savunuyor.

Kampanya metninde, yasal göçmenlerin mevcut kurallara güvenerek İngiltere’de hayat kurduğu vurgulanıyor. Sürenin geriye dönük şekilde uzatılmasının göçmenler için belirsizlik yarattığı, önemli kamu hizmetlerini olumsuz etkileyebileceği ve ciddi mali yük getirdiği ifade ediliyor.

Destekçiler, hükümete çağrıda bulunarak bu planın geri çekilmesini, yasal göçmenlerin cezalandırılmamasını ve önceliğin yasa dışı göçle mücadeleye verilmesini talep ediyor. Tartışmanın ardından dilekçeyi imzalayanlara parlamento görüşmesinin video kaydı ve tutanağının gönderileceği bildirildi.

Home Office'ten kaçak göçmen operasyonu: 171 kurye gözaltına alındı, 60'ı deport edildi

No comments

05 December 2025

İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office), ülke genelinde yaptığı geniş çaplı denetimlerde kaçak çalışan onlarca bisikletli kurye tespit etti. Yedi gün süren operasyonlarda toplam 171 kuryenin gözaltına alındığı, bunlardan 60’ının sınır dışı edildiği açıklandı. 



Göçmenlik Denetim ekipleri, ülkenin farklı bölgelerinde bisikletli kuryeleri durdurarak çalışma izinlerini kontrol etti. Yasal hakkı olmadan çalıştığı belirlenen kişiler olay yerinde göz altına alındı.

Son dönemde İngiltere, özellikle göçmen iş gücünün yoğun olduğu sektörlerde denetimleri artırmış durumda. Hükümet, kaçak çalışmayı engellemek ve ülkeye giriş-çıkışları daha sıkı kontrol etmek amacıyla oturum ve çalışma izni almayı zorlaştıran bir dizi yeni düzenleme de hayata geçirdi.

Yetkililer, benzer operasyonların önümüzdeki dönemde de devam edeceğini belirtiyor.

Kaynak: Home Office

Gik-Der’den hükümetin “göçmen düşmanı yasa ve uygulamalarına karşı mücadele” çağrısı

No comments

20 November 2025

Göçmen İşçiler Kültür Derneği  (Gik-Der) hükümetin göçmenlerin ve göçmen çocuklarının en temel haklarını hedef alan uygulamalarına yönelik bir basın bildiri yayınladı.



Gik-Der’in bildirisi şöyle:

İşçi Partisi hükümeti, derinleşen ekonomik krizin ve yıllardır süren yanlış politikaların sorumluluğunu bir kez daha en savunmasız kesim olan göçmenlere yüklemeye çalışıyor. İçişleri Bakanı Shabana Mahmood’un “ülkeyi yasadışı göç parçalıyor” söylemiyle duyurduğu yeni plan, hükümetin göçmenleri hedef alan ırkçı ve baskıcı yaklaşımının açık bir itirafıdır. Bu düzenlemeler yalnızca politik bir tercih değil, aynı zamanda insan haklarına, hukuka ve temel insani değerlere yönelmiş kapsamlı bir saldırıdır.

Hükümetin planına göre mültecilerin süresiz korunma hakkı tamamen kaldırılacak; her 30 ayda bir statüleri yeniden sorgulanarak insanlar sürekli bir güvencesizlik döngüsüne mahkûm edilecek. Kalıcı oturum için gerekli süre 5 yıldan 20 yıla çıkarılarak mültecilerin hayatlarını onlarca yıl beklemeye, belirsizliğe ve psikolojik baskıya zorlayan bir sistem yaratılıyor. “Güvenli ülke” bahanesiyle sığınmacıların hızla geri gönderilmesi planlanırken, insanların yaşadığı işkence, baskı veya savaş koşulları görmezden geliniyor.

Hükümet aynı zamanda en temel yardımları bile kısıtlama niyetinde. Sığınmacılara yapılan yardımlar ciddi şekilde daraltılacak, çalışma hakkı olsa bile geçimini sağlayamayanlar desteksiz bırakılacak. Yasal süreçlere uymayan ya da zor koşullar nedeniyle kayıt dışı çalışmak zorunda kalanların yardımları tamamen kesilebilecek. Aile birliğini koruyan temel hukuk ilkeleri hiçe sayılarak uygulaması daraltılıyor; binlerce ailenin parçalanmasının önü açılıyor. Çocuklu ailelerin dahi zorla sınır dışı edilmesi ihtimali gündeme getiriliyor.

Yaş tayininde yapay zekâ kullanılması, özellikle çocuk sığınmacılar için büyük bir hak gaspına dönüşebilir. Hatalı veya yanlı algoritmalar yüzünden çocukların yetişkin muamelesi görme riski artıyor; böylece korunma hakkı en baştan zedeleniyor.

Plan milyonlarca insanı uzun yıllar boyunca belirsizlik, güvencesizlik ve devlet eliyle uygulanan psikolojik baskı içinde bırakmayı hedefleyen sistematik bir saldırıdır. Göçmenler zaten zorlandıkları iş bulma, konut edinme, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim gibi alanlarda daha da çıkmaza sürüklenecek; çocukların beslenme, barınma ve güvenli yaşam gibi en temel hakları dahi gasp edilecektir.

İşçi Partisi hükümetinin bu açıkça ırkçı, hukuksuz ve insanlık dışı planı yalnızca göçmenleri değil, bu ülkede yaşayan tüm emekçileri, tüm toplum kesimlerini tehdit ediyor. Çünkü hakların budanması, ayrımcılığın derinleştirilmesi ve hukukun zayıflatılması her zaman en zayıftan başlar ama herkesin özgürlüklerini hedef alır.

Göçmen işçileri, kadınları, gençleri ve tüm emekçileri, bu saldırgan ve adaletsiz plana karşı omuz omuza mücadele etmeye çağırıyoruz. Bu düzenleme ancak ortak bir direnişle durdurulabilir.

 

Shabana Mahmood'un radikal göçmenlik planları işleyecek mi?

No comments

17 November 2025

İçişleri Bakanı Mahmood’un sığınmacı statüsünü geçici hale getirme ve insan hakları yasalarını elden geçirme önerileri, Birleşik Krallık'ın en katı göçmenlik sistemlerinden birini yaratma yolunda ilerlerken, İşçi Partisi milletvekillerini bölmüş durumda.




Yeni İçişleri Bakanı Shabana Mahmood'un, Başbakan Sir Keir Starmer tarafından on hafta önce göreve getirilmesinden bu yana, Birleşik Krallık'ın göçmenlik sisteminde radikal değişiklikler yapma amacı güttüğü biliniyor. Son günlerde duyurulan cesur politikalar arasında, mülteci statüsünün geçici süreyle sınırlandırılması, sınır dışı etmeleri kolaylaştırmak için insan hakları yasalarında değişiklik yapılması ve suçluları ile yasadışı göçmenleri geri kabul etmeyen ülkelere vize yasağı tehdidi yer alıyor. Hükümet, bu değişiklikleri İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana sığınma sistemine yapılan en önemli reformlar olarak lanse ediyor. Oxford Üniversitesi Göç Gözlemevi'ne göre, bu reformlar Birleşik Krallık'ın sistemini Avrupa'nın en katı sistemlerinden biri haline getirecek.

Ancak, bu planların hem insani hem de pratik açıdan tartışmalı olduğu belirtiliyor. Sığınmacıları destekleyen Mülteci Konseyi gibi kuruluşlar, mülteci statüsünü geçici yapmanın "son derece pratik dışı" ve "insanlık dışı" olduğunu savunuyor. İçişleri Bakanı'nın ekibi, bu duyuruların gazete manşetlerinde ve televizyon yayınlarında yarattığı olumlu etki nedeniyle memnun olsa da, asıl zorluğun kendi partilerinin milletvekillerini bu planlara topluca oy vermeye ikna etmek olduğunun farkında.

Parti içindeki gerilimler şimdiden su yüzüne çıkmaya başladı. Hükümetin refah reformlarını daha önce eleştiren Rachael Maskell gibi bazı İşçi Partisi milletvekilleri, meslektaşlarının çoğunun bu planlardan "ciddi şekilde endişe duyduğunu" dile getirdi. Maskell, hükümetin göç konusunda "tamamen yanlış yöne" gittiğini ve insan hakları yasasının uygulama şeklini değiştirme planlarının "çok ileri bir adım" olduğunu belirtti. Bir diğer şüpheci vekil Brian Leishman da, "büyük çekinceleri" olduğunu ifade ederek, bakanları "sadece insanları şeytanlaştırmak isteyen Farage ve Reform Partisini taklit etmeyi bırakmaya" çağırdı. Reform UK lideri Nigel Farage'ın, "İçişleri Bakanı Reform destekçisi gibi konuşuyor" şeklindeki alaycı açıklaması, bu politikaların partisinin temel değerleriyle ne kadar çeliştiğini gösteriyor.

Mahmood'un müttefikleri, parlamentodaki muhalefet ihtimalini en aza indirmek için "reform için ikna edici ahlaki gerekçeyi" sunmak amacıyla son haftalarda İşçi Partisi milletvekilleri gruplarıyla toplantılar düzenliyor. Ancak özelde, bu politikalar ve beraberindeki retorikle birçok İşçi Partili'nin rahatsız olması nedeniyle dengenin zor kurulacağını kabul ediyorlar. Hem Muhafazakarlar hem de Reform UK, bu gerilimleri hissediyor ve bunlardan yararlanmaya çalışıyor; her ikisi de bu planların Avam Kamarası'ndan bile geçeceğinden şüpheli olduklarını belirtiyor.

Kaynak: BBC

 

Hollandalı doktoru kafaya alan Kayserili abla! (Gerçek yaşanmıs bir hikaye)

No comments

15 November 2025

 


Görsel: Gemini

Ramazan Yaylalı

 

1980'lerde, Hollanda‘da orta yaşlı bir Kayserili göçmen Türk abla, artık çok çalıştığını düşünerek erken emeklilik yollarını aramaya başlar. Ancak o dönemde Hollanda‘da, genç yaşta ve herhangi bir sağlık sorunu yoksa erken emekli olmak mümkün değildi.

Tesadüfen, ruh sağlığı sonradan bozulan kişilerin erken emekli olabileceğini öğrenir bizim Kayserili ablamız. Hemen en yakın tarihe bir psikiyatrist randevusu ayarlar. Birkaç hafta sonra randevu günü gelir çatar. Klinikte kaygılı ve heyecanlı bir şekilde beklerken, doktor onu odasına alır.

 Hollandalı psikiyatrist, kısa bir sohbetin ardından Kayserili ablaya şikayetlerini sorar. Tam o sırada abla, doktorun masasındaki çiçeği alıp çiğ çiğ yemeye başlar. Büyük bir şaşkınlık içinde olayı izleyen Hollandalı doktor, ne olup bittiğini anlamaya çalışır. Bizim Kayserili abla ise kimseyi umursamadan çiçekleri yemeye devam eder. Panik içinde doktor, asistanını çağırır.

 Asistan da şok olmuş bir halde, ablanın çiçekleri yapraklarıyla birlikte nasıl yediğini görür. Kısa süre sonra doktor, Kayserili ablanın "delirdiğini" raporlayıp ilgili yerlere gönderir. Ardından Hollanda Emeklilik Kurumu, ablanın erken emekli olmasına karar verir. Ablanın erken emekli olduğunu duyan Sivaslı bir abla da aynı doktordan randevu alır.

Tabii Kayserili abla gibi masadaki çiçekleri yiyerek şüphe uyandırmak istemez. O da kendine göre farklı bir taktikle, doktorun masasındaki kahveyi başına dökmeye başlar. Şaşkına dönen doktor, aynı şekilde Sivaslı ablayı da erken emekli olması için raporlayıp gönderir.

Birkaç ay içinde, erken emekli olmak isteyen ve bunun için aynı doktora gidip farklı yöntemlerle deli taklidi yapan ablalar artınca, iyi niyetli doktor durumun garipliğini fark eder. Bu oyuna bir son vermeye karar verir ve bir daha hiçbir ablaya rapor vermez.

 

 

 

İngiltere'de göç politikalarında Damirka modeline geçilmesi gündemde

No comments

08 November 2025

İngiltere'de hükümet, iltica ve aile birleşimi kurallarını sıkılaştırmak için Danimarka modeline geçmeyi düşünüyor. Ancak uzmanlar, Danimarka modelinin İngiltere’ye tam olarak uymayabileceğini söylüyor.



İngiltere hükümeti, göçmenlik sistemini Danimarka örneğine benzer biçimde yeniden şekillendirmeye hazırlanıyor. Yeni düzenlemeyle birlikte iltica başvurularının kısıtlanması, sığınmacılara kalıcı oturum hakkı yerine geçici izin verilmesi ve aile birleşimi şartlarının zorlaştırılması gündemde. Bu adım, son dönemde Kanal üzerinden ülkeye ulaşan göçmen sayısındaki artışın ardından gündeme geldi.

Danimarka modeli, Avrupa’nın en katı göç politikalarından biri olarak biliniyor. Ülkede mülteciler genellikle yalnızca geçici koruma statüsü alabiliyor ve aile birleşimi için yüksek gelir, yaş ve dil şartları aranıyor. İngiltere hükümeti bu politikaları “daha kontrollü ve adil bir sistem” kurmanın yolu olarak ifade etse de bu modele geçme planının arkasında desteği gün geçtikçe artan Reform Partisi'ne giden oyları geri alma düşüncesi var. 

Danimarka ve İngiltere’nin demografik yapıları, göçmen hareketlerinin ölçeği ve tarihsel geçmişleri birbirinden oldukça farklı. Bu nedenle, “aynı modelin doğrudan aktarılması” konusunda hem pratik hem de etik engeller bulunuyor. 

Yeni sistemin uygulanması durumunda, mültecilerin temel hakları açısından da ciddi tartışmalar yaşanabilir. Özellikle geçici oturma izinleri, aile birleşimi ve geri gönderim süreçlerinde uluslararası insan hakları standartlarıyla çelişme riski öne çıkıyor. İnsan hakları örgütleri, bu politikaların sığınmacıların güvenli yaşam hakkını tehlikeye atabileceğini vurguluyor.


© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan