Home Office'ten kaçak göçmen operasyonu: 171 kurye gözaltına alındı, 60'ı deport edildi

No comments

05 December 2025

İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office), ülke genelinde yaptığı geniş çaplı denetimlerde kaçak çalışan onlarca bisikletli kurye tespit etti. Yedi gün süren operasyonlarda toplam 171 kuryenin gözaltına alındığı, bunlardan 60’ının sınır dışı edildiği açıklandı. 



Göçmenlik Denetim ekipleri, ülkenin farklı bölgelerinde bisikletli kuryeleri durdurarak çalışma izinlerini kontrol etti. Yasal hakkı olmadan çalıştığı belirlenen kişiler olay yerinde göz altına alındı.

Son dönemde İngiltere, özellikle göçmen iş gücünün yoğun olduğu sektörlerde denetimleri artırmış durumda. Hükümet, kaçak çalışmayı engellemek ve ülkeye giriş-çıkışları daha sıkı kontrol etmek amacıyla oturum ve çalışma izni almayı zorlaştıran bir dizi yeni düzenleme de hayata geçirdi.

Yetkililer, benzer operasyonların önümüzdeki dönemde de devam edeceğini belirtiyor.

Kaynak: Home Office

Penceresi olan öder: Eski İngiltere’den etkileri günümüze kadar devam eden garip ama gerçek bir vergi hikâyesi

No comments

04 December 2025


 


İngiltere’nin garip ama gerçek vergi hikâyelerinden biri, 17. yüzyılın sonlarında hayat bulmuştu: Pencere vergisi. Bu tuhaf uygulama, 1696’da Kral III. William döneminde, devletin kasasını doldurma çabaları sırasında ortaya çıkmıştı. Üstelik mesele sadece ufak tefek bir açık kapama değil; Dokuz Yıl Savaşı’nın devasa maliyeti yüzünden hazinenin eli kolu bağlanmıştı. Yetkililer de zekice (!) bir fikirle pencereleri zenginlik göstergesi sayıp vergilendirmeye karar vermişti. Bir evin penceresi ne kadar çoksa, sahibinin cebi de o kadar geniş kabul ediliyordu. Uygulama daha sonra İskoçya’da 1748’den itibaren, İrlanda’da ise 1799’da hayata geçirilmişti.

Vergi halka öyle bir dert olmuştu ki, memurların mahalleye girişini görenler pencerelerini saklamak istercesine tuğlalarla örmeye başlamıştı. Londra sokaklarında gezen yabancılar, “Bu şehir karanlık olduğu için değil, karanlık bırakıldığı için böyle,” diye dalga geçer olmuştu. Evlerin yüzleri sanki sürekli somurtuyormuş gibi görünürmüş; çünkü birçoğunda yıllarca gün ışığı görmemiş, kapatılmış pencere boşlukları sırıtıyormuş. Halkın çözümü yaratıcıydı ama sağlıklı değildi: Kapalı pencereler yüzünden rutubet artıyor, havasızlık tüberkülozu körüklüyor, doktorların raporları da giderek daha karamsar bir hâl alıyordu.

Tüm bu şikâyetlere rağmen vergi tam 155 yıl yürürlükte kaldı. Sonunda Victoria döneminde, 1851 yılında, devlet bu ilginç icadından vazgeçmeye mecbur kalmıştı. Halk sağlığı ve sürekli büyüyen hoşnutsuzluk, nihai darbeyi indiren etkenlerdi.

Bugün Londra’da eski bir evin cephesinde tuğla ile örülmüş kare bir boşluk gördüğünüzde, aslında tarihin sessiz bir hatırasına bakıyorsunuz: Bir zamanlar güneş ışığının bile vergi dairesine kayıtlı olduğu bir dönemin taşlara sinmiş hikâyesine.

Oxford, yılın sözcüğünü açıkladı: rage bait (Öfke Yemi)

No comments

Her yılın sonunda geleneksel olarak açıklanan Oxford Yılın Sözcüğü bu kez dijital kültürün karanlık yüzünü gündeme taşıdı. Rage bait, yılın sözcüğü seçildi. Bu yıl kullanıma giren bir diğer popüler ifade olan coldplaying ise büyük bir kültürel etki yaratmasına rağmen yılın sözcüğü seçilemedi.

 



İnternette bilinçli olarak öfke, kızgınlık ve kutuplaşma yaratmak amacıyla hazırlanan içerikleri  ifade eden “rage bait”, son bir yılda kullanımını üçe katlayarak dijital kültürün merkezine oturdu. Yapılan açıklamada, 30 bini aşkın kişinin katıldığı oylamanın ardından uzmanların eğilimleri, kamuoyu yorumlarını ve dilsel verileri değerlendirerek rage baitte karar kıldığı belirtildi.

Oxford’un dil uzmanlarına göre rage bait, sosyal medyada etkileşim artırmak için duyguları manipüle eden yeni bir iletişim biçiminin adını koyuyor. Yıl boyunca dijital refah, içerik denetimi ve toplumsal huzursuzluk üzerine yürütülen tartışmaların gölgesinde, özellikle kışkırtıcı içeriklerin algoritmalar tarafından ödüllendirilmesi bu kavramın yükselişini hızlandırdı. Terimin, internet kültüründe öfkeyi tetikleyen viral paylaşımlardan, dezenformasyon temelli “rage-farming” pratiklerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsar hâle geldiği vurgulandı.

Rage bait’in kökeni ise 2002 yılına, Usenet’te bir sürücünün kasıtlı olarak tahrik edilmesine yönelik bir paylaşıma dayanıyor. Zamanla sosyal medya diline yerleşen kavram, bugün özellikle haber odalarında, içerik üreticileri arasında ve politik iletişimde sıkça kullanılan anahtar bir terim hâline geldi. Oxford Languages Başkanı Casper Grathwohl, “İnternet artık yalnızca merak uyandırmaya değil, duygularımızı yönlendirmeye çalışıyor. Rage bait, dijital çağda insan olmanın sınırlarını yeniden tartıştığımız bir dönemi yansıtıyor” dedi.

Aşağıda son on yılın Oxford Yılın Sözcükleri listesi yer alıyor:

Son On Yılın Oxford Yılın Sözcükleri

  • 2025: rage bait
  • 2024: brain rot
  • 2023: rizz
  • 2022: goblin mode
  • 2021: vax
  • 2020: Words of an Unprecedented Year
  • 2019: climate emergency
  • 2018: toxic
  • 2017: youthquake
  • 2016: post-truth

 



Özge Saydam, Türk Müziğinin Ruhunu Londra’da sahneye taşıyor

No comments

02 December 2025

Pop-rock’tan Anadolu rock’a, cazdan bossa nova’ya uzanan geniş repertuvarıyla Özge Saydam ve arkadaşları 3 Aralık 2025’te The Hum Stokey’de müzikseverlerle buluşacak.

 


Türk Müziğinin En Özel Parçaları Aynı Sahne’de

Londra’nın sevilen mekânlarından The Hum Stokey, 3 Aralık 2025 akşamı Türk ezgileriyle dolup taşacak. Vokalist Özge Saydam, pop-rock, Anadolu rock, bossa nova, easy listening ve caz türlerini harmanlayan özel bir seçkiyle sahne alacak. “Her şarkı bir anı, her nota bir yolculuk” mottosuyla hazırlanan konserde dinleyicileri ilham ve enerji dolu bir gece bekliyor.

Saydam’a gecede;

  • Emrah Yılmaz – Gitar
  • Burak Büyükdoganay – Davul
  • Fırat Avcı – Saksafon
  • Yasin Bayraktar – Bas
  • Fırat Günel – Klavye
    eşlik edecek.

 

3 Aralık’ta The Hum’da Buluşma Zamanı

Etkinlik, 20.30 – 23.00 saatleri arasında gerçekleşecek. Hem Türk topluluğundan hem de farklı kültürlerden birçok müzikseverin ilgi göstermesi beklenen konser, Türk müziğinin modern dokunuşlarla yeniden yorumlandığı güçlü bir performans sunmayı hedefliyor.

Biletler Sadece Eventbrite’ta

Konser biletleri yalnızca Eventbrite üzerinden satışa sunuluyor. Organizasyon ekibi, sınırlı kapasite nedeniyle katılmak isteyenlere biletlerini erken almalarını öneriyor.

Etkinlik Linki:
https://www.eventbrite.com/e/ozge-saydam-friends-experience-the-soul-of-turkish-music-tickets-1967664011025?aff=oddtdtcreator

 

Doğu Ekin ve Levent Canen 5 Aralık’ta Londra’da sahne alıyor

No comments

İstanbul merkezli Gizli Bahçe Akustik projesinin iki usta müzisyeni Doğu Ekin ve Levent Canen, 5 Aralık akşamı Londra’nın tarihi mekânı The Old Church’te sahne alacak. İkili, yıllardır süren dostluklarını ve ortak müzik yolculuklarını Londra’daki dinleyicilerle buluşturmak için hazırlanıyor.

 




Folktale ile Gizlibahçe Akustik London tarafından düzenlenen organizasyon, Londra’da Anadolu müziğinin nitelikli temsilcilerini bir araya getirerek unutulmaz bir akşam vadediyor. Hem Anadolu müziğini yakından takip edenler hem de Londra’nın çok kültürlü müzik sahnesine ilgi duyanlar için bu konser, yılın kaçırılmaması gereken etkinliklerinden biri olmaya aday.

Müziğin Dostlukla Örülmüş Yolculuğu

Gizli Bahçe Akustik’in kurucusu olan Doğu Ekin, bağlama ve çeşitli telli çalgılarla küçük yaşlarda tanıştı. Usta sanatçı Erkan Oğur’dan aldığı uzun yıllara dayanan eğitim, Ekin’in müzikal kimliğinin temel taşlarından biri oldu. Farklı projelerde Musa Eroğlu, Vedat Sakman ve İlkay Akkaya gibi önemli isimlerle çalışan Ekin, ozanlık geleneğini modern bir yorumla bir araya getiriyor.

 Levent Canen ise müzik hayatına bağlamayla başladı; genç yaşlarda yurtiçi ve yurtdışı konserler verdi. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Erol Parlak ve Erdal Erzincan gibi değerli isimlerden dersler aldı. Ses kayıt teknolojileri ve aranjörlük üzerine yaptığı çalışmalarla müziğini derinleştiren Canen, 2019’da dahil olduğu Gizli Bahçe Akustik ile hem Türkiye’de hem Londra’da önemli projelerde yer aldı. Ütopya Müzik’te aranjör ve müzik yönetmeni olarak görev yapan Ateş, İlkay Akkaya gibi önemli sanatçılarla çalıştı.

 Doğu Ekin, ikilinin yıllara dayanan iş birliğini şu sözlerle özetliyor: Yolumuz birdi, yoldaş olduk ve Gizli Bahçe Akustik’in kurulumundan beri beni hiçbir zaman yalnız bırakmadı.”

Özel Konuk: Nida Ateş

Gecenin özel konuğu ise Anadolu müziğinin güçlü yorumcularından Nida Ateş olacak. Ozanlık geleneği temsilcilerinden olan babası Sâit Ateş'den etkilenerek başlayan müzik ilgisi, geleneğin güçlü temsilcileri olan âşık ve ozanları tanımaya çalışarak devâm etti. Usta icracıları tâkip ederek ve Anadolu'nun çeşitli müzik geleneklerini öğrenmeye çalışarak sürdürdüğü müzik hayatı içerisinde yurt içi ve yurt dışında çok sayıda konser ve radyo-televizyon programları bulunmaktadır.

 The Old Church’te Özel Bir Gece

Konser, atmosferi ve akustiğiyle Londra’nın öne çıkan kültürel mekânlarından The Old Church’te gerçekleştirilecek. Tarihi dokusuyla bilinen bu mekân, ikilinin akustik düzenlemelerine ev sahipliği yaparak dinleyicilere güçlü bir müzikal deneyim sunacak.

 

Etkinlik saat 20.00’de başlayacak.
Adres: Old Church, Stoke Newington Church St, London N16 9ES

Organizasyon Bilgisi

Giriş ücreti: 25 Pound
Rezervasyon: 0730 827 5141

 

Mevsimlik Oyuncular’dan 4 Haftalık Oyunculuk Atölyesi

No comments

30 November 2025

 Aralık ve Ocak aylarında düzenlenecek atölye, hikâye, beden kullanımı ve doğaçlama üzerine başlangıç seviyesinde bir çalışma alanı sunuyor.



Atölye Yeni Yıla Hazırlık Niteliğinde

Mevsimlik Oyuncular, dört haftaya yayılan oyunculuk atölyesiyle yeni yıla hazırlanıyor. Katılımcılar, Aralık ve Ocak boyunca küçük ama dönüştürücü bir deneyime davet ediliyor. Program, oyunculuğa ilgi duyan herkes için temel düzeyde bir keşif fırsatı sunuyor.

Atölye; hata yapma özgürlüğü, beden ve ses farkındalığı, hikâyeyle ilk temas ve doğaçlama alanlarında çeşitli çalışmalar içeriyor.

Tarihler ve Eğitmenler

Atölye, 8 ve 15 Aralık ile 5 ve 12 Ocak tarihlerinde, Pazartesi günleri 19.00–21.00 saatleri arasında Immediate Theatre’da yapılacak. Çalışmayı Eda Çatalçam ve Fatih Dönmez yürütüyor.

Erken kayıt indirimi 2 Aralık’a kadar geçerli. Katılım sınırlı kontenjanla gerçekleşiyor.

Kayıt ve bilgi için: info@maviproductionuk.com veya Mavi Production UK’in Instagram sayfası üzerinden iletişim kurulabilir.

 

Haluk Ecevit yazdı: “Aşrı Memleket'in çocukları"

No comments

28 November 2025

Bir yolculuğumda yolum, Bolu Mudurnu’ya düştü. Orada eski bir konakta kaldım. Konak tamamen ahşaptı. Gece ben uyurken bu yapının nefes aldığını hissettim adeta. Sabah mükellef bir kahvaltı ve çay sohbeti konağın işletmecisi ile…

Görsel: Gemini

O ara bir ahşap ustası geldi konağa. İşletmeci abi bizi tanıştırdı. “Kardeşim de akşam geldi, muhabbetimiz uydu, Tekirdağlı kendisi,” deyince usta saçma sapan bir gülüşle, sosyolojik bir tespit yapar gibi, “Hahaha Şopar,” dedi. Aklınca bana Roman demek istiyordu. Yani şopar da olabilirim, bu utanılacak bir şey değil bir kere. Ama orada uzun uzadıya bu meselenin tarihsel kökeninden bahsedemezdim. Cahille sohbeti o anlık kestim.

Ama kafama da takılmadı değil. Bu algının sebebi acaba neydi? Denk geldikçe bu konuyu kafamda deştim ve kendimce tespitlerim oldu. Anlatayım size. Bir kere ben ve bizim gibiler, yani Trakya’nın çoğunluğunu oluşturan genel nüfus, Rumeli göçmeni, yani Balkanlı. Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Makedonya vesaire ülkelere, Osmanlı İmparatorluğu’nun iskân ettiği Karamanoğlu Türkleriyiz biz. Oralar karışınca, tehlikeyi önceden gören bizim büyük dedeler, tası tarağı toparlayıp tekrar Anavatana geriye dönmüş. Dönemin Padişahı Sultan Abdülhamit’te bizimkileri Trakya’ya yerleştirmiş. Roman vatandaşlarımızın ise Anayurdu Hindistan. İki ana kol halinde göçerek Dünya’nın çeşitli yerlerine yerleşmiş. Kendine özgü folklörü olan, yaşayış şekli ile diğer insan gruplarından ayrılan, kendine ait bir dili olan halktır. Burada yine kendimce bir tespit yapmak istiyorum. Geçen yıl Balkanları gezerken Bulgaristan / Köstendil’den geçtim. İnanamazsınız. Çorlu / Kore Mahallesi ile birebir aynı. Evlerin inşa şekli, insanların görünüşleri, kapılarında bağlı atları, sokak aralarında enstrüman çalan çocukları… Yani kültür birliği tam olarak bu diyorsunuz.

Şimdi buraya kadar farklılıklarımız.  Peki bizi neden benzetiyorlar birbirimize. Bir kere yıllardır aynı coğrafyada barış içinde yaşıyoruz. Tarihsel bir birlikteliğimiz var. Ama benzer olduğumuzu iddia eden algının temelinde, dil ve müzik var. Yine söylüyorum, bu yalnızca benim tespitim.

İki Halkın da dilde kullandığı takılar çok benzer. Romanların kullandığı “Nabıyon be?” aslında biz Rumeli muhacirlerinin kullandığı “Naaptı ba?” ile benzer. Bu her ne kadar aynı gibi görünse de Rumelilerin kullandıkları takı özünde “ba” dır. Bu yerel tarih araştırmacılarının kayıtlarında da bu şekilde, benim doğup büyüdüğüm köyde de bu şekilde kullanılırdı. “Be” takısı öz olarak bizde yok. “Ur ba çocuum, yürü ba kızanım…” kullanım hep bu şekildedir. Konuşurken yaptığımız vurgu ve tonlamalar Romanlarla aynı olabilir, o ayrı tabii…

İkinci ve bence en belirgin özellik müziğimiz. “A be Kaynana naptın bize?” oyun havasının icrasındaki ritim ile “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar,” türküsündeki ritim aynıdır. Benzerliğin en büyük yanı da budur. Daha birçok örnek vermek mümkün… “Nerden geldin anam Keşan mı Keşan mı?” Şarkısını bir Roman şarkısıdır, “Çıktım Şarköy’ün bağına sıra sıra zeytinler” bir Trakya türküsüdür ama ikisi de 9/8’dir.

Bu arada bilenler bilir, Trakya’nın asıl folklorik ritimlerinden bir diğeri 7/8’dir. “Bir evler yaptırdım More Ramizem, kaleye karşı” türküsünde olduğu gibi… Bu aynı zamanda unutulan bir değerdir.

Zannımca, irdelediğimiz bu algıyı yaratan son benzerlik de iki halkın da eğlenceyi, kahkahayı ve gündelik yaşamı çok sevmesi. Evet bu kısmen doğrudur. Bugün yaptığınız gözlem size bunu gösterebilir ama tarihsel arka planı hiç de öyle değildir. Rumeli göçmenlerinin eğlencesi geçmiş hüzünleri unutmak içindir. Bu; dört yüz sene yaşadığı Balkan topraklarını bırakıp gelmenin, yurt edindiği Trakya topraklarının Cumhuriyete kadar, elli yılda üç kez işgal edilmesinin, gördüğü zulmün hüznüdür. Evet, Roman kardeşlerimizin de kendine göre dertleri vardır, muhakkak. Yaşadığı topraklarda dışlanmışlıkları, toplumsal hayatta gördükleri ayrım, sanatlarını dahi icra ederken bile hor görülmeleri… Bunlar da birer gerçektir ve çareler aranmalıdır orası ayrı. Bu sosyolojik olarak değerlendirilebilir. Romanların bu dertleri onları bu yaşam tarzına sevk etmiş midir? Onu bilmiyorum.

Son olarak, bir isteğim olacak Roman kardeşlerimizden. Dünya sizi çingene olarak biliyor ve tanıyor. Sizin bu hassasiyetinizi bildiğim için tüm yazı boyunca sizden “Roman” diye bahsettim. Sizin çok ünlü müzisyenleriniz, yönetmenleriniz, yemekleriniz, kendinize özgü bir diliniz ve kültürünüz var. O kimliği kullanmaktan korkmayın!

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan