Ramazan Yaylalı, birkaç yıl önce Viyana'ya göç eden Tunceli Belediyesi eski Eşbaşkan Yardımcısı Hüseyin Tunç ile göç deneyimi üzerine konuştu.
“Göçmenseniz hayata 'en alttan’ başlıyorsunuz" (YOUTUBE SÖYLEŞİSİ)
No comments26 July 2026
7/26/2026Mültecilik: suç işledikçe görünür, ezildikçe görünmez olmak
No comments20 June 2026
6/20/2026![]() |
| Heykel: Bruno Catalano |
Bugün 20 Haziran, Dünya Mülteciler Günü…
Birleşmiş Milletler (BM) rakamlarına göre, 2020'nin sonu
itibariyle dünyada 82,4 milyon mülteci veya sığınmacı bulunuyor. BM,
mültecilği: "ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti
veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku
taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönmeyen veya
dönmek istemeyen kişi" şeklinde tanımlıyor.
Genel kullanımda “göçmen”, “sığınmacı”, “mülteci”
kavramlarının karıştırıldığı ve zaman zaman birbirlerinin yerine kullanıldığı
görülse de mültecilikte “zorunlu bir göç” olgusunun bulunduğunu ve
“mülteciliğin” aynı zamanda hukuksal bir statü olduğunu belirtelim.
ASAYİŞ VE SOSYAL DÜZENE TEHDİT
Güvenlikçi politikaların, temel insan hakları ve hukuk devletinin önüne geçtiği günümüzde mültecilik ve mülteciler bir hukuksal statü olarak
değil asayiş ve sosyal düzene bir tehdit olarak algılanıyor.
11 Eylül 2001 terör saldırılarının ardından yaygınlaşan
güvenlikçi söylem, kapitalizmin yapısal ve döngüsel krizleri derinleştikçe hedef
tahtasına en kırılgan ve kolay hedef olan göçmenleri koydu. Sağ popülizmin
söylem dünyasında bereketli bir malzeme teşkil eden göçmenler artık her türlü
fenalığın, bozulmanın, kötülüğün müsebbibi idi.
-
Ekonomi kötüye gidiyor?
- Çünkü çok göçmen geldi, tüm
yardımları alıyorlar. Bütçeni çoğu bedavadan geçinen göçmenlere gidiyor.
- Asayiş bozuldu, sosyal sorunlar var.
- Çünkü çok göçmen geldi. Toplumun yapısını, kimyasını
bozdular. O yüzden ahlakımız da bozuluyor.
- İşsizlik artıyor.
- Çünkü çok göçmen geldi. Ucuza çalıştıkları için elimizdeki
işleri de aldılar.
İNSAN-ALTI BİR KATEGORİ
Sağ popülist siyaset bu bereketli malzemeyi tepe tepe kullandıkça ekonomik kriz nedeniyle eski konforunu yitiren, güvencesizleşen ve gelir kaybına uğrayan kesimler için çok kullanışlı bir nefret objesi ortaya çıktı: göçmenler…
“British jobs for British workers”
sloganının gölgesinde gerçekleştirilen Brexit referandumundan Fransa’dan,
İsveç’e, İtalya’dan Almanya’da ırkçı partilerin tırmanışına kadar Batı dünyasında
göçmenlerin söylem düzeyinde bir nefret objesi olarak kullanım alanının
yaygınlaştığını görüyoruz. Burada “obje” özne olamamış, özne dahi kabul
edilmeyen, edilgen, eğreti bir varoluşu sembolize ediyor. İrfan Aktan’ın gerçekleştirdiği söyleşide Tanıl Bora bu durumu şu
şekilde ifade ediyor: “Göçmenler insan-altı bir kategori gibi
görülüyorlar. Kayıt dışı ve insan dışılar, kağıtsızlar, statüsüzler; bir ‘fazla’
veya ‘artık’ nüfus teşkil ediyorlar; onlara her şey yapılabilir. Bir yandan da
müthiş bir tehdit kaynağı sayıldıkları için, üzerlerinde tepinilebilecek bir
yığın olarak görülüyorlar. Kendilerini ‘yerli’ kabul eden, hasbelkader bir
memlekette yerleşik olan insanların tehdit algılarına hitap etmeye çok
elverişliler.”
"BEN GÖÇMENLERE KARŞI DEĞİLİM AMA BU KADARI DA FAZLA!"
Elbette göçmen, mülteci karşıtlığı ve düşmanlığını sadece sağ
popülist siyasete mal edemeyiz. Dolaşıma girdikçe çoğalan ve yaygınlaşan bu söylemlerin
her kesimden birçok alıcısı bulunuyor. Bu konudaki neşriyat arttıkça nefret kervanına
katılanların sayısı da artıyor. “Ben göçmenlere karşı değilim ama bu kadarı
da fazla!” diye başlayan yakınmalar, göçmenlere “artık” negatif ayrımcılık
uygulanması gerektiğini hatırlatan tehditkâr cümlelerle bitiyor: “Hepsini
göndereceksin geldiği yere!” Bu yönüyle mültecilik makul ve makbul
vatandaşlığa da bir tehdit oluşturuyor. Dolayısıyla aynı suçu makbul vatandaşın
işlemesiyle zaten potansiyel tehlike olan mültecinin işlemesi farklı yorumlara
yol açıyor. Temel insan haklarına, hukukun en temel prensiplerinden biri olan suçta
ve cezada yasallık ilkesine aykırılık teşkil etse de bunu savunan kişiler güvenlikçi
bahanelerin arkasına kolayca sığınabiliyor.
SUÇ İŞLEDİKÇE GÖRÜNÜR, EZİLDİKÇE GÖRÜNMEZ OLMAK
Günden güne yayılan mülteci karşıtlığının ilginç bir boyutu
da tekil örneklerle yapılan genellemelerin meselenin özünün
kaçırılmasına yol açması… Bu sayede göçmenler şeytanlaştırılırken; ülkenin olmayan
sınır politikası, olmayan göçmen politikası ve olmayan entegrasyon politikası
tartışma konusu bile edilmiyor. Ezcümle, kamusal alanda göçmen tartışmaları
meseleyi ortaya çıkaran nedenlerle değil, bu nedenlerin yol açtığı kriminal tekil
örnekler üzerinden yapılıyor. Böylece sınıfsal piramidin en altında yer
alan; güvencesiz, kayıtsız, kağıtsız, ucuz işgücü olan göçmenlerin sınıfsal
konumları da kendileri gibi görünmez hale geliyor. Ne yazık ki
milyonlarca yoksul göçmen ancak suç işlediklerinde görünür oluyorlar.
Yazıyı, Kemal Siyahhan’ın mülteci kitabından, bir Afgan mülteci
olan Abdülmelik’in sözleriyle bitirelim: “Dünyanın neresine giderseniz
gidin iyi koşullar bulsanız bile en az beş on sene çekersiniz, koşullar kötü
giderse inanın köle olmak mülteci olmaktan çok daha iyidir çocuklar.”
Sınırların ve pasaportların olmadığı bir dünya
özlemiyle…
İngiltere’de yaşamanın olumlu ve olumsuz yanları nelerdir?
1 comment02 April 2026
4/02/2026Regent’s University’de misafir araştırmacı olarak bulunduğum sırada Türkiyeli göçmenlerin geri dönme eğilimleri ve geri döndükten sonra neler yaşadıklarına ilişkin bir alan araştırması yaptım. Türkiye’den Birleşik Krallık’a Göçler kitabında topladığım bu araştırma sırasında görüşmecilere sorduğum sorulardan biri de iki ülkeye ilişkin olumlu ve olumsuz izlenimleriydi.
Kuşkusuz göçmenler Türkiye ve Birleşik Krallık’a ilişkin değerlendirmelerde bulunurken kendi kişisel tarihlerinden, göç deneyimlerimden yola çıkmaktadırlar. Dolayısıyla bu soruya verilen cevaplar bir bakıma göç etme nedeni, uyum süreçleri, çalışma ilişkileri, sosyalleşme biçimleri, politik görüş, dini inanç, değerler ve tutumlar, aile ve akrabaya yakınlık, kişisel özellikler gibi birçok faktörü içinde barındırıyordu.
İNGİLTERE'DE YAŞAMANIN OLUMLU YÖNLERİ
Katılımcıların Birleşik Krallık’ta yaşamanın olumlu yanlarına ilişkin yaptıkları değerlendirmeleri; öngörülebilirlik, yaşam kalitesi, güvenlik, istikrar, sistemin iyi işlemesi, ulaşımda rahatlık, yeşil çevre, parkların çok olması, kültür sanat etkinliklerinin bolluğu, diğer ülkelere kolay ve ucuz ulaşım, çok kültürlülük şeklinde sıralayabiliriz.
Örneğin 59 yaşındaki bir kadın görüşmeci, yaşadığı
kent olan Londra’ya dair yaptığı değerlendirmede yukarıda sözü edilen birçok
faktörü sıralıyordu:
“İngiltere’nin olumlu yanları bana göre öngörülebilirlik; yarın,
öbür gün, gelecek ay, gelecek sene konusunda daha emin olmak. Gelecekle ilgili
tahmin edilebilirlik ve güvenlik. Geceleyin polis evimi basıp beni tutuklamayacak. Ondan sonra elektriklerin kesilmesi çok
muhtemel değil. Hakkımda dava açılması pek mümkün değil. Yarın evden çıktığımda
evin önünde bir çukur bulmayacağım. Bunlar beni ilk geldiğimde çok etkilemişti,
kalıcı ve değişmeyeceğini bildiğin şeylerin olması, istikrar. Belli mekanizmalar,
belli kurumlar, belli şeyler bugünden yarına asla değişmez. Bu bana müthiş bir
dinlenme imkânı veriyor. (…) Geçim sıkıntısını hallettikten sonra ancak bu
istikrarı yakalayabiliyorsunuz. İki bilgiye ulaşabilme… İstediğiniz bilgiye
istediğiniz zaman ulaşma hakkı. Üç, kültürel olarak da gerçekten zevk alıyorum,
en büyük zevklerim sinemaya gitmek, tiyatroya gitmek, konserlere gidiyorum,
sergileri geziyorum. Ve bunu böyle büyük bir şey yapıyor gibi yapmanıza gerek
kalmıyor. Dört, yaşam kalitesinin iyiliği… Bu şehirde istediğim yere istediğim
şekilde tahmin edilebilir bir zamanlarda gidip spor, yüzme her türlü imkândan
parasıza yakın bir düzeyde yararlanabilirsiniz. Aynı şekilde sağlık imkânları…
İnsana önem verilmesi, bireyin hakkının önemli olduğu bir yer burası. Bir
şikâyetiniz olduğu zaman milletvekiline mektup yazıyorsunuz, o size belki
kişisel olarak yazmıyor belki ama imzalı bir cevap göndermek zorunda.
Milletvekili benim kapıma geliyor ve onunla Brexit tartışabiliyorum. Bunlar
istisnai şeyler değil, oluyor ve bunlardan da çok memnunum”
GÜVENLİK DUYGUSU
Bu görüşmecinin dile getirdiklerinin başında
Londra’ya ilişkin sıraladığı güvenlik ve öngörülebilirlikle ilgili olumlu
faktörler Türkiye’de bulamadığı için göç etmesine sebep olan faktörlerdir.
Çalışmanın ilgi çekici sonuçlarından biri de bu husustur. Çoğu göçmen için
politik nedenlerden kaynaklanan “güvenlik endişesi” Türkiye’yi terk etmenin
temel nedenlerinden biridir. Dolayısıyla Birleşik Krallık’ta bireysel anlamda
elde edilen ve hissedilen güvenlik duygusu birçok katılımcı tarafından olumlu
bir unsur olarak zikredilmiştir.
Başka bir kadın görüşmeci ise kültürel yaşamın
zenginliği, ucuz ve kolayca seyahat edebiliyor olmak Londra’da yaşamanın en
önemli avantajları arasında sıralıyor:
“Sosyal yaşam olanakları, bunun içinde sporu, pilatesi, eğitimler,
sanat, meditasyon burada daha yaygın daha uygun fiyatlarda. (…) Onun dışında
seyahat burada daha iyi… İki saatte İtalya’dayız. Prag’a baktım, 30 pounda
bilet buldum. İki sigara parasına Prag’a gidiyorum” (Kadın, 34).
Kadın görüşmecilerin birçoğu Londra’da kadın olarak yaşamanın daha özgür ve güvenli hissetmelerine yol açtığını ifade etmiştir. “Londra her zaman, bir kadın olarak kendimi güvende ve medeni insanların arasında olduğumu hissettirdi bana” (Kadın, 45).
YALNIZLIK VE AİLE HASRETİ
Katılımcıların Birleşik Krallık’ta yaşamanın olumsuz
yanlarına ilişkin yaptığı tespitlerde en çok zikrettikleri husus yalnızlık olmuştur.
Aileden, tanıdıklardan ve arkadaşlardan uzak kalmak ve buna bağlı olarak
yalnızlık yaşamak çalışmada geri dönüş sebepleri arasında da sıkça söz
edilmişti. Anavatan ile duygusal bağ kurmak, geride bırakılan aile bireylerini
özlemek yalnızlık duygusunu pekiştirmektedir. “Buradaki kötü yönler sadece
yalnızlık ve aile özlemi… Arkadaşlarım var görüştüğüm kişiler ama çocuklar
dostlarım gibi değil. Ailemi özlüyorum. Kardeşlerimi özlüyorum. Benim için
buranın en kötü tarafı bu” (GD12, Kadın, 46).
“İngiltere’de yaşamanın kötü tarafları iklimi ve aile
ve akrabaların burada olmaması” (GD13, Kadın, 34).
“Yalnızlık sanırım. (düşünüyor) Evet yalnızlık…
Burada arkadaşların oluyor ama ilişkiler çok sınırlı ve mecburi oluyor” (GD10,
Kadın, 38).
Göçün ardından yıllar geçmiş olmasına rağmen
görüşmeciler Türkiye’de kurdukları ilişkilerin daha güçlü ve kalıcı olduklarını
düşünmekte, Birleşik Krallık’ta kurulan ilişkilere ise geçici veya zorunluluk
olarak bakmaktadırlar. Bir diğer kadın görüşmeci göçün ardından Türkiye’deki
gibi ilişki kurulamamasını ülkelerin farklı kültürlere sahip olması ve
Londra’nın yoğun tempolu hayatıyla açıklamaktadır.
“Biz sıcak insanlarız. Gece benim arkadaşlarım toplanıp gelirlerdi mesela. Gece toplanıp kısır partisi yaparız. Burada zor. Çünkü hayat çok koşturmacalı. Herkesin bir sürü işi var. İngiliz bir arkadaş Türkiye’de bizi ziyaret etmişti, şaşırdı. ‘Why is life so slowly?’ (Hayat neden çok yavaş akıyor?) dedi. Ben Adanalıyım. Adana’da insanlar uzun süreli çalışırlar. Ama çalışma aralarında oturur tavla atarlar. O mutluluk o coşku yok burada. Burada insanlar daha mutsuzlar, bunun farkında da değiller. Ne kadar mutsuz olduklarını bilmiyorlar” (GD2, Kadın, 56).
YÜKSEK KİRA ÜCRETLERİ
Görüşmecilerin Londra’ya ilişkin olumsuzluk olarak dile getirdikleri bir başka husus ise şehrin pahalı olmasıdır. Ancak bazı görüşmeciler ücretlerle kıyaslandığında kira fiyatları hariç Londra’da özellikle yiyecek, içeceklerin Türkiye’ye göre çok ucuz olduğunu belirtmektedir. “Londra’nın kötü yanları; çok yoğun, stresli, devamlı bir koşturmaca var. Bir şeylere yetişmeye çalışıyorsun. Pahalı bir şehir” (GD17, Kadın, 37).
“İngiltere’nin olumsuz yanı kiralar çok yüksek. Türkiye’de ayakta kalmanız daha kolay. İngiltere’de ise paranız olsa bile düşük geliriniz varsa, dört kişilik bir aileye İngiltere hükümetinin belirlediği para 29 bin pound. Benim gördüğüm bu parayı bir Ankara Anlaşmalının kazanması çok zor” (GG8, Erkek, 40).
İKLİM FAKTÖRÜ
Bazı görüşmecilerin geri dönme nedenleri arasında saydığı iklim faktörü de Birleşik Krallık’a ilişkin olumsuzluklar arasında zikredilmektedir. Türkiye’de dört mevsimi, güneşli günleri yaşamaya alışanlar için Londra’nın gri gökyüzü ve sürekli yağmurlu havası depresyon nedeni olarak görülmektedir. GG5, bu soruya verdiği yanıtla Londra’nın iklimiyle insanını bir tutmaktadır.
“Ama buranın havası kötü yani kardeşim. Ne yapayım, soğuk, yağmurlu… Gri olmasından kaynaklı insanlar depresifler… Bir de bizim memleketin insanlarının sıcaklığı başka bir şey” (GG5, Erkek, 41).
İklime de alışamadığı için Türkiye’ye dönen GK3, Türkiye’de daha mutlu uyandığını ifade etmektedir.
“Burada mutlu olmak için avutmak zorunda kalmıyorum kendimi. Mutlu uyanıyorum, mutlu kalkıyorum, mutlu yaşıyorum burada. Orada hep böyle karanlık olması beni çok etkiliyordu” (GK3, Kadın, 43).
* Sizin için İngiltere'nin olumlu ve olumsuz yanları neler? Yorum bölümünde paylaşabilirsiniz. 😊
Göçmenlikte acı yarıştırma hastalığı
5 comments24 December 2025
12/24/2025Bu yazıda göçmenlik hiyerarşisinin raconunda yer alan "acı yarıştırma" mevzusuna değiniyorum.
Tuncay Bilecen
tuncaybilecen@gmail.com
“Brexit’e neden evet dediniz?”
“Çünkü çok göçmen geldi?”
“Peki, siz de göçmen değil misiniz?”
“Biz de göçmeniz ama biz vergimizi veriyoruz. Onlar hep sosyal
yardımları alıyorlar. Burayı mahvettiler.”
Bu tür diyalogları alan araştırması sırasında sıkça yaşamışımdır.
Göçmenlik hiyerarşisi diye bir hadise gerçekten var. Bir yere daha önceden gelenler
yeni gelenlere karşı agresif bir tutum içinde olabiliyorlar. Bu agresif tutum
zaman zaman rövanşist bir biçim de alabiliyor.
Nasıl mı? Bunu acı yarıştırmak şeklinde de düşünebiliriz. Daha
doğrusu, bazı göçmenler kendilerinden sonra gelenlerin çabucak uyum sağlamalarına,
düzenlerini kurmalarına, para kazanmalarına asla tahammül edemiyorlar. “Biz çok
çektik, siz de aynı çileyi çekmelisiniz!” düşüncesi yatıyor bu tutumun
arkasında.
Hani sizden hep kötü şeyler duymak, sizi hep üzgün görmek isteyen “enerji
emici” insanlar vardır. Bu insanlar “kara gününüzde” birden yanınızda peyda
olurlar ama size destek olmak için değil, acınızın cilasını çekmek için. Göçmenlikte
de böyle tipler yok mu? Sürüsüyle… Bir bakmışsınız geldiğiniz ilk günlerde güya
size destek olur gibi görünen bu kişi, yavaş yavaş kendi ayaklarınız üzerinde
durmaya başladığınızda size yüz çevirmiş. Niye? Çünkü illaki siz de onun kadar
çile çekeceksiniz!
Göçmenlik hiyerarşinin değişmeyen kurallarından olan bu durum bazen
acı yarıştırmaya da dönüşebiliyor. Örneğin bir Ankara Anlaşmalı “15 aydır
ailemi göremiyorum. Home Office vize sonucumu bir türlü açıklamıyor” dediğinde
yanındaki birinci göç akınıyla gelen göçmen “o da bir şey mi, biz yıllardır
gidemedik. Biz gemileri yakıp geldik buraya!” diyor. Ve ekliyor, “siz hiç
zahmet nedir görmediniz. Biz geldiğimizde burada bir tane Türk bakkalı yoktu!” Veya
bu sohbeti tersine de çevirelim. Şimdi de bir Ankara Anlaşmalı konuşuyor: “Adam
geldiğinin ertesi günü Job Center’a gidip maaş almaya başlamış. Ardından
belediye evine yerleşmiş. Yetmemiş part time çalışıyorum göstermiş, bir sürü
yardıma başvurmuş. Bana çektiği çileden söz ediyor. Biz burada beş sene boyunca
bırakın yardım almayı istediğimiz işi bile yapamıyoruz.”
Kuşkusuz tüm göçmenlerin aynı tutum içinde olduklarını
söylemiyoruz, ancak “göçmenlikte acı yarıştırma” mevzusu çoğu göçmenin başına gelmiş
bir hadisedir. Esasında, birinden, onun başına gelmiş kötü bir şey dinlerken
haz almak, iyi bir şey dinlerken ise için için kıskanıp bunu değersizleştirmeye
çalışmak göçmenlere değil bencil, değerleri olmayan insanlara özgü bir davranıştır…
* Sizin de böyle bir deyeniyimiz olduysa lütfen yorumlarda paylaşın...
“Çocuğunuz özendiği ya da Netflix izlediği için eşcinsel olmaz”
No comments14 December 2025
12/14/2025Pride etkinlikleri kapsamında Londra’da her yıl olduğu gibi bu yıl da LBGT toplulukları görkemli bir yürüyüş düzenlediler. Peki, Londra’da yaşayan Türkçe konuşan topluluk bu konuya nasıl bakıyor? Ada Ayşe İmamoğlu ile bizim toplumun tabularından biri olan LGBT konusunu konuştuk.
👇
👆
Tuncay
Bilecen
Londra’ya ne zaman
geldin?
Üç yıl önce, 2019 Temmuz’unda
geldim. Medya sektöründe çalışıyordum. Son ana kadar umutlu olmaktan
vazgeçmedim ama cezaevindeki arkadaşlarına mektup yazan, yaptığı işte sürekli
sansüre, tehdide uğrayan biriydim. Bir hava değişikliği ihtiyacı doğdu. Ankara
Anlaşması da bitmek üzereydi. Kaybetmeden, bir deneyelim şansımızı dedik. En
kötü ne olur? Olmazsa geri döneriz, dedik. Üç yıldır buradayız.
Peki ne umdun, ne buldun?
“Rolling coaster” gibi…
Bisiklete binip buraya gelirken hiçbir şekilde endişe duymamak, benim için
muazzam bir şey. Ama bir yandan da çok yalnızlık var. Çünkü İstanbul’da İstiklal’e çıktığım
anda arkadaşlarımla doğaçlama olarak buluşup meyhaneye gitmek, sohbet etmek
vardı. Orada kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmiyordum. Bu neden yaşanıyor,
hayatta kalma mücadelesinden mi, bilmiyorum ama İstanbul’da daha
iyiydi. Daha kalabalıktı. Yoğrulduğun topraklar oralar.
Artık buraya alışma süreci başladı sanırım…
İlk geldiğimizde “Göç Günlükleri” adında bir podcast dizisi yaptık. Hatta
şimdi soran oluyor, neden devamını getirmiyorsunuz diye. Çünkü iki yılımız
korkunç bir kâbus içinde geçti. Kalacak yer, Covid süreci vs. her şey o kadar
kötüydü ki… Bizim kötü olmaya, kendimizi kötü hissetmeye vaktimiz yoktu. Yaşam
mücadelesi verdik. Şimdi artık hmm bir dakika oluyor galiba dediğimiz yerde de alışmaktan
çok “eyvah ya yalnızız” şeklinde vurmaya başladı.
Bu hafta Pride Haftası… Aslında söyleşimizin nedeni de
bu… LGBTİ+ nedir?
Lezbiyen, gay, biseksüel, interseks, queer, aseksüel,
plus şeklinde devam eden; aslında insanların kendilerini nasıl tanımladıklarıyla,
yönelimleriyle ilgili bir durum… Atanmış cinsiyetlerinden başka kendi
yönelimleriyle ilgili bir çatı LGBTİ+… Bununla ilgili Türkçe kaynak olarak
birçok yerden artık doğru bilgilere ulaşmak mümkün. Kaos gl, spot,
Lambdaistanbul bu sivil toplum örgütleri yıllardır bu konuda çalışmalar
yapıyor. Ben de Lamdaistanbul’da çalıştım, sonra mahallede LGBT diye bir proje
yürüttüm. Biz yazılı olarak bir tarih oluşturduk Türkiye’de. Örneğin Kaos
Gl’nin 25 yılı aşan bir tarihi var. Onlar hem arşivlerini çok sağlam tuttular
hem dernekleşmenin önemini ortaya koydular hem de yapısal olarak akademik,
sanat, kültür bütün bu üretim dallarını tek bir çatı altında toplayabildiler.
Aktivist olarak İstanbul’da bir mücadelenin içinden geliyorsun. Orada bir
tarihin var. Buraya göç ettikten sonra buradaki toplulukla nasıl bir bağ kurdun?
İstanbul’da sahanın ortasındayken mücadele etmek biraz bir gazeteci olarak alet
çantasıyla hareket etmek gibiydi. Belgeselciyim. Bundan dolayı bu mücadele
biçimini çok net oturtabiliyorum kendi içimde. Temelde “herkes için özgürlük”
ve “herkes istediği hayatı yaşasın” mottosuyla yola çıkan ama tabii ki 1950’den
bu yana dünya üzerinde kazanımları olan bir hareketten söz ediyoruz. Türkiye’de
de bence mücadelesi çok yükselmeye başladı. İstanbul’da son Pride’ta yapılan
saldırılar da gösteriyor ki aslında biz bir alan yaratmışız. Mücadelemiz bir
yerde anlam bulmuş. Yalnız değiliz, yanlış değiliz. Dolayısıyla destekçilerimiz
çok… Ailelerimiz destek olmaya başladı. Bu güçlü bir sese dönüştü.
Londra’da, yani
burada çok büyük bir tarih var. Burada Pride etkinlikleri bir aya yayılmış
durumda. Şirketler bile bunu kutluyorlar. Bunun politik tarafını tartışabiliriz
ama ben bir yokluğun içinden geldiğim için her yerde gökkuşağı bayrağı görmek, “safe space”lerin oluşturulduğunu görmek bence muazzam.
Gözlerimin dolduğunu hatırlıyorum; herkes ne kadar özgün ve kendine has diye… Londra’da
Pride yürüyüşünde polisler yüzlerini gökkuşağının renklerine boyayıp
katılımcılarla birlikte yürüyorlar. Böyle bir şey aslında tam da. Buradaki
politik altyapı da bu… Tek tipten öte bir şeyden bahsediyoruz. Burada o
gökkuşağı renklerinin cıvıl cıvıllığını toplumsal hayatta da görüyoruz. Ancak
hayatlarında sadece bir renk görmek isteyenler için ürkütücü bir durum tabii…
Burada her şey çok güllük gülistanlık mı?
Değil. Burada da çok fazla homofobik saldırılar oluyor.
Ancak sıfır tolerans gösteriliyor. Önemli olan da bu. Çünkü sen en nihayetinde
dayak da yiyebilirsin, şiddete de uğrayabilirsin, tacize, tecavüze de
uğrayabilirsin ama bunlarla ilgili sıfır tolerans var. Yani hukukun işlediği
bir yeri görebiliyorsun. O yüzden buna güvenebiliyorsun.
Peki, Londra’da
yaşayan Türkçe konuşan toplumu bu konuda nasıl değerlendiriyorsun?
Geldiğimde çok umutluydum. Buradaki bütün demokratik
altyapıların da buna hazır olduğunu düşünüyordum. Çünkü tırnak içinde
demokratik bir altyapı kurmuşlardı. Bütün bu kurdukları yapıda bunu atlamış
olmaları bende bir şok etkisi yarattı. Sonra dedim ki, “hayır
ya, yirmi yıldır mücadele veriyorum. Şimdi Londra’da da
mı buna devam edeceğim?” Çok
kızdım. Çok öfkelendim. Ama sonra -bu insanın yaşamsal olarak kendi içindeki
dürtüsü- “hayır, ben yapmazsam, kim yapacak?”
demeye başlıyorsun. Biraz buradan yola çıkarak, kurumlara gidip ailelere LGBT
çocuklarınızla nasıl konuşmanız gerekiyor, açılırlarsa nasıl tepki göstermeniz
gerekiyor, ne yapmanız gerekiyor şeklinde çalışmalar yaptık. Yani çocuğunuz
özendiği için ya da Netflix izlediği için eşcinsel olmaz. Bunları o kadar ABC’den başlayarak anlatıyorum ki bazen kendi bildiğim
şeyleri de unuttuğumu fark ettim. Bir yandan da okuma yapıyorum. Dolayısıyla
bizim toplum bu konuda çok geride.
Nasıl örnekleyebilirsin bunu? Çocuklarını kabul
etmiyorlar mı?
Hiç konuşmuyorlar. Daha kötüsü yok sayıyorlar. Öyle bir
şey yokmuş, olamaz, bizim başımıza gelmez gibi bir tavırla yaklaşıyorlar. Bu
yüzden çocuklar çok kayıplar. Ben kurumlara çok fazla girip çıktığım ve
olabildiğince çok dillendirdiğim için artık queer gençler bir şekilde
bana ulaşmayı öğrendiler. Bir şekilde onlarla iletişim kurmayı başarabildim.
Aileye açılmak çok ciddi bir şey… Bu bir süreç… Bunun bir
destekle yapılması gerekir. O yüzden bütün bunları anlatıp önce çocuklara
destek olmaya başladım. Derman’da da bunu
sürekli anlatıyorum: “Lütfen,
aileleri eğitmemiz gerekiyor. Bu konuda ciddi bir eksik ve talep var.”
Bu toplumda gençlerin intiharları konuşuluyor, uyuşturucu
ve çete sorunu konuşuluyor. Ama bu konu konuşulmuyor değil mi?
Evet, çünkü bir yerde hiç dillendirmezsek hiç
olmayacakmış gibi davranılıyor. Bu en kolay yol. Bunu kurumlar da böyle
yapıyorlar. Ben de direterek eğitim seminerleri hazırlıyorum ve olabildiğince
çok insana ulaşmaya çalışıyorum. Bu görmezden geleceğiniz bir şey değil. Bir
insanın varlığını reddedemezsiniz. Çocuğunuzun varlığını reddedemezsiniz. Böyle
bir şey yok. Örneğin şu anda bir arkadaşımız evlendirilmeye zorlanıyor. Bunu
İngiltere’de yaşıyor olmak bence çok
acı. Bunu yabancı LGBT+ kurumalarına anlattığımızda, “nasıl
zorla evlendiriliyor?” diye soruyorlar. Kafalarında böyle bir kültür yok. En
fazla aile reddediyor ve görüşmüyor. Hikâye burada bitiyor. Bizdeki hikâyeler
daha travmatik. Öldürülebilirsin, şiddet görebilirsin ve zorla
evlendirilebilirsin.
Bu toplumsal tutum değişikliğini aileden başlayarak nasıl
gerçekleştireceğiz?
Aileleri suçlamıyorum. Örneklere ihtiyaçları olduğunu
biliyorum. Kafalarındaki o imaja ilişkin örnekler gördüklerinde bu sefer
gardlarını indirip sorular sormaya başlıyorlar. Her zaman şunu söylüyorum.
Yanlış da olsa bana sorular sorun. Yanlışları düzeltebiliriz, ama sonunda
çocuğun intiharı var. Bunu engelleyemeyiz. O yüzden de siz sorularınızı sorun,
ben de cevaplandırayım. Bazen öyle sorular geliyor ki şok geçiriyorum. “Bunu atlatabilmem için bana on dakika verin” diyorum.
Yapacak hiçbir bir şey yok. Ben de maruz kalıyorum o şiddet diline ama bu kadar
çalışmanın içinde kotarabiliyorum biraz zorlansam da… Tek motivasyonum buradaki
queer çocuklar ve gençler… Birini bile kaybetsek, -ki kaybettik, trans
bir arkadaşımız intihar etti- çok harap oldum. Ondan sonra zaten hızlanmaya
başladım.
Türkiyeli LGBT grupları kurmaya çalışıyoruz. Bunlardan
biri Mezopotamya Anatolian Queer for Azadi (MAQFA). Ama dediğim gibi daha
çalışkan, daha örnek teşkil eden, kurumların içine girmekten korkmayan
insanlara ihtiyacımız var. Bazen “yeni gelen
Ankara Anlaşmalılar çok ukala” gibi laflar duyuyorum. Bunlara hiç bakmıyorum.
Ben herkesin hikâyesinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu ülkeye
otuz yıl önce gelenler çocuklarını tekstil atölyelerinde büyütmek zorunda
kaldılar. Parmak uçları yara bere içindeydi. Bu hikâyeyi görmezden gelirsek
asla bu insanlara ulaşamayız. O hikâyeyi göreceksin, o katranlaşmış yapıyı
göreceksin, hepsinin üstesinden gelebileceğine de inanacaksın. Hedef bu. Çünkü
herkesten sorumluyuz.
Gelelim sizin örgütünüze…MAQFA’nın açılımı nedir? Ne zaman kuruldu, neler
yapıyorsunuz?
MAQFA… Mezopotamya Queer for Azadi… Ben geldiğimde kurulmuştu. Kendi
içlerinde bir dayanışma grubuydu. Sonra ayrılan arkadaşlar olmuş. Ben
geldiğimde kurulu bir düzen vardı. Henüz hâlâ elle tutulur bir üretime geçmiş
değiliz. Bunu bir özeleştiri olarak sürekli dile getiriyorum. Birey olarak benim
bir şey yapmamın bir anlamı yok. Hep birlikte bir şeyler yapmak durumundayız.
Hep birlikte ilerlemek zorundayız. “Kurtuluş yok tek başına!”, böyle bir özet
var hayatımızda. Bunu hep söylüyorum. Biraz da zorluyorum galiba ama dediğim
gibi özellikle bu İstanbul Pride’a ilişkin yaptığımız açıklamanın ardından
insanlar çok ulaştılar bizlere. Dolayısıyla oradan bile bir etkileşim oldu.
Yatay bir örgütlenmeye sahibiz, herkes işin bir ucundan tutacak tabii. Ama
yatay örgütlenmelerin de böyle bir zorluğu var.
Bundan sonrası için neler düşünüyorsunuz? Yakın zamanda Pride var, oraya
katılacaksınız sanırım.
Evet. Pride’ta İstanbul’da yaşananlara dikkat çeken bir pankart
taşıyacağız. Kortej yürüyüşüne çok inanmayan arkadaşlar da alternatif bir
yürüyüş yapacaklar. Her yerden yürüyoruz gibi olacak… Ne kadar fazla yerde
görünürlüğümüz olursa insanların gelip bize ulaşacağını düşünüyoruz.
MAQFA olarak önümüzdeki sürece ilişkin tam olarak bir yol haritası çizmiş
değiliz. Ben kişisel olarak Gik-Der’le görüştüm. Gik-Der ve Sosyalist Kadınlar
Birliği ile birlikte bir eğitim formu oluşturmayı düşünüyoruz. Gik-Der’in
çatısında eylül ayında böyle bir planlama yapılıyor ama MAQFA olarak şu an attığımız
bir adım yok. Gik-Der’de bir destek hattı açmayı planlıyoruz.
👉Söyleşiyi Spotify'dan dinlemek için tıklayın
* Bu röportaj ilk defa 8 Temmuz 2022 tarihinde Olay gazetesinde yayınlanmıştır.
Scale – up vizenin tüm detaylarını Avukat Yaşar Doğan'la konuştuk
No comments16 November 2024
11/16/2024Home Office kısa süre önce ‘Scale-up vizesi’ne ilişkin ayrıntıları yayınladı. Redstone Solicitors’tan Avukat Yaşar Doğan ile bu vizenin ayrıntılarını konuştuk.
Scale-up vizesi nedir?
‘Scale-up vizesi’; hızlı büyüyen ve belirli niteliklere sahip bir
şirketin sponsorluğunda, yüksek nitelikli bireylere verilen bir vize türüdür.
Bu vizenin amacı, hızlı büyüme potansiyeline sahip şirketlerin istikrarlı bir
şekilde büyümeye devam etmelerini sağlamak için uygun nitelik, beceri ve
tecrübelere sahip çalışanlar edinebilmelerinin önünü açmaktır.
Bu vizeye kimler başvurabilir?
Scale-up vizesi adaylarının karşılamaları gereken bir dizi gereksinimler
bulunuyor. Bunların başında, İngiltere’de faaliyet yürüten uygun niteliklerdeki
bir sponsor şirketten, üniversite mezuniyeti seviyesinde nitelik ve beceri
gerektiren bir iş teklifi almış olmak geliyor. Diğer gereksinimlerin bazıları
şunlar: (i) 18 yaşından büyük olmak, (ii) geçerli bir sponsor sertifikasına
sahip olmak, (iii) teklif edilen işin gerçek bir pozisyon olması ve yalnızca
vize edinmek amaçlı olmaması, (iv) teklif edilen maaşın belirli bir seviyenin
üzerinde olması, (v) İngilizce dil şartını yerine getirmek ve (vi) finansal
gereksinimi karşılıyor olmak.
Bu durumda, Scale-up vizesi sponsorluk gerektiriyor. Bunu açıklar
mısınız?
İlk duyurulduğunda, Scale-up vizesinin sponsor şirket gerektirmeyeceği
söyleniyordu. Ancak, detaylar ortaya çıktıkça, bu vize türünün de ilk etapta
bir sponsorluk gerektireceği netleşti. Başvuru sahiplerinin İngiltere’de bu
vize türü altında geçirecekleri ilk 6 aylık dönem için uygun bir sponsor
şirkete ihtiyaçları bulunuyor. İlk 6 aylık periyodda sponsor şirket için
çalıştıktan sonra, tercih eden Scale-up vize sahipleri sponsor şirketlerinden
ayrılabilirler.
Scale-up vizesi için sponsor lisansı edinmek isteyen şirketlerin
karşılamaları gereken belirli kriterler mevcut. Öncelikle, mevcutta en az 10
çalışana sahip olmak gerekiyor. Ayrıca, şirketin son 3 yılına bakıldığında,
işçi sayısı veya yıllık ciro bakımından yüzde 20 oranında artış olduğunun
ispatlanması elzemdir. Bu kriterleri sağlayabilecek şirket sayısının sınırlı
olacağı kanaatindeyiz.
Hangi meslek mensupları bu vizeden daha kolay yararlanabilir?
Bu vize türünden yararlanabilecek meslek gruplarının listesi Home Office
web sitesinde mevcut. Genel olarak, üniversite mezuniyeti seviyesinde nitelik
ve beceri gerektiren meslek grupları mensupları için oluşturulmuş bir vize
rotasıdır. Başvuru sahiplerinin üniversite mezunu olması şart değil. Ancak,
doldurulacak iş pozisyonunun üniversite mezuniyeti seviyesinde nitelik ve
beceri öngörmesi gerekir. Üniversite mezunu olmasa da, bu boşluğu iş tecrübesi
ile tamamlamış olan adaylar da bu vize türünden yararlanabilir. Tabii,
üniversite mezunu olmadan bu kriterleri karşılayabilecek birey sayısı da
sınırlı olacaktır. Uygun meslek gruplarına birkaç örnek olarak şunlardan
bahsedebiliriz: Yönetim Kurulu Başkanları, diğer üst düzey şirket yöneticileri,
insan kaynakları müdürleri, bilişim direktörleri, banka müdürleri, sağlık
servisi müdürleri, sağlık çalışanları, sosyal servis müdürleri, mühendisler,
mimarlar, yazılım uzmanları, okul müdürleri, avukatlar, muhasebeciler, vs.
Bu vizeye başvurmak için hangi seviyede İngilizce dil bilgisine sahip
olmak gerekir?
Scale-up vizesinin B1 düzeyinde İngilizce dil bilgisi şartı bulunuyor.
Bunu karşılayabilmek için; İngilizce okuma, yazma, konuşma ve anlama
alanlarında B1 ve üzeri seviyede Home Office onaylı bir dil testi geçmiş olmak
gerekiyor.
Asgari maaş şartını açıklar mısınız?
Scale-up Vize sahiplerinin almaları gereken asgari maaş şu şekilde.
Minimum yıllık maaş £33,000, saatlik maaş £10.58 veya ilgili
meslek grubunun genel-geçer maaş seviyesi daha yüksek ise, ilgili seviyede maaş
alacak olmaları gerekiyor.
Pekiyi, buradaki finansal gereksinim nedir?
Scale-up vizesi’ne başvuracakların, başvuru tarihinde ve onun
öncesindeki belirli bir periyodda banka hesaplarında bulunması gereken asgari
bir miktar söz konusu. Yalnız başına başvuru yapacaklar için bu miktar £1,270.
Bağlı olarak başvuracak eş ve çocuklar için ayrıca belirli miktarlar sağlanması
gerekir. Sponsor şirketin, başvuru sahibinin ilk aylık masraflarını
karşılayacağını taahhüt etmesi halinde bu miktarların sağlanması gerekmiyor.
Vize uzatmaları ve kalıcı oturum almak mümkün mü?
Evet. Sponsor şirketiniz için 6 ay çalıştıktan sonra ve asgari maaş
gereksinimini karşıladığınız sürece, 3’er yıllık uzatmalar almak mümkün. Bu
vize ile 5 yıllık bir ikamet süresinin ardından, kalıcı oturum için başvuru
yapılabilir.
Scale-up Vizesi ile aile fertleri de İngiltere’ye getirilebilir mi?
Scale-up Vizesi sahipleri, eşlerini ve 18 yaşını doldurmamış çocuklarını
İngiltere’ye getirebilirler.
Bu vizenin başvuru sahibi için maliyeti nedir?
Sponsor lisansı ve sponsor sertifikası masraflarını sponsor şirketin
kendisi karşılayacaktır. Başvuru sahipleri kendi başvuru ücretlerini karşılamak
durumunda olacaklardır. Başvuru ücretleri başvuran başına £715 olup, İngiltere’de
kalınacak her yıl için £624 sağlık harcı da ödenmesi gerekir. Avukat veya
danışman aracılığıyla başvuru yapılması durumunda, bu servisler için de ayrıca
bütçe ayırmak gerekecektir.
Başvuru süreci nasıl işliyor ve sizce vizenin neticesini almak ortalama
ne kadar süre tutacak?
Basitçe anlatmak gerekirse, uygun bir sponsor ve iş pozisyonu bulduktan
sonra, sponsor şirketin sponsor sertifikası edinip başvuru sahibine iletmesi
gerekir. Akabinde, önce internet üzerinden ilgili başvuru formu tamamlanıp,
destekleyici dokümanlar sisteme yüklendikten sonra, başvuru sahibi biyometrik
kayıt randevusuna katılıp başvuru sürecini tamamlamış olacak. Normal
koşullarda, bu başvuru türü 3 haftalık bir sürede karara bağlanır.
Ankara Anlaşması’ndan çeşitli gerekçelerle ret almış biri bu vizeye
başvurabilir mi?
Ankara Anlaşması veya başka bir vize türünden ret almış olmak, Scale-up
vizesi’ne başvurmanın önünde bir engel teşkil etmez. Elbette, daha önce ret
almış olmak, sonradan yapılan vize başvuruları üzerinde bir önyargı
oluşturabilir. Ancak, bu durum tek başına ve kendi içinde ret gerekçesi
oluşturamaz.
Yaşar Doğan, Solicitor
Advocate
Redstone Solicitors
Unit B, 17 Downham Road, London N1 5AA
Tel: 0203 940 5959
Fax:
0203 940 5966
Web: www.redstonesolicitors.co.uk
*Bu yazı ilk defa 15 Eylül 2022 tarihinde Olay Gazetesinde yayınlanmıştır.
Home Office mağduru Ankara Anlaşmalı: Başına gelmeyen kalmadı
No comments10 July 2024
7/10/2024Vize uzatma başvurularının sonucunu aylarca beklemeleri ve Home Office memurlarının objektif kriterlere uymayan kararları birçok Ankara Anlaşmalının mağduriyet yaşamasına yol açıyor. Bu mağduriyeti birçok bakımdan yaşayanlardan biri olan Neslihan Yiğit ile başından geçenleri konuştuk.
Tuncay
Bilecen
Ankara
Anlaşmalıların vize uzatma başvurularının sonucunu aylarca bazen yıllarca
beklemeleri ve Home Office memurlarının keyfi kararları uzun zamandır
kamuoyunun gündemini meşgul ediyordu. Milletvekili Feryal Demirci Clark’ın bu
konuda Home Office’e çeşitli sorular yöneltmesine ve konuyu gündemde tutmasına rağmen
yaşanan mağduriyetler tam anlamıyla ortadan kalkmış değil. Neslihan Yiğit de Home
Office mağdurlarından biri. Ciddi sağlık sorunları yaşamasına ve aile
bireylerini kaybetmesine rağmen hızlandırma taleplerine cevap alamayan ve bu
süreçte mağduriyetleri katlanan Neslihan Yiğit’le başından geçenleri konuştuk.
Ankara
Anlaşmasına ne zaman başvurmuştunuz?
Ankara
Anlaşmasına Türkiye’den başvurdum. Dosyam birkaç ay içinde kabul aldı ve 9 Ocak
2020’de Londra’ya geldim.
Anlaşmaya
hangi alandan başvurmuştunuz?
Sanat
üzerine başvurdum. Hem resim öğretmenliği hem fotoğrafçılık gibi alanları
içeren zengin bir dosyam vardı.
Sizin
Home Office ile halihazırda devam eden bir davanız var? Birçok mağduriyet
yaşadığınızı biliyorum. Bu süreçten biraz söz eder misiniz?
Buraya
geldiğimde pandemi süreciydi, epey zorlu bir dönemdi ama online derslerimle bir
şekilde götürüyordum. Sonra senemi doldurmak üzereyken Aralık ayında tekrar
uzatmaya başvurdum.
Başvurumdan
birkaç ay önce sağlık sorunlarım nedeniyle Eylülde Türkiye’ye gittim. Sol kalçamda
kalça protezi var. Bununla ilgili olarak altı defa ameliyat olmuştum.
Türkiye’deki doktor acilen ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Ancak öyle bir
vaktim olmadığı için hemen Londra’ya dönüp uzatmaya başvurdum. Bu sırada şöyle
düşünüyordum; uzatmaya başvuracağım, üç – dört ay sürecek, ardından da
Türkiye’ye gidip ameliyat olabileceğim. Maalesef öyle olmadı. Aralıkta
başvurdum, bekleme sürecine girdim. Ancak bir türlü netice alamadım.
Hızlandırma
talebinde bulundunuz mu?
Uzatma
sürecinde, kalçamdaki kalça protezi ciddi ağrılar yaratmaya başladı. Kendi başıma
ayakta duramaz hale geldim. Kullandığım ağrı kesiciler ağrıyı sadece
hafifletiyordu. Bu arada, benden 6 yaş büyük olan ağabeyimi Covid nedeniyle
kaybettim. Onun öncesinde anneannemi kaybetmiştim. Burada beklerken, ayrıca iki
defa Covid geçirdim. Ağabeyimin cenazesine gidebilmek ve Türkiye’de acilen
ameliyat olabilmek için Home Office’e defalarca email gönderdim.
Bu
maillerde sağlık durumuma ilişkin raporlar da yer alıyordu. Türkiye ve İngiltere’deki
doktorlardan resmi yazılar ve raporlar aldım. Dört – beş defa hızlandırma
talebinde bulundum, herhangi bir yanıt alamadım.
Hızlandırma
taleplerinize hiç mi yanıt almadınız?
2020
yılının Aralık ayında vize uzatma başvurusunu yapmıştım. Rahatsızlığım
nedeniyle ilk hızlandırma talebimi 2021 yılı Şubat ayı başında yaptım. Bu ilk
başvuruma yanıt verdiler, ancak dosyamı hemen incelemeye almayıp beni bir ay
sonra 2021 yılının Mart ayında mülakata çağırdılar.
Benim
o mülakata hangi psikolojiyle katıldığımı tahmin ederseniz. Otuz altı yaşındaki
abimi kaybetmişim. Sağlık sorunları yaşıyorum. Kalça protezimden dolayı dayanılmaz
ağrılar içinde zar zor yürüyebiliyorum. Psikolojim darmadağın. Bana orada
kırktan fazla soru soruldu. Elimden geldiğince sorulara yanıtlar vermeye çalıştım.
Söz verilmesine rağmen bana mülakat tutanağını göndermediler. Böylece mülakat
sırasında heyecandan yanlış bir şeyler söylemişsem de bunu düzeltme hakkım
elimden alınmış oldu. Bununla ilgili yalvarmalarıma yakarmalarıma ve defalarca
gönderdiğim maillerime de cevap vermediler. Bu süreçte anlaşmayı yakıp
Türkiye’ye dönmeyi çok düşündüm. Ama bu kadar mağdur olmuşken Home Office’e
teslim olmak istemedim.
Sonucu
beklerken sağlığınız ne durumdaydı?
Mülakattan
sonra, sağlık durumum ve ağabeyimin kaybını dikkate alarak, dosyamı hızlandırmaları
gerekirken, hiçbir şey yapmadan beni 6 ay kadar daha beklettiler. Durumum çok
ağırlaşmıştı. Ağrı kesiciler dahi artık işe yaramaz hale geldi. Doktorlar beni
ameliyata almak zorunda kaldılar. Devlet hastaneleri tamamen dolu olduğu için İngiliz
Sağlık Bakanlığı acilen beni özel hastaneye aktardı. Tek başıma ameliyat olmak
zorunda kaldım. Çok ağır bir ameliyat geçirdim. Hastanede 4 gün yattım,
etrafımda bana bakacak hiçbir aile bireyim yoktu.
Başvuru ve mülakat sonucu ne zaman geldi?
Daha önce de söylediğim gibi 12 Aralık
2020’de uzatma başvurumu yaptım. Sağlık sorunlarından dolayı 26 Aralık 2021’de
ilk hızlandırma talebinde bulundum. Bu ilk talebimi kabul ettiler, ama dosyama
bakan memur, dosyamı hızlandırmak ve en kötü ihtimalle, bana 1 yıl uzatma
verip, tedavimi olmama olanak sağlamak yerine, beni 1 ay sonra mülakata çağırmayı
tercih etti. Bu mülakata 12 Martta gittim. Mülakatı yapan bayan, durumuma çok üzüldü,
geçmiş olsun dedi ve mülakat notunda benim durumumu dosyama bakan memura
ileteceğini söyledi. 10 gün içinde bana mülakat tutanağımın bir kopyasını da
göndereceklerini söylediler.
Mülakat tutanağım bana gelmeyince, hem
durumumu açıklayan hem de mülakat tutanağının gönderilmesini talep eden 2 ayrı
email daha gönderdim. 5 Nisan ve 6 Mayıs 2021 de gönderdiğim bu 2 ayrı emaile
de yanıt verilmedi. Çaresiz ve yalnız bırakıldım. Tüm insani ve merhamet talep
eden çabalarım yanıtsız kaldı.
Ağrılarım artık dayanılmaz hale geldiği
için, 26 Temmuz 2021 de İngiltere’deki doktorlar beni acilen ameliyata aldılar.
Devlet hastaneleri dolu olduğu için ameliyatım zorunlu olarak özel bir
hastanede yapıldı.
Bu arada acil inceleme taleplerim de devam
etti. En son olarak 2 Ekim 2021 de adeta yalvaran bir email gönderdim. Nihayet,
dosyama bakan memur, beni 10 ay kadar beklettikten sonra 13 Ekim 2021 de ret kararını
verdi.
Bu
ret kararına itiraz ettiniz mi?
Evet,
avukatlarım 25 Ekimde itiraz dilekçemi verdiler. Ama bu sefer de itiraz için 9
ay daha beklemek zorunda kaldım. Bu itirazım da reddedildi. Şu anda mahkeme sürecindeyim.
Anlayacağınız, bunca sağlık sorunlarıma,
ağabeyimin vefatına yani en insani taleplerime rağmen toplamda 2 yıla yakın bir
suredir, başvurumun adil bir şekilde incelenip sonuçlanması için bekliyorum.
Avukata
başvurdunuz mu?
Garth
Coates Avukatlık firmasında 3 farklı avukat dosyamla ilgileniyor. Konuyu takip
eden ekipte Tamer Ulay Bey beni çok iyi anladı ve dosyamdan umutlu olduğunu
söyledi. Artık bu davanın takipçisi olacaklarını söyledi.
Son
olarak bundan sonrası için beklentiniz nedir?
Bundan
sonraki süreç için beklediğim tek şey adalet. Adaletin hepimize eşit işlemesini
istiyorum. Haksızlığa uğrayan herkesin sonucu olumluya dönsün. Aynı olgular
karşısında neden memurların biri başka öbürü başka karar veriyor? Bu kadar çaba
vermişken, zor koşullarda işimi yapmışken benim işimi yaptığıma bile inanmadılar.
Üstüne üstlük dosyamda zaten
bulunan konuları mülakatta soru olarak sordular.
Ret kararına yaptığım itirazı inceleyen bir
başka memur, dosyamın sonuçlanması için bu kadar süre beklemek zorunda kalmamın
ve dosyamdaki gecikmelerin olmaması gereken talihsiz şeyler olduğunu itiraf
ediyor. Yani, Home Office’teki bir memur dahi, olmaması gereken prosedürün
bende olduğunu kabul etti. Ben, kişisel olarak, dosyama bakan ilk memurun ırkçı
ve taraflı bir karar verdiğini düşünüyorum. Bu memurla yüzleşmeyi ve aynı şeyleri
kendisi yaşasaydı neler hissedeceğini bilmek isterim. Bu haksız ve merhametten
uzak ret kararının iptali için var gücümle çalışacağım, çünkü İngiltere’de
merhametli ve adalet sahibi insanların daha fazla olduğuna inanıyorum.
Sonucum
olumluya dönerse geç de olsa abimin, anneannemin mezarını ziyaret edebileceğim,
ailemi görebileceğim ve sağlık sorunlarımı Türkiye’de daha hızlı ve iyi bir
şekilde çözebileceğim.
Bu
süreçte iyi olmaya çalışıyorum. Bütün bu çabamın karşılığında her şey olumluya
dönecek diye umuyorum. Biliyorum, benim yaşadıklarıma benzer şeyler yaşayan çok
Ankara Anlaşmalı var ama benim kendi deneyimim gerçekten üst üste gelen birçok
acı olaydan oluşuyor. Benim gibi mağdur edilen herkes için bir an önce adaletin
tecelli etmesini istiyorum.
👉Söyleşiyi Spotify'dan dinlemek için tıklayın














