Showing posts with label Göçmenlerin Gündemi. Show all posts
Showing posts with label Göçmenlerin Gündemi. Show all posts

AB Parlamentosu'ndan Göç Politikalarında Sertleşme Adımı

No comments

19 June 2026

AB Parlamentosu, iltica başvurusu reddedilen göçmenlerin daha hızlı sınır dışı edilmesini ve üye ülkelerin AB dışında geri dönüş merkezleri kurabilmesini öngören yeni düzenlemeyi kabul etti. İnsan hakları kuruluşları ise düzenlemenin göçmen haklarını zayıflatacağı uyarısında bulunuyor.



Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği'nin göç politikasını önemli ölçüde sertleştirecek yeni bir düzenlemeye onay verdi. "Geri Dönüş Tüzüğü" (Return Regulation) olarak adlandırılan düzenleme, iltica başvurusu reddedilen kişilerin ve vize süresini aşan yabancıların sınır dışı edilme süreçlerini hızlandırmayı amaçlıyor. Düzenleme ayrıca AB üyesi ülkelere, göçmenlerin tutulabileceği AB dışındaki geri dönüş merkezleri kurma imkânı tanıyor. 

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, yeni düzenlemenin geri dönüş süreçlerini daha hızlı ve etkili hâle getireceğini savundu. AB ülkeleri uzun süredir, iltica başvurusu reddedilen kişilerin ülkelerini terk etmelerini sağlamada zorluk yaşadıklarını belirtiyor. Düzenleme yürürlüğe girmeden önce AB üyesi 27 ülkenin nihai onayından geçmek zorunda. 

Düzenleme, Avrupa'da 2015-2016 yıllarında yaşanan kitlesel mülteci hareketlerinden sonra giderek sertleşen göç politikalarının son halkası olarak değerlendiriliyor. Son yıllarda birçok AB ülkesinde göç karşıtı söylemlerin güç kazanması ve aşırı sağ partilerin yükselişi de bu süreci hızlandıran etkenler arasında gösteriliyor. 

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Turk ise düzenlemeye eleştirel yaklaştı. Turk, yeni kuralların gözaltı uygulamalarını genişletebileceğini, AB dışındaki geri dönüş merkezlerinin yaygınlaşmasına yol açabileceğini ve zorla geri göndermelere karşı mevcut güvenceleri zayıflatabileceğini belirtti. İnsan hakları örgütleri de düzenlemenin göçmenlerin temel hakları açısından ciddi riskler taşıdığı görüşünde. 


Kaynak: Reuters

Belfast’taki bıçaklı saldırının ardından göçmenlere yönelik ırkçı şiddet tırmanıyor

No comments

10 June 2026

Kuzey İrlanda’nın Belfast kentinde gerçekleşen bıçaklı saldırının ardından göçmenlere yönelik saldırılar ve ırkçı protestolar büyüdü. Evler ateşe verildi, göçmen aileler mahallelerini terk etmek zorunda kaldı.



Belfast’ta pazartesi gecesi meydana gelen bıçaklı saldırının ardından başlayan olaylar, kısa sürede göçmen karşıtı şiddet dalgasına dönüştü. Sudan kökenli ve mülteci statüsüne sahip olduğu belirtilen bir kişinin saldırıyla suçlanmasının ardından yüzlerce kişi sokaklara çıkarak göçmenleri hedef alan protestolar düzenledi. Bazı bölgelerde maskeli grupların “Yabancılar dışarı” sloganları attığı bildirildi.

Olayların ardından özellikle göçmen ailelerin yaşadığı mahallelerde ciddi saldırılar yaşandı. Kentte 20 yıldır yaşayan Afrikalı bir ailenin evinin camları kırılırken, Ukraynalı bir genç kız ailesinin evine yönelik kundaklama girişiminden son anda kurtuldu. Çok sayıda ev, araç ve bir otobüs ateşe verildi. Polis, saldırıların doğrudan göçmenleri ve etnik azınlıkları hedef aldığını açıkladı.

Kuzey İrlanda Polis Şefi Jon Boutcher, yaşananları “toplumsal bir utanç” olarak nitelendirirken, sosyal medya üzerinden nefret söylemi yayan kişilere karşı soruşturma başlatılacağını duyurdu. İngiltere Başbakanı Keir Starmer ise olayları “ırkçı şiddet” olarak tanımladı ve toplumu kutuplaştıran aşırılıkçı gruplara karşı önlem alınacağını söyledi.

Göçmen hakları savunucuları ise Belfast’taki olayların yalnızca bir güvenlik meselesi olmadığını, Avrupa genelinde yükselen göçmen karşıtı siyasetin yeni bir yansıması olduğunu belirtiyor. Özellikle savaş ve yoksulluk nedeniyle ülkelerini terk eden sığınmacıların, şiddet olaylarının ardından yeniden hedef haline geldiğine dikkat çekiliyor.

Polis, olaylar sırasında iki memurun yaralandığını ve bölgede güvenliği sağlamak için ek kuvvetlerin görevlendirildiğini açıkladı. Ancak göçmen toplulukları arasında korku sürüyor. Birçok aile çocuklarını okula göndermemeyi tercih ederken, bazı göçmenlerin geçici olarak bölgeden ayrıldığı bildiriliyor.

Kaynak: BBC

İngiltere ve Fransa’dan göçmen geçişlerini azaltmak için yeni anlaşma

No comments

24 April 2026

İki ülke, Manş Denizi üzerinden yapılan düzensiz geçişleri azaltmak amacıyla üç yıllık ve milyonlarca euroluk yeni bir iş birliği planı imzaladı.



İngiltere ile Fransa, Manş Denizi üzerinden küçük teknelerle yapılan düzensiz göçmen geçişlerini azaltmak amacıyla üç yıllık yeni bir anlaşmaya imza attı. Anlaşma kapsamında Fransa kıyılarında güvenlik önlemleri artırılacak, daha fazla polis görevlendirilecek ve ileri gözetleme teknolojileri devreye sokulacak.

İngiltere, anlaşma çerçevesinde yüz milyonlarca sterlinlik finansman sağlayacak. Bu kaynak, sahil güvenliği ve kaçakçılıkla mücadele faaliyetlerini güçlendirmek için kullanılacak. Ayrıca drone ve helikopter gibi araçlarla gözetim kapasitesi artırılacak.

Yetkililer, 2026 yılı itibarıyla geçişlerde belirli bir düşüş yaşandığını belirtirken, yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte göç hareketliliğinin yeniden artabileceğine dikkat çekiyor.

Öte yandan insan hakları savunucuları, anlaşmanın göçün temel nedenlerini ele almadığını ve daha tehlikeli geçiş yollarını teşvik edebileceğini savunuyor. 



İngiltere’de ILR Başvurusu Bekleyen Göçmenlerden İmza Kampanyası: “Seyahat Özgürlüğümüz Engelleniyor”

No comments

16 April 2026

Birleşik Krallık’ta süresiz oturum izni (Indefinite Leave to Remain – ILR) başvurusu yapan binlerce göçmen, başvuru süreçleri devam ederken ülke dışına çıkamama kuralı nedeniyle ciddi mağduriyet yaşadıklarını belirterek petition.parliament.uk üzerinden bir imza kampanyası başlattı. Kampanyada, mevcut uygulamanın hem insan haklarına aykırı olduğu hem de seyahat özgürlüğünü ihlal ettiği vurgulanıyor.




Mevcut düzenlemelere göre, ILR başvurusu sonuçlanmadan Birleşik Krallık ve Ortak Seyahat Alanı dışına çıkan kişilerin başvuruları otomatik olarak geri çekilmiş sayılıyor. Bu durum, başvuru sahiplerini aylarca ülke içinde kalmaya zorunlu kılıyor. Özellikle standart başvuru süreçlerinin altı aya kadar uzayabildiği ve bazı vize kategorilerinde hızlandırılmış hizmetlerin bulunmadığı düşünüldüğünde, kısıtlamanın etkisi daha da ağırlaşıyor.

Başvuru sahipleri, bu sürecin yalnızca bürokratik bir engel olmadığını, aynı zamanda hayatlarını doğrudan etkileyen ciddi sonuçlar doğurduğunu ifade ediyor. Sevdiklerinin hastalanması ya da hayatını kaybetmesi durumunda ülkelerine gidemeyen göçmenler, ailelerinden uzak kalmanın yarattığı psikolojik yükle karşı karşıya kalıyor. Bunun yanı sıra, yurt dışındaki acil iş görüşmelerine katılamamak veya profesyonel fırsatları değerlendirememek de ekonomik kayıplara yol açıyor.

Özellikle Ankara Anlaşması olarak bilinen düzenleme kapsamında “Turkish Business Person” vizesiyle Birleşik Krallık’a gelen binlerce Türkiye vatandaşı, uzun süredir oturum başvurularının sonucunu bekliyor. Bu grup, hem işlerini sürdürmeye çalışırken hem de seyahat edememenin yarattığı kısıtlamalarla mücadele ediyor.

İmza kampanyasında dile getirilen temel talep ise oldukça net: ILR başvurusu devam eden kişilerin, başvuruları geri çekilmiş sayılmadan uluslararası seyahat edebilmesine izin verilmesi. Kampanya metninde, dijital vize sistemleri (eVisa) sayesinde kişilerin göçmenlik statüsünün kolayca doğrulanabileceği ve bu nedenle mevcut yasağın gereksiz olduğu savunuluyor.

Göçmen hakları savunucuları, bu düzenlemenin güncellenmemesi halinde hem bireysel mağduriyetlerin artacağını hem de Birleşik Krallık’ın uluslararası insan hakları standartları açısından eleştirilere açık hale geleceğini belirtiyor.

Kampanyayı imzalamak için tıklayın!


Birleşik Krallık’taki dilekçe sistemi kapsamında, kampanya 10 bin imzaya ulaştığında hükümetin resmi yanıt vermesi gerekiyor. İmza sayısının 100 bine ulaşması halinde ise konu parlamentoda tartışmaya açılabiliyor. Bu nedenle kampanyayı başlatanlar, hem göçmen topluluklarını hem de kamuoyunu destek vermeye çağırıyor.

İngiltere’de sığınma sisteminde köklü değişiklikler

No comments

06 March 2026

 İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, Birleşik Krallık’ın sığınma sisteminde kapsamlı değişiklikler açıkladı. Yeni düzenlemeler arasında mülteci statüsünün geçici hale getirilmesi, bazı ülkelere vize kısıtlamaları ve başvurusu reddedilen ailelere gönüllü dönüş için mali teşvik verilmesi yer alıyor.



Birleşik Krallık hükümeti, sığınma sisteminde önemli değişiklikler içeren yeni bir plan açıkladı. İçişleri Bakanı Shabana Mahmood tarafından duyurulan düzenlemeler, hükümetin “bozuk” olarak nitelendirdiği sistemi yeniden kontrol altına almayı amaçlıyor. Reformların en dikkat çekici yönlerinden biri, mülteci statüsünün artık kalıcı değil geçici hale getirilmesi. Buna göre sığınma başvurusu kabul edilen kişiler için beş yıllık oturum yerine 30 ayda bir gözden geçirilecek bir koruma statüsü uygulanacak.

Yeni sistem kapsamında mültecilerin statüsü belirli aralıklarla yeniden değerlendirilecek. Eğer kişinin geldiği ülkedeki koşulların güvenli olduğu düşünülürse, sığınma hakkı geri çekilerek geri gönderme süreci başlatılabilecek. Bu değişiklik, hükümetin sığınma sistemini daha esnek ve geri dönüşlere açık hale getirmeyi amaçladığını gösteriyor.

Planın bir diğer unsuru ise bazı ülkelere yönelik vize kısıtlamaları. Hükümet, Kamerun, Sudan, Myanmar ve Afganistan vatandaşlarına verilen yeni öğrenci vizelerini geçici olarak durdurdu. Afganistan için ayrıca nitelikli işçi vizeleri de askıya alındı. Yetkililer bu kararın, söz konusu ülkelerden gelen yüksek sığınma başvuruları ve geri kabul konusunda yaşanan işbirliği sorunlarıyla bağlantılı olduğunu belirtiyor. 

Yeni düzenlemeler arasında, sığınma başvurusu reddedilen bazı ailelere yönelik bir pilot program da bulunuyor. Bu program kapsamında yaklaşık 150 aileye, ülkeden gönüllü olarak ayrılmaları halinde 40 bin sterline kadar ödeme yapılması planlanıyor. Programı kabul etmeyen kişiler için ise zorla sınır dışı edilme ihtimali bulunuyor.

Hükümet ayrıca sığınmacılara sağlanan bazı mali destekleri sınırlamayı planlıyor. Buna göre yasa dışı çalıştığı tespit edilen, suç işleyen veya kendi geçimini sağlayabilecek durumda olan kişilere verilen destek kesilebilecek. Bununla birlikte bazı sığınmacıların çalışmasına izin verilmesi de gündeme geldi; ancak bu sürecin karmaşık onay prosedürlerine bağlı olacağı belirtiliyor.  

2026, Akdeniz’de göçmen geçişlerinde “en ölümcül yıl” olabilir

No comments

15 February 2026

2026’nın ilk haftalarında Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışan göçmenler arasında yüzlerce kişi hayatını kaybetti veya kayboldu; uzmanlar durumun son yılların en kötü başlangıcı olduğunu belirtiyor.

 




2026 yılının ilk 40 günü, Akdeniz’i geçmeye çalışan göçmenler için şimdiye kadar kaydedilen en ölümcül dönem olarak kayıtlara geçebilir. 1 Ocak–10 Şubat tarihleri arasında en az 524 göçmen denizde yaşamını yitirdi veya kayboldu. Bu sayı, Uluslararası Göç Örgütü (IOM) verilerine göre, aynı döneme ait önceki yılların rakamlarını çoktan geride bıraktı.

Bu trajik artışta en dikkat çekici olay, 6 Şubat’ta Libya açıklarında 55 kişiyi taşıyan bir teknenin alabora olmasıydı. Bu kazada 53 kişinin öldüğü veya kaybolduğu tahmin ediliyor. IOM yetkilileri, bu rakamların kötü hava koşulları ve tehlikeli deniz geçişlerinin sonucu olduğunu vurguladı.

Uzmanlar, özellikle Ocak ayında etkili olan Harry Kasırgası gibi sert hava olaylarının göç yollarını daha da tehlikeli hâle getirdiğini söylüyor. Kötü deniz şartlarına rağmen çok sayıda göçmen, Kuzey Afrika kıyılarından İtalya ve diğer Avrupa ülkelerine ulaşmak için yola çıkıyor.

IOM ve insani yardım örgütleri, bu trajedilerin gerçek boyutunun resmi verilere yansımamış olabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Bazı kazaların kayıtlara geçmemesi veya göçmenlerin iz bırakmadan denizde kaybolması, toplam can kaybının çok daha yüksek olabileceğine işaret ediyor.

  

BM’den İngiltere–Fransa iltica anlaşmasına uyarı

No comments

10 February 2026

Birleşmiş Milletler, Birleşik Krallık ile Fransa arasında yapılan yeni iltica anlaşmasının uluslararası insan hakları hukukunu ihlal edebileceğini açıkladı.



Birleşmiş Milletler, Birleşik Krallık ve Fransa arasında düzensiz göçü azaltmayı hedefleyen yeni iltica anlaşmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, anlaşmanın sığınma hakkına erişimi kısıtlayabileceği ve mültecilerin korunmasına dair temel ilkelerle çelişebileceği belirtildi.

BM yetkilileri, özellikle “geri gönderme” uygulamalarının bireysel değerlendirme yapılmadan hayata geçirilmesinin ciddi riskler taşıdığına dikkat çekti. Söz konusu uygulamaların, sığınmacıların zulüm veya kötü muamele riskiyle karşı karşıya oldukları ülkelere gönderilmesine yol açabileceği vurgulandı.

Anlaşma kapsamında, Manş Denizi üzerinden düzensiz yollarla İngiltere’ye geçen sığınmacıların bir bölümünün Fransa’ya geri gönderilmesi öngörülüyor. Buna karşılık İngiltere’nin, Fransa’dan sınırlı sayıda sığınmacıyı yasal yollarla kabul etmesi planlanıyor.

BM, iki ülkeye de uluslararası mülteci hukukuna ve insan hakları yükümlülüklerine tam uyum çağrısında bulundu. Açıklamada, göç yönetimi politikalarının güvenlik kaygılarının yanı sıra insan onurunu ve sığınma hakkını esas alması gerektiği ifade edildi.


Kaynak: The Guardian

Evini sanat galerisine çevirdi

No comments

05 February 2026

Londra’nın doğusunda, Hoxton bölgesinde yaşayan “Veysel Baba” ismiyle tanınan Veysel Yıldırım, binlerce sanat eserinin bulunduğu evinin kapısını sanatseverlerin ziyaretine açtı. Veysel Baba ile “Sistine Chapel London” namı diğer “Veysel Baba Sanatevi”’ni konuştuk.

 


                                                                                                    Tuncay Bilecen

 



Veysel Baba namıyla bilinen Veysel Yıldırım’ın Londra’nın Hoxton bölgesindeki evini sanat galerisine çevirdiğini kendisinden aldığım bir e-posta ile Ağustos ayında öğrenmiş, “Sistine Chapel London Sanatevi 1 Eylül’de açılıyor” başlığıyla bu konuyu Olay gazetesinde haberleştirmiştim.

Aylar sonra kendisinden aldığım davet üzerine bu sanat evini ziyaret ettim ve on beş bini aşkın eserin sergilendiği ve bu nedenle Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye hazırlanan evinde nevi şahsına münhasır kişilik Veysel Baba’dan “Sistine Chapel London”ın hikâyesini dinledim.

Veyse Baba, yaşadığı evi kocaman bir galeriye çevirmiş. Tuvaletinden, banyosuna, mutfağından, balkonuna kadar evin her yanı sanat eserleriyle dolup taşıyor. On beş bine yakın resmin bulunduğu evde saatten, çakmağa, değişik takılardan, oyuncaklara kadar yüzlerce obje de yer alıyor.

Ünlü ressamların resimleri sadece duvarlara asılmamış, mutfak dolaplarının içinden evin her odasının tavanına kadar baştan sona nizami bir şekilde evin her yerini kaplamış durumda. Üzerimdeki şaşkınlığı biraz attıktan sonra sohbete başlıyoruz.

“Veysel Baba, seni biraz tanıyalım. Biraz kendinden bahseder misin?”

“Ben bu ülkeye 1988'de geldim. İlk dönemim biraz sarsıntılı oldu. Londra’ya ilk geldiğimde İngiliz kültüründe çok önemli bir yeri olan pub kültürü beni çok etkilemişti. Bir caddede 10-15 tane pub olurdu. Bizdeki kahveler gibi insanlar orada toplanır, sosyalleşirlerdi. Ben de buralara sık sık gider, II. Dünya Savaşı'nı yaşamış yaşlı insanların anılarını dinlerdim. Londra'nın bombalanma dönemlerini falan anlatırlardı. O kuşak öyle yavaş yavaş vefat edip bu dünyadan çekilince yerlerini farklı insanlar doldurmaya başladı. İrlandalılar gibi direnenler olsa da sonra o kültür yok oldu.

Siz de o kültüre kendinizi kaptırdınız mı?

Kaptırdım yani. Şöyle ki belki 1000'e yakın puba gitmişimdir. Hepsinin başka bir tarafı beni çekerdi; bazılarının dışarıdan görünüşü, bazılarının camları, bazılarının dekorasyonu, bazılarınınsa insanları... Otobüste olsa iner, burada da bir şeyler içeyim havasını koklayayım derdim. Çünkü oraya insanlar 50 sene, 60 sene boyunca gitmiş, hayatları oraya sinmiş, gittiğinizde o enerjiyi alıyordunuz yani orada.

Peki bu sanata olan ilgi ne zamanlarda başladı?

Ben Türkiye'de serigrafiyi ilk yapan kişilerden biriyim. İtalyan baskı tekniği vardı. İpek baskı. O zaman bu tip matbaalar yoktu. Önce bir rengi basıyorduk, o kuruyunca da aynı kalıba başka bir rengi … Kartvizitler bile serigrafi ile yapılıyordu, 70'li yıllardan bahsediyorum. Örneğin bu şekilde TRT'nin ilk amblemini ben yapmıştım. O logoyu TRT kullandı birkaç sene.



Peki buraya gelince sanat işlerine nasıl yöneldiniz?

Sanattan hiç kopmadım. Burada bir gazetede 2-3 sene boyunca Karacaoğlan, Dadaoğlu, Yunus Emre, Mevlana, Pir Sultan Abdal, Erzurumlu Emrah gibi Anadolu erenlerinin hayatlarını 5-6 bölümlük diziler halinde yazdım. Sonra baktım çok fazla ilgi gösteren yok vazgeçtim. Yavaş yavaş kendimi toplumdan soyutladım. Pub hevesimi de bir kenara bıraktım tamamen koleksiyon işine yöneldim.

Ne zaman başladı bu merak?

Bu 2000'li yıllarda başladı. Önce kendi odamı bir sanat odası haline getirdim. Çok sık sanat galerilerine, antikacılara gitmeye başladım. Çok özel eşyalar oluyordu, I. Dünya Savaşı’ndan kalma madalyalar, kılıçlar, bıçaklar… Kitaplar, eşyalar, takılar… Özellikle kitaplar… Günde 10-15 tane kitap aldığım günler oluyordu. 50 sene sonra, 60 sene sonra bu kitaplar olmayacak diyordum. Belki birkaç kişide kalacak, alayım biriktireyim yani.

Böyle bir biriktirme merakı vardı mı sizde? Burada birçok değişik obje gördüm.

Var tabii. Altı yüz kırk yedi parça antikam vardı. Onlar bir defoda duruyordu. İşte o defo soyulunca bir kısmı gitti yani. Çünkü burada güvenlik dolayısıyla eve koyamıyordum. Çok değerli şeylerdi. Onlar öyle çalındı gitti. Sonra evim soyuldu. Tekrar başladım biriktirmeye. Bir daha soyuldu. Tekrar başladım.

Bir süre sonra çizim işine ağırlık verdim. Yeniden grafik işine başladım. Evi tamamen bir sanat evine dönüştürmeye karar verdim. 15-20 senelik çalışmayla burayı böyle bir sanat evine çevirdim. Akrilik işine yoğunlaştım. Şu anda 500-600 parça kendi resim çalışmam var. Bunlardan 50-55 tanesi akrilik.



Peki bu kadar çalışma nasıl sığacak bu eve?

İnan samimi söylüyorum. Çok rahatlıkla bir stadyumu dolduracak kadar şu anda elimde materyal var. Bununla ilgili olarak Guinness Rekorlar Kitabı'na başvurduk. Guinness'ın Türkiye yetkilisi Aydın Bey var, ilgileneceğini söyledi. Burada 15 bin resim var şu anda, sayılması ve belgelenmesi çok masraflı. O yüzden çareler arıyoruz.

Bu evle ilgili planınız nedir geleceğe dair?

Bir vakıf kurarsam o vakıf aracılığıyla burayı kalıcı hale getirebilirim. Benim vefatımdan sonra o vakıf devam ettirebilir. Belediyeden satın almak istiyorum burayı, değer mi, değmez mi bilmiyorum, çok kararsızım bu noktada. Bazen buradaki her şeyi Tunceli’deki köye götüreyim ve orada bir müze kurayım diyorum. Orada hem bir cemevi gibi hem böyle müze gibi faaliyet gösterecek; insanlar kışın kar yağdığında gelecekler, kadınlar çocuklar sobanın etrafında oturacaklar ve sanat eserleriyle, duvarları resimlerle dolu yerde kalacaklar diye hayal kuruyorum. Vakıf aracılığıyla da burası sürekli ayakta kalabilir.

Buradaki eserler size ne hissettiriyor?

O kadar derin ki bazen bir resmin karşısında saatlerce oturabiliyorsunuz. O resme daldığında bir insanı alıp götürebilir yani. Bazı resimler var mesela, girdiğinde o resme çok rahatlıkla bir romanı doldurabilecek konu çıkarabilirsin. Anlıyor musun demek istediğimi? Renklerin karışımı, renklerin uyumu, oradaki şekiller… Tedavi gibi bir şey yani. Bu çalışmalar rehabilitasyon merkezlerindeki, tedavi merkezlerindeki kişilere iyi gelebilir, onları çok farklı bir dünyaya götürebilir.

 

Peki burada sergilenen eserler bakımından her odada farklı bir tema mı var?

Bir odayı tamamen Michelangelo'ya adadım. Sistine Chapel Roma'ya. Biraz dinsel terimler var yani bir odada. Orta salonda tamamen özgün türden çalışmalar var. Mutfak 30'lu yıllardan kalma poster artlarla dolu.  

Gördüğünüz gibi ayrıca birçok da eşya var. Örneğin 100’den fazla saati hediye etmişimdir. Çünkü evde koyacak yer yok. Yatak altlarına koyuyordum. Üzülüyor, birisi yeni bir yer açtığında ona hediye olarak götürüyordum.

Benim dünyam bu yani. Başka bir şey bilmiyorum; ya antikacıları dolaşacağım ya kitap alacağım ya sanat galerilerini dolaşacağım ya da evde çizim yapacağım, yazı yazacağım, hikâyeler, derlemeler kaleme alacağım.

Sanata ilgi duyan herkesi bu dünyaya dahil olmaya, buradaki sanat eserlerini görmeye davet ediyorum…

Veysel Bey çok teşekkür ederim beni burada ağırladınız.

Ben teşekkür ederim. Çok sağ olun.

 

Yer: Sistine Chapel London

Adres: Flat 8 Kinder House, Cranston Estate London N1 5EJ

Telefon: 020 76 83 04 81

 


 👉Söyleşiyi Spotify'dan dinlemek için tıklayın!




Süresiz oturumu 10 yıla çıkaracak tasarı Parlamentoda tartışıldı: Geriye dönük uygulama adil mi?

No comments

03 February 2026

 Birleşik Krallık Parlamentosu’nda 2 Şubat 2026 tarihinde yapılan oturumda, süresiz oturum izni (Indefinite Leave to Remain – ILR) için gereken sürenin 5 yıldan 10 yıla çıkarılması yönündeki plan, kamuoyunda toplanan 330 bini aşkın imza üzerine Westminster Hall’da tartışıldı.

 






Tartışmada, önerinin özellikle halihazırda Birleşik Krallık’ta yaşayan ve mevcut kurallara göre başvuru sürecine girmiş göçmenler açısından adil olup olmadığı öne çıktı.

Tartışmayı açan İşçi Partisi milletvekili Tony Vaughan, hükümetin bu değişiklikle göçmenlere verilen açık bir vaadi bozduğunu savundu. Vaughan, “Bu ülkeye gelen insanlara, beş yıl sonunda kalıcı statüye geçebilecekleri söylendi. Kurallara uyan, çalışan ve vergisini ödeyen insanlar için bu sözleşmenin tek taraflı olarak değiştirilmesi güven sarsıcıdır,” dedi.

İşçi Partisi milletvekili Tanmanjeet Singh Dhesi ise değişikliğin geriye dönük uygulanmasının ciddi bir adaletsizlik yaratacağını vurguladı. Dhesi, “İnsanlar hayatlarını, ailelerini ve geleceklerini mevcut kurallara göre planladı. Oyunun ortasında kuralları değiştirmek, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz,” ifadelerini kullandı.

Tartışmada söz alan Bağımsız milletvekili Iqbal Mohamed, ILR süresinin uzatılmasının göçmenler üzerinde uzun süreli bir belirsizlik baskısı yarattığını söyledi. Mohamed, “On yıl hatta bazı durumlarda on beş yıla uzayan bir bekleme süresi, insanları kalıcı bir güvenceden mahrum bırakıyor. Bu durum, topluma aidiyet duygusunu zedeliyor,” değerlendirmesinde bulundu.

İşçi ve Kooperatif Partisi milletvekili Gareth Thomas, özellikle sağlık ve sosyal bakım sektörünün bu değişiklikten olumsuz etkileneceğini dile getirdi. Thomas, “Hemşireler, bakım çalışanları ve sağlık personeli zaten ağır koşullar altında çalışıyor. Kalıcı oturum için sürenin uzatılması, bu insanların başka ülkelere yönelmesine neden olabilir,” dedi.

İşçi Partisi milletvekili Patricia Ferguson da katkının yalnızca maaş veya gelir üzerinden değerlendirilmesine karşı çıktı. Ferguson, “Topluma katkı sadece kazançla ölçülemez. NHS ve bakım sektörü, göçmen emeği olmadan ayakta kalamaz,” ifadelerini kullandı.

Muhafazakâr Parti milletvekili Matt Vickers ise önerilen değişikliği savundu. Vickers, “Kalıcı oturum ciddi bir statüdür ve uzun vadeli bağlılık gerektirir. Daha uzun bir süre, bu bağlılığın daha sağlıklı değerlendirilmesini sağlar,” dedi. Bu yaklaşım, oturumda söz alan birçok milletvekili tarafından eleştirildi.

Tartışmanın sonunda İçişleri Bakanlığı’nı temsilen söz alan İşçi Partisi milletvekili Mike Tapp, ILR süresine ilişkin değişikliklerin henüz kesinleşmediğini ve kamuoyu danışma sürecinin devam ettiğini belirtti. Tapp, parlamentoya sunulan görüşlerin politika oluşturma sürecinde dikkate alınacağını ifade etti.

 

Watch the debate: https://www.youtube.com/live/yRZnXiYnZ1Q?si=nzQy_-BAtn0r9S3b&t=254

Read the transcript: https://hansard.parliament.uk/commons/2026-02-02/debates/A0693D73-AD95-418E-86A6-FAB882454522/IndefiniteLeaveToRemain

Read the research: https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cdp-2026-0006/

The petition: https://petition.parliament.uk/petitions/727372

İspanya yarım milyon düzensiz göçmene yasal statü vermeye hazırlanıyor

No comments

02 February 2026

İspanya’da iktidardaki sol koalisyon hükümeti, göçmenlere yönelik daha kapsayıcı politikaları doğrultusunda, ülkede yaşayan yaklaşık yarım milyon düzensiz göçmeni yasal statüye kavuşturmayı hedefleyen bir kararnameyi onayladı. Bu karar, Avrupa’daki birçok ülkenin göç politikalarını sıkılaştırdığı bir dönemde, İspanya’yı daha esnek bir yaklaşım benimseyen ülke konumuna getiriyor. 



İspanya’nın sosyalist koalisyon hükümeti, 27 Ocak’ta kabul ettiği bu  kararnamenin Nisan 2026 itibarıyla yürürlüğe gireceğini duyurdu. Buna göre, 31 Aralık 2025’ten önce İspanya’da yaşayan ve en az beş ay ikamet ettiklerini kanıtlayabilen düzensiz göçmenler ile uluslararası koruma talebinde bulunanlar başvuruda bulunabilecek. Başvuracak kişilerin sabıka kaydının temiz olması da şart koşuluyor. 

İnsan hakları savunucuları ve sivil toplum örgütleri bu kararı olumlu karşılarken, bunun insanların temel haklara erişimini kolaylaştıracağını ve sosyal uyumu güçlendireceğini belirtti. Kararname, parlamentonun onayına gerek kalmadan yürürlüğe alındı; hükümet temsilcileri, bunun bürokratik engelleri kaldırarak süreci hızlandıracağını ifade etti.

Ancak karar siyasi alanda tartışmalara yol açtı. Göçmen karşıtı muhafazakâr ve sağ partiler, hükümeti bu adımı eleştirerek kamu hizmetleri üzerinde baskı yaratabileceği ve yasadışı göçü teşvik edebileceği endişesini dile getirdi. Buna karşın hükümet yetkilileri, göçmenlerin yasal statüye kavuşmasının hem demografik hem de ekonomik açıdan ülkeye fayda sağlayacağını savunuyor. 

Kaynak: The Guardian

Göçmenler olmazsa Avrupa’yı büyük bir nüfus krizi bekliyor

No comments

01 February 2026

Avrupa Birliği (AB) genelinde aşırı sağ partilerin yükselişi ve göçmen karşıtı politikalar, kıtanın demografik geleceğini tehdit ediyor. 2024 seçimlerinde aşırı sağ partilerin kazandığı başarılar, göçmen karşıtı söylemlerin siyasi gündemi şekillendirdiğini gösteriyor. Ancak uzmanlar, göçmenleri dışlayan politikaların Avrupa'nın nüfus krizini daha da derinleştireceği konusunda uyarıyor. 

 


AB'nin resmî istatistik kurumu Eurostat'ın tahminlerine göre, mevcut eğilimler devam ederse AB nüfusu 2100 yılına kadar %6 azalarak 447 milyondan 419 milyona düşecek. Ancak göçmenlerin tamamen dışlandığı bir senaryoda bu düşüş çok daha sert olacak. Eurostat, göçmenlerin olmadığı bir durumda AB nüfusunun 295 milyona kadar gerileyebileceğini öngörüyor. Bu, kıtanın nüfusunun üçte birinden fazlasının kaybedilmesi anlamına geliyor. 

Göçmenler Olmadan İş Gücü ve Ekonomi Tehlikeye Giriyor 

Göçmen karşıtı politikaların yükseldiği İtalya, Fransa ve Almanya gibi ülkeler, göçmenlerin tamamen dışlandığı bir senaryoda ciddi nüfus kayıpları yaşayacak. Örneğin yapılan nüfus projeksiyonlarına göre; İtalya'nın nüfusu 2100 yılına kadar yarıya inebilirken, Almanya'nın nüfusu 83 milyondan 53 milyona düşebilir. Fransa'da ise nüfus 68 milyondan 59 milyona gerileyebilir. Bu durum, iş gücünün azalması ve yaşlı nüfusun artması nedeniyle ekonomik büyümeyi yavaşlatacak ve emeklilik ile sağlık harcamalarını artıracak. 

Avrupa'nın yaşlanan nüfusu, özellikle sağlık ve sosyal hizmetler sektöründe göçmenlere olan ihtiyacı artırıyor. Birçok AB ülkesinde doktor ve hemşire açığının göçmenler tarafından kapatıldığı biliniyor. Uzmanlar, göçmenlerin iş gücüne katılımının artırılmasının, yaşlanan toplumun ihtiyaçlarını karşılamada kritik bir rol oynayacağını vurguluyor. 

Göçmenlerin Katkısı: Camini Köyü Örneği 

İtalya'nın güneyindeki Camini köyü, göçmenlerin nüfus azalmasına karşı bir çözüm olabileceğini gösteren umut verici bir örnek sunuyor. 20. yüzyılın sonlarında genç nüfusun göç etmesiyle neredeyse terk edilme noktasına gelen köy, mültecilerin yeniden yerleştirilmesi projesi sayesinde yeniden hayat buldu. Bugün, 50 mültecinin kalıcı olarak yerleştiği Camini'nin nüfusu 350'ye ulaştı. Köydeki okulun yeniden açılması da projenin sembolik başarılarından biri oldu. 

Camini projesinin kooperatif başkanı Rosario Zurzolo, "Köy yavaş yavaş ölüyordu. Evler, içinde yaşayan olmadığı için yıkılıyordu" diyerek projenin önemini vurguluyor. Köydeki mülteciler, yalnızca nüfusu artırmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni iş alanları ve ekonomik faaliyetlerin gelişmesine de katkı sağlıyor. 

Göçmenlerin Ekonomiye Entegrasyonu Kritik Öneme Sahip 

Uzmanlar, göçmenlerin Avrupa'nın demografik sorunlarını tek başına çözemeyeceğini, ancak bu sorunların hafifletilmesinde önemli bir rol oynayabileceğini belirtiyor. Göçmenlerin iş gücüne etkin bir şekilde entegre edilmesi, emeklilik yaşının yükseltilmesi ve vergi reformları gibi diğer önlemlerle birlikte, göçmenlerin katkısı daha anlamlı hale gelebilir. 

LSE’den Profesör Alan Manning, "Göçmenlerin iş bulması ve çalışması kritik öneme sahip. Aksi takdirde, göçmenlerin sosyal yardıma ihtiyaç duyması durumunda bu, sorunu daha da kötüleştirebilir" diyor. 

Göçmenler Avrupa'nın Geleceği İçin Hayati Öneme Sahip 

Avrupa'nın nüfus krizi, göçmenlerin katkısı olmadan çözülemeyecek kadar derin. Göçmen karşıtı politikaların kısa vadeli siyasi kazanımlar sağlasa da, uzun vadede ekonomik ve sosyal maliyetleri ağır olacak. Camini örneği, göçmenlerin yalnızca nüfusu artırmakla kalmayıp, toplumları yeniden canlandırabileceğini gösteriyor. Avrupa'nın geleceği, göçmenlerin entegrasyonunu sağlayacak akılcı politikaların hayata geçirilmesine bağlı.

 

Kaynak: The Guardian

Liverpool'da maskeli bir grubun saldırısına uğrayan Egemen Özdemir'le söyleşi

No comments

29 January 2026

Kings College'de Bankacılık ve Finans alanında yüksek lisansını tamamlayıp mezun vizesiyle Londra'da yaşamını sürdüren Egemen Özdemir geçtiğimiz hafta Liverpool'da maskeli bir grubun saldırısına uğradı.

Bisikletli Gazete söyleşilerinin bu bölümünde Egemen Özdemir ile yaşadığı bu tatsız olaya ilşkin yaptığımız söyleşi yer alıyor.







Trump'ın göç politikalarının bedelini masum insanlar canıyla ödüyor

No comments

26 January 2026

Minneapolis’te ICE ajanları tarafından vurulan Alex Pretti’nin ölümü sonrası yüzlerce kişi sokaklara çıktı; olayla ilgili resmi açıklamalar ile tanık ifadeleri arasında ciddi çelişkiler bulunuyor. 



Son bir ay içinde göçmenlik operasyonları sırasında hayatını kaybeden ikinci ABD vatandaşı olan Pretti için yüzlerce kişi dondurucu soğuğa rağmen sokaklara çıktı. Olayın ardından düzenlenen protestolarda adalet çağrıları yükselirken, federal makamların açıklamalarıyla tanık ifadeleri arasındaki çelişkiler dikkat çekti.

Olay anına ait görüntülerde, Pretti ile federal görevliler arasında bir arbede yaşandığı görülüyor. Federal İç Güvenlik Bakanlığı, ajanların Pretti’yi silahsızlandırmaya çalıştığını ve meşru müdafaa kapsamında ateş açıldığını savunurken; tanıklar, yerel yetkililer ve Pretti’nin ailesi bu anlatımı reddediyor. BBC Verify tarafından incelenen videolarda Pretti’nin elinde silah değil, cep telefonu bulunduğu ve ajanları kayda aldığı görülüyor. Ailesi, yönetimin olayla ilgili “gerçek dışı ve ürkütücü iddialar” yaydığını belirtiyor.

Protestolar yalnızca Minneapolis ile sınırlı kalmadı; New York, Chicago, Los Angeles ve San Francisco gibi kentlerde de eylemler düzenlendi. Göstericiler “Alex için adalet” ve “ICE kaldırılsın” sloganları attı. Trump yönetimi ise Pretti’yi “yerli terörist” olarak nitelendirdi. İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, Pretti’nin federal ajanlara 9 mm’lik yarı otomatik silahla yaklaştığını öne sürdü; ancak mevcut görüntülerde bu iddiayı doğrulayan bir an yer almıyor.

Minnesota Valisi Tim Walz ve Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, ICE operasyonlarının eyalette sona erdirilmesi çağrısında bulunurken, olayın federal ve eyalet düzeyinde bağımsız şekilde soruşturulmasını istedi. Minneapolis Emniyet Müdürü Brian O’Hara ise Pretti’nin yasal silah ruhsatına sahip olduğunu, ancak sabıka kaydının bulunmadığını açıkladı. Yaşanan son olay, Trump yönetiminin Aralık ayında başlattığı ve özellikle Somali göçmenlerin yoğun yaşadığı bölgeleri hedef alan sert göçmenlik politikalarını yeniden tartışmaya açtı.


Kaynak: BBC

Birleşik Krallık’ta çalışma vizesi başvuruları bir yılda 100 binden fazla azaldı

No comments

09 January 2026



Birleşik Krallık’a yapılan çalışma vizesi başvuruları, geçen yıl uygulanan sıkı göçmenlik politikaları nedeniyle 100 binden fazla azaldı. Resmî verilere göre, bakıcı ve nitelikli işçi vizeleri dahil olmak üzere birçok rota üzerinden yapılan başvurular, çeşitli kontroller ve yeni düzenlemeler sonrası sert şekilde düştü.

Bu dramatik düşüşe, hükûmetin, asgari maaş ve İngilizce dil yeterlilik şartlarını yükseltmesi,  bazı meslekler için dışarıdan işe alımı durdurması ve işverenlere uygulanan göçmenlik ücretlerinin arttırılmasının neden olduğu belirtiliyor. 

Yetkililer, düzenlemelerin göç seviyelerini düşürdüğünü savunurken, işverenler bazı sektörlerde eleman sıkıntısı yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.


Kaynak: Home Office

İngiltere'ye gelen sığınmacıların telefonlarına el konulacak

No comments

05 January 2026

 İngiliz hükümetinin Manş Denizi’ni geçen göçmenlerin cep telefonlarına ve SIM kartlarına varış anında el koyma planı, insan hakları örgütleri ve hukukçular tarafından "mahremiyet ihlali" gerekçesiyle kınandı.



Keir Starmer hükümeti, Manş Denizi üzerinden küçük teknelerle İngiltere'ye ulaşan sığınmacılara yönelik sert bir dijital denetim mekanizmasını uygulamaya sokuyor. Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe giren yeni düzenleme kapsamında, Kent bölgesindeki Manston İşleme Merkezi’ne getirilen göçmenlerin cep telefonlarına ve SIM kartlarına, herhangi bir tutuklama kararı olmaksızın derhal el konulabilecek. Hükümet, merkezdeki teknolojik altyapı sayesinde cihazlardaki verileri kopyalayarak insan kaçakçılığı şebekelerine dair istihbarat toplamayı hedefliyor.

Yeni yetkiler, sınır görevlilerine sığınmacıların üzerindeki dış giysileri çıkarma ve hatta gizli SIM kart araması için ağız içlerini kontrol etme izni veriyor. İnsan hakları örgütleri, denizin ortasında hayatta kalma mücadelesi vermiş ve travma altındaki bireylerin bu denli "istilacı" aramalara maruz bırakılmasını insanlık dışı olarak nitelendirdi. "Freedom from Torture" gibi kuruluşlar, uygulamanın sığınmacıları birer güvenlik tehdidi gibi gördüğünü ve temel mahremiyet haklarını hiçe saydığını savunuyor.

Hukukçular ise hükümetin bu hamlesinin yasal dayanağını sorguluyor. 2022 yılında İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin benzer bir "toptan el koyma" uygulamasını hukuka aykırı bulduğunu hatırlatan uzmanlar, bağımsız bir denetim mekanizması olmaksızın verilerin kopyalanmasının ciddi bir hukuk ihlali riski taşıdığını belirtiyor. İçişleri Bakanlığı yetkilileri ise Aralık ayında yürürlüğe giren Sınır Güvenliği ve Göç Yasası'nın, suç çetelerinin iletişim ağlarını deşifre etmek için bu tür radikal adımları operasyonel bir zorunluluk haline getirdiğini iddia ediyor.

İngiltere'ye 2025 yılında 41 binden fazla göçmenin ulaşmasıyla artan siyasi baskılar, hükümeti sığınma sisteminde modern tarihin en köklü değişikliklerinden birini yapmaya zorladı. Telefon aramalarının yanı sıra, sığınmacıların otellerden çıkarılarak askeri tesislere yerleştirilmesi ve sığınma statülerinin her 30 ayda bir periyodik olarak incelenmesi gibi yeni kısıtlamaların da önümüzdeki aylarda hayata geçirilmesi bekleniyor.


Kaynak: The Guardian

“Göçmenler yanlarında bir dünya taşır"

No comments

Günümüzde göçmenler neredeyse sadece "güvenlik" bakımından ele anılıyor. Rowan Williams, The Guardian’daki yazısında bu konuya dikkat çekerek göçmenlerin sanat, müzik ve kolektif hafızamız üzerindeki derin etkisinin çoğu zaman ihmal edildiğini hatırlatıyor. 




Britanya’da göçmenler son dönemlerde çoğunlukla güvenlik ve ekonomi başlıkları üzerinden tartışılıyor. Aşırı sağın sürekli gündemde tuttuğu göçmen karşıtlığı göç meselesinin dar bir düzlemden değerlendirilmesine yol açıyor. Eski Canterbury başpiskoposu Rowan Williams The Guardian'daki yazısında bu dar bakış açısının, göçmenlerin kültür hayatına kattığı zenginliği gölgede bıraktığını hatırlatıyor. Çünkü göç yalnızca bir yer değiştirme hikâyesi değil; beraberinde taşınan hatıraların, dillerin ve hayal gücünün de yolculuğu anlamına geliyor.

Williams yazısında, bu zenginliği anlamak için gözlerimizi biraz sanatın iyileştirici gücüne çevirmemizi öneriyor. Suriyeli sanatçı Issam Kourbaj’ın eserlerindeki o naif ama dirençli duruşun, aslında göçün en sessiz ve en derin tanığı olduğunu hatırlatıyor. Ya da fotoğrafçı Dragana Jurišić’in karelerine baktığınızda, geçmişle bugün arasında nasıl sihirli bir köprü kurulduğunu, dünyanın bir anda nasıl genişlediğini hissediyorsunuz. Williams’a göre göçmen sanatçılar, sadece kendi hikâyelerini anlatmıyor; hepimize yeni bir bakış açısı armağan ediyorlar.

Dinlediğimiz bir melodiden hayran kaldığımız o binanın mimarisine, okuduğumuz bir dizeden sofradaki lezzete kadar aslında her yerde başka coğrafyaların izleri var. Williams, tarihin her döneminde kültürün tam da bu "karşılaşmalarla" ve paylaşımlarla büyüdüğünü söylüyor. 

 İnsanlığın ortak mirasında göçmenlerin katkılarının yadsınamaz olduğuna dikkat çeken Williams yazısını şöyle bitiriyor: "Göçmenler yanlarında bir dünya taşır. Sınırlarımıza giriş için hangi şartları koyarsak koyalım, eğer bu dünyaların derinliğini ve akışkanlığını gözetmezsek, bu şartlar hem insanlıktan uzak hem de ters etki yaratan uygulamalara dönüşür. Her göçmeni ya her ne pahasına olursa olsun güvenlik arayan biri ya da değer verdiğimiz her şeye düşman bir figür gibi gösteren kalıp yargılar yerine, yeni gelenlerin hayal gücüne kulak vermemiz gerekir. Çünkü göçmenlerin tek bir yüzü, tek bir hikâyesi yoktur. Onlar kapalı ve karanlık bir dünya görüşünün temsilcileri değildir. 'Hayal gücü' dediğimiz o en insani yetiden yoksun da değillerdir. Onların hayal gücünü ciddiye almak, belki bizimkini de özgür bırakır ve kendimize bambaşka bir ışık altında bakmamızı sağlar."




Göçmen sağlık çalışanları ayrımcılık nedeniyle NHS’ten uzaklaşıyor

No comments

27 December 2025

Birleşik Krallık’ta NHS’in uluslararası sağlık personeline olan bağımlılığı artarken, yabancı eğitimli doktor ve hemşireler göçmen karşıtı söylemler ve artan ırkçılık nedeniyle ülkede çalışmak istemediğini belirtiyor. Uzmanlar bunun sağlık sistemini tehlikeye atabileceği uyarısında bulunuyor.





Göçmen Karşıtı Söylemler Sağlık Sektörünü Olumsuz Etkiliyor

Birleşik Krallık’ın ulusal sağlık hizmeti NHS, tarihinin en yüksek oranda yabancı eğitimli doktorsuz kalma riskiyle karşı karşıya. NHS’in üst düzey tıp liderlerinden Dr. Jeanette Dickson’a göre, ülkede göçmen karşıtı söylemlerin artması ve genel kamuoyu algısının “istenmeyen” mesajı vermesi, uluslararası sağlık çalışanlarının İngiltere’yi tercih etmemesine neden oluyor.

Dr. Dickson, politikacıların göçmenlere yönelik sert söylemleri ve medyada bu yaklaşımın sık sık yer almasının, Birleşik Krallık’ı “misafirperver olmayan, hatta ayrımcı” bir ülke olarak algılayan sağlık personelini uzaklaştırdığını söyledi. Bu durum, NHS’in zaten uluslararası personele büyük oranda bağımlı olduğu bir dönemde daha da kritik hale geliyor.

NHS’in Geleceğine İlişkin Kaygılar Artıyor

NHS’in doktor kadrosunun yaklaşık %42’sinin yurt dışında eğitim gördüğü biliniyor. Bu kişiler ülkedeki sağlık hizmetlerinin bel kemiğini oluşturuyor. Ancak son dönemde bu profesyonellerin hem Birleşik Krallık’a gelmekten kaçındığı hem de mevcut pozisyonlarını terk ettiği dikkat çekiyor. Dr. Dickson, bu eğilimin devam etmesi halinde NHS’in hizmet verme kapasitesinin tehlikeye girebileceğini belirtti.

Sağlık çalışanlarının bir kısmı, sadece iş ortamında değil günlük hayatta da ırkçı taciz ve saldırılara maruz kaldıklarını ifade ediyor. Bu tür deneyimler, İngiltere’de çalışmanın cazibesini daha da azaltıyor.

Hükümetin Tepkisi

Sağlık Bakanı Wes Streeting, NHS çalışanlarına yönelik ırkçı tacize karşı daha sert önlemler alındığını duyursa da, eleştirmenler bunun yeterli olmadığını savunuyor. Dr. Dickson, hükümetin yabancı sağlık çalışanlarını aktif bir şekilde desteklemesi ve onları İngiltere’de çalışmaya teşvik edecek mesajlar vermesi gerektiğini vurguluyor.

Uzmanlara göre, göçmen karşıtı söylem sadece sağlığa değil, İngiltere’nin uluslararası itibarına ve küresel yetenek çekme kapasitesine de zarar veriyor. Bu durum, hem NHS’in sürdürülebilirliği hem de sağlık hizmetlerinin kalitesi açısından derin bir endişe kaynağı oluşturmaya devam ediyor.  


Kaynak: The Guardian

Polonya’da Ukraynalılara yönelik hoşgörüsüzlük artıyor

No comments

22 December 2025

 



Polonya’da savaşın dördüncü yılı yaklaşırken, Ukraynalı sığınmacılara karşı toplumdaki hoşgörüsüzlük ve düşmanlık giderek arttı. 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası yüz binlerce Polonyalı komşularını desteklemek için gönüllü olurken, bugün destek oranları ciddi şekilde geriledi ve ayrımcılık vakaları rapor edilmeye başlandı.

Szczecin kentinde dört yaşındaki kızlarıyla dondurma alırken Ukraynaca konuştukları için bir çiftin “Kızınıza Lehçe öğretin” diyen bir saldırgan tarafından sözlü ve fiziksel tacize uğraması, bu hoşnutsuzluğun sembolik örneklerinden biri oldu. Bu olayın ardından saldırgan 14 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Ukraynalı topluluk üyeleri, özellikle küçük kasabalarda artık kendi dillerini açıkça konuşmaktan kaçındıklarını söylüyor. Bazı anketler, Polonyalıların Ukraynalı sığınmacılara destek verme oranının 2022’deki yaklaşık %94’ten bugün %48’e düştüğünü gösteriyor. Aynı şekilde, Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliğini destekleyenlerin oranı da belirgin şekilde azaldı. 

Bu değişimde birçok etken var: Sağ siyaset yönelimli söylemlerin yükselişi, ekonomik kaygılar, çevrim içi dezenformasyon ve Polonya ile Ukrayna tarihsel arasındaki bazı gerilimler gibi unsurlar toplumdaki algıyı etkiliyor. 2025’te seçilen milliyetçi Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukraynalıların sosyal yardımlara erişimini zorlaştıracak politikaları desteklemesi de bu atmosferi pekiştirdi. 

Yine de durum her yerde aynı değil. Varşova gibi büyük şehirlerde yaşayan bazı Ukraynalılar, yerel halkın desteğini ve fırsat eşitliğini bulduklarını söylüyor. Bu kişiler, çocukları için daha iyi bir gelecek umuduyla Polonya’da kalmayı planlıyor.


The Guardian

10 Yıllık ILR düzenlemesi 2 Şubat 2026’da Parlamento'da tartışılacak

No comments

21 December 2025





İngiltere'de hükümetin yasal göçmenlerin süresiz oturum hakkını (ILR) 5 yıldan 10 yıla çıkarma planına karşı düzenlenen imza kampanyasında ilk sonuç alındı. Kampanda toplanan imza sayısının 100 bini geçmesi üzerine yasal düzenleme parlamentoda tartışılacak. Tartışma oturumunun (debate) 2 Şubat 2026 tarihinde yapılacağı açıklandı.

 Kampanyayı destekleyenler, mevcut sistemde 5 yıl üzerinden verilen süresiz oturum hakkının 10 yıla çıkarılmasının adil olmadığını savunuyor.

Kampanya metninde, yasal göçmenlerin mevcut kurallara güvenerek İngiltere’de hayat kurduğu vurgulanıyor. Sürenin geriye dönük şekilde uzatılmasının göçmenler için belirsizlik yarattığı, önemli kamu hizmetlerini olumsuz etkileyebileceği ve ciddi mali yük getirdiği ifade ediliyor.

Destekçiler, hükümete çağrıda bulunarak bu planın geri çekilmesini, yasal göçmenlerin cezalandırılmamasını ve önceliğin yasa dışı göçle mücadeleye verilmesini talep ediyor. Tartışmanın ardından dilekçeyi imzalayanlara parlamento görüşmesinin video kaydı ve tutanağının gönderileceği bildirildi.

Home Office'ten kaçak göçmen operasyonu: 171 kurye gözaltına alındı, 60'ı deport edildi

No comments

05 December 2025

İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office), ülke genelinde yaptığı geniş çaplı denetimlerde kaçak çalışan onlarca bisikletli kurye tespit etti. Yedi gün süren operasyonlarda toplam 171 kuryenin gözaltına alındığı, bunlardan 60’ının sınır dışı edildiği açıklandı. 



Göçmenlik Denetim ekipleri, ülkenin farklı bölgelerinde bisikletli kuryeleri durdurarak çalışma izinlerini kontrol etti. Yasal hakkı olmadan çalıştığı belirlenen kişiler olay yerinde göz altına alındı.

Son dönemde İngiltere, özellikle göçmen iş gücünün yoğun olduğu sektörlerde denetimleri artırmış durumda. Hükümet, kaçak çalışmayı engellemek ve ülkeye giriş-çıkışları daha sıkı kontrol etmek amacıyla oturum ve çalışma izni almayı zorlaştıran bir dizi yeni düzenleme de hayata geçirdi.

Yetkililer, benzer operasyonların önümüzdeki dönemde de devam edeceğini belirtiyor.

Kaynak: Home Office

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan