latest
haber

KÜLTÜR-SANAT

VIDEO

video

VELESPIT HİKAYELERİ

velespit hikâyeleri

GÖÇMENLERİN GÜNDEMİ

YEREL HABERLER

LONDRA GÜNLÜKLERİ

“İngiltere’de suç oranının en düşük olduğu grup Ankara Anlaşmalılar olabilir”

Hiç yorum yok

 

 Bu yazıda, Türkiye’den Birleşik Krallık’a Göçler başlıklı kitabımdan hareketle görüşmecilerin gözünden Ankara Anlaşmalıları ve sahaya ilişkin gözlemlerimi paylaşıyorum.

 Tuncay Bilecen




“GARDAŞ BİZİ DE ARAŞTIRSANA”

2014 – 2015 döneminde akademisyen olarak İngiltere’ye ikinci defa geldiğimde niyetim Türkiyeli göçmenlerin siyasal katılımı üzerine bir çalışma yapmaktı. Oldukça bereketli bir dönemde gelmiştim, çünkü hem Türkiye’de hem de Birleşik Krallık’ta seçimler vardı. Bu sırada sahada sürekli görüşmeler gerçekleştiriyor, yeni yeni insanlarla tanışıyordum. Onlardan biri olan ve sonradan arkadaş olacağımız Onur kendine has üslubuyla “gardaş bizi de araştırsana” diyerek Ankara Anlaşmalılar üzerine çalışma yapmayı aklıma soktu.

YENİ GÖÇ DALGASININ ÖZELLİKLERİ

Böylece, Home Office’ten o zamana kadar anlaşma yapanların sayısını isteyerek yola koyuldum. Toplumdaki abartılı rakamlara rağmen 2015’e kadar anlaşma yapanların sayısı 5 bini geçmiyordu. Daha sonra sahada görüşmeler yaptıkça Ankara Anlaşmalıların, birinci dalga göçle gelen göçmenlerden birçok bakımdan ayrıldıklarını gördüm. Bu yeni göç dalgasıyla gelenler hem demografik, sosyo-kültürel ve sınıfsal özellikleriyle hem de göç etme sebepleri (ekonomik, politik, kültürel, eğitim, ailevi sebepler, akraba ilişkisi vs.) ve sosyal hayattaki ilişkileri (uyum süreçleri, diğer toplumlarla ve ev sahibi toplumla ilişkileri, yaşadıkları bölgeler vs.) bakımından farklılık gösteriyordu.

ANKARA ANLAŞMALILARA KÖRÜN FİL TARİFİYLE BAKMAK

Körün fil tarifi örneğinde olduğu gibi toplum olarak meselelere durduğumuz yerden bakmayı seviyoruz. Ankara Anlaşmalılar meselesinde de aynı bakış açısına sahada çok sık rastlıyorum. Hal böyle olunca devreye çeşitli önyargılar giriyor. Çok duyduğumuz; “Ankara Anlaşmalılar var ya, bunların alayı aslında cemaatçi”, “Ankara Anlaşmalılar çok zenginler hepsi Richmond’da oturuyor” örneklerinde olduğu gibi. Oysa anlaşma yapanlar arasında Türkiye’nin politik ikliminden kaçanlar olduğu gibi kariyerinde yeni bir sayfa açanlar da var ya da en uygun göç yolu olduğu için zincir göçün devamı olarak hemşerilerinin veya ailesinin yanına gelmek isteyenler de var.


                                                    

RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR?

TÜİK verilerine göre; 2016’da 69.326, 2017’de 113.326, 2018’de 136.740’ı, 2019’da ise 84.863 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yurtdışına göç etmiş. Bu göçlerin önemli güzergâhlarından biri de Ankara Anlaşması nedeniyle İngiltere. Sadece 2019’da anlaşmaya başvuranların sayısı 12 binden fazla. Göç edenlerin yaş dağılımlarına baktığımızda ise yüzde elliden fazlasının 20-39 yaş aralığında olduğunu görüyoruz. Bu yaş dağılımı aslında dünyadaki ortalama göç etme yaş aralığından farklı değil. Ankara Anlaşmalılarla ilgili bir başka hususu da ekleyelim, göç son yıllarda gittikçe “aile göçü” görünümü kazanıyor. Yine de başvuru yapanların üçte ikisi erkek ki bu da dünya göç parametreleriyle örtüşen bir veri.

ANKARA ANLAŞMALILAR NASIL ALGILANIYOR?

Yaklaşık iki hafta önce Politik Sığınmacılardan Ankara Anlaşmalılara – Türkiye’den Birleşik Krallık’a Göçler başlıklı bir kitap yayımladım. Bu kitabın odağında başlığından da anlaşılacağı gibi Birleşik Krallık’ta yaşayan Türkiyeli göçmenler yer alıyor. Görüşmeler sırasında sorduğum “Türkiyeli toplum dışarıdan nasıl görünüyor” sorusuna verilen yanıtlardan Ankara Anlaşmalıların nasıl algılandığı az çok görülebilir.

 “Açık söyleyeyim, son iki yıldır bir değişim var. Buranın göç geçmişinde köyden, tarımdan kopmuş gelmiş olanlar vardı. Şimdi ise beyin göçü var. Seksenlerdeki göç ile şimdiki göç farklı, özellikleri de farklı. Kent hayatını yaşamış insanlar şimdi geliyorlar. Eğitim daha yüksek. Gelip burada kafe barlarda çalışıyorlar ama mecburlar. Çünkü başka bir ilişkileri yok. Nasıl bir etki yaptı diye düşünecek olursam yeni gelenler, pozitif ve negatif yönlerinin olacağını düşünüyorum. Buraya bir nitelik katıyorlar bir kere bu pozitif yönü. Ancak bunu yaparken de eziliyorlar, sömürülüyorlar bu da negatif yönü. Hayat mücadelesi kısmını çok ağır yaşıyorlar.”  

 

SINIF DÜŞMEK

Türkiye’de beyaz yakalı olup da Birleşik Krallık’ta hizmet sektöründe ucuz işgücü olarak çalışmak birçok görüşmeci tarafından dile getirilen, Ankara Anlaşmalıların çoğu için alışılageldik bir örnektir. Bir görüşmeciye göre, ilk dönemlerde iyimser bir ruh halinde olan göçmenler zamanla acı gerçeklerle karşılaşmaktadır.

“Benim gözlemim, bu insanlar ilk üç ay ütopyayı yaşıyorlar. Her şeyin çok güzel olacağını düşünüyorlar. Ondan sonraki üç dört aylık süre boyunca gerçekle yüzleşiyorlar. Bu sefer nereden para kazanabiliriz? derdi başlıyor. Bu sefer üniversite mezunu, doktora yapan, çok iyi yerlerde çalışan insanlar restoranlarda, off licencelarda çalışmaya başlıyor. Para gelirse nereden gelirse gelsin yani benim tanıdığım vardı, adam Türkiye’deki bir bankada iyi derecede bir yöneticiyken en son patates soyuyordu restoranda. Gelir gideri karşılamak zorunda.”

 

SUÇ ORANI EN DÜŞÜK GRUPLARDAN BİRİ Mİ?

Yukarıda Ankara Anlaşmalılara ilişkin yazılanlar alandaki gözlemlere ve yapılan görüşmelere dayanmaktadır. Elbette bu, her Ankara Anlaşmalının zorluk yaşadığı veya etnik ekonomi içinde sömürüldüğü manasına gelmemektedir. Uyum sürecini son derece hızlı atlatan, dil yeterliliği ve profesyonel bir işi olduğu için bu tür zorluklar yaşamayan birçok Ankara Anlaşmalı da bulunmaktadır.

Son yıllarda Ankara Anlaşması yapanlarda Londra dışında yaşama konusunda bir eğilim bulunmaktadır. Bunda Londra’nın pahalı bir şehir olmasının önemli bir payı bulunmaktadır. Birleşik Krallık’ın çeşitli şehir ve kasabalarına yayılan Ankara Anlaşmalılar, ıssız kasabalarda gördüğümüz dönerci aile ya da kafe shop işleten Türkiyeli göçmen profili dışında yeni bir Türkiyeli göçmen kategorisi oluşturmaktadır. 

Yazının başlığını bir gözlem olarak ifade ederek yazıyı sonlandırayım. Sahada gözlemlediğim kadarıyla Ankara Anlaşmalılar vizelerine bir halel gelmesin diye o kadar dertleniyorlar ki bu temkinlilik hali onlarda kurallara kayıtsız şartsız uyma yönünde bir temayül oluşturuyor. Elimde bu konuya ilişkin bir data yok, ama Ankara Anlaşmalılar İngiltere’de suç oranı en düşük gruplardan biri olabilir.


                                                   



Bozlak türkülerinin güçlü sesi Özgür Can Londra’da konser veriyor

Hiç yorum yok

 Bozlak türkülerinin üstadı Neşet Ertaş gibi Kırşehir doğumlu olan Özgür Can Londra’da konser veriyor. 5 Haziran, pazar günü, Earth Hackney’de sahne alacak genç türkücü Londra’da ilk defa sevenleriyle buluşacak.

 






Bozlak müziğinin ustası Neşet Ertaş gibi Kırşehir doğumlu olan Özgür Can Çoban altı yaşında başladığı müzik eğitimini akademik anlamda da sürdürdü. Henüz Lise yıllarında, genç yaşına rağmen TRT Türk Halk Müziği repertuarına derleme çalışmaları yapan Çoban, TRT bünyesinde “Sözleşmeli Ses Sanatçısı" olarak da görev almıştır.

2013 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Ses Eğitimi Bölümü öğrencisi olarak akademik hayatına başlayan Özgür Can; Erol Parlak, Can Etili ve Zara’dan nazariyat, şan ve repertuar derslerinin yanı sıra, Ziya Kürküt’den sahne-beden, tiyatro, jest ve mimik eğitimi aldı.

Çok sayıda enstrümanı ustalıkla icra edebilen Özgür Can Çoban, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin düzenlemiş olduğu “Ustalar Arasında” etkinliğinde en genç sanatçı olarak ödüllendirildi. Neşet Ertaş'ın da sahne aldığı İTÜ Bağlama Günleri'nde halk müziğinin usta sanatçılarıyla aynı sahnede performans sergiledi. Emel Sayın, Zara, Kenan Doğulu, Nükhet Duru gibi sanatçılara vokal olarak eşlik etti. 

İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Ses Eğitimi Bölümü'nden Yüksek Onur Derecesi ile mezun olan Özgür Can’ın 2019’dan itibaren yaptığı birçok albümle müzik dünyasında beğeni topladı.

 

Yer: Earth Hackney

Tarih: 5 Haziran Pazar, 2022

Saat: 19:30

Kapı Açılış: 18:00

Timur Öztürk'ten imza günü ve söyleşi

Hiç yorum yok

 Gazeteci Timur Öztürk,  yeni kitabı “40 Yılın Hikâyesi Hikayesi-Unutamadıklarım’’ın tanıtımı kapsamında 22 Mayıs Pazar günü, saat 17:00’de, Stoke Newington’da yer alan Che-men Cafe’de düzenlenecek imza günü ve söyleşiyle okuyucularıyla buluşacak.



 


Timur Öztürk’ün KKTC Halkın Sesi Gazetesi’nde başlayan gazetecilik macerası, Kıbrıs, Türkiye ve İngiltere üçgeni arasında sürdürdü. 1982 yılında Kıbrıs Postası gazetesinin İngiltere muhabiri olarak çıktığı yola, 1991-1998 yılları arasında Türkiye’de devam etti.

Show Tv, Kanal D, Star Tv, CNN Türk gibi Türkiye ulusal kanallarının yanı sıra yerel yayın organlarında da program yapımcılığı ve muhabirlik yaptı. 1994 yılında Milas Radyo Televizyon Genel Yayın Yönetmeni olarak RTÜK’ten ilk kapatma cezasını alan kişi olarak resmî kayıtlara geçti.

Sıcağı Sıcağına, Temiz Eller, Böyle Gitmez, Söz Fato’da gibi bir dönemin efsaneleşmiş televizyon programlarına emek verdi. 1998 yılında tekrar İngiltere’ye dönerek CNN Türk İngiltere temsilciliği yaptı.

Londra merkezli yayınevi Press Dionysus –www.pressdionysus- tarafından piyasaya sürülen “40 Yılın Hikâyesi – Unutamadıklarım” adını taşıyan kitabı Timur Öztürk’ün meslek hayatındaki 40 yılının bir yansıması olarak görülüyor. Timur Öztürk, 1980-2020 yılları arasında, 40 yıl boyunca dünyanın çeşitli ülkelerinde habercilik yaparken başından geçenleri 27 konu başlığı altında bu kitapta topladı.

 

Kitabın yayıncısı Press Dionysus kitabın arka kapağında şunları yazdı;

Bu kitap, Timur Öztürk’ün 40 yılı aşan gazetecilik serüveninde biriktirdiği anıların bir derlemesi niteliğini taşıyor. Bu anılar sayesinde okuyucu; 1980’li yılların Kıbrıs’ından İngiltere’sine, oradan da 1990’lı yılların Türkiye’sine uzanan yolculuklara çıkarken aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihine ilişkin bir hafıza tazelemesi de  yapıyor. Uğur Mumcu’dan Ahmet Kaya’ya, Asil Nadir’den Mehmet Ali Ağca’ya kadar dönemin pek çok tanıdık siması da bu yolculukta okuyucuya eşlik ediyor. 

40 Yılın Hikâyesi, Unutamadıklarım bir anı kitabından ziyade Türkiye’nin yakın tarihinin bir panoraması olarak değerlendirilebilir… 


👉Kitaba erişim adresi: Unutamadıklarım – Timur Öztürk – Press Dionysus

Kitabın yayıncısı Press Dionysus’un organize ettiği imza ve söyleşi 22 Mayıs Pazar günü saat 17:00’de 185 Stoke Newington Road bulunan Che-men Kafede gerçekleşecek.


📌 Yer: Che-men Cafe, Londra
📆 Tarih: 22 Mayıs Pazar
⏰ Saat: 17:00
📍 Adres: 85 Stoke Newington Rd, London N16 8AA


 

Türkiye'den İngiltere ve Almanya'ya "beyaz yakalı" göçü

Hiç yorum yok

 Kocaeli Üniversitesi'nden Doç. Dr.Tuncay Bilecen ve Albert Ludwigs Freiburg Universitesi'nden Çağdaş Torbacıoğlu Türkiye'den İngiltere ve Almanya'ya yönelik beyaz yakalı göçünü tartışıyorlar.





Son yıllarda Türkiye'den yurtdışına göçler neden arttı?

Göç edenler ne umuyorlar, ne buluyorlar?
Uyum süreçleri nasıl geçiyor?

Uyum süreçleri bakımından İngiltere ve Almanya arasında bir fark var mı?

İlk yıllarda hangi zorlukları yaşıyorlar?

Ayrımcılık ve ırkçılıkla karşılaşıyorlar mı?









Tottenham Çocukları

Hiç yorum yok


Dursaliye Şahan, Tottenham Çocukları’nda göç meselesinin ihmal edilen yönlerinden birine göçün arkasında yatan sosyo-politik ilişkilere Keko’nun hikâyesi üzerinden yer veriyor.






Tuncay Bilecen

Göçmen edebiyatının kaderi çoğu zaman göçmenlerin kaderiyle aynıdır. Ne bulundukları ülkede kabul görürler ne de anavatanlarında. Arafta, arada kalmış bir edebiyattır bu. Anadille yazılsa kendi vatanında, göç ettiği toplumun diliyle yazılsa bulunulan ülkede üvey evlat muamelesi görür.

 Göçmen edebiyatçılar farklı kültürleri yaşamanın verdiği tecrübeyle yeni bir dil evreni kurma konusunda daha mahir olsalar da kendilerini kabul ettirmeleri çok daha zordur. Buna ancak bu konuda ısrar ve inat eden dil işçileri direnebilir. İşte bu inatçı yazarlardan biri olan Dursaliye Şahan, hem kendisinin ve içinde yaşadığı toplumun göç deneyimini hem de geride bıraktığı toprakların sosyo-kültürel yapısını, geleneklerini birbiriyle yoğurarak öykü ve romanlar kaleme alıyor uzun yıllardır.

Dursaliye Şahan’ın Tottenham Çocukları başlıklı romanı, bir gazeteci kadının (romanın anlatıcısı) Londra’da bir otobüste tesadüfen Keko’yu (Ali Kemal) tanımasıyla başlıyor. Daha sonra roman boyunca -son bölüm hariç- Keko’nun Türkiye’de içinde büyüdüğü toplumun geleneksel değerlerini, bu değerler içinden güç bela sıyrılarak dedesiyle birlikte İstanbul’a bir gecekondu mahallesindeki amcasının evine gelmesine ve biraz da şansının yardımıyla iyi bir eğitim görmesine şahitlik ediyoruz.

Londra’daki Keko ise, uyuşturucu çetesinin tuzağına düşmüş onlarca gençten biri. Yazar, bu romanda bir dönem Londra’daki Türkiyeli toplumun tanıklık ettiği genç intiharlarına ve bunun arkasında yatan sosyal, politik, ekonomik, geleneksel ilişkilere yer veriyor. Tottenham Çocukları ismi de buradan geliyor zaten. Tottenham Boys olarak bilinen çetenin Türkçedeki adı bu. Büyük bir kısmı Türkiye’de geçen romanda Dursaliye Şahan, Londra’daki çete gerçeğinin gerisindeki ilişkiler zincirini ortaya koyuyor.

Roman bu bakımdan toplumsal cinsiyet penceresinden de irdelenebilir. Keko’nun içinde bulunduğu geleneksel aile ve aşiret yapısı kadınların söz hakkının olmadığı ve kaderlerine boyun eğdikleri bir düzenden başka bir yer değil. Nitekim yazar, bunu sürekli gözler önüne seriyor. “İlk aybaşı baba evinde, ikincisi koca evinde”, “Bir kız on altı dedi mi ya erde ya yerde olacak” gibi sözlerle de vurgulanan bu durum, roman Keko’nun annesi, amca kızı, yengesi gibi roman kişilerinde temsil ediliyor. Bunun karşısında ise erkek egemen değerler yer alıyor. Bu değerler zaman zaman babalar ve oğullar arasında çatışmalara da yol açıyor. Örneğin Keko, İstanbul’da gitmek ve orada eğitim görmek için babasıyla sürekli çatışıyor ve babasından dayak yiyor. Hatta bir an önce geri dönmesi için çocuk yaşta ailesi tarafından alelacele nişanlanıyor.

Romanın merkezine oturttuğu hususlardan biri de politik çatışmalar. Türkiye’deki iç çatışma ortamı Keko’nun Kürt kimliği, ailesi ve aşiretinin devlet ve örgüt arasındaki pozisyonu, babasının zorla korucu olması ve öldürülmesi bu çatışmanın romanın akışı içinde canlı tutulmasına yol açıyor.

Keko’nun hem köylü hem de Kürt kimliğinin burslu olarak okuduğu özel okulda da peşini bırakmaması, burada öğrencilerin sürekli aşağılamalarına maruz bırakılması yazarın meselenin sınıfsal boyutuna ilişkin bir göndermesi olarak okunabilir.

Keko’nun okumasında önemli bir payı bulunan köydeki okuldaki öğretmeni Fatih Öğretmen ile özel okulda ona göz kulak olan Hayrettin Öğretmen romanda idealist öğretmen tipini temsil ediyorlar. Örneğin Fatih Öğretmen “Çalıkuşu” romanından fırlamış bir karakter gibidir.  “(…) köye geldiği ilk gün hepimize, bütün köylüye gülümsemişti. Öyle içten öyle candan gülümsüyordu ki hiçbirimiz, onu yadırgamamıştık.” (s.175)

“Okuldaki en sevdiğim hatta tek sevdiğim diyebileceğim öğretmen Hayrettin Hocaydı. Daha ilk günden bana dostça davranmış; ilk gördüğü anda gülümsemişti. Birine gülümsemenin ya da ona tepeden bakmanın ne demek olduğunu, İstanbul bana öğretmişti.” (S.174).

Kitapta bu bakımdan insana dair birçok betimleme bulmak mümkün. Bu betimlemeler roman kişilerinin karakter yapısını ortaya koyduğu gibi bu insanlık durumunun neye tekabül ettiğine de işaret ediyor. “Amcam, en sakin göründüğü anlarda bile çevresindekilere gerginliğini hissettiriyordu. Yıllar sonra amcamın tek olmadığını, girdiği her ortama kasvet ve huzursuzluk getiren keyifsiz insanların çok olduğunu, çoğunun da insan sevmediğini anlayacaktım.” (S.131)

Dursaliye Şahan, Tottenham Çocukları’nda göç meselesinin ihmal edilen yönlerinden birine göçün arkasında yatan sosyo-politik ilişkilere Keko’nun hikâyesi üzerinden yer veriyor. Özetle yazar bu romanda;  yaşanılan toprakları, buradaki çatışma ortamını terk etmekle sorunların terk edilmediğini, aksine göç edilen yerde başka çatışmaların başladığını ve değerlerinin göçmenlerle birlikte bulundukları ülkeye de geldiğini okuyucuya duyuruyor.  

 

*Dursaliye Şahin, Tottenham  Çocukları, Sola Yayınları, 2017, 304 sayfa.

 

Tottenham Çocukları, Londra merkezli yayınevi Press Dionysus tarafından İngilizce olarak da yayımlandı. 


👉http://www.bisikletligazete.com/2021/11/tottenham-boys-raflarda-tottenham.html


 

Tottenham Boys raflarda! Dursaliye Şahan'ın Tottenham Çocukları kitabının İngilizce çevirisi yayımlandı

Hiç yorum yok

Göçmen yazar Dursaliye Şahan’ın Tottenham Çocukları adını taşıyan kitabının İngilizce çevirisi Londra merkezli yayınevi Press Dionysus tarafından basıldı. Şahan, Tottenham Çocukları’nda göç meselesinin ihmal edilen yönlerinden birine göçün arkasında yatan sosyo-politik ilişkilere Keko’nun hikâyesi üzerinden yer veriyor.

 


Tuncay Bilecen

Göçmen edebiyatının kaderi çoğu zaman göçmenlerin kaderiyle aynıdır. Ne bulundukları ülkede kabul görürler ne de anavatanlarında. Arafta, arada kalmış bir edebiyattır bu. Anadille yazılsa kendi vatanında, göç ettiği toplumun diliyle yazılsa bulunulan ülkede üvey evlat muamelesi görür.

Göçmen edebiyatçılar farklı kültürleri yaşamanın verdiği tecrübeyle yeni bir dil evreni kurma konusunda daha mahir olsalar da kendilerini kabul ettirmeleri çok daha zordur. Buna ancak bu konuda ısrar ve inat eden dil işçileri direnebilir. İşte bu inatçı yazarlardan biri olan Dursaliye Şahan, hem kendisinin ve içinde yaşadığı toplumun göç deneyimini hem de geride bıraktığı toprakların sosyo-kültürel yapısını, geleneklerini birbiriyle yoğurarak öykü ve romanlar kaleme alıyor uzun yıllardır.

Londra merkezli yayınevi Press Dionysus tarafından İngilizce olarak da yayımlanan Tottenham Boys, bir gazeteci kadının (romanın anlatıcısı) Londra’da bir otobüste tesadüfen Keko’yu (Ali Kemal) tanımasıyla başlıyor. Romanın büyük bir bölümü Türkiye’de geçiyor. Bu kısımlarda Keko’nun Türkiye’de içinde büyüdüğü toplumun geleneksel değerlerinden haberdar oluyoruz.

Londra’daki Keko ise, uyuşturucu çetesinin tuzağına düşmüş onlarca gençten biri. Yazar, bu romanda bir dönem Londra’daki Türkiyeli toplumun tanıklık ettiği genç intiharlarına ve bunun arkasında yatan sosyal, politik, ekonomik, geleneksel ilişkilere yer veriyor. Tottenham Çocukları ismi de buradan geliyor zaten. Şahan bu romanında, Londra’daki çete gerçeğinin gerisindeki ilişkiler zincirini ortaya koyuyor.

Tottenham Boys, toplumsal cinsiyet penceresinden de irdelenebilir. Keko’nun içinde bulunduğu geleneksel aile ve aşiret yapısı kadınların söz hakkının olmadığı ve kaderlerine boyun eğdikleri bir düzenden başka bir yer değil. Nitekim yazar, bunu sürekli gözler önüne seriyor. Bu değerler zaman zaman babalar ve oğullar arasında çatışmalara da yol açıyor. Örneğin Keko, İstanbul’da gitmek ve orada eğitim görmek için babasıyla sürekli çatışıyor ve babasından dayak yiyor. Hatta bir an önce geri dönmesi için çocuk yaşta ailesi tarafından alelacele nişanlanıyor.

Romanın merkezine oturttuğu hususlardan biri de politik çatışmalar. Türkiye’deki iç çatışma ortamı, Keko’nun Kürt kimliği, ailesi ve aşiretinin devlet ve örgüt arasındaki pozisyonu, babasının zorla korucu olması ve öldürülmesi bu çatışmaların romanın akışı içinde canlı tutulmasına yol açıyor.

Keko’nun köylü ve Kürt kimliğinin burslu olarak okuduğu özel okulda da peşini bırakmaması, burada öğrencilerin sürekli aşağılamalarına maruz bırakılması yazarın meselenin sınıfsal boyutuna ilişkin bir göndermesi olarak okunabilir.

Keko’nun okumasında önemli bir payı bulunan köydeki öğretmeni Fatih Öğretmen ile özel okulda ona göz kulak olan Hayrettin Öğretmen romanda idealist öğretmen tipini temsil ediyorlar.

Dursaliye Şahan, Tottenham Çocukları’nda göç meselesinin ihmal edilen yönlerinden birine göçün arkasında yatan sosyo-politik ilişkilere Keko’nun hikâyesi üzerinden yer veriyor. Yazar bu romanında; yaşanılan toprakları terk etmekle buradaki sorunların terk edilmediğini, aksine göç edilen yerde başka çatışmaların başladığını ve göçmenlerin peşi sıra değerlerinin de göç ettikleri topraklara geldiğini okuyucuya duyuruyor.  


👉Kitabı online satın almak için tıklayın




Dursaliye Şahan Kimdir?

Türkiye’nin küçük bir köyünde doğan Dursaliye Şahan, dört yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a daha sonra da Londra’ya göç etti. Anadolu Üniversitesi Radyo Televizyon mezunu olan yazar, küçük yaşlarda başladığı yazın hayatını öyküler, tiyatro oyunları, roman ve karikatür çalışmalarıyla sürdürmektedir.

Şimdiye dek altı öykü, üç roman, bir karikatür ve iki çocuk kitabı yayımlanmıştır. “Güvercin” adını taşıyan öyküsü iki kez televizyon dizisi oldu. “Hacı Murad” ve “Ali Haydar” isimli eserleriyle TC Kültür Bakanlığı’ndan senaryo yazım desteği aldı.

Birçok öyküsü İngilizceye çevrilerek çeşitli dergilerde ve anonim kitaplarda okuyucuyla buluşan yazarın, yurt içinden ve yurt dışından çeşitli öykü ve edebiyat ödülleri bulunmaktadır.

Dursaliye Şahan; çocuklara, engellilere ve yetişkinlere yönelik öykü ve yazı atölyeleri düzenlemeye ve öykü yarışmalarında jüri üyeliği yapmaya devam etmektedir.

 

Şerbet (roman – 2020,) Benekli Vakvak (çocuk masalı – 2018 Sola Yayınları) Ayarsız Kadınlar Cemiyeti (roman – 2018 Sola Yayınları) Parantez Aşklar (öykü – 2017 Sola Yayınları) Tottenham Çocukları (roman – 2016 Sola Yayınları) Ah O Kadınlar (öykü 2016 Akademisyen Yayınları), Hikâye Hırsızı (2012- İşçi Edebiyatı Öykü Ödülü) Zabit Londra’da (Karikatür), Uçan Halı (Çocuk hikâyesi – Hatay Belediyesi sosyal proje) Fakir Cennet (öykü 2007 Crea Yayınları), Döndü (Halkevleri 1988 Öykü Ödülü).

 

Düzenlediği kitaplar:

Asi’den Taşan Öyküler, Ve Tanrı Aşkı Yarattı, Yahya Kanbolat Anısına Öykü Ödülleri

 

Ödülleri:

2020 Luna Yayınları Öykü ve Küçürek Öykü Yarışması mansiyon (Can Yakmak)

2019 Cumba Kültür ve Sanat Platformu Öykü Ödülleri mansiyon (Ayşegül)

2019 Platform Avrupa Öykü Ödülleri birincisi (Asiye)

2019 İstiklâle Vefa Öykü Ödülleri / OKUNMAYA DEĞER ÖYKÜ

2016 Hematolojik Onkoloji Derneği ‘Kökten Değişen Hayatlar Öykü Ödülü’ (Hatice’nin Canı)

2012 Hikâye Hırsızı öykü kitabına; Abdullah Baştürk 2012 İşçi Edebiyatı ödülü
2007 Afyon Kocatepe Öykü Ödülü  ('Alev') 
2006 Hollanda Türk Evi, Hikaye ödülü. (Sakine)

2006 KASİAD(Kadının Sosyal Hayatını Araştırma ve inc. Dern.) Öykü ödülü (2068'de Bir Aşk Hikayesi.)
2006 Anafilya Öykü Ödülü (Kırro.) 
2006 Edebiyat Dünyası Öykü Ödülü (Çay Şekeri.) 
2005 CullTurkey Okuma Kulübü Öykü Ödülü (Takıntılı Kadın.) 
2005 SES (Sağlık Emekçileri Sendikası) Öykü ödülü (Parmaklar.) 
2004 SBS Radyosu Avustralya Öykü Ödülü (Parmaklar.) 
1998 Halk Evleri Öykü Ödülü (Döndü kitabına.) 
1996 Toplum Postası Türkçe Hikaye Ödülü (Kale)

1995 İmece Kadın Derneği Kadın Öykü Ödülü (Parmaklar.) 
1987 Güneş Gazetesi Türkiye Öykü ödülü (Leo.) 
1972 Hayvanları Koruma Cemiyeti Türkiye Orta Öğretim Hikâye Ödülü (Aynı.)

 

 Üye olduğu kuruluşlar:

The Foreign Press Association, İngiltere Göçmen Sanatçılar Derneği (EXILED), Türkiye Yazarlar Sendikası, Kadın Yazarlar Derneği, İLESAM, Türkiye Yazarlar Birliği

 

 

Day-Mer'de müzik söyleşileri devam ediyor: “Platon'dan Venom'a Müziğin İşlevi"

Hiç yorum yok

Day-Mer Kültür Sanat Topluluğu’nun Salı günleri düzenlediği müzik söyleşilerinin bu haftaki konuğu Alkan Karaçam.





Müzik her zaman iyi ve güzel şeylerden mi bahseder? İnsanların yaşadığı kötü deneyimler müziğe nasıl yansır? Müzik, insanlığın yaşadığı ekonomik, politik, sosyal gelişmelerden nasıl etkilenir? Müzik, çağına nasıl tanıklık eder? Örneğin İngiltere Thatcher döneminde madenci grevleriyle sarsılırken bu olaylar dönemin müziğini nasıl etkiledi?

Day-Mer Kültür Sanat Topluluğunun düzenlediği müzik söyleşilerinde bu hafta yukarıdaki soruların ışığında bir söyleşi düzenleniyor. Alkan Karaçam'ın katılımcı olarak yer alacağı "Platon'dan Venom'a Müziğin İşlevi" başlıklı söyleşi 17 Mayıs, Salı günü, saat: 19:30'da Day-Mer'de gerçekleştirilecek.

Day-Mer’in Kuzey Londra Toplum Merkezi’nde düzenlediği rengârenk söyleşiler devam edecek, okuyuculara hayatlarında yeni bir pencere açmaları için bu etkinliklere katılmalarını salık veririz.



© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan