Showing posts with label Afd. Show all posts
Showing posts with label Afd. Show all posts

Rusya’daki Veri Merkezi Saldırıları Sonrası Bot Trafiği Sert Düştü

No comments

12 October 2026

Ukrayna’nın Yandex’e ait üç veri merkezini hedef alan saldırılarının ardından, şirketin ağındaki otomatik internet trafiği zirve seviyesinin yüzde 99,6 altına geriledi. Zelenskiy sosyal medyada nefret ve provokasyonların azaldığını savunurken, uzmanlar bu verilerin dezenformasyon faaliyetlerinin sona erdiğini kanıtlamadığına dikkat çekiyor.



Ukrayna’nın Rusya’daki veri merkezlerine yönelik insansız hava aracı saldırıları, ülkenin dijital altyapısında aksamalara yol açtı. Rus teknoloji şirketi Yandex’e ait üç veri merkezinin devre dışı kalması, çevrim içi hizmetleri etkilerken otomatik internet trafiğinde de dikkat çekici bir düşüşe neden oldu.

Reuters’ın haberine göre Yandex, 11 Ekim’de Vladimir bölgesindeki veri merkezinin saldırıda hasar gördüğünü ve tesisin tamamen kapatıldığını açıkladı. Daha önce Ryazan bölgesindeki Sasovo tesisinde faaliyetler durdurulmuş, Kaluga’daki veri merkezinde de kesintiler yaşanmıştı.



Bot trafiğinde dikkat çekici düşüş

Tom’s Hardware’ın Cloudflare verilerine dayandırdığı habere göre, Yandex ağı kaynaklı bot trafiği, önceki iki haftada kaydedilen en yüksek HTTP istek hacminin yalnızca yüzde 0,4’üne geriledi. Bu, ölçülen trafiğin zirve seviyesinin yüzde 99,6 altına inmesi anlamına geliyor.

Bu gelişme, Rusya kaynaklı otomatik hesapların ve dezenformasyon faaliyetlerinin azaldığı yönünde yorumlara yol açtı. Ancak The Verge’de yayımlanan değerlendirmelere göre, söz konusu veriler Yandex’in otomatik web tarayıcılarından kaynaklanan trafiği de kapsıyor. Dolayısıyla bu düşüş, sosyal medyadaki dezenformasyon hesaplarının aynı oranda azaldığını göstermiyor.

Çevrim içi hizmetler de aksadı

Veri merkezlerindeki kesintiler, Yandex’in bulut altyapısına bağlı hizmetleri de etkiledi. Şirketin arama motoru, ulaşım, ödeme ve yapay zekâ alanlarındaki faaliyetleri, Rusya’nın dijital ekonomisinde önemli bir yer tutuyor. Kesintiler nedeniyle bazı kullanıcıların çevrim içi hizmetlere ve ödeme işlemlerine erişimde sorun yaşadığı bildirildi.

Hizmetlerin ne zaman tamamen normale döneceği ise belirsizliğini koruyor.



Zelenskiy: Daha az nefret ve provokasyon

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 12 Ekim’de Varşova Güvenlik Forumu’nda yaptığı açıklamada, saldırıların ardından sosyal medyada nefret, kutuplaşma ve provokasyonların azaldığını savundu. Zelenskiy, bu değişimi Rusya kaynaklı bot faaliyetlerindeki düşüşle ilişkilendirdi.

Yandex ağındaki trafik azalması, Avrupa’daki siyasi tartışmalar ve ABD’de yaklaşan kasım ayı ara seçimleri öncesinde yabancı kaynaklı çevrim içi etki faaliyetlerini yeniden gündeme taşıdı. Bununla birlikte, saldırıların siyasi içeriklerin yayılmasına veya seçmen davranışlarına somut etkisini ortaya koyan bağımsız ve kapsamlı veriler henüz bulunmuyor.

Yaşananlar, dijital altyapının modern savaşlarda stratejik bir hedef hâline geldiğini gösteriyor. Ancak otomatik internet trafiğindeki düşüşü doğrudan dezenformasyonun sona ermesi olarak yorumlamak için mevcut kanıtlar yeterli değil.


Lacancı bir perspektiften AfD, Göçmenler ve Almanya’daki yeni Kulturkampf

No comments

22 September 2026

Almanya’da AfD’nin yükselişini yalnızca ekonomik hoşnutsuzluk ya da rasyonel çıkar hesaplarıyla açıklamak yerine, meseleye Lacancı psikanaliz perspektifinden de bakmak yararlı olabilir. 



Ramazan Yaylali


Asıl soru şudur: Alman toplumunun belirli bir kesimi neden solun sunduğu siyasal çözümlere değil de sağın söylemine duygusal olarak bağlanır? Daha da önemlisi, ekonomik koşullar iyileşse bile bu bağ varlığını sürdürür mü? Bu soruların yanıtlarından biri, Lacancı psikanalizin sunduğu kuramsal çerçevede aranabilir.

 

“Kaybedilen Almanya” Fantezisi

Lacan’a göre özne (subject), hiçbir zaman bütünüyle tamamlanmış ve kendisiyle tam bir uyum içinde değildir. Öznenin yapısında her zaman bir “eksiklik” vardır. Bu düşünce kolektif kimliğe uyarlandığında, AfD’ye oy veren Alman seçmenin, daha önce kaybedildiğini düşündüğü fantastik bir nesneyi ya da imgeyi AfD’nin sunduğu “fantezi” aracılığıyla geri kazanma arzusunu yansıtır...

Sıradan bir AfD seçmeni açısından Almanya’da “Eskiden bir düzen vardı”, “Eskiden kendilerine ait bir Almanya vardı”, gibi söylemlerle kaybedildiği varsayılan bir “bütünlüğün” fantastik temsilini oluşturur. AfD gibi popülist radikal sağ partiler ise bu “kaybedildiği varsayılan bütünlüğü” yeniden tesis etme iddiasıyla kitleleri kendilerine duygusal olarak bağlar: “Bir zamanlar Almanya daha güvenliydi, daha düzenliydi; insanlar birbirini anlıyordu, Alman kültürü daha belirgindi ve toplum daha homojendi.” gibi …

Bu “fantezinin” önemli figürlerinden biri ise “Öteki”dir. Burada “öteki“,  göçmen olarak kurulur: yani sıradan ırkçı bir almanın düşüncesinde “göçmenler “jouissance’larını“ yani daha da basitleştirerek söylersek “mutluluklarını ellerinden çalan bir ötekidir…

Dolasıyla radikal sağın siyasal fantezisinde göçmen yalnızca ülkeye gelen bir yabancı değildir; öteki’nin bizim “jouissance’ımızı” çaldığına ilişkin fantezinin bedenleşmiş figürüne dönüşür. Böylece göçmen, belirli bir ekonomik veya toplumsal sorunun nedeni olmanın ötesinde, aynı zamanda Alman toplumsal düzenindeki “eksikliğin” temel nedenlerinden biri olarak temsil edilir…

AfD gibi aşırı sağ popülist partiler ise bu “eksikliğin” ortadan kaldırılmasıyla birlikte kaybedilmiş olan “jouissance’ın” — yani kaybedildiği düşünülen haz, keyif veya bütünlük hissinin — geri geleceğini siyasal söylemleri aracılığıyla seçmenlerine aktararak onları ikna etmeye çalışır… Dolasıyla Göçmenler bir bütünlüğü bozan onu kirleten bir nesne olarak kitleye dikte edilir…

AfD tarafından aşılan bu fantezi topluma neden kendisini “eksik” hissettiğini açıklayan bir çerçeve sağlar. Böylelikle fantezi, toplumsal düzenin temel belirsizliğini ve antagonizmalarını daha tutarlı ve anlaşılabilir bir hikâyeye dönüştüren bir mekanizma işlevi görür…

Peki “Sınıf-Temelli” sorunlar çözülse bile  AfD varlığını sürdürmeye devam eder mi…?

Bu soruya benim cevabım evettir. Almanya’da büyüme, reel ücretler ve istihdam gibi ekonomik göstergeler iyileşse bile, “Almanya artık bizim Almanya’mız değil” duygusunun otomatik olarak ortadan kalkacağını düşünmüyorum. Bu bakımdan, bazı sol ve Marksist yaklaşımlara atfedilen, sınıf temelli sorunların çözülmesi halinde ırkçılık ve faşizm gibi olguların da büyük ölçüde silineceği varsayımı bana fazla indirgemeci görünmektedir. Zira siyasal çatışmanın nesnesi artık yalnızca ekonomik refah (Wohlstand) değildir.

Sıradan ırkçı bir Alman seçmen açısından söz konusu “eksiklik”, ekonomik refaha rağmen süreklilik kazanan öznel bir gerçeklik olarak deneyimlenir. Başka bir deyişle, algılanan “kültürel kayıp”, ekonomik iyileşmeye rağmen varlığını korur. Bu durum, “Tamam, ekonomi iyi; fakat hâlâ kendi ülkemizde kendimizi yabancı hissediyoruz” biçimindeki öznel konumda ifadesini bulur. Sorun yalnızca ekonomik değildir; örneğin Ortadoğulu Müslüman bir göçmenin varlığı, bir “kimlik tehdidi” anlatısı olarak kurulmaya devam eder.

Dolayısıyla ekonomik hoşnutsuzluk azalabilir; ancak kimlik kaybı, tehdit ve aidiyet etrafında inşa edilmiş bir siyasal kimlik aynı hızla çözülmez. Göçmenler, Müslümanlar, siyasal elitler ya da “woke” kültür gibi farklı aktör ve olgular, AfD gibi popülist sağ partilerin söyleminde “Öteki” olarak kurulmaya ve siyasal tabanın mobilizasyonunda kullanılmaya devam edecektir. Özetle ekonomik iyileşme maddi hoşnutsuzluğu azaltabilir; buna karşılık bir “eksiklik” etrafında örgütlenmiş Kulturkampf’ın aynı ölçüde gerileyeceğini pek düşünmüyorum.



AfD’nin yükselişinin nedeni “klassenkampf’dan” çok “kulturkampf” mı?

No comments

15 September 2026




Ramazan Yaylali

 

Almanya’da AfD’nin yükselişi bir “Klassenkampf”, yani esas olarak sınıfsal ve ekonomik bir çatışma mı; yoksa giderek derinleşen bir “Kulturkampf”, yani kimlik, göç, güvenlik ve kültürel değerler üzerinden yürüyen bir mücadele mi?

Mevcut veriler ikinci açıklamanın daha güçlü olduğunu gösteriyor:

AfD’nin özellikle işçiler ve ekonomik durumundan memnun olmayan seçmenler arasında yüksek oy alması, ilk bakışta partinin yükselişini klasik bir sınıf tepkisi olarak yorumlamaya elverişli görünüyor. Ancak bir partinin işçilerden yüksek oy alması, o partinin yükselişinin otomatik olarak “sınıf mücadelesi” olduğu anlamına gelmez. Bunun için seçmenin “hangi nedenle” o partiye yöneldiğine bakmak gerekir…

2025 Federal Seçimi sonrasında yapılan Infratest Dimap[1] araştırması bu açıdan oldukça açıklayıcıdır. AfD seçmenlerinin yüzde 38’i  “Göçü**, yüzde 33’ü “Iç güvenliği” oy kararındaki en önemli konu olarak gösterirken, ekonomik büyümeyi söyleyenlerin oranı yalnızca yüzde 8, artan fiyatları söyleyenlerin oranı ise yüzde 6’dır. Kullanılan önceki analizde de bu nedenle AfD’nin temel siyasi ekseninin göç, iltica ve güvenlik olduğu; ekonomik sorunların ise bu yönelişi güçlendiren faktörler olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştı.

 

 

Bu ayrım, AfD’nin tarihsel dönüşümünde de görülüyor. Parti 2013’te Euro krizi ve Avrupa Birliği politikalarına karşı çıkan ekonomik muhafazakâr bir hareket olarak ortaya çıkmıştı. Ancak 2015’teki mülteci krizinden sonra Göç, İslam, sınırların kontrolü ve ulusal kimlik giderek partinin temel gündemi haline geldi. 2013–2017 dönemini inceleyen araştırmalar da göçe yönelik olumsuz tutumların 2013’te AfD oyunun belirleyicisi değilken, birkaç yıl içinde partiyi desteklemenin en güçlü nedenlerinden biri haline geldiğini gösteriyor. [2]

Daha yeni araştırmalar bu yorumu daha da güçlendiriyor. 2025 Alman seçim verilerini kullanan ve 2026’da yayımlanan bir çalışma, hem kırsal hem de kentsel bölgelerde AfD’ye desteğin temel belirleyicilerinden birinin “kültürel tehdit algısı” olduğunu buluyor. Yani belirleyici unsur yalnızca insanların ekonomik olarak ne kadar yoksul olduğu değil, göç ve toplumsal değişimin kendi yaşam biçimlerini veya kültürel konumlarını tehdit ettiği düşüncesidir.[3]

Benzer şekilde European Political Science Review’da yayımlanan güncel bir araştırma, Almanya’da AfD seçmenlerinin klasik ekonomik “piyasa bölünmesinde” alt sınıflardan belirgin biçimde ayrışmadığını gösteriyor. Asıl keskin fark “göç konusunda dışlayıcı tutumlar” ve “siyasi kurumlara duyulan güvensizlikte” ortaya çıkıyor. Araştırmacılar AfD desteğinin sosyoekonomik olarak yalnızca alt veya alt-orta sınıfa özgü olmadığını, farklı ekonomik sınıflara yayıldığını özellikle vurguluyor.[4]

Dolayısıyla AfD olgusunu klasik anlamda bir “Klassenkampf” olarak okumak eksik kalıyor. Ekonomi elbette önemlidir: hayat pahalılığı, sanayide dönüşüm, gelecek kaygısı ve statü kaybı korkusu toplumsal öfkeyi artırmaktadır. Ancak bu öfkenin sidyasal olarak ifade edildiği temel alan giderek ücret, sermaye veya gelir dağılımından çok göç, ulusal kimlik, sınırlar, güvenlik, İslam, toplumsal değerler ve siyasi sisteme duyulan güvensizlik haline gelmektedir.

Bu nedenle AfD’nin yükselişi için en isabetli tanım belkidde “ekonomik zemini bulunan bir Kulturkampf”.  Başka bir ifadeyle Almanya’daki yeni çatışma yalnızca “işçi–sermaye” arasında değildir. Giderek daha fazla “açık toplum–kapalı toplum, göçü kabul eden–sınırlandırmak isteyen, kozmopolit–milliyetçi ve liberal–muhafazakâr değerler” arasında şekillenmektedir. Ekonomik huzursuzluk bu çatışmayı beslemektedir; fakat AfD seçmenini harekete geçiren asıl siyasi dil büyük ölçüde kültürel ve kimlik temellidir. Bu nedenle AfD’nin yükselişini Klassenkampf’dan çok Kulturkampf olarak okumak daha açıklayıcıdır. Ancak bu, ekonomik ve sınıfsal koşulların önemsiz olduğu değil, kültürel çatışmanın ekonomik hoşnutsuzluk üzerinde yükseldiği anlamına gelir.


1)   Infratest dimap / ARD-DeutschlandTREND (2025). https://www.infratest-dimap.de/umfragen-analysen/bundesweit/ard-deutschlandtrend/2025/februar-extra/

2) Arzheimer, Kai & Berning, Carl C. (2019). “How the Alternative for Germany (AfD) and their voters veered to the radical right, 2013–2017.” Electoral Studies, 60, 102040.

3) Brunkert, Lennart Joe; Puranen, Bi; Turska-Kawa, Agnieszka & Welzel, Christian (2025). “The democracy falling narrative: debunking stereotypes about democratic deconsolidation in the EU.” European Political Science Review.



 

 

 

 

Alman Seçmeni Neden AfD’ye Yöneliyor?

No comments

11 September 2026

Bir ülkede aşırı sağın yükselişi genellikle ilk etapta ekonomik sorunlarla açıklanır. En azından yapılan ilk analiz çoğu zaman bu yöndedir. Fakat AfD seçmenini ve partinin seçim propagandasını incelediğinizde, temel vurgunun yalnızca ekonomi olmadığını görürsünüz. AfD’nin siyasal söyleminde “İslamlaşma” (Islamisierung), Radikal İslamcı terör saldırıları, göç, güvenlik ve toplumsal varoluşa yönelik tehdit algısı önemli bir yer tutmaktadır.

Ramazan Yaylali



11 Eylül saldırılarıyla birlikte siyasal İslam ve radikal İslam, Batı kamuoyunun temel gündemlerinden biri hâline geldi. Özellikle 2015 sonrasında Avrupa’da radikal İslamcıların gerçekleştirdiği terör saldırıları, Müslümanlara yönelik korku ve güvensizliği daha da artırdı. Sağ siyaset de söyleminin önemli bir bölümünü bu yeni toplumsal korkular üzerine kurdu ve bu söylem seçmen tabanının belirli kesimlerinde ciddi karşılık buldu.

Elbette Almanya’da son yıllarda yaşanan ekonomik durgunluğun, enflasyonun ve yaşam maliyetlerindeki artışın seçmen davranışı üzerinde etkisi vardır. Bunu göz ardı etmek mümkün değildir. Ancak AfD’ye oy veren seçmenlerin söylemlerine ve partinin kampanyalarına genel hatlarıyla bakıldığında, ekonomi kadar hatta bazı seçmen gruplarında ekonomiden daha fazla göç, İslam ve kültürel değişim kaygılarının öne çıktığı görülmektedir. Burada önemli bir ayrım da var: AfD’nin göç karşıtı siyasetinin hedefi pratikte bütün yabancılar değildir. Söylem özellikle Orta Doğu, Afganistan ve diğer Müslüman çoğunluklu bölgelerden gelen göçmenler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Almanya’da yaşayan bir İspanyol, Kanadalı ya da benzer Batılı göçmen grupları aynı ölçüde siyasal hedef hâline gelmemektedir. Dolayısıyla mesele yalnızca “yabancı karşıtlığı” olarak değil, aynı zamanda İslam, kültür ve kimlik ekseninde şekillenen seçici bir göç karşıtlığı olarak da değerlendirilmelidir.

Bir diğer önemli faktör ise Almanya’da sağcı veya milliyetçi bir siyasi kimliği açıkça ifade etmenin geçmişe kıyasla daha az tabu hâline gelmesidir. Özellikle AfD’nin yıllar içinde büyümesi, benzer sağ-popülist hareketlerin Avrupa’da güç kazanması ve Donald Trump gibi uluslararası figürlerin yükselişi, bu siyasi söylemlerin normalleşmesine katkıda bulundu. Elon Musk bile AfD’nin seçim başarılarını kendi X (Twitter) hesabından açıkça paylaşan ve partiye yönelik desteğini gizlemeyen küresel ölçekte popüler bir figür hâline geldi. Benzer şekilde ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de Avrupa ülkelerinde aşırı sağ partilerin siyaset yapmasının engellenmemesi gerektiğini açıkça dile getirdi.

Bu tür açıklamalar, Avrupa’daki radikal sağ hareketler açısından yalnızca dışarıdan gelen bir destek anlamına gelmiyor; aynı zamanda bu siyasi çizginin uluslararası düzeyde giderek daha fazla meşruiyet kazandığı algısını da güçlendiriyor. Özellikle AfD seçmeni açısından, dünyanın en etkili siyasi ve ekonomik figürlerinden bazılarının benzer söylemleri açıkça savunması, geçmişte daha çekingen biçimde ifade edilen sağcı görüşlerin bugün çok daha rahat ve görünür şekilde dile getirilmesine katkıda bulunuyor.

Geçmişte, özellikle Almanya’nın Nazi tarihi nedeniyle, açık ırkçı veya dışlayıcı söylemler toplumsal açıdan çok daha güçlü bir tabu ile karşılaşıyordu. Bugün ise bazı seçmenler, sağcı ve hatta radikal sağ görüşlerini daha rahat ifade edebildiklerini düşünüyorlar. Daha önce özellikle kapalı çevrelerde dile getirilen kimi düşünceler artık sosyal medyada, seçim kampanyalarında ve kamusal alanda daha açık biçimde ifade edilebiliyor.

Bu nedenle AfD’nin yükselişini yalnızca “ekonomi kötüye gitti, işçi sınıfı AfD’ye yöneldi” şeklinde açıklamak yetersiz kalır. Ekonomik hoşnutsuzluk önemli bir faktördür; fakat göç, İslam, terör, güvenlik, kimlik kaygıları ve sağcı söylemlerin giderek normalleşmesi de AfD’nin yükselişini anlamak için en az ekonomi kadar dikkate alınması gereken unsurlardır.

 


Almanya’da aşırı sağ tarihi zafer kazandı: AfD yüzde 43,8’e ulaştı

No comments

06 September 2026

Almanya’nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde AfD oyların yüzde 43,8’ini alarak açık ara birinci oldu. Göç ve sığınma konusunda sert politikaları savunan parti, tek başına hükümet kurmak için gereken çoğunluğa ulaşamadı. Şimdi gözler, göç konusunda benzer sertlikte tutum alan BSW’nin de dahil olduğu zorlu koalisyon görüşmelerinde.



Almanya’nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) tarihi bir seçim zaferine imza attı. Ön sonuçlara göre oyların yüzde 43,8’ini alan AfD, yüzde 17,2’de kalan muhafazakâr CDU’nun açık ara önünde yer aldı. Ancak 83 sandalyeli eyalet parlamentosunda yaklaşık 39 sandalye kazanması beklenen parti, tek başına hükümet kurmak için gereken çoğunluğun üç sandalye gerisinde kaldı.

AfD’nin eyalet lideri Ulrich Siegmund sonucu “sansasyonel” olarak nitelendirirken, partisinin hükümet kurmak için halktan yetki aldığını söyledi. Ancak AfD’nin önünde şimdi zorlu bir süreç bulunuyor. Almanya’daki diğer ana akım partiler, aşırı sağın iktidara gelmesini engellemek amacıyla uygulanan “Brandmauer” (güvenlik duvarı) kapsamında AfD ile iş birliğini reddediyor.

Seçim sonucu özellikle göçmenler ve sığınmacılar açısından yakından takip ediliyor. Göçün sınırlandırılması ve sığınma politikalarının sertleştirilmesi AfD’nin siyasi söyleminin merkezinde yer alırken, parlamentoya girmesi beklenen BSW de göç konusunda sert bir çizgi izliyor. Beş sandalye kazanması beklenen BSW’nin AfD’ye doğrudan koalisyon ortağı olup olmayacağı belirsiz olsa da, partiye hükümet kurabilmesi için dolaylı destek verip vermeyeceği tartışılıyor.

AfD liderliği ise diğer partilerden milletvekillerinin desteğini alabilmek için görüşmeler yapmaya hazırlanıyor. Partinin federal meclis grup başkan yardımcısı Beatrix von Storch, özellikle CDU içindeki bazı milletvekillerinin kendi partilerinden memnun olmadığını ve bu isimlerle görüşmek istediklerini söyledi. AfD ile iş birliğinin reddedilmesi durumunda yeni bir seçime gidilebileceği mesajını veren parti yönetimi, Saksonya-Anhalt’taki sonuçla birlikte Almanya’da göç karşıtı siyasetin ve aşırı sağın yükselişini yeni bir aşamaya taşımış oldu.

Kaynak: BBC

Epstein, Etnoseksizm ve AFD

No comments

03 February 2026



Almanya'nın aşırı sağcı siyasi partisi AfD, yine ülkede yaşayan göçmenlere yönelik ırkçı bir öneriyle gündeme geldi. AfD'li Carina Schiessl, Almanya'da yabancı yetişkin erkeklerin (burada kastedilen özellikle Ortadoğu'lu Müslüman erkekler) yüzme havuzları, tren istasyonları ve parklar gibi kamusal alanlara girişlerinin yasaklanması gerektiğini savundu.[1] 

AfD, bu öneriyi bilerek belirli bir etnik grubu işaret ederek ortaya koyarken, aynı zamanda dünya gündemi de ABD Adalet Bakanlığı'nın Yahudi asıllı J. Epstein dosyalarını ifşa etmesiyle sarsılmış durumda. Bu dosyalar, belirli bir elit beyaz ve zengin kesimin pedofil ve sapık eylemlerini gözler önüne sererek adeta dünyayı ayağa kaldırdı.

Ein Bild, das Text, Schrift, Screenshot enthält.

KI-generierte Inhalte können fehlerhaft sein.

Yani bir yandan AfD gibi batılı beyaz faşist siyasi örgütler, belirli bir etnik ve cinsiyetçi grubu (Müslüman, Orta Doğulu erkekler) hedef alarak sosyolog Gabriele Dietze'nin[2] literatüre kazandırdığı yeni bir ayrımcı ideolojiyi, yani "etnoseksizm"i uygularken; tarihin cilvesi mi diyelim ne diyelim bilmiyorum öte yandan Epstein dosyalarıyla birlikte beyaz elit bir erkek grubunun iğrenç ötesi eylemlerine tanık oluyoruz.


O zaman sözü fazla uzatmadan şu soruyu sormak gerekiyor: AfD gibi faşist ırkçı siyasi partiler, Epstein dosyalarıyla ifşa olan beyaz batılı elit bir erkek grubunu da “etnoseksizm”[3] kategorisi altında tıpkı Ortadoğu'lu göçmenlere yaptıkları gibi dışlamaya kalkışacak mı? Almanya'da kamusal alanlara bu elit kesimin girişlerini yasaklayacak mı? 😊

Ramazan Yaylai



[1] https://www.welt.de/politik/ausland/article256360280/nach-sexueller-belaestigung-auslaender-verbot-in-schweizer-freibad-viele-buerger-haben-sich-bedankt-sagt-der-stadtrat.html

[2] Gabriele Dietze (2016): Ethnosexismus. Sex-Mob-Narrative um die Kölner Sylvesternacht. In: movements. Journal for Critical Migration and Border Regime Studies 2 (1). URL: http://movements-journal.org/issues/03.rassismus/10.dietze--ethnosexismus.html.

[3] Etnoseksizm terimi, araştırmacı Gabriele Dietze tarafından aynı adlı makalesinde ortaya atılmıştır. Etnsoeksiz kısaca etnik köken ve cinsiyete dayalı bir ayrımcılık biçimidir.

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan