Showing posts with label Londra. Show all posts
Showing posts with label Londra. Show all posts

Londra’da bir modern zaman dervişi: Aydın Usta

No comments

28 June 2026

Gülseren Daş’ın hazırladığı Londra Hikâyeleri Bisikletli Gazete’de başlıyor. Bu söyleşinin konuğu saz yapımcısı Aydın Usta…  Saz yaparken kullandığı ağaçların yerine yenilerini dikmeyi görev edinen, “lokman hekim değiliz, ölümsüzlüğü bulmadık” diyerek birikimini sakınmadan herkesle paylaşan saz yapımcısı Aydın Usta’nın hikâyesini kendisinden dinledik.

 


Gülseren DAŞ 

gdas22@yahoo.com 

 



Üç yıl önce dünyada kimsenin hayalini bile kuramayacağı pandemi, yaşattığı kayıpların yanı sıra hepimizin hayatına beklemediğimiz farkındalıklar da getirdi.  Günlük koşuşturmayı bir kenara bıraktığımızda elimizde ne yapacağımızı bilemediğimiz kocaman bir zaman dilimiyle kala kaldık. Endişeler, hayata dair korkular ve eşsiz üzüntülerimizin arasından bazı umutlar, ertelediğimiz hayaller de yeşermeye başladı. Birçok insan için pandemi aynı zamanda kendini ve yeteneklerini gözden geçirip yeni adımlar atma aracı oldu.

Türkiye’den gelip bir hayat kurmaya çalışan, ne buralı ne oralı olabilenler için ise Londra’da kök salmanın, burayı ev edinmenin vesilesi oldu. Chingford’da küçük bir tezgâhla başlayıp şimdi hatırı sayılır bir enstrüman üretim atölyesine hayat veren Aydın Usta’nın hikâyesi de bir yerleşme, kök salma hikâyelerinden biri...  Çalışmayı bitirip, atölyesinden beş metre ilerideki evine gittiğinde atölyeyi özlediğini söyleyen Aydın Usta, bu işi aşkla yapan bir modern zaman dervişi. Saz üretiminde kullandığı ağaçların yerine yenilerini dikmeyi görev edinen, ‘lokman hekim değiliz, ölümsüzlüğü bulmadık’ diyerek  birikimini sakınmadan herkesle paylaşan ve ‘kendimin hem ustası hem çırağıyım’ diyerek öğrenmenin matematiğini ortaya koyan Aydın Usta ile sizin için görüştük. 

 

Aydın Usta, öncelikle bizi kabul ettiğin için teşekkür ederiz. Klasik bir soru ile başlayalım, müzik ile tanışıklık nereden geliyor?

Sazı nasıl öğrendiğimle başlayayım, güzel bir hikâyedir. Devlet parasız yatılı okulunda okuyordum, 13 yaşlarındayım; bir gün yurtta garip, tıngır tıngır bir ses duydum, koridora çıktım ve sesin geldiği yere doğru yürüdüm.  Yurtta koğuş sistemi vardı, koridor uzun, baktım bir odadan geliyor ses, canlı olduğunu fark ettim, kaset değildi. İkinci gün yine gittim dinledim, ama cesaret edip odaya giremedim. Ancak birkaç gün sonra kapıyı çalıp içeri girebildim ve Ahmet Korkunç ile tanıştım. Gözleri görmeyen bir arkadaş, görme engelliler okulu müzik bölümünden gelmiş. 

Türkiye koşullarında daha ulaşılabilir ve ucuz olduğu için görme engelliler okulunda bağlama öğrenmeyi seçmiş, benden birkaç sınıf yukardaydı. Arkadaşlığımız ilerledikçe benim bağlamaya ilgim arttı. Tabii ilk zamanlarda sazına dokundurtmazdı, ben uzaktan bakarak öğrenmeye çalışıyordum, sonra bir anlaşma yaptık. Ben onun sazını kullanmaya başladım, karşılığında da derslerini çalışabilsin diye ders kitaplarını okudum ona. Zamanla edebi kitaplar da okudum, şu an Erzincan’da edebiyat öğretmeni.

Bağlama ile tanışıklığımdan sonra hızımı alamadım. O zamanlar enstrümanlara ve internete ulaşım bu kadar kolay değildi. Çevremde müzisyen kimse de yoktu. Ahmet, kara düzen çalıyordu, ben kendi kendime öğrenmeyi denedim, bir gün bir yerde bağlama düzenini gördüm çok ilgimi çekti. Soracak edecek kimse de yok, mantığını kendim çözdüm. Bir sazın kendi içindeki uyumunu, akordunu notalarını gidişatını çözmem bir senemi aldı. Müziği kendin öğrenince aktarması da daha kolay oluyor.

 

‘Sizi kimin alkışladığı önemli’

2002’de üniversiteye gittiğimde canlı müziğe başladım. Türk halk müziğinin yanı sıra sanat müziği de öğrendim.  Üniversitede matematik öğretmenliği okudum, ama müzik hep fonda devam etti, sahne aldım, eğitmenlik yaptım. Mezun olduktan sonra özel sektörde öğretmenliğe başladım, bana göre olmadığına karar verdim. Türkiye’de öğretmenleri çok yıpratıyorlar, özellikle dershaneler. Hayatımı müzisyen olarak sürdürmeye karar verdim. Bu dönemde iki üç yıllık sağlam bir müzik eğitiminden geçtim. Haftanın yedi günü 8-10 saat egzersiz yapıyordum. Sonra atamam oldu ve devlet okulunda öğretmenliğe başladım.

Öğretmenlik yaparken dikkatimi inşaat sektörü çekti. Restorasyon okudum akabinde de mimarlık ve kendi ofisimi açtım. Ama haftanın birkaç gününü yine  müziğe ayırıyordum. Sahne benim için iş değil dinlenme yeriydi. 15 saat çalışmadan sonra sahneye çıktığımda kendimi yenilenmiş hissediyordum.  O dönem sahnedeyken ne kadar çok bağırırsam, müziği ne kadar çok dinleyiciye içirirsem o kadar iyi müzisyen olacağımı düşünüyordum. Alkışlar beğenilmemin ölçütü gibi geliyordu. Ama zamanla olgunlaştıkça aslında alkışın değil seni kimin alkışladığının önemli olduğunu gördüm. Bu nedenle daha kaliteli dinleti müziği yapmayı seçtim.

 


Londra’ya ne zaman geldin, bağlama atölyesi kurma fikri nereden doğdu?

Atölyeden başlayayım, zaten benden bahsetmiş olurum. Yaklaşık üç yıl önce Londra’ya taşındım. 2008 yılında Antep’te bir işyerim vardı, daha çok enstrüman satışı ve eğitimine odaklanmıştım. Ufak tefek tamir işleri yapıyordum ama üretim atölyesi değildi. O zamandan beri içimde yeşeren bir heves, merak. Üretim yapan ustaların yanına gittiğimde oturur onları izlerdim, nasıl yaptıklarına dair fikirler üretir, tahminlerde bulunurdum.

 

‘Pandemi nedeniyle üretime odaklandım’

Pandemi sürecinde baya bir zamanım oldu ve daha da odaklandım. Pandemiden önce evlerine ya da işyerlerine gittiğim eş dostun duvarlarında asılı kırık, kullanılmayan tozlu sazlar dikkatimi çekiyordu, onları tamir etmeye başladım. Güzel, olumlu sonuçlar almaya başladım, Londra’da böyle bir atölye ihtiyacı olduğunu ve benim bu yönde adım atmam gerektiğini söylediler. Bu arkadaşların teşviki ile oldu.

 

Kültürel anlamda zengin bir şehirde yaşıyoruz, arzın bu kadar çeşitli olduğu bir yerde bağlamaya bu kadar talep olacağını düşünüyor muydunuz?

Londra’ya gelirken böyle bir hayalim yoktu aslında, ilk geldiğim zamanlar farklı birkaç iş denedim, dil büyük bir engel. Bağlama ile ilgili ufak tefek tamirlerime olumlu geri dönüşler aldıkça insanlar beni birbirlerine tavsiye etmeye başladılar. Atölye açma fikri aslında tamirlerimden memnun kalan insanların önerileriyle gerçekleşti. Ben de onlardan cesaret alarak başladım, niyetim ufak tamirler ve müzik yapmak, kafa dinleyebileceğim bir alan yaratmaktı. Talep artınca planlar da büyüdü.

Londra’da bu kadar saz aşığı olduğunu asla tahmin etmiyordum. 

Ufak bir tezgâh ile başladım, sonra iş büyümeye, talepler artmaya başladı, ben de daha ciddi tamirler yapma cesareti buldum. Mesela bir enstrümanın ses kapağının değişmesi neredeyse enstrümanın baştan yapılması demek. Bu tarz ağır işlemleri yaptıktan sonra neden üretmeyeyim dedim. Yaklaşık bir senedir de kendi sazlarımı üretiyorum.

 

Bağlama dışında da enstrümanlar var atölyede...

Evet atölyeye her enstrüman geliyor, sebebi de şu; müzisyen kökenli olduğum için ilgi duyduğum, sesini sevdiğim enstrümanları denemek isterim. Her birinin ayrı bir lezzeti var. Bir sazı yapmaya başladığında, ağacı tanıdığında yani işin mantığını çözdüğünde diğer sazların üretimi de kolaylaşıyor. Artık yavaş yavaş denklem kurmaya başlıyorsunuz, farklı yöntemler deniyorsunuz. Ben de araştırmalara yöneldim, bağlamada standart bir formumuz yok hala, dünyada kabul gören bütün enstrümanlara baktığınızda alt eşikten çıkan tel hiçbir zaman kapağa değmiyor. Yalnızca bizim bağlamada kapağa değerek geliyor, bunda bir anormallik var. Bizim de eşiğimiz yüksekte olsa, teller direkt eşikten koparak orta kapağa gelse nasıl bir ses elde ederiz, gibi deneme çalışmalarım var.

 

Matematik öğretmenliği, mimarlık derken kendinizi bambaşka bir ülkede enstrüman üretirken bulmuşsunuz, ne tür zorluklarla karşılaştınız?

Belli bir tecrübe ve birikimden sonra her şeye sıfırdan başlamak insanı zorluyor, ama geliştiriyor da... Pes etmeden, dişinle tırnağınla başardığın şeylerin tadı da bir başka oluyor.

Ben bu işe aşk ile başladım, kolay olmadı. Çünkü çıraklık yapmadım, okulunu okumadım. Başladığımda yanımda yöremde soru sorduğum üreticiler sağ olsunlar meslek sırrı diyerek bilgilerini ve deneyimlerini benimle paylaşmadılar, hatta yanlış yönlendirenler oldu. Aklıma yatmasa bile ustası böyle önerdi deyip denediğim ve doğru olmadığını gördüğüm birçok yöntem/malzeme vs. denedim.

İnternet eksiklikleri olsa da büyük bir nimet. İnternette Afrikalı bir üreticinin videosunu izledim. Çok ilkel koşullarda sokak ortasında testere ve çivi ile elektro gitar üretiyordu. Fakirliği görseniz inanamazsınız, ama ürettiği enstrümanlar sahnelerde kullanılıyor. Benim için inanılmaz ilham verici oldu o video. İlla bir usta gerekiyorsa bu Afrikalı üretici benim ustam diyebilirim. 

Onlarca deneme yaparak öğreniyorum. Her başarısızlık bile bana artı olarak dönüyor. Şimdi ise internette paylaştığım videolara sorular geliyor,  ‘şunu nasıl yaptın, bunu nasıl yaptın’ diye. Tabii ben meslek sırrı demiyorum, paylaşıyorum. Dünyanın sırrını çözmüş değiliz, bir lokman hekim değiliz ölüme çare bulmadık, elimden gelen bir şey varsa o bilgiyi seve seve paylaşıyorum.

 

Enstrümanı olanlara önerebileceğiniz, sazlarını güvenle muhafaza etmenin  püf noktaları var mı?

Londra’da enstrüman üretmenin zorlukları var. Hammadde bulmak başlı başına bir problem, bin bir güçlükle Türkiye’den getirtmek zorunda kalıyoruz. İngiltere’nin değişken iklimi de hiç yardımcı olmuyor. Oysaki kullandığımız ağacın bir standarda oturması gerekiyor. Ağacı her ne kadar kesip enstrüman da yapsanız hala canlı bir organizma olarak devam ediyor hareket etmeye. Türkiye’den gelen ağaçlarda eğilme bükülmeler oluyor.

Atölyenin her köşesinde nem alıcılar var. Birden fazla sazı olan herkese tavsiye ederim evde bulundursunlar, sazlarının yanlarına asabilecekleri poşetli nem alıcılar bulunuyor.  Sazlarını ısı kaynaklarından uzak tutsunlar. Araba bagajında asla bırakmayın. Hem ağacın sıcak/soğuk duyarlılığı hem de kullandığımız tutkalların erime dereceleri çok belirleyici oluyor.

Ben ağaçlarımı Türkiye’den getirttikten sonra en az iki yıl burada beklettim hava koşullarına uyum sağlasınlar diye, ne kadar bekletirseniz o kadar iyi sonuç alırsınız.

 

Üretim konusunda ilerliyorsunuz, peki bu işi teorik olarak geliştirme çalışmalarınız var mı?

En iyi ustayım diyen bile işin tam sırrına eremiyor, ama ben teoride kötü olduğumu düşünmüyorum. Dünyada özellikle keman ve gitar üretimi standardı gelişmiş, bazı ülkeler kendi keman üretimlerini devlet garantisi altına almış. Ben üretirken onları takip etmeyi tercih ediyorum. Eğitim almaya, ya da alaylı olmaya karşı değilim ancak her ikisinin de handikapları var. Okulda öğrenen, kitapları ve hocalarını, alaylılar ise ustalarını taklit etmekten öteye gidemiyor, kendi özgünlüklerini ortaya koyamıyorlar. Ben deyim yerindeyse kendimin hem ustası hem çırağıyım.

12 yıllık öğretmenlik hayatımın da etkisi var, öğrencilerim hep ‘hocam matematik ne işimize yarayacak’ derlerdi. Ben bu işi öğrenmede kullandım, denklem kurmak, farklı bileşenleri değerlendirip analizler yapabilmek, varsayımlardan bir sonuca ulaşmak matematiktir. Benim de üretimdeki doğrularım matematikten geliyor. Mimarlığın da şöyle bir faydası oldu; böylece görme becerim ve estetik duygularım gelişti.

 

‘Her saz için bir ağaç dikeceğim’

 

Aydın Usta başarılarınızın devamını diliyoruz. Son olarak yakın gelecekle ilgili planlarınız var mı ve insanlar sana nasıl ulaşabilir?

Saz üretimini bırakmayacağım, daha da ilerletip belirli standartlara oturtacağım. Bizde en önemli sorun tekne, çünkü bir standardı yok, tekne öyle olunca sap ve kapağın da standardı olmuyor. Itri’den beri bizim kabul ettiğimiz sistem ‘yerinden’ düzenidir. Bunu elden geçirip daha evrensel bir çerçeveye oturtmak gerek. Ben de önümüzdeki dönemde üretimde ve teoride bunu hedefleyerek çalışacağım. Kullandığım ağaçların yerine her saz için yeni bir ağaç dikmeyi de hedefliyorum. Doğayı korumak gelecek nesillere ve kendimize borcumuz. Dileyenler bana, Instagramda london_luthier hesabından ulaşabilirler. İlginiz için teşekkür ederim.




👉Söyleşiyi podcast olarak dinlemek için tıklayın



 




Toplu taşımada unutan eşyaların son durağı Greasby müzayedesi oluyor

No comments

25 June 2026

Londra’da toplu taşımada unutulan ve vaktinde teslim alınmayan eşyalar 100 yılı aşkın bir süredir Güney Londra’da bulunan kayıp eşya müzayedesinde açık artırmaya çıkıyor. 

                                              


                                                     

 Eğer toplu taşımada bir eşyanızı unuttunuz ve bunun peşine düşmediyseniz, bu eşyanın son durağı Greasby’s ikonik müzayedesi oluyor. 1919 yılında Henrietta Greasby tarafından kurulan Güney Londra merkezli tanınmış bir kamu müzayedesi firması olan Greasbys, bu tarihten beri aynı yerde faaliyet gösteriyor.

İki haftada bir gerçekleştirilen, kayıp eşyaların açık artırmayla satıldığı müzayedenin birçok müdavimi bulunuyor. Müzayedede şemsiyeden monta, gözlükten kitaba, telefondan oyuncaklara kadar aklınıza gelebilecek her türden eşya yeni sahipleriyle buluşuyor. Kurum, her açık artırma öncesinde sergilenecek eşyalara ilişkin olarak üyelerine detaylı e-postalar gönderiyor.

Greasby'de satışa çıkan iPad, kamera, telefon, şarj cihazı, bilgisayar gibi elektronik cihazlar cam dolapların içinde sergileniyor ve bu ürünler ikinci el fiyatının da altında bir fiyatla alıcıların karşısına çıkıyor.

Greasby'nin bahçesinde ise sıra sıra dizilmiş bisikletler yer alıyor. Bunlar, polis tarafından yakalanan hırsızlardan ele geçirilen ancak sahipleri çıkmayan bisikletler.

Satışa sunulan eşyalar arasında özel tasarım çantalar, mücevherler ve hatta Rolex marka saatler dahi yer alabiliyor. Instagram fenomeni London_xploring adlı hesabın müzayede evini ziyaret etmesi ve yaşadığı deneyimi “süper büyüleyici” olarak nitelendirmesi müzayedeye olan ilgiyi daha da artırdı ve yaptığı paylaşım 90 bine yakın beğeni aldı.

Greasby’s müzayedelerinde sadece TfL’de kaybedilen ürünler değil, demiryolu, Metropolitan polisi ve Heathrow havaalanından gelen sahipsiz eşyalar da satışa sunuluyor. Bu eşyalar, üç ay boyunca sahipleri tarafından alınmayı bekledikten sonra müzayedeye gönderiliyorlar. Tüm cihazlar satışa çıkmadan önce silinirken, kimlikler veya banka kartları gibi kişisel eşyalar imha ediliyor.

Müzayede, İki haftada bir gerçekleştiriliyor.

 

Adres: Greasby's Auctions. Wandsworth. 211 Longley Road, London SW17 9LG.

https://greasbys.co.uk/


* Bu yazı ilk kez 18 Nisan 2023 tarihinde Olay gazetesinde yayınlanmıştır.

https://olaygazete.co.uk/ingiltere-gundemi/toplu-tasimada-unutulan-esyalarin-son-duragi-greasby-muzayedesi-oluyor.html

 

GİK-DER Park Şenliği'nde faşizme ve ırkçılığa karşı güçlü mesaj

No comments

23 June 2026

Londra'nın Edmonton bölgesindeki Pymmes Park'ta bu yıl 16'ncısı düzenlenen GİK-DER Park Şenliği, farklı halklardan, kültürlerden ve inançlardan yaklaşık 5 bin kişiyi bir araya getirdi. "Irkçılığa ve Faşizme Karşı Birlik" temasıyla gerçekleştirilen şenlikte, yükselen ırkçılığa, faşizme, savaş politikalarına ve göçmen karşıtı uygulamalara karşı ortak mücadele çağrısı yapıldı.



21 Haziran Pazar günü gerçekleşen etkinlikte gün boyunca müzik dinletileri, kültürel gösteriler, çocuk etkinlikleri ve dayanışma faaliyetleri düzenlendi. Day-Mer, YÇKM, Tohum, Fabrika ve Kürt Halk Meclisi başta olmak üzere pek çok kurum stant açarak göçmen emekçilerin sorunlarını ve örgütlü mücadelenin önemini katılımcılara aktardı. Şenliğe kurumsal olarak katılan Afrika ve Sudan toplulukları da davul atölyeleri, geleneksel el sanatları ve bileklik yapımı gibi etkinliklerle kültürel renk kattı.

Stand Up To Racism, Londra Kiracılar Sendikası ve Göçmen İşçiler Sendikası da alanda aktif biçimde yer aldı. Konut krizi, güvencesiz çalışma koşulları ve göçmen emekçilere yönelik hak ihlalleri bu kurumların gündeminde öne çıktı.

GİK-DER Eşbaşkanı tarafından yapılan konuşmada ise, yakın zamanda Britanya ve Kuzey İrlanda’nın değişik bölgelerinde yaşanan ırkçı saldırılar ve faşist pogromlar örnek gösterilerek, ırkçılığa ve faşizme karşı mücadelenin ne kadar hayati olduğu vurgulandı. Göçmenleri, mültecileri ve farklı halklardan emekçileri hedef alan bu saldırıların tesadüf olmadığına dikkat çekilen konuşmada, faşist saldırılar karşısında sessiz kalınamayacağı, dayanışmanın ve örgütlü mücadelenin büyütülmesi gerektiği ifade edildi.

KURUMLARDAN ORTAK MÜCADELEYİ BÜYÜTME ÇAĞRISI
Haringey Belediyesi ve Göçmen İşçiler Sendikası adına konuşan Ata Berk, İngiltere'deki genel sendikalaşma oranının yüzde 20 civarında olduğunu, ancak Türkiyeli ve Kürdistanlı emekçilerde bu oranın yüzde 3'e kadar düştüğünü vurgulayarak çalışanları sendikaya katılmaya davet etti.

Tutsakların Sesi Platformu (TSP) adına yapılan konuşmada, tutsakların selamı katılımcılara iletildi. Daha özgür bir toplum mücadelesinde politik tutsakların unutulmaması gerektiği vurgulanarak, tutsaklara toplumsal sahiplenme ve dayanışmayı büyütme çağrısı yapıldı.

Britanya Demokratik Güç Birliği adına Doğan Genç tarafından yapılan konuşmada, GİK-DER Park Şenliği ve alanda bir araya gelen tüm katılımcılar selamlandı. Konuşmada, Britanya’da ve Avrupa’da yükselen ırkçılık, faşizm ve göçmen karşıtı politikalara karşı demokratik güçlerin ortak mücadelesinin büyütülmesi gerektiği vurgulandı. Halkların kardeşliği, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin ancak dayanışma ve örgütlü birlikle güç kazanacağı ifade edilerek, faşizme karşı yan yana durma çağrısı yapıldı.

Halkların İklim Zirvesi için Britanya’da bulunan HDP Milletvekili İbrahim Aydın da GİK-DER Park Şenliği’ne katıldı. Aydın, yaptığı konuşmada Halkların İklim Zirvesi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, Türkiye’deki güncel siyasal gelişmeler hakkında da katılımcılara bilgi verdi. Konuşmada, ekolojik mücadelenin halkların özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceği vurgulandı.
Konuşmacılar, Avrupa ve İngiltere'de güç kazanan aşırı sağ hareketlere ve yabancı düşmanlığına dikkat çekerek savaşın, yoksulluğun ve sömürünün derinleştiği bu dönemde halkların dayanışmasının her zamankinden daha kritik olduğunu dile getirdi. Young Struggle adına yapılan konuşmada gençliğin faşizme karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceği belirtildi.

Ali Tekbaş, Feryal Öney ve Grup Gençler'in sahneye çıktığı şenlikte binlerce kişi Kürtçe ve Türkçe ezgiler eşliğinde halaya durdu. 16. GİK-DER Park Şenliği, dayanışma, eşitlik, özgürlük ve halkların kardeşliği mesajlarıyla noktalandı.




Kadınlar 21. Zilan Kadın Festivali’ne hazırlanıyor

No comments

15 June 2026

Londra’da, Jiyan Kadın Meclisi tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen Zilan Kadın Festivali’nin bu yıl 21’incisi gerçekleştirilecek. 28 Haziran 2026 tarihinde yapılacak festivalin sloganı ise “Dem Dema Jinan e! – Daha Güçlü Birlikte, Özgür ve Eşit Bir Gelecek İçin” olarak belirlendi.



Jiyan Kadın Meclisi tarafından organize edilen 21. Zilan Kadın Festivali için hazırlıklar son aşamaya gelirken, festival bu yıl Albany Park, Bell Inn, Enfield EN3 5PA adresinde saat 13.00 ile 18.00 arasında gerçekleştirilecek. Her yıl olduğu gibi bu yıl da kadınların birlik, dayanışma ve mücadele ruhunu yansıtacak çok sayıda kültürel ve sosyal etkinlik festival programında yer alacak.

Festival kapsamında sanatçılar Lale Koçgün, Kewe ve Olcay Bayır sahne alırken, Sebahat Tuncel konuk konuşmacı olarak katılacak. Müzik dinletilerinin yanı sıra folklor gösterileri, geleneksel Kürt kıyafetleri, geleneksel dövme tanıtımları, çeşitli yemek stantları ve kültürel etkinlikler ziyaretçilerle buluşacak.

Çocuklar için de özel etkinliklerin hazırlandığı festivalde yüz boyama, sanat ve el işi çalışmaları, mini oyunlar, hazine avı, çuval yarışı, balon şekillendirme ve çeşitli spor aktiviteleri gerçekleştirilecek. Böylece festival, kadınların yanı sıra çocuklar ve aileler için de renkli bir buluşma alanı oluşturacak.

Jiyan Kadın Meclisi tarafından yapılan açıklamada, festivalin yalnızca kültürel bir etkinlik olmadığı, aynı zamanda kadın dayanışmasını ve ortak mücadeleyi büyüten önemli bir buluşma olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Bu yıl ‘Dem Dema Jinan e!’ diyerek bir araya geleceğiz. Kadınların özgürlük mücadelesini, dayanışmasını ve yarattığı değerleri birlikte kutlayacağız. Ezgilerimiz, halaylarımız ve sözlerimizle özgür ve eşit bir gelecek umudunu büyüteceğiz. Festivalimiz, kadınların sesini daha güçlü duyuracağı bir buluşma olacaktır” ifadelerine yer verildi.

Jiyan Kadın Meclisi, Londra ve çevresinde yaşayan tüm kadınları ve dostlarını 28 Haziran’da gerçekleştirilecek 21. Zilan Kadın Festivali’ne katılmaya davet etti.

 

 

 

 

 

 

 

“Sanat benim nefes alma alanım oldu”: Ressam Salime Aslan “Now & Beyond London”da

No comments

12 June 2026

 Londra’da yaşayan ressam Salime Aslan, pandemi döneminde yeniden keşfettiği sanat tutkusunu uluslararası platformlara taşıyor. Aslan, farklı ülkelerden sanatçıların katılımıyla 14-17 Ağustos 2026 tarihlerinde düzenlenecek “Now & Beyond London” Uluslararası Sergisi’nde eserlerini sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor.



Doğayla iç içe büyüdüğünü anlatan Aslan, resimle kurduğu bağın aslında yıllar öncesine dayandığını söylüyor. Ancak bu tutkuyu hayata geçirmesi pandemi dönemine denk gelmiş.

“İnsan bazen bazı duyguları, düşünceleri ve güzellikleri kelimelerle anlatamıyor. Benim için resim tam da bu noktada bir dile dönüştü” diyen Aslan, yıllar boyunca içinde taşıdığı hayallerin ve gözlemlerinin zamanla tuvale yansımaya başladığını ifade ediyor.

Pandemi günlerinde evde geçirdiği zamanın kendisine yeni bir kapı açtığını anlatan Aslan, önce evini boyarken farkında olmadan yeniden sanatla buluştuğunu söylüyor. Küçük detaylarla uğraşırken içinde uzun zamandır sessiz kalan yaratıcılığının yeniden ortaya çıktığını hisseden Aslan, eline aldığı ilk fırçadan sonra bu yolculuğun hızla büyüdüğünü belirtiyor.

Bugün resim, onun hayatında özel bir yere sahip. Bir tabloyu tamamlamadan önce yenisinin hayalini kurduğunu söyleyen Aslan, sanatın artık hayatının doğal bir parçası hâline geldiğini ifade ediyor.

Sanat, yoğun hayatın içinde açılan özel bir alan

Hem çalışan bir anne hem de üretmeye devam eden bir sanat tutkunu olmak kolay değil. Ancak Aslan, zaman yaratmanın mümkün olduğuna inanıyor.

“İnsan gerçekten istediği şey için mutlaka bir alan oluşturabiliyor” diyen Aslan, bazen günün yorgunluğunda, bazen de herkes uyuduktan sonra çalışmalarına devam ettiğini anlatıyor.

Ona göre sanat, yoğun hayatın içinde kendisine ait özel bir alan oluşturmasını sağlıyor. Bu alan yalnızca üretim değil, aynı zamanda düşünme, gözlem yapma ve kendini yenileme fırsatı sunuyor.

Doğadan beslenen bir sanat anlayışı

Aslan’ın çalışmalarında doğanın izleri dikkat çekiyor. Özellikle ağaçlar, ışık, gökyüzü ve mevsimlerin değişimi eserlerine ilham veriyor.

Doğaya duyduğu sevgiyi ailesinden aldığını söyleyen Aslan, özellikle babasının doğaya olan saygısının ve sevgisinin kendi sanat anlayışını şekillendirdiğini düşünüyor.

“Bir ağaca, gökyüzüne ya da ışığın bir yüzeye düşüşüne uzun süre bakabilirim” diyen Aslan, resim yapmanın aynı zamanda doğayı daha dikkatli gözlemlemeyi öğrettiğini ifade ediyor.

Öğrenmeye devam eden bir sanat yolculuğu

Sanat yolculuğunda kendisini geliştirmeye büyük önem veren Aslan, farklı sanatçılar ve eğitmenlerle çalışmanın ufkunu genişlettiğini söylüyor. Bu süreçte özellikle küratör ve sanat eğitmeni Patricia Evangelista’nın rehberliğinin kendisi için değerli olduğunu belirten Aslan, aldığı eğitimlerin eserlerine farklı bir bakış açısı kazandırdığını ifade ediyor.

“Sanatta öğrenmenin sonu yok” diyen Aslan, farklı yaklaşımlarla tanışmanın ve yapıcı eleştiriler almanın gelişimin önemli bir parçası olduğuna inanıyor.

Sergiler yeni kapılar açıyor

Bugüne kadar çeşitli karma sergilerde eserlerini sanatseverlerle buluşturan Aslan, her serginin kendisi için ayrı bir deneyim olduğunu söylüyor.

Farklı sanatçılarla bir araya gelmenin, sanat üzerine sohbet etmenin ve yeni insanlarla tanışmanın üretim sürecine katkı sağladığını belirten Aslan, özellikle uluslararası sergilerin farklı bakış açıları kazandırdığını düşünüyor.

Önümüzdeki dönemde de sanat yolculuğuna yeni sergilerle devam etmeye hazırlanıyor. Bunlardan biri de 14-17 Ağustos 2026 tarihlerinde Londra’da düzenlenecek olan “Now & Beyond London” Uluslararası Sergisi. Farklı ülkelerden sanatçıları bir araya getirecek olan organizasyon, Aslan’ın yer almayı planladığı önemli etkinliklerden biri.

Sanatta özgürlük ve samimiyet

Çalışmalarında kendisini belirli bir konu veya temayla sınırlamak istemediğini söyleyen Aslan, gözüne güzel gelen ve kendisinde güzel duygular uyandıran her şeyi resmedebileceğini ifade ediyor.

Sanata yaklaşımında ise izleyicinin özgürlüğünü ön planda tutuyor.

“Bir esere bakan herkes aynı şeyi hissetmek zorunda değil” diyen Aslan, insanların tablolarına baktıklarında öncelikle huzur ve dinginlik hissetmelerini istediğini söylüyor.

Bir kadın, anne ve göçmen olarak yaşadığı deneyimlerin de sanatını beslediğini belirten Aslan, özellikle anneliğin sabır ve emek kavramlarına bakışını değiştirdiğini ifade ediyor.



Yeni hedefler, yeni hayaller

Aslan’ın gelecek planları arasında Britanya ve Avrupa’daki yeni sergilerde yer almak bulunuyor. Bunun yanı sıra eserlerinden birini North Middlesex Hastanesi’nin kemoterapi bölümüne bağışlamaya hazırlanıyor. Bu projeyi kendisi için manevi değeri yüksek bir çalışma olarak görüyor.

Uzun vadeli hedeflerinden biri ise kendi sanat atölyesini kurmak. İnsanların sanatla buluşabileceği, üretebileceği ve ilham alabileceği bir ortam oluşturmak istediğini söyleyen Aslan, öğrenmeye ve üretmeye devam etmeyi hayatının en önemli hedeflerinden biri olarak görüyor.

Yıllarca içinde taşıdığı resim sevgisini hayata geçirmiş olmanın mutluluğunu yaşayan Aslan, hayallerini erteleyenlere ise şu mesajı veriyor: “İnsan gerçekten istediği bir şeyin peşinden gittiğinde yaşını değil, heyecanını konuşuyor. Önemli olan başlamak ve devam etmek. Ben iyi ki başlamışım diyorum.”

 

Coşkun Aral Londra’da: "Fotoğrafın dünyayı Anlatma gücü"

No comments

09 June 2026

 Savaş muhabiri, gazeteci ve belgesel yapımcısı Coşkun Aral, CEFTUS’un düzenlediği özel etkinlik kapsamında Londra’da izleyicilerle buluşacak. “Art of Photography in Explaining the World” başlıklı etkinlikte fotoğrafın toplumsal olayları, insan hikâyelerini ve küresel değişimleri anlatmadaki rolü ele alınacak.



Centre for Turkey Studies (CEFTUS) tarafından düzenlenen etkinlikte, uluslararası alanda tanınan fotoğrafçı ve gazeteci Coşkun Aral, uzun yıllara yayılan saha deneyimlerinden hareketle görsel anlatıcılığın etik, kültürel ve anlatısal boyutlarını değerlendirecek. Özellikle savaş bölgeleri, insani krizler ve kültürlerarası perspektifler üzerinden fotoğrafın tarihsel hafızayı korumadaki etkisi üzerinde durulacak.

Etkinlikte ayrıca görsel medyanın kamuoyu oluşturma süreçlerindeki rolü, fotoğrafın toplumsal algıyı nasıl şekillendirdiği ve dijital çağda haberciliğin dönüşümü gibi konular da tartışılacak. Katılımcılar, söyleşinin ardından gerçekleştirilecek soru-cevap bölümünde Coşkun Aral’a doğrudan soru yöneltme fırsatı bulacak.

CEFTUS’un kamuoyunu küresel meseleler, kültür ve iletişim alanlarında uzman isimlerle buluşturmayı amaçlayan etkinlik serisinin bir parçası olan programın, medya ve fotoğraf meraklılarının yanı sıra akademisyenler ve öğrenciler için de ilgi çekici bir buluşma olması bekleniyor.



Etkinlik Bilgileri

  • Etkinlik: Art of Photography in Explaining the World

  • Konuşmacı: Coşkun Aral

  • Tarih: 10 Haziran 2026 Çarşamba

  • Saat: 20:00

  • Düzenleyen: Centre for Turkey Studies

  • Mekân: 📍 Chiswick - The George IV – Boston Room

  • Katılım: RSVP ile kayıt yapılması gerekiyor.

Sis Altındaki Şehir: Dickens’ın Romanlarında Londra

No comments

07 June 2026


"Bu büyük, kirli, pis şehirde her şey bir karmaşa, her şey yanlış." - Büyük Umutlar 

Bir Mekân Değil, Bir Karakter

Ünlü yazar Charles Dickens’ın romanlarında Londra, olayların geçtiği sıradan bir sahne değildir; yaşayan, nefes alan, hatta karakterlerin kaderine müdahale eden bir varlıktır. Dickens, 19. yüzyıl Londra’sını betimlerken şehri adeta konuşturur: sokaklar fısıldar, nehir sır saklar, sis ahlaki çürümeyi görünmez kılar. Bu Londra, bireylerin hayatını şekillendiren güçlü bir aktördür.

Sis: Havanın Ötesinde Bir Anlam

Dickens’ın Londra’sı neredeyse sürekli sis altındadır. Thames Nehri’nden yükselen nemle kömür dumanının birleştiği bu sis, yalnızca meteorolojik bir olgu değildir. Özellikle Bleak House’un ünlü açılış sahnesinde sis, hukukun yavaşlığını, bürokrasinin hantallığını ve toplumun körleşmiş vicdanını simgeler. Görüş mesafesinin azalması, ahlaki pusulanın da kaybolduğunu ima eder.

Sınıfların Haritası Olarak Şehir

Dickens, Londra’yı sınıfsal eşitsizliklerin mekânsal olarak keskinleştiği bir şehir olarak resmeder. Zengin mahalleler ile arka sokaklar arasında yalnızca mesafe değil, neredeyse aşılmaz bir kader farkı vardır. Oliver Twist’te çocuklar suçun içine doğarken, Great Expectations’ta yükselme arzusu çoğu zaman ahlaki bir bedel gerektirir. Londra, eşitsizliğin coğrafyaya kazındığı bir harita gibidir.

Labirent Sokaklar, Kaybolan Hayatlar

Dickens’ın Londra’sı düz ve anlaşılır değildir; karmaşık, yönsüz ve labirent gibidir. Karakterler sık sık yollarını kaybeder, yanlış sokaklara sapar, geri dönemez. Bu mekânsal karmaşa, modern şehirde bireyin yaşadığı yönsüzlüğün edebi bir karşılığıdır. Şehir büyüdükçe insan küçülür.

Thames: Şehrin Vicdanı

Thames Nehri, Dickens’ın romanlarında hem yaşamın hem ölümün taşıyıcısıdır. Our Mutual Friend’te nehir, atıkların, cesetlerin ve sırların dolaştığı bir alan olarak karşımıza çıkar. Thames, şehrin bastırdığı her şeyi yüzeye çıkaran bir vicdan gibidir. Londra ne kadar büyürse büyüsün, nehir her şeyi hatırlar.

Görünmezlerin Yazarı

Dickens’ın en ayırt edici yönlerinden biri, Londra’nın görünmezlerini merkeze almasıdır. Yetimler, çocuk işçiler, borçlular, evsizler ve suçun kıyısında yaşayanlar onun romanlarının asli figürleridir. Dickens için şehir, başarı hikâyelerinden çok, sistemin dışına itilen hayatların toplamıdır.

Modern Kentin Erken Eleştirisi

Bugünden bakıldığında Dickens’ın Londra’sı, modern kent yaşamına yöneltilmiş erken bir eleştiri olarak okunabilir. Sanayileşme, hız, kalabalık ve anonimlik; bireyi yalnızlaştırır, merhameti aşındırır. Dickens’ın romanları, modernliğin parlak yüzünün ardındaki karanlığı görünür kılar.

Sis Dağılmaz

Dickens’ın Londra’sında sis asla tamamen dağılmaz. Çünkü sorun yalnızca hava değildir; sis, adaletsizliğin, eşitsizliğin ve unutulan hayatların simgesidir. Bu yüzden Dickens okurken Londra’yı değil, bir kentin insanlara ne yapabileceğini okuruz.

 

Yiğit Özgür’ün “Chronicles of the Everyday” sergisi Londra'da

No comments

05 June 2026

Çağdaş Türk karikatürünün en özgün isimlerinden Yiğit Özgür, “Chronicles of the Everyday” başlıklı kişisel sergisiyle Londra’da izleyici karşısına çıkıyor. Küratörlüğünü İlayda Uzunarslan’ın üstlendiği sergi, 5–13 Haziran 2026 tarihleri arasında Versus Arts’ta ziyaret edilebilir. 




London Gallery Weekend 2026 kapsamında düzenlenen sergi, sanatçının uzun yıllara yayılan üretiminden seçilen eserleri bir araya getiriyor. Sergi, gündelik yaşamın çelişkilerini, alışkanlıklarını, ilişkilerini ve absürt anlarını görünür kılan özgün bir görsel anlatı sunuyor. Yiğit Özgür, sıradan görünen olayları keskin gözlem gücü ve kendine has mizah diliyle yeniden yorumlayarak izleyiciyi hem düşündüren hem de gülümseten bir dünyanın içine davet ediyor.

Küratör İlayda Uzunarslan, sergiyi yalnızca bir mizah seçkisi olarak değil, yaşadığımız dönemin görsel hafızasını oluşturan önemli bir arşiv olarak değerlendiriyor. Bir araya gelen eserler, modern yaşamın tekrar eden ritüellerini, sosyal ilişkilerin kırılganlığını ve çağdaş insanın yalnızlıklarını görünür kılarken, izleyiciyi kendi gündelik deneyimleri üzerine düşünmeye çağırıyor.

Karikatür, illüstrasyon ve çizgi anlatım alanlarında yirmi yılı aşkın süredir üretim yapan Yiğit Özgür, Türkiye’de görsel mizah kültürünün önemli temsilcileri arasında yer alıyor. Mizahı yalnızca eğlenceli bir anlatım biçimi olarak değil, toplumsal ve bireysel deneyimleri görünür kılan eleştirel bir ifade alanı olarak kullanan sanatçı, farklı kuşaklardan geniş bir okur ve izleyici kitlesiyle güçlü bir bağ kurmayı sürdürüyor.

Etkinlik Özeti
Sergi: Chronicles of the Everyday
Sanatçı: Yiğit Özgür
Küratör: İlayda Uzunarslan
Tarih: 5–13 Haziran 2026
Mekân: Versus Arts
Adres: 114A Lower Clapton Rd, London E5 0QR
Kapsam: London Gallery Weekend 2026

Yiğit Özgür Kimdir?
Mehmet Yiğit Özgür, İstanbul’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nden mezun oldu. Öğrencilik yıllarında TÜBİTAK yayınlarında çizer ve karikatürist olarak çalıştı; reklam ajansları için illüstrasyon ve storyboard üretimleri gerçekleştirdi, çocuk kitapları resimledi. Türkiye Karikatürcüler Derneği üyesi olan sanatçı, Hacettepe Üniversitesi’nde ilk karikatür topluluğunu kurdu.

Profesyonel kariyerinin ardından İstanbul’a yerleşen Özgür, çeşitli mizah dergilerinde karikatür ve çizgi hikâyeler üretti. 2007 yılında kurucuları arasında yer aldığı Uykusuz dergisi, kısa sürede Türkiye’nin en çok okunan mizah yayınlarından biri hâline geldi. Karikatür, çizgi roman ve illüstrasyon çalışmalarının yanı sıra televizyon, sinema ve reklam projelerinde de senaryo çalışmaları yürüttü.

Bugün çalışmalarını karikatürist, illüstratör ve yaratıcı danışman olarak sürdüren sanatçı; söyleşi, panel ve atölyeler aracılığıyla deneyimlerini paylaşmaya devam ediyor. Yayımlanmış kitapları arasında Karikatürler (2004), Karikatürler 2 (2010), Çizgi Öyküler (2011), Hunililer (2013), Karikatürler 3 (2014) ve Karikatürler 4 (2019) bulunuyor. Yiğit Özgür, ulusal ve uluslararası birçok yarışmada ödüller kazandı; çeşitli üniversite ve kurumlar tarafından yılın karikatüristi ödüllerine layık görüldü.



Anka Accountancy'dan Çiğdem Yenigün'le söyleşi: “Çoğu kişinin vize statüsü, muhasebe süreçlerinin doğru ilerlemesine bağlı"

No comments

25 May 2026

Birleşik Krallık’ta iş kurmak, şirket yönetmek ya da freelancer olarak çalışmak isteyen pek çok kişi için muhasebe süreçleri çoğu zaman karmaşık ve yorucu olabiliyor. Özellikle göçmen girişimciler açısından bu süreç yalnızca finansal yükümlülüklerle sınırlı kalmıyor; vergi, şirket yapısı ve resmi bildirimlerde yapılacak hatalar, zaman zaman vize ve oturum süreçlerini de etkileyebiliyor.

 






Brighton merkezli Anka Accountancy, Birleşik Krallık genelinde sunduğu çok dilli, erişilebilir ve hızlı hizmet anlayışıyla, başta Türk girişimciler olmak üzere farklı topluluklardan işletme sahiplerine destek veriyor. Anka Accountancy’nin kurucusu Çiğdem Yenigün ile, şirketin sunduğu hizmetleri, göçmen girişimcilerin en sık karşılaştığı muhasebe sorunlarını ve doğru finansal danışmanlığın neden bu kadar önemli olduğunu konuştuk.

Çiğdem Yenigün


Anka Accountancy tam olarak ne yapıyor? Sizi farklı kılan ne?

Biz aslında müşterinin hayatını kolaylaştırıyoruz diyebiliriz. Çünkü Birleşik Krallık’ta muhasebe ve vergi süreçleri özellikle yeni başlayanlar için oldukça karmaşık olabiliyor.

Sunduğumuz hizmetler oldukça geniş:

  • Günlük muhasebe ve bookkeeping
  • Self Assessment dahil tüm vergi beyannameleri
  • Limited şirket kurulumu ve danışmanlık
  • VAT (KDV) kayıt ve beyan işlemleri
  • Payroll (bordro) süreçleri
  • Corporation tax ve kişisel vergi danışmanlığı
  • Rental income (kira geliri) beyanları
  • HMRC ile tüm yazışmalar ve temsil

Yani bir işletmenin ya da bireyin ihtiyaç duyabileceği tüm finansal süreçleri tek çatı altında topluyoruz.

Ama bizi asıl farklı kılan şey şu: mükelleflerimiz bize gerçekten ulaşabiliyor. Sorularına hızlı cevap alıyor, süreci anlayarak ilerliyor ve neyin neden yapıldığını net bir şekilde görebiliyor. Bizim için şeffaflık ve erişilebilirlik en önemli değerlerden biri.


Kimler sizinle çalışmalı? Özellikle kimlere hitap ediyorsunuz?

Birleşik Krallık genelinde farklı milletlerden oluşan geniş bir müşteri portföyüyle çalışıyoruz. Ancak özellikle Türkçe konuşan girişimcilerle güçlü bir bağımız var.

Özellikle Türkiye’den Birleşik Krallık’a gelen ve burada iş kurmak isteyen girişimcilere yoğun şekilde destek veriyoruz. Göçmen girişimcilerin karşılaştığı özel durumlar ve vize türlerindeki farklılıklar nedeniyle, standart bir muhasebe ofisinin çok sık karşılaşmadığı konular bizim günlük pratiğimizin bir parçası. Bu da bize önemli bir uzmanlık kazandırıyor.

Çünkü çoğu kişinin vize statüsü, muhasebe süreçlerinin doğru ilerlemesine bağlı. Biz de bu sürecin insanlar üzerinde nasıl bir stres yarattığını çok iyi biliyoruz. Bu yüzden sadece işlem yapan bir muhasebeci değil, süreci doğru yöneten bir çözüm ortağı olmaya odaklanıyoruz.

 

Bu bakımdan özellikle şu gruplar için oldukça faydalıyız:

  • Yeni iş kuranlar (start-up’lar)
  • Küçük işletme sahipleri
  • Freelancer’lar (yazılımcı, tasarımcı, danışman vb.)
  • Limited şirket sahipleri ve VAT’li şirketler
  • Influencer ve içerik üreticileri
  • Ek gelir elde edenler (side income)
  • Kira geliri olanlar
  • Self Assessment yapmak zorunda olan bireyler


Yeni bir iş kurmak isteyen biri size geldiğinde süreç nasıl ilerliyor?

En kritik noktalardan biri burası. Birçok kişi şirket kurarken yanlış bir yapı ile başlıyor ve bu da ileride ciddi maliyetlere ve sorunlara yol açabiliyor.

Biz sürece her zaman kişinin durumunu anlayarak başlıyoruz: Ne iş yapacak, gelir modeli ne, hedefi ne?

Sonrasında en doğru yapıyı belirliyoruz: sole trader mı olmalı, limited şirket mi kurmalı?

Ardından şirket kuruluşunu gerçekleştiriyor, HMRC kayıtlarını tamamlıyor ve süreci baştan sona yönetiyoruz. Ancak bizim yaklaşımımız burada bitmiyor. Biz kendimizi bir muhasebeciden çok çözüm ortağı olarak konumlandırıyoruz.

Şirket kurulduktan sonra da işletmenin türüne ve ihtiyaçlarına göre:

  • Payroll (bordro)
  • Pension (emeklilik) süreçleri
  • gibi konularda destek vermeye devam ediyoruz.

Ayrıca çözüm ortaklarımız aracılığıyla Immigration Advisor ve HR Solutions gibi alanlarda da destek sunarak, müşterilerimizin ihtiyaç duyabileceği tüm süreçlerde yanlarında oluyoruz. Yani sadece şirket kuran değil, işini sürdürülebilir şekilde büyüten bir yapı kurmalarını sağlıyoruz.

 

Vergi ve HMRC süreçleri birçok kişi için stresli. Bu konuda nasıl destek veriyorsunuz?

Evet, en çok stres yaratan konu bu diyebiliriz. Biz burada tamamen müşterinin yükünü alıyoruz:

  • Tüm beyanları zamanında ve eksiksiz hazırlıyoruz
  • HMRC ile tüm iletişimi biz yürütüyoruz
  • Gerekli durumlarda müşterilerimizi temsil ediyoruz

   

Mükellefin tek yapması gereken belgelerini bize iletmek.

Zaten aldığımız geri bildirimlerde en çok şu öne çıkıyor:
“Her zaman ulaşılabilirler, hızlılar, sürece hakimler ve çok net anlatıyorlar.”

Özellikle vize süreçleriyle bağlantılı durumlarda muhasebenin doğru ilerlemesinin ne kadar kritik olduğunu biliyoruz ve bu sorumlulukla hareket ediyoruz.


Peki neden Brighton? Bu lokasyonu seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Aslında iş yapış şekli artık tamamen değişti. Fiziksel konumdan çok erişilebilirlik ve esneklik ön planda.

Birleşik Krallık’ın her yerindeki müşterilere hizmet veriyoruz. Brighton bizim merkezimiz, ancak hizmet alanımız tüm ülkeyi kapsıyor. Hatta yalnızca Birleşik Krallık ile sınırlı kalmayıp, başta Türkiye olmak üzere Avrupa genelinde Birleşik Krallık’ta iş kurmak ve yerleşmek isteyen girişimcilere de destek veriyoruz.

Bir de işin kişisel tarafı var. Brighton gerçekten çok keyifli bir şehir. Ofisimizin denize yakın olması, zaman zaman iş görüşmelerini kısa bir yürüyüşle birleştirmeyi mümkün kılıyor. Bu da hem bizim hem de müşterilerimiz için daha keyifli ve motive edici bir deneyim sunuyor. Ayrıca Londra’ya yakınlığı sayesinde, şehirden uzaklaşmadan farklı bir atmosferde görüşme yapmak isteyenler için de ayrı bir avantaj sağlıyor.

 


Telefon (Mobil): +44 7486 511501
Telefon (Ofis): 020 3633 0723
E-posta: info@ankaaccountancy.uk

Web: https://ankaaccountancy.uk/

Adres: 34, Curtis House, Unit 9 Third Ave, Hove, Brighton, BN3 2PD

 

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan