AB, göçmenlere yönelik ihlaller nedeniyle Tunus’a yaptığı yardım ödemelerini yeniden düzenliyor

No comments

24 January 2025

Avrupa Birliği (AB), Tunus’ta göçmenlere yönelik cinsel şiddet, dayak ve insan kaçakçılığına iş birliği gibi çok sayıda insan hakları ihlalinin ortaya çıkmasının ardından bu ülkeye yaptığı yardım ödemelerini yeniden düzenliyor.



Guardian gazetesinin yayımladığı soruşturma raporunda, Tunus Ulusal Muhafızlarının göçmenlere tecavüz ve şiddet uyguladığı, hatta bazı durumlarda insan kaçakçılarıyla ortak hareket ettiği ileri sürülmüştü. Bu vahim iddialar, AB’nin Tunus ile olan mali iş birliğini sorgulamasına yol açtı.

AB Komisyonu, gelecekteki yardım ödemelerinin, insan hakları ihlali olmadığının doğrulanması şartına bağlı olacağını duyurdu. Yeni düzenlemeler, önümüzdeki üç yıl boyunca Tunus’a aktarılması planlanan milyonlarca avroyu kapsayacak. Bu karar, AB’nin 2023 yılında Tunus ile yaptığı ve eleştirilere konu olan göç anlaşmasında insan haklarından çok, göç akışını azaltmaya odaklandığına dair tartışmaları yeniden gündeme getirdi.

Guardian’ın raporu, Tunus’ta göçmenlerin sistematik bir şekilde tecavüz ve dayak gibi uygulamalara maruz kaldığını ortaya koymuş, bu durum uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştı. Özellikle çocukların da bu şiddet döngüsüne dahil edilmesi, AB’yi harekete geçmeye zorlayan önemli bir faktör oldu.

AB Komisyonu, bu insan hakları ihlallerine karşı daha sıkı önlemler alınacağını ve 2027’ye kadar insan haklarını merkeze alan bir dizi alt komite kurularak denetim mekanizmalarının geliştirileceğini belirtti. AB Komisyonu Sözcüsü, bu değişimi bir “yeniden dinamizm kazandırma” adımı olarak tanımladı.

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in geçen yıl ikinci kez seçilmesinin ardından, ülkede göçmen hakları aktivistlerine ve medyaya yönelik baskılar arttı. Bu durum, Tunus’un otoriter bir yönetim anlayışına kaydığı eleştirilerini beraberinde getirdi.

AB Ombudsmanı Emily O’Reilly, AB’nin göç politikalarında insan haklarının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. O’Reilly, özellikle AB fonlarının insan hakları ihlalleri durumunda askıya alınması için açık kriterlerin belirlenmesi gerektiğini ifade etti.

İnsan hakları örgütleri, AB’nin Tunus’a karşı sergilediği daha sert tutumun, diğer göç anlaşmaları yapılan Mısır ve Moritanya gibi ülkeler için de benzer bir örnek teşkîl edebileceğini düşünüyor.


Kaynak: The Guardian

 

Laken Riley Yasası ABD Temsilciler Meclisi’nden Geçti: Göçmenlere Yönelik Sert Önlemler Yolda

No comments

23 January 2025

ABD Temsilciler Meclisi, göçmenlik yasalarının daha sıkı uygulanmasını öngören ve kaçak göçmenlerin hırsızlıkla ilgili suçlardan dolayı gözaltında tutulmasını zorunlu kılan Laken Riley Yasası’nı onayladı.



Yasa tasarısı, Başkan Donald Trump’ın imzasına sunularak, yeni başkanın katı göçmenlik politikaları doğrultusunda ilk yasal düzenleme oldu.

Yasa tasarısı, Temsilciler Meclisi’nde 263’e karşı 158 oyla kabul edildi. Oylamada 46 Demokrat, tüm Cumhuriyetçilerle birlikte tasarı lehine oy kullandı. Bu gelişme, yasanın Senato’da 64’e karşı 35 oyla onaylanmasının ardından geldi. Tasarı, adını geçtiğimiz yıl bir Venezuelalı göçmen tarafından öldürülen 22 yaşındaki hemşirelik öğrencisi Laken Riley’den alıyor.

Yasa, “hırsızlık, ev soygunu, dükkan hırsızlığı” gibi suçlarla suçlanan göçmenlerin ABD Göç ve Gümrük Muhafaza (ICE) tarafından zorunlu olarak gözaltında tutulmasını öngörüyor. Ayrıca eyalet başsavcılarına, federal hükümetin göçmenlik yasalarını uygulamaması durumunda dava açma yetkisi veriyor.

Yasa tasarısı üzerine yapılan tartışmalar oldukça hararetli geçti. Demokratlar, bu düzenlemenin ABD’nin göçmenlik krizini çözmeyeceğini, aksine ırk temelli ayrımcılığı ve korku kültürünü artıracağını savundu. Cumhuriyetçiler ise bu yasanın hayat kurtaracağını ve kamu güvenliğini artıracağını iddia etti.

Alabama Senatörü ve yasanın önde gelen destekçilerinden Katie Britt, bu düzenlemeyi “on yıllardır Kongre’den geçen en önemli göçmenlik uygulama yasası” olarak nitelendirdi. Britt, bunun Trump’ın başkan olarak imzalayacağı ilk yasa olacağını vurguladı. Ancak yasa, ICE’ın yeterli kaynaklara sahip olmaması nedeniyle uygulamada büyük zorluklarla karşılaşma riski taşıyor.

Demokrat Parti içerisindeki bazı üyelerin bu yasa için destek vermesi, ilerici grupların sert eleştirilerine neden oldu. İlerici bir grup olan Indivisible’ın yöneticisi Mari Urbina, Demokratların Trump’ın göçmen karşıtı gündemine boyun eğdiğini belirterek, bu tutumu “politik bir yenilgi” olarak tanımladı.

Sivil haklar örgütleri ve göçmen hakları savunucuları, bu yasanın federal otoriteyi zayıflatabileceği ve masumiyet karinesini göz ardı ederek toplu sınır dışı uygulamalarına kapı aralayabileceği uyarısında bulundu. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nden (ACLU) Sarah Mehta, düzenlemenin, çocuklar ve aileler dahil olmak üzere çok sayıda göçmeni kapsayan zorunlu gözaltı politikalarını genişleteceğini söyledi.

Yasa tasarısının yarattığı tartışmalar sürerken, Trump’ın tasarıyı hızlı bir şekilde imzalayarak yasalaştırması bekleniyor. Bu durum, önümüzdeki yıllarda Trump’ın göçmenlik politikaları etrafında daha birçok hukuki mücadelenin yaşanacağının sinyalini veriyor.

 Kaynak: The Guardian

Başpiskopos Budde’den Trump’a “Merhamet” Çağrısı

No comments

22 January 2025

Washington Piskoposu Right Rev Mariann Budde, ABD Başkanı Donald Trump’a göçmenler ve LGBTQ+ bireylere yönelik politikalarında “merhamet göstermesi” için açık bir çağrıda bulundu.

 


Budde yaptığı konuşmada “Demokrat, Cumhuriyetçi ve bağımsız ailelerde yaşayan eşcinsel, lezbiyen ve trans çocuklar var. Bazıları yaşamlarından kaygı duyuyor” dedi.

Budde, Trump’ın Tanrı’nın inayetiyle korunduğu yönündeki konuşmasına göndermede bulunarak, “Tanrı’nın sevgi dolu elini hissettiniz. Ülkemizde şu an korku içinde olan insanlara merhamet etmenizi rica ediyorum,” diye ekledi. Budde’nin bu eleştirisi, Trump’ın yüzünde taş gibi bir ifade bırakırken, tören sonrası gazetecilere konuşan Trump, vaazı “heyecansız” ve “kötü bir servis” olarak nitelendirdi.

Trump, eleştirilerini sosyal medyaya taşıyarak, Budde’yi “Radikal Solcu bir Trump düşmanı” olarak tanımladı ve Budde’nin “kamuoyundan özür dilemesi gerektiğini” söyledi.

Budde’nin sözleri, Trump’ın görevinin ilk günlerinde aldığı tartışmalı kararlar bağlamında yankı uyandırdı. Trump göreve gelir gelmez transgender Amerikalılara yönelik korumaları geri çeken, doğumla vatandaşlık hakkını kaldırmaya yönelik adımlar atan ve mülteci kabul programını askıya alan yürütme emirlerini imzalamıştı. Budde, konuşmasında göçmenlerin çoğunun suçlu olmadığını, vergi ödeyen ve komşuluk ilişkileri güçlü bireyler olduklarını belirterek, “Tanrımız bize yabancıya merhamet etmemiz gerektiğini öğütlüyor,” ifadelerini kullandı.

Bu, Budde’nin Trump ile ilk karşı karşıya gelişi değil. 2020 yılında George Floyd protestoları sırasında Trump’ın St. John Episkopal Kilisesi önünde İncil tutarak poz vermesine tepki göstermişti. Budde’nin son eleştirileri, Trump müttefiklerinden sert tepkiler aldı. Georgia Milletvekili Mike Collins, Budde’nin vatandaşlığına rağmen “sınır dışı edilmesi gerekenler listesine eklenmesini” talep etti.

Törende yaşananlar, hem dini hem siyasi tartışmaları alevlendirdi ve Budde’nin cesur duruşu kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.


Kaynak: The Guardian

 

İngiltere’de eVize sistemine geçişle ilgili endişeler artıyor

No comments


 


İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın eVize uygulamasını başlatması, özellikle AB dışı ülkelerden gelen göçmenlerin haklarının korunması konusunda endişelere yol açıyor. Freedom of Information (Bilgi Edinme Hakkı) talebine verilen bir yanıta göre, İçişleri Bakanlığı, milyonlarca kişinin haklarını etkileyen bu dijital vize sistemine geçiş için gerekli değerlendirmeleri tamamlamadan uygulamayı yürürlüğe koydu. Bu durum, hem parlamentodan hem de kamuoyundan sert eleştiriler aldı.

"Dijital Adaletsizlik ve Eşitsizlik Riski"
Göçmen hakları grupları, özellikle dijital becerisi düşük olan yaşlı bireyler ile güvenilir internet erişimi olmayan kişilerin eVize sisteminden olumsuz etkilenebileceğini söylüyor. Open Rights Group’un bir raporunda, bu kişilerin siber suçlara, özellikle kimlik avı saldırılarına ve kötü amaçlı yazılımlara karşı daha savunmasız olduğuna dikkat çekildi. Raporda, “Dil engelleri ve düşük dijital okuryazarlık, göçmenlerin hesaplarının ve dolayısıyla göçmenlik statülerinin siber saldırılara açık hale gelmesine neden olabilir,” ifadelerine yer verildi.

Değerlendirme Eksiklikleri
İçişleri Bakanlığı’nın şu ana kadar yalnızca AB göçmenleri için eVize geçişine yönelik bazı değerlendirmeleri yaptığı, ancak AB dışı göçmenlerin durumu için eşitlik ve veri koruma değerlendirmelerinin henüz tamamlanmadığı ortaya çıktı. Göçmen hakları savunucuları, 4 milyon kişinin etkilenmesi beklenen bu geçiş sürecinde mevcut politikaların etkisini anlayabilmek için güncel ve kapsamlı değerlendirmelerin derhal yayımlanması gerektiğini söylüyor.

Praxis adlı göçmen hakları kuruluşundan Josephine Whitaker-Yilmaz, “Hükümetin bu politikaları, koruma altındaki grupların nasıl etkilendiğine dair ciddi bir belirsizlik sergiliyor. Aceleyle yürütülen bu geçiş süreci, hükümetin eşitlik yükümlülüklerini yerine getirmediğini gösteriyor,” dedi.

Teknik Sorunlar ve Ertelemeler
eVize sistemine geçişin son tarihi, teknik aksaklıklar ve düşük başvuru oranları nedeniyle 2024 sonundan 2025 Mart’ına ertelendi. 4 milyon kişiden yaklaşık dörtte biri hala bu sisteme geçiş yapmadı. Ancak 2025 yılı itibariyle eski biyometrik oturum kartları (BRP’ler) göçmenlik statüsünü kanıtlamak için geçerli değil. Bu durum, dijital sisteme henüz geçiş yapmamış kişiler için ciddi sorunlar yaratabilir.

Hükümetten Savunma
İçişleri Bakanlığı ise mevcut eşitlik değerlendirmelerinin geçerli ve ilgili olduğunu, sürecin adil ve erişilebilir olmasını sağlamak için sürekli gözden geçirildiğini belirtti. Ancak kampanyacılar ve hak savunucuları, sürecin daha şeffaf bir şekilde yönetilmesi gerektiğini savunuyor.

İngiltere’nin eVize sistemine geçişi, dijitalleşmenin toplumun farklı kesimlerini nasıl etkilediğini ve bu geçişin adil bir şekilde yönetilmesinin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Göçmenlerin haklarını korumak ve siber güvenlik gibi konularda daha proaktif adımlar atılması gerekiyor.


Kaynak: The Guardian

 

Trump, başkanlık görevine göçmenlerle ilgili sert önlemler alarak başladı

No comments

21 January 2025

Oval Ofis’te yeni başkanlık döneminin ilk günlerinde Donald Trump, göç politikalarını sıkılaştırmaya yönelik bir dizi başkanlık kararnamesini imzaladı. Trump, ABD-Meksika sınırındaki yasa dışı göçü ulusal acil durum ilan etti ve sınır güvenliğini artırma sözünü yineledi




Başkan Trump, doğuştan vatandaşlık tanımını değiştirmeyi hedefleyen bir kararname de dahil olmak üzere birçok düzenlemeyi hayata geçiriyor. Ancak, anayasal bir hak olan bu tanımı değiştirme girişimi, güçlü hukuki itirazlarla karşılaşabilir. Trump, Biden yönetiminin "yıkıcı" olarak tanımladığı politikalarını kısa sürede ortadan kaldıracağını yineledi.

Trump yönetimi ayrıca, CBP One adlı göçmenlerin sınırda randevu almasını sağlayan bir aplikasyonu da iptal etti. Biden döneminde kullanılan bu uygulama, sınırdaki tutuklamaları azaltmada etkili bir araç olarak öne çıkmıştı. Şimdi ise uygulamanın kapatılması, sınırda bekleyen binlerce göçmeni belirsizlik içinde bıraktı.

Yeni yönetim, yasa dışı göçü durdurmayı ve milyonlarca "suçlu yabancıyı" sınır dışı etmeyi planladığını duyurdu. Ayrıca Meksika’daki uyuşturucu kartellerini terör örgütü ilan eden bir kararname imzalandı. Bu adımlar, Trump’ın göçmenlik konusundaki sert duruşunun bir göstergesi olarak yorumlandı.

Göçmenlik savunucuları ve insan hakları örgütleri, Trump’ın kararlarına sert tepki gösterdi. Ulusal Göç Forumu Başkanı Jennie Murray, alınan kararların "hayal kırıklığı olduğunu ama şaşırtıcı olmadığını" söyledi. Murray, bu politikaların aileleri ayıracağını ve Amerikan ekonomisini zayıflatacağını dile getirdi.

Tijuana gibi sınır şehirlerinde bekleyen göçmenler ise büyük bir belirsizlikle karşı karşıya. Anlaşılan o ki Trump yönetiminin göçmen karşıtı politikaları önümüzdeki dönemde göçmenlerin sorunlarını daha da yakıcı hale getirecek.


Kaynak: BBC

 

Suna Alan'dan Kürtçe “Ederlezi" Yorumu: “Ez Dilerzim” (Üşüyorum)

No comments

19 January 2025

Londra’da yaşayan Kürt Alevi şarkıcı Suna Alan, Balkanların en popüler halk şarkılarından biri olan Ederlezi'yi Kürtçe yorumlayarak müzikseverlerin beğenisine sundu. Şarkının canlı kaydı, Londra'da gerçekleştirilerek YouTube'da "Suna Alan" kanalında yayımlandı.

 


Suna Alan'dan Kürtçe "Ederlezi" Yorumu: “Ez Dilerzim” (Üşüyorum)

Dünya çapında Emir Kusturica'nın Çingeneler Zamanı filminde Goran Bregović uyarlamasıyla tanınan Ederlezi, geleneksel bir Roman halk şarkısıdır. Alan, bu sevilen eseri Kürtçe Kurmanci dilinde seslendirdi. Şarkının Kürtçe sözlerinde ise şu dizeler yer aldı:

"Ölüm yine geldi, ah, bizden uzak olsun.
Genç kızlarımızın, genç oğullarımızın hatırına.
Ah, ne çok ölüm oldu, dayanacak güç kalmadı.
Üşüyorum."



Gelenekten İlham Alan Bir Sanatçı

İzmir’in zengin kozmopolit kültür ortamında, geleneksel Kürtçe kilamlar ve dengbêj müziğiyle büyüyen Suna Alan, müziğinde Kürtçe folk şarkılarını merkeze alıyor. Ancak repertuarı bununla sınırlı kalmayarak, Ermenice, Rumca, Arapça, Sefarad ve Türkçe şarkılara da uzanıyor.

2018 yılında İngiltere merkezli yaratıcı gazetecilik platformu Brush & Bow, Alan’ın portresine “Kadın Rol Modelleri Projesi” kapsamında yer verdi. Bugüne kadar Southbank Centre ve Royal Albert Hall gibi prestijli sahnelerde dinleyiciyle buluşan Alan, son olarak Ağustos 2024’te Cambridge’de düzenlenen TEDx Kings Parade St etkinliğinde tek sanatçı olarak performans sergiledi. Londra SOAS Üniversitesi’nin SOAS Kurdish Band ve SOAS Rebetiko Band projelerinde de aktif olarak yer alan Alan, İngiltere ve yurtdışındaki konser ve festivallerde sahne almaya devam ediyor.

Suna Alan'ın Kürtçe yorumu “Ez Dilerzim” ile Ederlezi'ye kattığı yeni yorumu dinlemek isteyenler, sanatçının YouTube kanalından eseri dinleyebilirler.

https://www.youtube.com/watch?v=R7Sz2olNd1A

 

 Suna ALAN


Twitter        : https://twitter.com/sunaalan12 

Sığınmacılar için Afrika’da kamp kurulması fikrinin mimarı İşçi Partisi miydi?

No comments

16 January 2025



Yeni yayımlanan resmî belgeler, 2004'te Tony Blair liderliğindeki İşçi Partisi hükümetinin, Tanzanya’da sığınmacılar için kamp kurmayı plandığını ortaya koydu. Kamp planı, seçim öncesinde sınır güvenliğinin sağladığına ilişkin seçmenlerin gazını almayı da hedefliyordu. 

Plan kapsamında, İngiltere’nin Tanzanya’ya bu kampı açması karşılığında 4 milyon sterlinlik ek yardım teklif edeceği belirtiliyordu. Dönemin Uluslararası Kalkınma Bakanı Hilary Benn, 2004 yılında İçişleri Bakanı David Blunkett’e yazdığı bir mektupta, Tanzanya ile göçmenlik ortaklığının “temelinin atıldığını” ifade etti. Ancak bu fonun Afrika Çatışma Önleme Havuzu’ndan (ACPP) alınması önerisi, hükümet içinde tartışmalara neden oldu.

Bakanlar Arasında Görüş Ayrılıkları
Dönemin Dışişleri Bakanı Jack Straw, Blunkett’e yazdığı bir mektupta, fonun bu şekilde kullanılması konusunda “bazı çekinceleri” olduğunu dile getirmiş  ancak bir kereliğine bu fonun aktarılmasına onay verebileceğini söylemiş. Öte yandan, dönemin Silahlı Kuvvetler Bakanı Adam Ingram, bu öneriye karşı çıkarak ACPP’nin bu amaç için kullanılmasının uygun olmadığını belirtiyor.

Tanzanya ve AB’den Tepkiler
2004 yılında öne sürülen bu plan, Tony Blair’in hükümetinin sınırları kontrol altında tuttuğunu seçmenlere göstermek istediği bir dönemde gündeme geldi. Ancak, Tanzanya’da güçlü bir muhalefetle karşılaştı ve Avrupa Birliği’nden de eleştiriler aldı. Özellikle Almanya’dan bazı yetkililer, önerilen bu kampları toplama kamplarına benzeterek ağır eleştirilerde bulundu.

Plan, bu tepkilerin ardından rafa kaldırıldı. Ancak belgeler, dönemin göçmenlik politikalarına yönelik tartışmalı yaklaşımları ve Afrika’daki fonların kullanımına ilişkin hükümet içindeki fikir ayrılıklarını gözler önüne seriyor.


Kaynak: The Guardian

 

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan