latest
haber

KÜLTÜR-SANAT

VIDEO

video

VELESPIT HİKAYELERİ

velespit hikâyeleri

GÖÇMENLERİN GÜNDEMİ

YEREL HABERLER

LONDRA GÜNLÜKLERİ

İngiltere’de tarihin en büyük üniversite grevleri yaşanıyor

Hiç yorum yok

İngiltere, tarihinin en büyük üniversite grevlerini yaşıyor. 150 üniversitedeki 70.000'den fazla üniversite çalışanı ücret, çalışma koşulları ve emekli maaşlarında iyileştirme talebiyle greve çıktı.

 

                             


                                                       

 İngiltere’de 150 üniversitedeki 70.000'den fazla üniversite çalışanı, ücret, çalışma koşulları ve emekli maaşlarında iyileştirme talebiyle greve çıktı. 24 – 25 Kasım tarihlerinde yapılan grev, 30 Kasım, Çarşamba günü de devam etti. Ulusal Öğrenci Birliği de (NUS), İngiltere genelinde devam eden ve 2,5 milyon öğrenciyi etkileyebilecek olan grevleri destekledi.

Üniversite ve Kolej Sendikası (UCU), işverenlerin üniversite personelinin taleplerini dikkate almaması durumunda grev ve boykotların yeni yıldan sonra da devam edeceği uyarısında bulundu. Greve katılan üniversite personeli, 23 Kasım Çarşamba gününden itibaren grev nedeniyle kaybedilen işleri telafi etmeyi reddederek endüstriyel eylem başlatacak.

Grev kararı, UCU üyelerinin geçtiğimiz ay, maaş ve çalışma koşullarına yönelik saldırıların yanı sıra emekli maaşlarında yapılan kesintiler üzerine yapılan oylamada ezici çoğunlukla endüstriyel eyleme “evet” oyu vermesinin ardından alındı.

Üniversitelerde enflasyona rağmen ücretlerdeki artış sadece % 3’te kaldı ve çalışanların üçte birinin geçici sözleşmeyle çalışıyor. Bu yüzden sendikanın talepleri arasında, yaşam maliyeti kriziyle başa çıkmak için anlamlı bir ücret artışı ve güvensiz sözleşme uygulamasının sona erdirilmesi yer alıyor. Sendika ayrıca emeklilerin gelirlerinde yaşanan yaklaşık % 35’lik kaybından da telafisini istiyor.

İngiltere’de üniversiteler geçen yıl 41.1 milyar sterlinlik rekor gelir elde etti ve rektör yardımcıları toplu olarak tahmini 45 milyon sterlin kazandı. Sendika, elde edilen bu gelirler karşısında üniversite çalışanlarının taleplerinin karşılanmamasını anlamsız bulduğunu belirtiyor.

UCU Genel Sekreteri Jo Grady grevlere ilişkin şunları söyledi: “İngiltere'deki kampüsler daha önce hiç görülmemiş bir ölçekte grev eylemi yaşıyor. 70.000 personel düşük ücret, emekli maaşlarındaki kesintileri ve güvencesiz istihdam koşullarını reddettiğini açıkça ortaya koyuyor. Üniversite yönetimleri bizi ciddiye almazsa bu grevler sadece bir başlangıç olacaktır.”

 

Zincir Kıran Kadınlar Derneği'nin 2023 takvimi satışa hazır

Hiç yorum yok

 2019'da Kadıköy'de kurulan ve kısa sürede bisikletle ilgili birçok etkinlik gerçekleştiren Zincir Kıran Kadınlar İnisiyatifi 2023 yılı takvimlerini 100 liradan satışa sundu. Takvimin her sayfası aynı zamanda kartpostal olarak da gönderilebilecek.  

 


Zincir Kıran Kadınlar grubunun kurucularından Hande Karaca ile Gazete Kadıköy'ün yaptığı röportaj:

Zincir Kıran Kadınlar Derneği nerede, ne zaman ve hangi amaçla kuruldu?
Zincir Kıran Kadınlar derneği 2019-2021 yılları arasında Kadıköy’de kurulup güçlenen bir inisiyatifti. 2022 Ocak ayı itibariyle ise bir derneğe dönüştü. Amacı kadınları bisiklet yoluyla fiziksel ve mental olarak güçlendirmek, kadınlara ücretsiz bisiklet eğitimleri vermek, onları uygun fiyatlı ya da sponsorların desteği ile ücretsiz ya da ucuz bisiklet turlarına çıkarmak, kadınlara, çocuklara, yaşlılara, engellilere, göçmenlere, LGBTQ bireylere kısacası herkese şiddetsiz alanlar yaratabilmek için projeler geliştirmektir.

 Derneğin hedefleri nelerdir?

Derneğin hedefleri sadece İstanbul’da değil Türkiye’nin her yerinde Zincir Kıran Kadınlar aktiviteleri düzenlemek, şubeler oluşturmak, Türkiye’nin tüm kadınları arasında güçlü bir dayanışması zinciri kurmaktır. 2022 yılında İstanbul ve İzmir’de toplam 60 kadına bisiklet elçisi eğitimi vererek 250 kadına ücretsiz bisiklet eğitimi verilmesini sağlamıştır. Daha çok kadın bisiklet elçisi yetiştirmek için ise 20 adet Bisiklet Mentörü sahibi olmuştur. Tüm eğitimleri kendi geliştirdiği yöntemler ve globalden (Amerikandan Get Women Cycling İnsiyatifi / Almanya’dan Bike Bridge derneğinin müfredatını uygulayarak) aldığı destekle yapmıştır. Bunu ileri senelerde Milli Eğitim Bakanlığı ve Spor Müfredatının da desteğini alarak “bisiklet elçiliği / öğretmenliği” mesleği haline de getirmek istemektedir.

 “2023 yılı kadın ve bisiklet yılı olsun”  takvim fikri nasıl ortaya çıktı, ? Takvimin ismi nasıl konuldu?

Türkiye sosyal ve ekonomik zor zamanlardan geçiyor. Derneğin de aynı şekilde zor sosyal ve ekonomik savaşlar verdiğini söyleyebiliriz. Ancak bizler dayanışma içinde her zaman birbirlerimize umut aşılamaya çalışan kadınlarız. Buna da “açılacak her zaman yeni kapılar vardır” deyimi ile doğruluyoruz. Bu yüzden Kadıköy Yeldeğirmeni’nde nostaljik denecek 12 kapının önünde kadınlara, çocuklara aslında herkese ilham verecek, onlara kendilerini daralmış hissettiklerinde “üzülme, yeni kapılar açılır” mesajını taşıyacak bir takvim verebilmek istedik. Ama elbette bu takvimde daha fazla kadın ve bisiklet görünür olacak ve 2023 yılında daha güçlü kadınlar ve daha etkin bisiklet politikaları geliştirerek o kapıları bizler açacağız mesajını da korumak istedik.

 Hangi amaçla takvimi çıkarıyorsunuz?

Takvim çıkarmamızın öncelikli amacı kadın ve bisiklet içeriklerinin daha fazla ortada olması, kadınların ve bisikletlerin bu birliktelik gücünün daha fazla kişi tarafından fark edilmesiydi. 22 kadın 1 çocuk gönüllü olarak modellik yaparken 1 fotoğrafçı ve 1 tasarımcı da değerli emeklerini gönüllü olarak takvime sundular. Daha fazla kişinin masasında daha fazla gülümseyen güçlü kadınlar olması tüm gönüllü kadınların tek hevesidir.

 Takvimin sayfalarında neler yer alıyor? Takvim sayfalarını çevirenler her sayfada neler görecek?

Takvimin her sayfasında ikişer kadın 12 farklı bisiklet çeşidiyle birlikte poz verdiler. Bu bisikletler yol/yarış, dağ, şehir, fixie/single, tandem, katlanır, elektrikli, gravel, kargo, bmx, süslü, tur bisikleti çeşitlerindeydiler. Katılımcı kadınlar da birbirlerinden farklılıklarıyla öne çıkıyorlardı. Türbanlı kadın da dövmeli kadın da, görme engelli kadın da, Fransız tur bisikletçisi kadın da, LGBTQ temsili kadın da, anane torun da vardı. Bu çeşitliğin bir arada mükemmel bir uyumla size gülümsemesi Kadıköy’ün çeşitliliğe saygı duyan yapısını yansıtıyordu diyebiliriz.

 Takvim için nasıl bir çalışma yürütülüyor? Çalışmada kimler yer alıyor?

Takvim 19-20 Kasım tarihlerinde Kadıköy Yeldeğirmeninde gönüllü fotoğrafçı Nilgün Mercan’ın objektifine poz veren 22 kadın 1 çocukla derneğin başkanı Hande Karaca’nın önderliğinde gerçekleşti. 12 saat süren fotoğraf çekimlerinden sonra Ayşe Bilgin Çelikdelen takvim tasarımını tamamladı. Takvim 16 adet kartpostal şeklinde kullanıcısına ulaşacak. Her ayın önünde iki kadın bisikletleri ve Kadıköy’ün bir kapısı ile size gülümserken o ayın bitiminde bu kartpostalı sevdiğiniz birine göndererek kadınların yolculuğunun dünyanın başka bir yere devam etmesini sağlayabileceksiniz. Ayrıca takvimin 4 kartında da ilkbahar-yaz-sonbahar-kış mevsimlerinde bisiklet yolculuğuna çıkacak kişilere “yanına alınacak kontrol listesi” veriliyor. Bunun da bisiklet yolculuğuna çıkmayı hayal eden kadınlara ilham vereceği ve destek olacağı düşünülmüş.

 Takvim  çalışması ne zaman bitecek, takvim ne zaman hazır olacak?

Takvim 1 Aralık itibariyle hazır olacak. Ön sipariş almaya başlayan Zincir Kıran Kadınlar derneği toplam 200 adet takvimi sevenlerine ve onlara takvim alarak destek olmak isteyenlere ulaştıracaklar.

 Takvimi edinmek isteyenler nereden temin edebilir? -Takvim ücretsiz mi olacak?

Takvimi satın almak için zincir Kıran Kadınlar instagram hesabına mesaj atmanız ve iban ile bağış ödemesi yaparak ödemeli kargo ile adresinize iletilmesini istemeniz yeterli. Ancak sınırlı sayıda olması sebebiyle hızlı davranan kişilere yetebileceğini hatırlatmak isteriz.

 Kaynak: Gazete Kadıköy 

İletişim: zincirkirankadinlar@gmail.com 

+90 537 9844186 

Instagram:  @zincirkirankadinlar 

 

Zeyno Durar’ın yeni teklisi tüm dijital platformlarda

Hiç yorum yok


İngiltere`de yaşayan, Kürt müziğinin otantik ve kadife sesli sanatçısı Zeyno Durar, söz ve müziği Veysel Algür’e ait olan “Yara mın” (Yarim) şarkısının single çalışmasını dinleyicilerin beğenisine sundu.

                                                           


                       

 Dört ay önce “Hebun” (Varoluş) isimli ilk mini albümünü çıkaran Zeyno Durar, yeni teklisi “Yara mın” ile müzik dünyasına tekrar merhaba dedi.  Adana’nın çok kültürlü ortamında, sanatçı bir ailenin içinde yetişen Durar, ilk sahne deneyimini daha beş yaşındayken yaşadı. Kürtçe, Türkçe ve Arapça dillerinde türküler söyleyen şarkıcı müzik kariyerini belediye konserlerinde, festivallerde ve düğünlerde sahne alarak sürdürdü. Adana Belediye Konservatuarı’nda müzik eğitimi alan sanatçı, bir dönem Mezopotamya Kültür Merkezi’nde de çalışmalarda bulundu.   

Zeyno Durar, müzik kariyerine Londra`da Rengin Kadın Korosu çatısı altında devam ediyor. Durar’ın bu yeni çalışmasının bestesini Veysel Algür, aranjmanını Servan Ayaz yaparken sanatçıya kayıtta enstrümanlarıyla; davulda Murat Bakrak, perküsyonda Kaan Yurtsever, bas gitarda Deniz İnal, klasik gitarda İlkan Pala, kemanlarda Gümdem Yaylı, kanunda Samet Çelikel, bağlamada ise Ciwan Ayaz eşlik ettiler.  

Zeyno Durar’ın, Yara mın şarkısı aşağıdaki linkten dinlenebilir:

https://youtube.com/user/zeyno2101

 

Fotoğraflar: Nilay İşlek

“NEYZEN DELİ Mİ VELİ Mİ?” Neyzen Tevfik’in hayatı Londra'da sahnede

Hiç yorum yok

Hüseyin Poyraz’ın yazıp oynadığı, Neyzen Tevfik’in hayatından kesitler taşıyan “Neyzen Deli mi Veli mi?” adlı oyun, 4,5,6, 7 Aralık tarihlerinde Tower Tiyatrosu’nda seyirciyle buluşuyor. 

                                         


                                                   

Sivri ve alaycı dili ve büyük bir ney üstadı olmasıyla bilinen Neyzen Tevfik’in hayatı tiyatro sahnesine taşınıyor. Hüseyin Poyraz’ın yazıp oynadığı, Neyzen’in hayatından kesitler taşıyan “Neyzen Deli mi Veli mi?” adlı oyun, 4 ve 7 Aralık tarihlerinde Stoke Newington’da bulunan Tower Tiyatrosu’nda seyirciyle buluşacak. Pan Production tarafından organize edilen, yaklaşık iki saat süren oyunun müzikleri ise Adem Aslandoğan tarafından yapılmış.

Tanıtım bülteninde oyuna ilişkin olarak şu ifadeler yer alıyor: “Nüktedanlığın tam bir canlı örneği olan şair, neyzen, fikir adamı ve bir Bektaşi dervişi olan Neyzen Tevfik’in, Muğla’dan İstanbul’a; Osmanlı’nın son zamanlarından, Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan, hiciv dolu yaşamı, Hüseyin Poyraz’ın sürprizlerle dolu performansıyla tiyatro sahnesinde yeniden hayat buluyor…Gelin, görün; Neyzen deli mi veli mi…”

Oyunun biletleri £20 ve aşağıdaki linkten temin edilebilir:

https://www.towertheatre.org.uk/neyzen/

 

Tarih: 4,5,6, 7 Aralık 2022

Saat: 19:30

Yer: Tower Theatre

Adres: 16 Northwold Rd, London N16 7HR

 

Scale – up vizenin tüm detaylarını Avukat Yaşar Doğan'la konuştuk

Hiç yorum yok

 Home Office kısa süre önce ‘Scale-up vizesi’ne ilişkin ayrıntıları yayınladı.  Redstone Solicitors’tan Avukat Yaşar Doğan ile bu vizenin ayrıntılarını konuştuk.

 


                                                                                                    

Scale-up vizesi nedir?

‘Scale-up vizesi’; hızlı büyüyen ve belirli niteliklere sahip bir şirketin sponsorluğunda, yüksek nitelikli bireylere verilen bir vize türüdür. Bu vizenin amacı, hızlı büyüme potansiyeline sahip şirketlerin istikrarlı bir şekilde büyümeye devam etmelerini sağlamak için uygun nitelik, beceri ve tecrübelere sahip çalışanlar edinebilmelerinin önünü açmaktır.

Bu vizeye kimler başvurabilir?

Scale-up vizesi adaylarının karşılamaları gereken bir dizi gereksinimler bulunuyor. Bunların başında, İngiltere’de faaliyet yürüten uygun niteliklerdeki bir sponsor şirketten, üniversite mezuniyeti seviyesinde nitelik ve beceri gerektiren bir iş teklifi almış olmak geliyor. Diğer gereksinimlerin bazıları şunlar: (i) 18 yaşından büyük olmak, (ii) geçerli bir sponsor sertifikasına sahip olmak, (iii) teklif edilen işin gerçek bir pozisyon olması ve yalnızca vize edinmek amaçlı olmaması, (iv) teklif edilen maaşın belirli bir seviyenin üzerinde olması, (v) İngilizce dil şartını yerine getirmek ve (vi) finansal gereksinimi karşılıyor olmak.

Bu durumda, Scale-up vizesi sponsorluk gerektiriyor. Bunu açıklar mısınız?

İlk duyurulduğunda, Scale-up vizesinin sponsor şirket gerektirmeyeceği söyleniyordu. Ancak, detaylar ortaya çıktıkça, bu vize türünün de ilk etapta bir sponsorluk gerektireceği netleşti. Başvuru sahiplerinin İngiltere’de bu vize türü altında geçirecekleri ilk 6 aylık dönem için uygun bir sponsor şirkete ihtiyaçları bulunuyor. İlk 6 aylık periyodda sponsor şirket için çalıştıktan sonra, tercih eden Scale-up vize sahipleri sponsor şirketlerinden ayrılabilirler.

Scale-up vizesi için sponsor lisansı edinmek isteyen şirketlerin karşılamaları gereken belirli kriterler mevcut. Öncelikle, mevcutta en az 10 çalışana sahip olmak gerekiyor. Ayrıca, şirketin son 3 yılına bakıldığında, işçi sayısı veya yıllık ciro bakımından yüzde 20 oranında artış olduğunun ispatlanması elzemdir. Bu kriterleri sağlayabilecek şirket sayısının sınırlı olacağı kanaatindeyiz.

Hangi meslek mensupları bu vizeden daha kolay yararlanabilir?

Bu vize türünden yararlanabilecek meslek gruplarının listesi Home Office web sitesinde mevcut. Genel olarak, üniversite mezuniyeti seviyesinde nitelik ve beceri gerektiren meslek grupları mensupları için oluşturulmuş bir vize rotasıdır. Başvuru sahiplerinin üniversite mezunu olması şart değil. Ancak, doldurulacak iş pozisyonunun üniversite mezuniyeti seviyesinde nitelik ve beceri öngörmesi gerekir. Üniversite mezunu olmasa da, bu boşluğu iş tecrübesi ile tamamlamış olan adaylar da bu vize türünden yararlanabilir. Tabii, üniversite mezunu olmadan bu kriterleri karşılayabilecek birey sayısı da sınırlı olacaktır. Uygun meslek gruplarına birkaç örnek olarak şunlardan bahsedebiliriz: Yönetim Kurulu Başkanları, diğer üst düzey şirket yöneticileri, insan kaynakları müdürleri, bilişim direktörleri, banka müdürleri, sağlık servisi müdürleri, sağlık çalışanları, sosyal servis müdürleri, mühendisler, mimarlar, yazılım uzmanları, okul müdürleri, avukatlar, muhasebeciler, vs.

Bu vizeye başvurmak için hangi seviyede İngilizce dil bilgisine sahip olmak gerekir?

Scale-up vizesinin B1 düzeyinde İngilizce dil bilgisi şartı bulunuyor. Bunu karşılayabilmek için; İngilizce okuma, yazma, konuşma ve anlama alanlarında B1 ve üzeri seviyede Home Office onaylı bir dil testi geçmiş olmak gerekiyor.

Asgari maaş şartını açıklar mısınız?

Scale-up Vize sahiplerinin almaları gereken asgari maaş şu şekilde. Minimum yıllık maaş £33,000, saatlik maaş £10.58 veya ilgili meslek grubunun genel-geçer maaş seviyesi daha yüksek ise, ilgili seviyede maaş alacak olmaları gerekiyor.

Pekiyi, buradaki finansal gereksinim nedir?

Scale-up vizesi’ne başvuracakların, başvuru tarihinde ve onun öncesindeki belirli bir periyodda banka hesaplarında bulunması gereken asgari bir miktar söz konusu. Yalnız başına başvuru yapacaklar için bu miktar £1,270. Bağlı olarak başvuracak eş ve çocuklar için ayrıca belirli miktarlar sağlanması gerekir. Sponsor şirketin, başvuru sahibinin ilk aylık masraflarını karşılayacağını taahhüt etmesi halinde bu miktarların sağlanması gerekmiyor.

Vize uzatmaları ve kalıcı oturum almak mümkün mü?

Evet. Sponsor şirketiniz için 6 ay çalıştıktan sonra ve asgari maaş gereksinimini karşıladığınız sürece, 3’er yıllık uzatmalar almak mümkün. Bu vize ile 5 yıllık bir ikamet süresinin ardından, kalıcı oturum için başvuru yapılabilir.

Scale-up Vizesi ile aile fertleri de İngiltere’ye getirilebilir mi?

Scale-up Vizesi sahipleri, eşlerini ve 18 yaşını doldurmamış çocuklarını İngiltere’ye getirebilirler.

Bu vizenin başvuru sahibi için maliyeti nedir?

Sponsor lisansı ve sponsor sertifikası masraflarını sponsor şirketin kendisi karşılayacaktır. Başvuru sahipleri kendi başvuru ücretlerini karşılamak durumunda olacaklardır. Başvuru ücretleri başvuran başına £715 olup, İngiltere’de kalınacak her yıl için £624 sağlık harcı da ödenmesi gerekir. Avukat veya danışman aracılığıyla başvuru yapılması durumunda, bu servisler için de ayrıca bütçe ayırmak gerekecektir.

Başvuru süreci nasıl işliyor ve sizce vizenin neticesini almak ortalama ne kadar süre tutacak?

Basitçe anlatmak gerekirse, uygun bir sponsor ve iş pozisyonu bulduktan sonra, sponsor şirketin sponsor sertifikası edinip başvuru sahibine iletmesi gerekir. Akabinde, önce internet üzerinden ilgili başvuru formu tamamlanıp, destekleyici dokümanlar sisteme yüklendikten sonra, başvuru sahibi biyometrik kayıt randevusuna katılıp başvuru sürecini tamamlamış olacak. Normal koşullarda, bu başvuru türü 3 haftalık bir sürede karara bağlanır.

Ankara Anlaşması’ndan çeşitli gerekçelerle ret almış biri bu vizeye başvurabilir mi?

Ankara Anlaşması veya başka bir vize türünden ret almış olmak, Scale-up vizesi’ne başvurmanın önünde bir engel teşkil etmez. Elbette, daha önce ret almış olmak, sonradan yapılan vize başvuruları üzerinde bir önyargı oluşturabilir. Ancak, bu durum tek başına ve kendi içinde ret gerekçesi oluşturamaz.

 

Yaşar Doğan, Solicitor Advocate

Redstone Solicitors

 Unit B, 17 Downham Road, London N1 5AA

 Tel:      0203 940 5959

Fax:     0203 940 5966

 Web:    www.redstonesolicitors.co.uk

 

*Bu yazı ilk defa 15 Eylül 2022 tarihinde Olay Gazetesinde yayınlanmıştır.

https://olaygazete.co.uk/turk-toplumu/scale-up-vize-sahipleri-sponsor-sirketlerinden-ayrilabilir.html

 

“LTN uygulamasını destekliyorum”

Hiç yorum yok

Yerleşim alanlarındaki trafik yoğunluğunu azaltmak için başlatılan Low Traffic Neighbourhood (LTN) uygulaması özellikle araç sahibi toplum üyeleri tarafından tepkiyle karşılandı. “Trafiği daha da artırdı”, “hiçbir faydası yok” gibi argümanlarla karşı çıkılan LTN uygulamasını Londra Bisiklet Kulübü’nün kurucularından Özgür Korkmaz ile konuştuk.

  


LTN uygulaması nedir?

Low Traffic Neighbourhood (LTN) diye bilinen “Düşük Trafikli Bölgeler" diye çevirebileceğimiz bu uygulama, bazı geçiş yollarının motorlu taşıt trafiğine kapatılarak aktif ulaşımın desteklenmesi şeklinde özetlenebilir.  

İnsanların ekonomik ve sosyal nedenlerle büyük kentlere göç etmeleri, nüfusun gittikçe artması beraberinde ulaşım ve çevre konularında birtakım sorunlar ortaya çıkarıyor. Örneğin Britanya adasında 1950’lerde motorlu araç sayısı 2 buçuk milyon kadarken 2021 itibariyle 35 milyondan fazla trafiğe kayıtlı motorlu araç bulunuyor. İnsanlar, konforlu yaşama alışkanlıklarından kolayca vazgeçmemeleri nedeniyle artık yakınlarındaki bakkaldan ekmek almaya dahi arabalarıyla gider oldular.

LTN AKTİF ULAŞIMI TEŞVİK EDİYOR

Büyük kentlerde yerel belediyeler sürdürülebilir, güvenli kent yaşamı için yeni birtakım uygulamaları hayata geçiriyorlar. Toplu taşımanın desteklenmesi, yollarda şehir içi hız limitlerinin 20 mil sınırına düşürülmesi, okul sokaklarının belli saatlerde kapatılması ve LTN uygulamalarıyla insanlar aktif ulaşıma (yürüyüş, bisiklet, scooter) teşvik ediliyor. Bu uygulamalarla; yolların herkes için daha güvenli olması, orta ve uzun vadede trafiğin azaltılması, çevre ve gürültü kirliliğinin minimuma indirilmesi hedefleniyor.



LTN uygulamasına karşı özellikle bizim toplum üyelerinden tepkiler geldi. Bu tepkiler hakkında ne düşünüyorsunuz?

On beş yıldır Londra’da sürücü eğitmenliği yapıyorum bu nedenle neredeyse her gün yollardayım. Bizim toplumun çoğunluğu da taksicilik, catering, dağıtım ve benzeri işlerde çalışıyor dolayısıyla araba kullanım oranımız oldukça yüksek. Son olarak yoğunlukla bizim toplumun yolunun düştüğü Haringey bölgesinde yeni uygulamaya konan St. Ann’s LTN’i nedeniyle yedi ara sokak geçişlere kapatıldı, haliyle ana yollara yüklenme oldu. Sürücüler yarım saatlik yolu bir saatte gitmeye başlayınca tepkiler çoğaldı. Buna bir de uyarı işaretlerini okumayıp LTN caddesine girip para cezası ödemek zorunda kalanlar eklenince isyan etmeler, tepki göstermeler başladı. Bu tepkilerin bir diğer sebebi de belediyelere duyulan güvensizlik, anti-LTN gruplarının manipülatif argümanları ve belediyelerin LTN’nin uygulamalarının faydalarını halka uygun dille anlatamaması diye düşünüyorum.

HARINGEY’DEKİ YOĞUNLUĞUN NEDENİ

Örneğin Haringey belediye sınırlarında yaşayan insanların % 60’nın bir arabası yok ama buna rağmen diğer bölgeden gelen sürücülerin Haringey bölgesini bir geçiş noktası olarak kullanmasından dolayı yıllar içinde sürekli artan bir trafik çilesi yaşanıyor. Buna bağlı olarak da çevre ve gürültü kirliliği, park yeri gibi sorunlar çoğalıyor. Bu da bölge sakinlerinin yaşam kalitesini düşürmektedir. Teknolojinin de gelişmesiyle sürücüler artık bir noktadan diğerine hiç bilmedikleri bir yol dahi olsa navigasyonlar sayesinde gidebiliyor. Böylece bazı ara sokaklar ve geçiş yolları daha fazla kullanılıyor ki aslında sorun biraz da burada başlıyor.

LTN İLE SUÇ ORANI DÜŞÜYOR, BİSİKLET KULLANIMI ARTIYOR

Belediyeler LTN uygulaması yaparak bölgedeki stratejik geçiş noktalarını araba trafiğine kapatarak orada yaşayan bölge sakinlerine hayatı daha yaşanılır kılmayı amaçlıyorlar. İnsanların o bölgede daha fazla yolda yürümelerine, bisiklet kullanmalarına ve zamanla sosyalleşmelerine örneğin çocukların mahallede oynamalarına imkân tanıyacak güvenli yeni alanlar oluşturmayı hedefliyorlar. İstatistikler de bunu doğruluyor. Örneğin LTN’lerin ilk uygulandığı Waltham Forest bölgesindeki sokaklarda suç oranları % 18 oranında düşüyor. (Metropolitan Polis 2012-2018 datası) Bu bölgede bisiklet kullanımı % 51, yürüme ise % 29 seviyelerinde artarken araba kullanımı ciddi ölçüde azalıyor.

FAYDALARINI GÖRMEK İÇİN ZAMANA İHTİYAÇ VAR

LTN uygulamasını orta ve uzun vadede çok fazla kazanımları olan, çok doğru bir uygulama olarak görüyor ve destekliyorum. LTN’ler ilk uygulandığı dönemlerde ana caddelerde trafik yoğunluğu oluşturuyor. Dolayısıyla hava kirliliğinin artmasına yol açıyor, ama eldeki istatistikler bunun bir geçiş dönemi olduğunu zaman içerisinde sürücülerin bu durumu kabullenerek daha az araba kullanımına yöneldiğini, böylece yürüme ve bisiklet kullanma oranının arttığını ortaya koyuyor. Az araba kullanımı demek daha temiz bir çevre demek, daha az gürültü demek.

Belediyeler toplu ulaşımı daha fazla desteklemeli ve fiyatları düşürmelidir. Biz sürücüler de içinde yaşadığımız mahalleye, kente karşı kendimizi sorumlu hissederek yaşamalıyız. En azından kısa mesafeleri yürüyerek veya bisiklet kullanarak gidebiliriz.



Londra Bisiklet Kulübü’nün (LBK) kurucusu olarak toplumumuzun bisikletle ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? LBK olarak bu konuda duyarlılık oluşturmak için neler yapıyorsunuz?

Londra’da yaşayan bizim gibi göçmen toplumlarda bisiklet kültürü henüz çok geride. Bunun birçok nedenleri olmakla birlikte bir de sosyo-ekonomik nedeni var. Örneğin erkeklerde araba sahibi olmak toplumum gözünde prestijli bir durumken bisiklet kullanmak tersi bir algı oluşturmaktadır.

“LBK OLARAK KADINLAR VE ÇOCUKLAR ÖNCELİKLİ HEDEF GRUBUMUZ”

Mayıs 2019’da temelini attığımız Londra Bisiklet Kulübü sayesinde toplumumuza bisiklet kültürünü yayma konusunda önemli çalışmalar gerçekleştirdik. Yaptığımız bisiklet eğitimleri ve projelerin hedef kitlesini kadınlar ve çocuklar olarak belirledik, çünkü toplumumuzda değişimin ve dönüşümün anahtarının bu iki kesimde olduğunu düşünüyoruz.

Eylül 2021’de dünyanın en büyük bisiklet şehir örgütlenmelerinden biri olan London Cycling Campaign’in (LCC) online konferansına konuşmacı olarak davet edildik. Burada Londra Bisiklet Kulübü’nün çalışmalarından söz ettik. Sonrasında işbirliğini geliştirerek “community partnership” olduk ve ortak çalışmalar yürüttük. Yaklaşık 20.000’e yakın üyesi ve Londra’nın 32 yerel belediyesinde örgütlülüğü bulunan LCC, yolların bisikletliler ve yayalar için daha güvenli olması için çalışmalar yapıyor. Biz de hem yerelde Enfield bölgesinde hem de London Cycling Campaign’in kadın örgütlenmesinde kilit roller alarak yolların herkes için güvenli olması konularında çalışmalar yapmayı sürdürüyoruz.

“LTN DOĞRU BİR UYGULAMA”

Son olarak şunu ifade etmek isterim; 15 yıldır sürücü eğitmenliği yapıyorum 4 yıldır da Londra Bisiklet Kulübü direktörüyüm. Trafik sorununun kolay bir çözüm yolu yok çünkü Londra’da trafikte gereğinden çok fazla araç var. İnsanlara bu yoğun trafikte hadi gidin bisiklet sürün demek hiç gerçekçi ve güvenli değil. O halde bu sorun ancak iki tarafın da haklarını gözeterek ve aynı zamanda da araba kullanımını azaltarak çözülebilir. Bir de trafikte hem araba sürücülerinin hem de bisikletlilerin birbirlerine karşı daha hoşgörülü olması gerekiyor.  

LTN konusuna iki farklı açıdan bakabiliyorum ve bu uygulamanın doğru olduğunu, orta ve uzun vadede çok fazla kazanımlarının olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle uygulamayı destekliyorum.


* Bu yazı ilk defa 22 Kasım 2022, Salı günü Olay gazetesinde yayınlanmıştır.

“Bisikleti gezmek için değil düşünmek için kullanıyorum”

Hiç yorum yok

Daniel Koronakis bisikletçi bir gezgin. Zorlu parkurlarda ve doğa koşullarında günlerce yolculuk yapmayı ve bu sırada düşünmeyi seviyor. Bu yazıda, İzmitten İrana ve oradan da Ermenistana bisikletiyle giden felsefe mezunu bir bisikletçinin hikâyesini okuyacaksınız.

 

Röportaj Tuncay Bilecen

Dünyaca ünlü fizikçi Albert Einstein görecelilik kuramından söz ederken “bisiklet sürerken düşünmüştüm bunu demiş. Gerçekten de bisiklet bir ulaşım aracı olmasının dışında zihni açan, insanı rahatlatan bir araç. Daniel Koronakis küçük yaşlarda başladığı bisiklet turlarını bir yaşam biçim haline getirmiş. Daniel ile en son çıktığı dört bin kilometrelik İran, Ermenistan turu ve bisiklet tutkusu hakkında konuştuk.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1989 doğumluyum. Annem Makedonyalı Gostivarlı, babam Giritli. Tam bir zıtlık var, biri köy, biri biraz daha sosyete. Ben iki taraflı büyüdüm fakat anne tarafı daha baskın geldi.  Bu yüzden dağda tepede büyüdüm. Üniversiteye kadar Makedonya’da okudum. Benim sayısal yanım biraz zayıf, kendimi felsefeye daha yatkın buldum. Girit Üniversitesi gibi bir imkânım olunca oraya başvurdum. Sınavlarda puanım düşüktü ama mülakatlarda iyiydim. Makedonya çıkışlı olmam benim için avantaj oldu. Severek okudum bölümümü. Sonra da anneannemden dolayı tesadüf eseri İzmite geldim.

Bisiklet sevgisi sende nasıl başladı?

Yine Makedonya’da başladı.  Küçük ölçekli gidiyordum en başta. Bir süre sonra bu günbirlik turlara dönüştü. Sonra haftalık ve aylık turlar peşinden geldi. Bizim orada çok fazla göl vardır; Ohrid gibi. Bu göllerden biri bize 30 kilometre uzaklıkta idi, diğeri 100 kilometre. İlk başta uzak olana gidemezdim, çünkü dönüş mümkün değildi. Bir gün kalman gerekirdi. Bunun için de aile izni gerekirdi. Buna bir süre cesaret edemedim. Daha sonra deli cesaretiyle gittim. Kendimi zorladım. O zaman daha 14 yaşındaydım. Bir buçuk gün kaldım. Zorlu bir yoldu, ekipmanım zayıftı. Öyle başladım. Ondan sonra baktım oluyor, iki günlük turlar yaptım, üç günlük turlar yaptım. Annem de destekledi. Bazı zamanlar annemle birlikte gittim. Zaman zaman onunla da kamp yaptık. Bu üç yıl falan sürdü. Ben bayağı açılmıştım. Arnavutluk tarafları olsun, Sırbistan tarafları olsun, Bosna Hersek’e kadar uzanmıştım. Balkanları üç kez komple gezdim. Orası avucumun içi gibiydi. Makedonya oranın çekirdiği, ortası. O yüzden bütün Balkanları gezdim. O dönemde annem kanser oldu. Vefat etti. Bir süre durdum.



Ailede bisiklet seven başka kişiler var mı?

Başka yoktur. Babam balıkçıdır. Pazarda balık satan değil de, balık getirenlerdir teknelerle. Ailede bisiklet tutkusu yok. Annemde vardı bir tek. Ablam veterinedir. Tenis dışında spor yapmaz.

Yolculuk süresince nerelerde konaklıyorsun?

Çoğu kez dışarıda, çadır da veyahut sadece uyku tulumunda kalmam yetiyor. Bazen benzin istasyonlarında sabahlıyorum, bazen bankta, sahilde. Bazı zamanlar gittiğim ülkedeki şehirlerde bisiklet dernekleri beni misafir ediyor, birlikte seyahat anılarımızı paylaşıyoruz. Ama en iyisi kamp kurmaktır tabi.

Temel ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorsun?

Banyo sorununu mümkün olduğu kadar karşıma çıkan derelerde çözüyorum. Benzin istasyonlarının çeşmelerine hortum takıyorum. Yemek zaten kolay. Günde üç öğün makarna yediğin zaman yetiyor. Yemek olarak makarna, pirinç, çorba gibi şeyler tüketiyorum. Çok fazla su tüketimi oluyor. Normalde günde ortalama iki litre su içersin, bu tur sırasında 4-5 litreyi buluyor.

Yolda bir arıza yaşadığında ne yapıyorsun?

Tamir etmeye çalışıyorum ama onu da bir yere kadar yapabiliyorsun. Kadro problemi yaşadığında örneğin mecburen turun bitiyor. Jantın yamulur onu yaparsın, tekerin patlar onu yaparsın ama çok ekstra durumlar olursa onu yapamazsın. Ben bu işi tur yaparken öğrendim. Sıcağın altında lastik tamir etmeyi öğrendim. Şimdi iki buçuk üç dakikada yaparım mesela. Onlar en basiti, onları yapmadan olmaz. Zamanla daha iyi lastiklere sahip oluyorsun. Benim bu son turum yaklaşık 4 bin kilometre sürdü. Hiç lastiğim patlamadı. Eskiden gün içinde bazen üç kere patlıyordu.

Hastalandığında ne yapıyorsun peki?

Bu turda 14. günde göğüslerimi üşüttüm. Yine de sürmeye devam ettim. Bir yere kadar zor oluyor ama ben kar kıyamette sürmeyi daha çok seviyorum. Kardan dolayı çadırı açamadığın yerler oluyor.

Büyük tehlikeler atlattın mı?

Ufak tefek kaza tehlikeleri atlattım ama öyle ekstra bir şey olmadı. Yolda çok cahil insan denk geliyor. Beni en çok korkutan budur. Cahil insandan korkarım yoksa doğa şartlarından korkmam. Çünkü doğa ile mücadele etmenin bir yolu yordamı var. Bir şekilde altından kalkılır.

Turlara hep yalnız mı çıkıyorsun?

Amacım yalnız çıkmak. Hiç grup adamı olmadım ama yine bazen teklif ediyorlar öyle birkaç gün birbirimize refaket ediyoruz. Bir de yolda tanıştığın insanlar oluyor. Yolda seyir halindeyken tanışıyoruz. Bir yere kadar gidiyoruz. Tek başına gitmek daha güzel oluyor benim için. Çünkü insanlar bisikleti genelde gezmek için kullanıyor, ben düşünmek için kullanıyorum. Grup halinde giderken haliyle düşünemiyorsun. Bisikletçinin en sevmediği şey trafiktir. Araç trafiğini sevmiyorsun ama kırk kişilik grup da bir trafik yaratıyor sonuçta. Ben ondan yana değilimdir. Ben izoleyimdir, tek başıma gezerim, o sırada da düşünürüm. Eskiden psikiyatra giderdim, artık gitmiyorum. Bisiklet beni sakinleştiriyor. Şu ana kadar onlarca yere gittim, gezmek için gittiğim hiçbir yer olmadı açıkçası. Benim gezilerim daha kişisel oluyor o yüzden yazdığım şeyler de kişisel oluyor.

Bisikletle alakalı bir şey yazıyor musun?

Yazıyorum. Bir kitap yazıyorum Küçük Siyah Bisikletim isminde. Birkaç yıl öncesinde yazmaya başladım. Ondan birkaç yıl önce de fikir geldi. Şimdi biraz daha toparladım. Yaklaşık 60 sayfa oldu. Belki 110-120 sayfalık bir şey yaparım. Ama pek fazla insana ulaşsın da istemiyorum. Fotoğraf da çok fazla paylaşmam, yazı da paylaşmam. Blog falan tutmam, her gezdiği yerleri yazan tiplerden değilim.

Uzun yola çıkmak için nasıl bir ekipmana ihtiyaç var?

Genelde insanlar mükemmelliyetçiliği arıyor. Şuna sahip olayım, buna sahip olayım diyorlar. Ben ilk başladığımda beni yarı yolda bırakan berbat ekipmanlar kullandım. Genelde gözardı edilen ilk yardım çantasıdır. Aydınlatma, tamir gereçleri mutlaka gerekir. Bazı şeyler lükse kaçabiliyor. Mesela çantaların su geçirmez olması çok önemli. Kışın da sürdüğüm için dört mevsimlik uyku tulumu ve çadır kullanıyorum. Bir defasında Gürcistan üzerinden Rusya ve Romanya yaptım. Hava sıcaklığı eksi 30’un altındaydı. Bu yüzden kıyafetlerini de öyle seçmen gerekiyor. Bisiklet harici yüküm 54-55 kilo oluyor. Bisikletim 19 kilogram.

Bir günde ne kadar mesafe kat ediyorsun?

Rotaya göre değişiyor. Ortalama 90 ile 120 kilometre arasında. Bazen 30 kilometre sürdüğün de oluyor. Çok güzel bir rotada gidiyorsundur.

Her bisikletçi başta bunu dener. Acaba bir günde ne kadar gidebilirim diye. Ben de bunu denedim. İki günde hiç uyumadan 170 kilometre yol yaptım.  

Gelelim son gezine, İzmitten yola çıkarak İrana oradan da Ermenistana gittin. Bu geziye nasıl karar verdin? Yolda neler yaşadın?

Zaten hep aklımda vardı İran ve Pakistan gibi yerler. Bu seferlik İrana kadar gidebildim. İran, gitmek istediğim ülkeler arasında üçüncü sıradaydı aslında. Geçen sene Yunanistana adalar üzerinden giderken İranlı biriyle tanıştım. O sırada lastik sorunu yaşıyordum. Bana iç lastiğini verdi. Bu onun da son lastiğiydi. Beni İrana davet etti. Batı ülkelerini gezmeyi çok fazla sevmiyorum. Hani Paris’e gidip Eyfel Kulesi’nin önünde fotoğraf çektireyim gibi bir hayalim olmadı. Daha çok toz toprak içinde gezmeyi seviyorum. İrana doğudan gittim. Doğuda tek turcuydum. Kimse yoktu. İnsanlar korkuyor çünkü. Diyarbakır, Mardin, Hasankeyf, Batman, Van oradan Ağrı, İrana Doğubeyazıt üzerinden Gürbulak sınır kapısından girdim. Ağrı dağının zirvesini görmek için bir gün daha kaldım. İlk gün gittiğimde buluttan görünmüyordu. İyi ki de gitmişim doğuya. Ne yalan söyleyeyim İrandan daha fazla keyif aldım. Çünkü zor bir rota. İran kolay, güvenli bir yer. Yirmi gün kaldım, hiçbir güvenlik açığı görmedim orada. İran’ın ilk 300 kilometresi serbest bölge. Orası sanayi bölgesi. Sürekli sanayi içinden geçmekten sıkıldım. Sonra yavaş yavaş İran’ın güzellikleri ortaya çıkmaya başladı. Tebrize geldiğimde İranda olduğumu anladım. İlk bir hafta toz toprak içinde pek İran’ı göremedim.

Çevrendeki insanlardan nasıl tepkiler alıyorsun?

İlk başta gitme diyorlar, sonra da tebrik ediyorlar. Anlamıyorum. Mesela doğuya gitme dediler, İrana bile gitme dediler. Aslında bilmiyorum yani, onlar mı çok büyütüyor, ben mi küçümsüyorum. Bana çok bir şey başardım gibi gelmiyor. Hayatıma devam ediyorum.

Gelecekte nerelere gitmek istiyorsun?

Hindistan, Pakistan gibi yerlere gitmek istiyorum. Irak var. Oraları da düşünüyorum açıkçası


*Bu röportaj 2016'da Özgür Kocaeli gazetesinde yayınlanmıştır. 

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan