Showing posts with label Londra. Show all posts
Showing posts with label Londra. Show all posts

Bir şehrin dönüşümü: Bisiklet, siyaset ve cesaret

No comments

04 May 2026

Londra’da bu hafta yerel meclis üyeleri seçimleri var. Ülke gündemi ekonomi, savaş, dış politika, ırkçılığın artışı, ev krizi ve benzeri konularla epey yoğun olsa da bu seçim, yereldeki hizmetlere ulaşmamızda önemli rol oynayacak.




Özgür Korkmaz


Ağır siyasî konuların değerlendirilmesini abiler, ablalar yapa dursun; bizim duruşumuz amasız, fakatsız net: “Mutluluk iki bacak arasındadır” diyoruz… Evet, kastettiğimiz şeyi doğru anladınız; elbette bisikletten bahsediyoruz…

Bisiklet meselesi sadece ulaşım değil; aynı zamanda eşitlik, sağlık ve şehir vizyonu meselesidir. Örneğin Paris’te son 12 yılda, sosyalist Belediye Başkanı Anne Hidalgo öncülüğünde bisikletli ulaşım çok ileri bir noktaya taşındı. Paris, Avrupa’nın en iddialı kentsel dönüşümlerinden birine imza atarak otomobil merkezli şehir modelini geride bırakıp bisiklet ve yaya odaklı bir yaşama geçiş yaptı. “15 dakikalık şehir” konseptiyle bisiklet altyapısına ciddi yatırımlar yapıldı. Bu değişim Paris’in sokaklarını kökten şekillendirdi. Şehir yönetimi, yüzlerce kilometrelik yeni bisiklet yolu inşa ederken araç trafiğini önemli ölçüde azalttı. 2026’da göreve gelen Emmanuel Grégoire da zaferini bisikletle kutlayarak bu politikayı sürdürme kararlılığını gösterdi.

Londra’da ise bugün konuştuğumuz bisiklet altyapısının temelleri, 2000–2008 yılları arasında dönemin “Kızıl Ken” lakaplı yine sosyalist Belediye Başkanı Ken Livingstone tarafından atıldı. Livingstone:

* Bisikleti bir “alternatif” değil, ulaşımın ana bir parçası olarak gördü.

* Bisiklet kullanımını artırmayı hedefledi.

* Transport for London (TfL) üzerinden ilk büyük yatırımları başlattı.

En önemlisi de ilk adımı atarken politik risk aldı. Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu görüyoruz: Eğer o vizyon ve cesaret olmasaydı, Londra bisikletli ulaşım konusunda bugün bulunduğu noktanın çok daha gerisinde kalırdı.

Peki sorun ne?

Yedi yıldır Londra Bisiklet Kulübü’nün direktörlüğünü yapıyorum. On beş yıl boyunca Enfield bölgesinde sürüş eğitmenliği yaptım ve altı yıldır da London Cycling Campaign’in aktif bir üyesiyim. Bu konulara hem bisiklet hem de araba kullanan biri olarak iki perspektiften bakabiliyorum. Yüzlerce insanla yaptığım sohbetlere, gözlemlerime, okumalarıma ve tecrübelerime dayanarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Şehir merkezlerimizin bisiklet ve yaya kullanımına uygun şekilde yeniden tasarlanması gerekiyor. Okullarda, parklarda çocukların, ailelerin bisiklete ve bisiklet eğitimine ulaşabileceği fırsatlar artırılmalı.

Pandemi sonrası dünyanın birçok önemli şehrinde olumlu adımlar atıldı. Aslında insanların büyük bir çoğunluğu bisiklet sürmek istiyor ancak çoğu zaman önlerinde ciddi bariyerler var:

* Yetersiz ve bağlantısız bisiklet altyapısı,

* Trafikte araçların tehlikeli kullanımı,

* Güvenli bisiklet park alanı eksikliği,

* Hırsızlık riski,

* Trafik korkusu,

Tüm bunlar, insanların bisiklete başlamasının ya da devam etmesinin önündeki gerçek engelleri oluşturuyor. Bir diğer engel de bu yukarıdaki sorunları çözmek için gereken politik cesaret eksikliği.

Siyaset ve Cesaret

Tarih bize şunu gösteriyor: Doğru siyasi irade olduğunda şehirler gerçekten değişir. En yakın örneğimiz Paris, en iyi örneğimiz ise dünyanın bisiklet başkenti Amsterdam’dır. Amsterdam’ın dönüşümü, 1970’lerde trafikte artan çocuk ölümleri sonucu halkın araba egemenliğine başkaldırması ve hükümetin güvenli altyapıya yatırım yapmasıyla başladı. Sonuç alması uzun yıllar sürdü ama gelinen noktada tüm dünyanın örnek aldığı marka bir şehir hâline geldi.

Londra’da yaklaşan 7 Mayıs yerel seçimlerine ve adayların “aktif ulaşım” (bisiklet, yürüyüş, scooter) konusundaki vaatlerine bakıyorum:

Muhafazakâr Parti (Conservative Party): Enfield bölgesinde, Edmonton’dan başlayan Hertford Road bisiklet yolunu kaldırmayı, LTN’leri (Düşük Trafikli Mahalleler) iptal etmeyi ve 20 mph hız limitlerini yükseltmeyi vaat ediyorlar. Yani duruşları çok net; neredeyse “kahrolsun bisikletçiler” demedikleri kalıyor.

Bağımsız Adaylar: Your Party ile bağlantılı bazı bağımsız adaylar ise LTN konusunda daha temkinli ve siyasi risk almaktan kaçınan bir yaklaşım sergiliyorlar. “Yerel halkın görüşleri alınmadan uygulanan düzenlemelere karşıyız” diyerek daha dengeli bir pozisyon almaya çalışıyorlar. Özetle bu yaklaşım, Paris’teki sosyalist cesur belediyecilik anlayışıyla örtüşmemektedir. LTN karşıtlığı kısa vadede Türkiyeli toplum içinde oy getirebilir; ancak bu doğru bir yöntem değil. Nitekim bu görüşü savunan bazı adayların bağlı olduğu kurum yöneticileri, yakın zamanda Hackney ve Haringey’deki LTN karşıtı gösterilere aktif olarak katılmış; bunu kuruma ait sosyal medya platformlarında ve gazetelerinde paylaşmışlardır. 2022 yılında, LTN konularında toplumumuzun eksik bilgilendirildiğini dile getirip bizzat o dost kurumda bir panel organize edilmesini Londra Bisiklet Kulübü olarak önermiştik; ancak bu talebimiz kabul görmedi.

İşçi Partisi (Labour Party): 2010 yılından itibaren Enfield’ı yöneten İşçi Partisi, bisikletli ulaşım ve genel olarak aktif ulaşım konularında diğer partilere göre daha cesur adımlar attı. 2014 yılında TfL’in verdiği 30 milyon sterlinlik “Mini Holland” fonu ile yeni bisiklet yolları yapıldı. School Street uygulamaları, 20 mph hız limitleri ve bazı LTN’lerle olumlu bir ilerleme kaydedilse de Waltham Forest’taki dönüşümün biraz gerisinde kalındı. Belediyenin bisiklet bölümü olan “Journeys and Places” ile yedi yıldır iş birliği yapıyoruz. Bölge meclis üyeleri ile gerçekleştirdiğimiz toplantılarda, aktif ulaşımı destekleyici söylemlerin ötesinde somut adımlar atıldığını gözlemledik; elbette daha fazlası da yapılabilirdi. Enfield’ın geniş coğrafyası, A10 ve A406 North Circular gibi yoğun trafik akışı, M25 bağlantısı ve yüksek araç kullanımı gibi faktörler, daha radikal adımlar atılmasını zorlaştırdı.

Yeşiller Partisi (Green Party): Genel olarak aktif ulaşım ve özellikle LTN konularında tüm partiler içinde en pozitif ve cesur söylemlere sahipler. Ancak Enfield bölgesinde çok etkin ve görünür olmadıkları için iktidara geldiklerinde bu vaatlerin ne kadarını hayata geçirebilirler, kestirmek güç.

💬 Kendi Deneyimim

En başta ne demiştik: Bisiklet meselesi sadece ulaşım değil; eşitlik, sağlık ve şehir vizyonu meselesidir.

Bu konuları savunduğumuz için bir parçası olduğumuz Türkiyeli toplum içinde, özellikle işi dolayısıyla sürekli araç kullanmak zorunda kalan, ana yollarda trafikte vakit kaybeden, bisikletçilerden hoşlanmayan kesimlerden ciddi tepkiler aldık ve almaya devam ediyoruz. ULEZ’i (Düşük Emisyon Bölgesi) desteklediğimiz için en yakın çevremizden de eleştiriler geldi. Öyle ki mesela küçük kardeşim eski dizel karavanıyla Londra'ya her gelişinde günlük £12.50 ödüyor ve hep sizin yüzünüzden diyerek laf çakıyor… Aslında herkes bir nevi bu duruma kendi penceresinden bakıyor olsa da biz bisikletçiler haklıyız ve doğru bildiğimizi savunmaya devam edeceğiz. 

Son olarak siyasetin daha cesurca  yapılması ve kısa vadeli oy hesapları yerine, çocuklarımız için daha yaşanabilir, temiz ve sağlıklı bir şehir hayal etmeliyiz.

Daha az korku, daha çok cesaret.

Daha çok bisiklet, daha yaşanabilir şehirler. 


Mutluluk iki bacak arasındadır 🚲


7 Mayıs seçimleri yaklaşırken Enfield'ta Türkçe konuşan toplumdan rekor sayıda belediye meclis üyesi adayı yarışacak

No comments

03 May 2026

Londra’da oransal olarak Türkçe konuşan toplumun en yoğun yaşadığı belediye olan  Enfield’ta 7 Mayıs 2026’da yapılacak yerel seçimler yaklaşırken 50’den fazla Türk / Kürt kökenli aday belediye meclis üyesi olmak için yarışacak. 




7 Mayıs yerel seçimlerine sayılı günler kala partiler arasındaki  yarışma da hız kazanıyor. Bu seçimde Türkçe konuşan toplum farklı partilerden 50'den fazla meclis üyesi adayı çıkardı. Bu geniş temsil, Enfield’ta Türk ve Kürt toplumunun yerel siyasette giderek daha görünür hale geldiğini gösteriyor.

2022’deki son seçimlerde İşçi Partisi 38 sandalye ile çoğunluğu korurken, Muhafazakârlar 25 sandalyeye yükselmişti. Ancak sonrasında yaşanan parti içi ayrılıklar nedeniyle mecliste üç bağımsız üye bulunuyor. Bu durum, Enfield’ı hâlâ iki büyük parti arasında gidip gelen “kritik” bir bölge haline getiriyor.

Siyasi analizler, 2026 seçimlerinde de benzer bir rekabetin yaşanacağını ve küçük oy kaymalarının bile sonuçları değiştirebileceğini ortaya koyuyor. Bu noktada Türkçe konuşan toplumun  seçmenlerin tercihleri çoğu  bölgede belirleyici olabilir.

Londra genelinde ise İşçi Partisi 32 belediyenin 21’ini yönetirken, Muhafazakârlar sadece 5 belediyede iktidarda. Ancak uzmanlara göre bu seçimler, başkentte siyasi dengelerin daha parçalı bir yapıya evrilmesine yol açabilir.

Londra’daki yerel seçimler 7 Mayıs 2026 Perşembe günü yapılacak. Altı milyondan fazla seçmen sandık başına gidecek ve tüm 32 Londra belediyesi için oy kullanılacak. Ayrıca Croydon, Hackney, Lewisham, Newham ve Tower Hamlets’te belediye başkanlığı seçimleri de gerçekleştirilecek.

Feryal Öney ve Rengin Kadın Korosu halkların kardeşliği için sahne aldı

No comments

29 April 2026

Sosyalist Kadınlar Birliği tarafından Londra’da kurulan Rengin Kadın Korusu, müziğin güçlü seslerinden Feryal Öney ile sahne aldı. Büyük beğeni toplayan konser  Hackney Earth’de yüzlerce kişinin katılımı ile gerçekleşti.




2020 yılından bu yana Londra’da çalışmalarını yürüten Rengin Kadın Korosu, pazar akşamı müzikseverlere unutulmaz bir akşam yaşattı. Çağdaş halk müziğinin güçlü kadın seslerinden Feryal Öney ile sahne alan Rengin, hem kadın dayanışmasının güzel örneklerinden birini sergiledi hem de halkların kardeşliğine çağrı yapan türkülerle büyük beğeni topladı.

İki bölüm halinde gerçekleşen konserde sahneyi ilk olarak şef Zuhal Yıldırım Gök yönetiminde Rengin Kadın Korosu aldı. Koro, kadın cinayetlerine dikkati çekmek için salona aralarında Gülistan Doku’nun da bulunduğu kayıp ve cinayete kurban gitmiş kadınların fotoğraflarını taşıyarak girdi. Korist Handan Kırbıyık’ın okuduğu Kemal Özer’in ‘Madenciler’ şiiri eşliğinde Türkiye’de ve dünyada yaşanan işçi hakları ihlallerine vurgu yapıldı. Doruk maden işçileri ile dayanışmak için koro üyeleri tarafından açılan ‘Doruk Maden İşçileri Yalnız Değildir’ pankartı dinleyiciler tarafından alkış ve ‘Direnen işçiler Yalnız Değildir’ sloganı ile karşılandı.

‘Halkların Kardeşliği, Türkülerin Rengi’ temalı olarak gerçekleşen konserde Türk, Kürt, Zaza, Ermeni, Laz, Azeri, Yunan halk türküleri ile Aşık Sinem Bacı ve Afe Ana gibi kadın halk ozanlarının türkülerinin yer aldığı zengin bir repertuar dinleyici ile buluştu. Konserde bir konuşma yapan Rengin Kadın Korosu temsilcisi Bedriye Avcıl, dünyada süregiden savaşlara, kadın cinayetlerine ve işçi ihlallerine dikkat çekerek, 1 Mayıs’ta alanlarda buluşma çağrısı yaptı.  



Halk dansları büyüledi
Koro, Gikder (Göçmen İşçiler Kültür ve Dayanışma Derneği) bünyesinde Eray Logo eğitmenliğinde yürütülen halk oyunları çalışmalarından örnekler sundu. Ermeni, roman ve sirtaki ile dinleyicilere keyifli dakikalar yaşatan ekibe koro, türküleri ile eşlik etti. Halk oyunları çocuk ekibinin minik gösterisi de seyircilerden büyük alkış aldı. Konserin ilk bölümü Feryal Öney’in koroya eşlik ettiği iki eserle son buldu. Verilen aranın ardından gerçekleşen ikinci bölümde sahnede tek yer alan Öney dinleyicilerine müzik ziyafeti sundu. Feryal Öney’in koroyu tekrar sahneye çağırmasıyla coşkulu anlar yaşanan gecede seyircilerle beraber seslendirilen türkülerle konser son buldu.

İlham veren kadınlar bülteni
‘Halkların Kardeşliği, Türkülerin Rengi’ temalı olarak gerçekleşen konser için koro tarafından oluşturulan repertuar broşürü de ilgi topladı. Broşürde seslendirilen şarkıların kulaktan kulağa yayılan halk öykülerine ve eserlerin sahiplerine yer verildi.  

Rengin Kadın Korosu’nun bir gelenek haline getirdiği konser bülteni bu sene de okuyucu ile buluştu. Bülten her yıl bir tema etrafında hazırlanıyor ve koro üyeleri ile koro dostlarının kaleme aldığı yazılardan oluşuyor. Bu yıl ‘Halkların Kardeşliği, Kadınların Mücadelesi’ temasıyla yayınlanan bültende, mücadele eden ve kadınlara ilham olan birçok isme yer verildi. ‘Ben Hasan’ın annesidir, Hasan’ın katili arıyor’ feryadıyla hafızamıza kazınan Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, ‘Zulüm bizdense ben bizden değilim’ diyen Filistin’in kızı Rachel Corrie, Rojava Devrimi’nin gerillası Ivana Hoffmann’nın yanısıra Arundhati Roy, Leyla Qasim, Clara Zetkin, Wılma Rudolph, M.I.A, Artemisia Gentileschi ve Ang Swee Chai kadınların güçlü kalemiyle yeniden ses buldu.



Kurulduğundan bu yana büyük bir ilgi gören Rengin Kadın Korosu, günden güne büyüyerek kadınların özgürce kendilerini ifade ettikleri, sanat alanında yeteneklerini geliştirdikleri ve kadın dayanışmasını güçlendirdikleri bir platform olmaya devam ediyor. Covid-19 pandemisi nedeniyle yaşadığımız karantina döneminde, Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB)  öncülüğünde kurulan ve Göçmen İşçiler Kültür Derneği’nin (Gik-Der) ev sahipliği yaptığı koronun şefliğini, Türkiye`de de pek çok koro yöneten sanatçı Zuhal Yıldırım Gök yapıyor.

--
Instagram: @renginkadinkorosu
Facebook: @renginkadinkorosu
Youtube  : @renginkadinkorosu

Londra’da “Alevilik ve Gelecek” buluşması 15-17 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilecek

No comments

28 April 2026

 LONDRADünyanın farklı ülkelerinden Alevi aydınlar, dedeler, akademisyenler, sanatçılar ve toplum temsilcileri, 15–17 Mayıs 2026 tarihlerinde Londra’da bir araya gelecek. İngiltere Alevi Kültür Merkezi & Cemevi’nin ev sahipliğinde düzenlenecek “Alevilik ve Gelecek” başlıklı etkinlikler, Alevi toplumunun meselelerini küresel gelişmelerle birlikte ele almayı hedefliyor.



Üç gün sürecek buluşmada, iklim krizi, yükselen otoriter milliyetçilik, göç, dijital dönüşüm ve savaş gibi başlıklar, Alevi düşüncesinin değerleriyle birlikte tartışılacak. Etkinlik, Alevi toplumunun sorunlarının dünya ölçeğindeki gelişmelerden bağımsız olmadığını vurgulayan bir perspektif sunuyor.

Akademik ve kültürel program bir arada

“Birlik, Yol ve Gelecek Toplantıları” kapsamında 4 panel ve 40 seminer düzenlenecek. Program yalnızca akademik tartışmalarla sınırlı kalmayacak; canlı müzik performansları, belgesel ve film gösterimleri ile uygulamalı workshoplar da etkinlik programında yer alacak.

Türkiye, Avrupa ve İngiltere’den çok sayıda akademisyen, kanaat önderi ve sanatçının katılacağı etkinlikte, Alevilik hem tarihsel hem de güncel boyutlarıyla ele alınacak.

Küresel meselelerle bağlantı kurulacak

Toplantılarda öne çıkacak başlıklar arasında inanç özgürlüğü, cemevlerinin tanınması, asimilasyon, kimlik ve hafıza gibi konuların yanı sıra; azınlık haklarının uluslararası hukuktaki yeri, Ortadoğu’daki çatışmaların diasporaya etkisi, iklim adaleti, dijital platformlarda nefret söylemi ve dezenformasyon, göç ve toplumsal cinsiyet eşitliği yer alıyor.

Geniş katılımcı listesi

Etkinliğe katılacak isimler arasında Prof. Dr. Alex Callinicos, Prof. Dr. Bedriye Poyraz, Prof. Dr. Şebnem Oğuz, Prof. Dr. Şükrü Aslan, Doç. Dr. Ali Arslan ve Doç. Dr. Ayça Çubukçu bulunuyor.

Bunun yanı sıra Ali Ekber Doğan Dede, Cafer Kaplan Dede ve Dertli Divani Dede gibi Alevi inanç önderleri ile Daryo Navarro, Garo Paylan, Lewis Nielsen, Doğuş Derya ve Bambos Charalambous gibi siyasetçiler de etkinlikte yer alacak.

Gazeteci ve yazarlar Orhan Gazi Ertekin ile Foti Benlisoy’un da katkı sunacağı toplantılara, Zack Polanski’nin de davetli olarak katılması bekleniyor.

Adres ve iletişim

Etkinlik, İngiltere Alevi Kültür Merkezi & Cemevi’nde (19 Clarendon Road, Hornsey, London N8 0DD) gerçekleştirilecek.



“Alevilik ve Gelecek” etkinlikleri paneli: “Dünya’da Gelişen Otoriter Sağ Hareketler ve Muhalefet"

No comments

21 April 2026

 Londra’da 15-16-15 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek “Alevilik ve Gelecek” etkinlikleri kapsamında 15 Mayıs Cuma günü Dünya’da Gelişen Otoriter Sağ Hareketler ve Muhalefet" başlıklı bir panel gerçekleştirilecek. Panelde, son yıllarda dünya genelinde yükselişe geçen otoriter sağ hareketler ve buna karşı muhalefetin geliştirdiği stratejiler ele alınacak.



Türkiye, Kıbrıs ve İngiltere’den siyasetçi ve toplum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşecek panelde, farklı ülkelerdeki siyasi deneyimler karşılaştırmalı olarak değerlendirilecek. Katılımcılar, demokrasi, insan hakları ve toplumsal dayanışma temelinde muhalefetin nasıl daha etkili bir ortak mücadele hattı kurabileceğine dair görüşlerini paylaşacak.

Farklı siyasi geleneklerden gelen konuşmacılar, yalnızca mevcut tabloyu analiz etmekle kalmayacak; aynı zamanda geleceğe yönelik çözüm ve iş birliği önerilerini de tartışmaya açacak.









Etkinlik Bilgileri:
🗓 15 Mayıs Cuma
🕕 18.00
📍 IAKM & Cemevi, 19 Clarendon Road, Hornsey, London N8 0DD

Konuşmacılar:

  • Zack Polanski – Green Party
  • Erkan Baş – TİP
  • Doğuş Derya – CTP
  • Sezgin Tanrıkulu – CHP
  • Mithat Sancar – DEM
  • Hüseyin Mat – AABK

Alevilik ve Gelecek Etkinlikleri Londra’da Başlıyor

No comments

18 April 2026

15-16-17 Mayıs tarihlerinde Londra’da düzenlenecek “Alevilik ve Gelecek” etkinlikleri kapsamında paneller, söyleşiler ve kültürel buluşmalar gerçekleştirilecek. Üç gün sürecek programın ikinci günü olan 16 Mayıs Cumartesi’nin etkinlik takvimi ise şöyle:




📅 16 Mayıs Cumartesi Programı

🕚 11:00 – 12:30

📍 Kütüphane

  • Türk Sinemasında Ötekiler Anlatılmayan Hikâyeler, Görünmeyen İnsanlar

    • Dr. İhsan Koloğlu


🕐 13:00 – 14:30

📍 Kütüphane

  • Dünyada Otoriterleşme, Türkiye ve AKP: Küresel Eğilimler, Devletin Dönüşümü ve Türkiye’de İktidarın Yeniden Biçimlenişi

    • Prof. Dr. Şebnem Oğuz

    • Dr. Arif Köse

  • Prof. Dr. Şebnem Oğuz


📍 Gençlik Odası

  • Artificial Intelligence and Technology: Technology, humanity, and the future

    • Chris Stephenson


🕒 15:00 – 16:30

📍 Kütüphane

  • Gurbeti Sıla Eylemek: Dünden Bugüne Alevi Kimliğine ve Öğretisine Etkisi

    • Besim Can Zırh

    • Besim  Can Zırh


📍 Gençlik Odası

  • Alevi Gençlik: Kimlik, İnanç, Gelecek

    • Rozbi Demir

    • Haşim Arslan

    • Dr. Ali Arslan

📍 Semah Odası

  • Kriz Döneminde Küresel Adalet: Savaş, Hukuk ve Eşitsizlik

    • Dr. Ayça Çubukçu

    • Dr Ayça Çubukçu


    • Dr. Zafer Yörük

    • Dr Zafer Yörük


📍 Cem Salonu

  • Yanlış İlişkilenen Düğme: Geçmişle Gelecek Arasında Cumhuriyet

    • Erdoğan Aydın

    • Prof. Dr. Bülent Bilmez


🕔 17:00 – 19:00

📍 Gençlik Odası

  • Felaketlere Rağmen Umut Etme Cesareti: Sanat ve Edebiyatla Mümkünsüzün İnşası

    • Hande Ortaç

📍 Cem Salonu

  • Alevi Geleneğinde Ocaklar (5–7 pm)

    • Yadigar Arslan Ana ve çeşitli ocak temsilcileri


🕖 19:00 – 21:00

📍 Etkinlik Salonu

  • Madımak Hafıza Merkezi


🕘 21:00 – 23:00

📍 Etkinlik Salonu

  • Açığa çıkmak mı saklanmak mı? Azınlık kimliğinin ikilemi

    • Garo Paylan ve konuşmacılar

  • Hay Way Zaman: Dersim’de Zaman, Yol ve Hafıza


Garo Paylan

📍 Mekân Bilgisi

  • IAKM & Cemevi
  • 19 Clarendon Road, Hornsey, London N8 0DD

Seks Quiz Gecesi Londra’da ikinci kez düzenleniyor

No comments

12 April 2026

Seks Quiz Gecesi, Londra’da ikinci kez katılımcılarla buluşmaya hazırlanıyor. Somatik seks koçu Nergis Eroğlu’nun sunumuyla gerçekleşecek etkinlik, 18 Nisan Cumartesi akşamı Dalston'da bulunan DNA Café Bar’da düzenlenecek. Etkinlikte katılımcılar; anatomi, fanteziler ve cinsellikle ilgili doğru bilinen yanlışlar üzerine hazırlanan sorularla eğlenirken yeni bilgiler de edinecek.




İnteraktif formatta gerçekleşecek quiz gecesi, cinselliğin çoğu zaman konuşulmaktan kaçınılan bir konu olduğu gerçeğinden yola çıkarak, katılımcılara açık ve rahat bir paylaşım alanı sunmayı amaçlıyor. Bu eğlenceli ve öğretici gece, katılımcılara hem bilgi edinme hem de keyifli vakit geçirme imkânı sunuyor.

Somatik seks koçluğu nedir?

Somatik seks koçluğu, cinselliği yalnızca zihinsel değil, aynı zamanda bedensel bir deneyim olarak ele alan bütüncül bir yaklaşımdır. Bu yöntemde beden farkındalığı, nefes çalışmaları, hareket ve dokunuş gibi teknikler kullanılarak bireyin kendi bedeniyle daha güçlü bir bağ kurması hedeflenir. Amaç, kişinin cinselliği daha bilinçli, özgür ve tatmin edici bir şekilde deneyimleyebilmesidir.

Düşük libido, uyarılma sorunları, orgazm güçlüğü ya da cinsel ağrı gibi konuların yanı sıra, haz kapasitesini ve duygusal yakınlığı artırmaya da odaklanan somatik çalışmalar, bireylerin kendi sınırlarını tanımalarına ve ifade etmelerine yardımcı olurken, güvenli ve yargısız bir alan içinde cinsellik üzerine farkındalık geliştirmelerini sağlar.

 

📌 Etkinlik Bilgileri 

  • Etkinlik: Seks Quiz Gecesi
  • Tarih: 18 Nisan
  • Saat: 19:00
  • Mekan: DNA Café Bar (101 Kingsland High St, E8 2PB)
  • Bilet: £10 (1 içki dahil)

 

https://www.instagram.com/nergiseroglussc/

“Bir Barmenin Anıları" kitabının yazarı Ahmet Sapaz'la söyleşi

No comments

04 April 2026

Ahmet Sapaz’ın, Londra’nın merkezi St. James’te bulunan Oxford ve Cambride Üniversitesi mezunu üyelerin girebildiği Centilmenler Kulübü’nde çalıştığı 38 yıl boyunca tuttuğu günlükleri Londra merkezli Press Dionysus yayınları tarafından İngiltere'nin ardından Türkiye'de de yayımlandı yayımlandı.



Ankara Otelcilik Okulu mezunu olan Ahmet Sapaz’ın Londra macerası 1970’li yılların başında başlıyor. Bu dönemde birçok otelde çalıştıktan sonra yolu meşhur Wimpy Kralı Ali Salih Usta’nın restoranlarına da düşen Sapaz, ardından 38 yıl boyunca çalışacağı, Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’ne adım atıyor. Sapaz’ın yarım asrı bulan çalışma hayatının anılarıyla dolu olan “Bir Barmenin Anıları” adlı kitap, Londra merkezli Press Dionysus tarafından Türkçe olarak yayımlandı. Biz de Sapaz’la kişisel tarihi ve kitabı hakkında sohbet ettik.

Ahmet Bey sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Ben 1948 Çorum doğumlu bir köylü çocuğuyum. Burada şunu itiraf edeyim ki köyüm Çorum’un en aydın birkaç köyünden bir tanesidir. Çocukluk yıllarım köyümde, okul yıllarım ilçem Sungurlu ve Ankara'da geçti. İlçemde ortaokuldan mezun olduktan sonra kısmetime turizm için eleman yetiştirmek amacıyla kurulan Ankara Otelcilik Okulu adıyla bilinen yatılı bir meslek lisesi çıktı.

Çalışma hayatıma önce stajyer öğrenci, mezun olduktan sonra ise daimî personel olarak, o yılların yıldız oteli İzmir Büyük Efes otelinde başladım. Yirmi ay süren vatani görevimi Ankara Orduevi’nde tamamladıktan sonra bazı okul mezunu ağabeylerimizin izinden giderek yurt dışında çalışmaya karar verdim. Çünkü Türkiye’de o yıllarda turizmin t'si bile henüz olmadığından hem kendimi geliştirmek ve hem de sınırlı olan İngilizcemi ilerletmek için böyle bir tercihte bulundum. Yıl 1970, iyi ki de bulunmuşum!

Bir Barmenin Anıları, Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde 38 Yıl kitabının yazılma öyküsünden kısaca söz eder misiniz?

Çalıştığım Centilmenler Kulübü üyelerinin takip ettiği alışkanlıklarından esinlenerek böyle bir kitabı yazma fikri ortaya çıktı. Çünkü emekli olan kulüp üyelerinin birçoğu muhakkak bir şeyler yazar. Çalışma hayatlarından, içinde bulundukları meslek dallarından topluma bir şeyler anlatır, bazen de başlarından geçen ve şahit oldukları olaylardan okuyucuların da faydalanmalarını arzu ederler. Kısacası yaşadıkları tecrübeleri paylaşarak insanları bilgilendirirler. Bu durumu yakından bildiğim için ben de böyle bir hevese kapıldım diyebilirim. Zaten çalışma hayatıma başladığım yıllardan beri, kısa kısa da olsa günlük tutarım. Dolayısıyla bir şeyler yazmak bana yabancı değildir.

Kitapta yazılanların hepsi yaşanmış olaylar mı? Yoksa içine kurgu da kattınız mı?

Bu kitapta yazılmış olan bütün konular ne bir kurgudur ne de içinde bir nebze olsun abartı bulunmaktadır. Hepsi bire bir yaşanmış hadiselerdir. Hatta bazı hallerde kitaptaki bazı olaylar sansürlenmiştir. Bunun nedeni ise bu önemli kişiliklerin çok özel durumlarının korunma isteğidir. Bazı isimler ise bir sorun yaşanmaması adına değiştirilmiştir ama bu durum kitabın geneline kıyasla çok az uygulanmıştır.

38 yıl boyunca İngiliz seçkin sınıfının üye olduğu bir mekânda çalıştınız. Bu nasıl bir tecrübeydi? Size neler kattı?

Elbette bu eşsiz deneyim bana birçok şey kattı. Bu insanlar seçkin ailelerin iyi eğitim görmüş seçkin evlatlarıdırlar. Kişisel ilişkilerinde birbirleriyle en nazik bir şekilde tartışır, tartışmadan haz duymaya çalışırlar. Konuşmalarında kesinlikle ses tonu yükseltilmez. Herkes herkesin görüşüne saygı duyar, beğenmese bile anlayışla dinler veya cevaplandırır. Tartışma konusunda biz Türklerle kıyasladığımız zaman bunların ağzı var dili yoktur dersiniz. Çünkü bizde hangi seviyede olursa olsun çoğu zaman tartışmalarımızda kırıcı oluruz ve bazı hallerde bunlar kavgayla neticelenir. Özür dileyerek söylüyorum; maalesef bizde çok bilmişlik, ukalalık, konu dışı konuşmalar çok yaygındır.



Centilmenler Kulübü’ne ilişkin gözlemlerinizden biraz söz eder misiniz?

Fransızların “creme de la creme” diye tarif ettikleri bir terim vardır. Bu herhangi bir toplumun kaymak tabakası için kullanılır. Kulüp, İngiliz toplumunun olgun, görgülü, kibar ve bilgili insanlarının yani kaymak tabakasının bir arada olduğu sosyal bir tesistir. Centilmenler Kulübü, seviyeli insanların sosyalleşme mekândır.

İki yüz yıl önce kurulmuş olan kulüp hâlâ canlı ve gözdedir. Kulüp, ticari kaygıların dile getirilmediği, üyeleri hangi alanda çalışırsa çalışsın bu gibi konulardan söz edilmediği, kimsenin kimseyi küçümsemediği huzur ortamının yaşandığı bir tesistir. Hep böyle midir? İstisnalar kaideyi bozmaz denilir; uymayanlar olmaz mı, evet olur ama o kişiler hemen fark edilir, göze batar ve itibar görmezler. Deyim yerindeyse dışlanırlar. Dışlandığını anlayan kişi veya kişiler kulübe uzun süre devam edemez, çekip giderler. Üyelerin birbirleriyle olan ilişkileri, arkadaşlıkları centilmence devam eden dostluk bağlarıyla sürdürülür. Kulübün aile ortamı gibi olan havası da buradan gelir. Dolayısıyla mutlu insanların bir yuvasıdır kulüp, çünkü bu insanların müşterekleri çoktur. İşte ben de “Bir Barmenin Anıları” adlı kitabımda, Centilmenler Kulübü’nde 38 yıl boyunca bu seçkin insanların arasında neler yaşadığımı, anılarımı ve gözlemlerimi kaleme aldım.  

Londra merkezli Press Dionysus yayınları tarafından yayımlanan Ahmet Sapaz’ın Bir Barmenin Anıları, Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde 38 Yıl adını taşıyan kitabı aşağıdaki linkten temin edilebilir.


Kitap Yurdundan sipariş vermek için tıklayın


Türkiye dışından sipariş vermek için tıklayın

 

* Bu yazı ilk defa 19 Aralık 2022'de Olay gazetesinde yayınlanmıştır. 

https://olaygazete.co.uk/turk-toplumu/centilmenler-kulubunde-gecen-38-yilin-anilarini-bir-kitapta-topladi.html

İsmail Kaygusuz’un ardından: Kavga / Kervan dergilerinde Kaygusuz'un izleri

No comments

01 April 2026

Alevilik üzerine birçok değerli çalışmaya imza atan İsmail Kaygusuz, 3 Şubat 2022’de İstanbul’da vefat etti. Bu yazıda, Kaygusuz’un Kavga ve Kervan dergilerinde yazdıkları üzerinden Alevilik düşüncesine yaptığı katkıya değiniyorum.

 Tuncay Bilecen




Kavga ve Kervan dergileri üzerine akademik çalışmalar yapana kadar İsmail Kaygusuz’u tanımıyordum. Daha sonra kendisiyle Emek Araştırmaları Vakfı’nın (EMAR) Londra’da düzenlediği Gaye Yılmaz söyleşisinde yüz yüze tanışma fırsatı bulduğum Kaygusuz, bir hayata sığdırdığı onca çalışma, araştırma makale, kitap ve romana rağmen içten, mütevazı bir kişilikti.

Kavga ve Kervan’ın felsefi yükünü çekiyordu

Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) Londra kanadı tarafından Mart 1991 – Aralık 1998 tarihleri arasında çıkan (71 sayı yayımlanmıştır) Kavga ve Kervan dergilerinin politik yükünü Rıza Yürükoğlu (Nihat Akseymen) felsefi yükünü ise İsmail Kaygusuz sırtlıyordu. İsmail Kaygusuz, Alevilik konusundaki engin tarihi ve mitolojik bilgi birikimi nedeniyle derginin entelektüel ayağını oluşturuyordu.

İsmail Kaygusuz, dergideki yazılarında Alevilikle sosyalizm arasında tarihsel, sınıfsal ve diyalektik bağlar kurmuş ve Alevi kimliğinin İslamiyet’ten azade bir kimlik olarak tanınması için yaşamı boyunca uğraş vermiştir. Bu bakımdan Alevilik inancının müstakil bir inanç olarak tanınmasında, onu zengin tarihsel ve felsefi kökleriyle buluşturmada ve özellikle de yurt dışında yaşayan Alevilerin diasporik bir kimlik kazanmalarında Kaygusuz’un rolü yadsınamaz. Örneğin, Kervan dergisinin 24. sayısında, 1993’te İşçi Birliği’nin girişimiyle Londra’daki ilk cemi şöyle anlatıyor Kaygusuz: “İlk toplanan cemde, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelmiş, genç-yaşlı, kadın-erkek canlarda başlangıçta, uzun yıllar ceme katılmamış olmanın ya da ilk kez katılmanın verdiği bir heyecan, ürkeklik vardı. Ancak, cemde canların sorduğu sorulara Dede’den doyurucu yanıtlar geldikçe saatlerin ilerlemesine rağmen canların Dede’nin ağzından çıkanı can kulağıyla dinleme isteği daha ağır bastı. Cemevi’nin gerekliliği üzerine görüş birliği oluştu.” (Kaygusuz, Kervan 24, sy.16).



Londra’da ilk cemin yapılmasına ön ayak oluyor

1990’ların ikinci yarısından itibaren Alevi örgütlenmesinde yaşanan gelişmeler Alevilerin kamusal ve siyasal alanda görünür olmalarını sağlamıştır. Özellikle Almanya’daki Alevilerin örgütlenmesiyle başlayan görünürlük yurt dışında yaşayan diğer Alevileri de örgütlenme konusunda motive etmiştir. Bu dönemde Kaygusuz’un da yazılar kaleme aldığı Kervan dergisi Türkiye’de ve yurt dışında açılan cemevlerinin haberlerini okuyucuya duyurmakta, “Cemevlerimizi her yerde açacağız.”, “Nerede Alevi varsa orada Cemevi kuralım”, “Her semte cemevi, her hafta cem gerekli”, “Gençleri ‘cem ve kültürevi’ne çekelim” gibi başlıklarla cemevlerinin Alevilerin olmazsa olmazı olduğunu sürekli vurgulamaktadır.

“Sünnilikle, Aleviliğin ortak paydası yoktur”

Kaygusuz, Alevilik felsefesini materyalizmle ilişkilendirme eğilimindedir. “Sonsuz olan maddedir. Tanrı da uzay ve zaman gibi, maddenin bir varoluş biçimi olarak tanımlanamaz mı? Öyle ya da değil, ama tanrıyı en gelişmiş madde olan insanda varoluşa (yokoluşa) götüren Alevi-Bektaşi inancı, onun, maddenin dışında var olamayacağını ispatlamıştır (Kaygusuz, Kervan 58, sy.14). Aleviliğin materyalist düşünceyle ilişkilendirilmesi Sünni inancının ister istemez “metafizik” olarak kodlanmasına yol açacaktır. Bu da inanç felsefesi boyutunda Sünnilik ve Aleviliği iki zıt kutba yerleştirmek anlamına gelmektedir: “Alevilik inanç olarak dinin metafizik göğünde asılı duran değerlerin bazılarını reddetmiş, bazılarını ise yere indirip insanlaştırmış, maddeleştirmiştir. Bu nedenle, İslam metafizik değerlerinin kendi öz mantığı içinde, ‘vahiyle akıl arasında çelişki yoktur’ diyerek mantıkla bağdaşamayan ve aklı dine uyduran Sünnilikle, Aleviliğin ortak paydası yoktur (Kaygusuz, Kervan 70, sy. 3-4).

“Hak=Halk!”

Kaygusuz, Alevilik’i bir taraftan tarihsel kökleriyle buluşturmaya ve onu dünyevileştirmeye çalışırken bir taraftan da onunla İslami düşünce arasına mesafe koymaya çalışır. Bir yazısında “Enalhak” düşüncesine karşı çıkarak “Tanrı Halktır Halk da Tanrıdır” görüşüne varır. “Yolunu, süreğini unutmuş Cemevi’ne Cami gözüyle bakan; Cemlerde niçin Dede’nin önünde yeri öptüğünü, pirine mürşidine rehberine, musahibine, cem erenlerine neden niyaz ettiğini bilmeyen günümüz Alevilerinden bazıları da soruyor: ‘Allah insan, insan allahtır! Nasıl olur bu milyarlarca allah mı var?’ Bir Alevi bunu soruyorsa şeriatçıdan farklı düşünmüyor demektir. (…) Kaldı ki, “Hakk Halktır, halk da Hakk’tır belgisinden yola çıkmış olan, Hacı Bektaş Veli Hurdaname’sinde, ‘Şeriatta bu senin bu benim, Tarikatta hem senin hem benim, Hakikatta ise ne senin var ne benim. Cümle varlık Hakk’ındır, yani Halk’ındır’ buyuruyor. Demek ki, tasavvufta ve onun halka indirilmiş Alevilik inancında bu ‘dünyanın tek sahibi var: Hak=Halk! Ve bütün var olanlardan eşit biçimde yararlanılmalıdır” (Kaygusuz, Kervan 49, sy. 19).

Aleviliğin ve sosyalizmin özde bir olduğu görüşü Kaygusuz’un kaleminde Sol-Alevi ütopya diyebileceğimiz bir dünyanın yaratılmasına yol açmıştır. Örneğin “İşçiler ve Aleviler omuz omuza rıza şehrini kurmaya” başlıklı yazısında Marx, More ve Campenalla’dan yola çıkarak Alevi mitolojisinde kurulan “rıza şehri, “paranın geçmediği her şeyin rıza ile yapıldığı mülkiyetin olmadığı bir ütopya” olarak tasvir edilmektedir.



İşçi sınıfı ile Aleviliği musahip etme çabası

Kaygusuz Türkiye solunun Alevi inancına bakışını iki noktada eleştirir. Bunlardan ilki Alevi meselesinin görmezden gelinmesi ve geleneksellik olarak aşağılanmasıdır; ikincisi ise kendi toprağında yetişen muhalif, devrimci tarihsel damarın görmezden gelinmesidir. Kaygusuz’a göre Alevilerin muhtaç olduğu teorik yaklaşım zaten bu inançta mündemiçtir. “Aleviliğin ve Alevi toplumunun arzu ettiği dünyayı ve yönetimini, beş yüz yıl önce ihtilalci Kızılbaş siyaseti saptamıştır. Rıza şehri kurmak! Komünizmin ve komünistlerin de istediği bu dünyadır. Kızılbaşlığınızı yadsımayın ve ihtilalci Kızılbaş siyasetine sahip çıkınız! İşte bunun içindir ki ‘işçiler ve Aleviler yol musahibidirler’” (Kaygusuz, Kervan 55, sy.8-9). Alevilerin ve işçilerin yol musahibi olduğu görüşü Kaygusuz ve Yürükoğlu’un Kavga ve Kervan sayfalarında, konuşmalarında ve diğer yazılarında bıkmadan usanmadan tekrar ettikleri bir düşüncedir. Öyle ki dergide reklamı yapılan kasetler dahi “İşçi sınıfı ile Aleviliği musahip etmede mütevazi bir adım” şeklinde tanıtılır.

Alevilik ve sosyalizm arasındaki fikirsel akrabalık sadece tarihten örneklerle değil, güncel siyasî gelişmeler üzerinden de vurgulanmaktadır. Örneğin derginin 10 Eylül 1993’te düzenlediği panelin başlığı “Alevi işçi gönül gönüle”dir. Panelde “Alevi ve işçi yol musahibidir” ifadesi öne çıkartılır. Dergi çevresi, Alevilerin tarihsel, sınıfsal ve diyalektik bir zorunluluk olarak sosyalist mücadele saflarında yer almaları gerektiğini defalarca yinelemektedir. Bu adeta bir zorunluluktur. “Bugün Aleviliğin yer alabileceği tek siyasî platform vardır, o da sol düşüncedir” (Metin, Kervan 67, sy.7).



ALEVİLERE YAPILAN SALDIRILARIN KARŞISINDA YER ALIYORDU

İsmail Kaygusuz’un bir başka misyonu da Alevi topluluğuna yönelik fikri saldırılarla mücadele etmektir. Örneğin İzzettin Doğan’ın 17 Ağustos 1995’te Milliyet’te kaleme aldığı yazıya ilişkin şunları yazar: “Alevi İslam yoktur sayın Doğan, Alevilik vardır. İstanbul Belediye başkanının da (Tayyip Erdoğan) daha pek çoklarının da söylediği gibi ‘İslam demek Şeriat demektir.’ Alevi İslam da olmaz Alevi şeriatı da. Alevilik, İslamın materyalizme dönük yüzüdür. Alevilik İslam dininden çıkmış ama islamın kendisi değildir. İslamın insanı öne alan ve sevgiye, nesnel dünya yaşamına dönük yorumudur. (Kaygusuz, Kervan 53, sy.22). Kaygusuz, Alevilerin Sünni devletle hemhal edilme projelerine ve bu projelerin değişmez isimlerine yönelik tavrını her daim ortaya koyan biriydi. Cem Vakfı başkanı İzzettin Doğan’ın marifetiyle Alevilerin Diyanet’e bağlanma çabasına ilişkin olarak şunları yazmıştı: “Alevi burjuvazisinin kurduğu, sözcülüğünü ve başkanlığını Prof. İzzettin Doğan’ın yapmakta olduğu Cem Vakfı’nın bu toplantısı tesadüf olmadığı gibi, bilimsellikten de uzaktır. Alevi toplumunun kendisine ne icazet ne de yeti vermiş olduğu Prof. İzzettin Doğan, babasından kalan miras ve vasiyetle kol kola bulunduğu devlet tarafından ‘Alevi dedesi’ olarak atanmayı başarmış birisidir! O günden beri kendi kendini yetkili kılarak, Aleviler adına devletle uzlaşma pazarlıkları yapıyor.”, devlet eliyle toplanmak istenen Ehli Beyt kurultayına da karşı çıkarak Alevileri bu konuda uyarmaktadır. “Kapitalistinden, sağ-tutuculardan, dinci-milliyetçilere kadar çeşitli görüşlerdeki kişilerin devletin teşvik ve desteğiyle, hiç hakları olmadığı halde Alevilik adına oluşturdukları kurultay, ne Aleviliği ne de Alevileri hiçbir zaman temsil etmemektedir. (…) Bu kurultay aynı zamanda devletin, bazı sözde Aleviler aracılığıyla, Alevi toplumuna yaptığı tehdittir: bunlar gibi olacaksınız, yoksa ‘Kerbela vakaları’ yaşarsınız!” (Kaygusuz, Kervan 60, sy. 16).

“İncindiğimiz yerde inciteceğiz”

Kaygusuz, Alevi toplumunu, onları devletle hemhal etmeye çalışan, Alevi değerlerinin özünden uzaklaştıran “Alevilere” karşı uyarmayı kendisine bir nevi vazife edinmiştir. “Tüm Alevi – Bektaşi örgütlenmeleri, bu tehditten korkmamalı; devrimci saflarda birleşip toplumunu mücadeleye hazırlamalıdır. Hacı Bektaş Veli’nin ‘İncinsen de incitme sözü’, bireysel ilişkileri düzenleyen, dostlukları perçinleyen bir Alevi güzel ahlak kuralıdır. Ama Alevi – Bektaşi toplumsal hareket düsturu değildir. Bu inancı bin yılı aşkın süredir yaşanan zulme, baskıya ve eşitsizliğe başkaldırışıdır. Haksızlığa karşı direnmesidir. İncindiğimiz yerde inciteceğiz. Bu böyle biline! Bu toplum bir daha Çorum, Sivas ve Gazi gibi” Kerbela Vakaları’ yaşamayacak. Küfeli ihanetçileri de aralarında asla barındırmayacaktır.” (Kaygusuz, Kervan 68, sy.7). 

İsmail Kaygusuz, verdiği onca eserin yanı sıra, Türkiye sosyalist düşüncesini Aleviliğin değerleriyle buluşturma ve Alevileri  sosyalist mücadele saflarına katma konusundaki çabaları nedeniyle her zaman hatırlanacak…

 

 İsmail Kaygusuz’un araştırma-inceleme Kitapları:

  • Onar Dede Mezarlığı ve Şeyh Hasan Oner , Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul-1983
  • Musahiblik, Alev Yayınları, İstanbul-1991(genişletilmiş 2.Baskı, Alev Yay.İstanbul, 2004)
  • Alevilik’te Dar ve Pirleri, Alev Yayınları, İstanbul-1993
  • Alevilik İnanç Kültür ve Siyaset Tarihi I, Alev Yayınları, İstanbul-1995
  • Görmediğim Tanrıya Tapmam, 2.Baskı, Su Yayınları, İstanbul, 2009
  • Hünkar Hacı Bektaş Veli, Alev Yayınları, İstanbul-1998
  • Alevilik, Diyanet Siyaset, Alev Yayınları, İstanbul- 2004
  • Hasan Sabbah ve Alamut (Öğretisi,tarihi, felsefesi),  Su Yayınları,  İstanbul-2004
  • Anadolu Bilgeleri (Anadolu’yu aydınlatan düşün ve eylem adamları), Su Yayınları, İstanbul-2005
  • İslam İmparatorluklarında İktidar Mücadeleleri ve ALEVİLİĞİN DOĞUŞU, Su Yayınları, İstanbul-2005
  • Müslümanlık ve Hristiyanlığın İnanç Öğretilerinde ÖTEKİ GERÇEKLER, Su Yayınları, İstanbul-2006
  • Abdal Musa Sultan Velâyetnamesi, Karacaahmet Sultan Derneği Yayınları, İstanbul, 2008
  • Makalat-ı Şeyh Safi, Alevi Akademisi Yayınları, Ankara, 2009
  • Ummü’l Kitab,  Demos Yayınları, İstanbul, 2009

Romanları:

  • Son Görgü Cemi (Roman), Alev Yayınları,  İstanbul- 1991
  • Kentin Kızı PLANKİA MAGNA (Roman), Alev Yayınları, İstanbul-1997
  • Perge’nin Kızı Plancia Magna (Tarihsel roman), 2.Baskı, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2008
  • SAVAŞLI YILLAR 1-2, Son Görgü Cemi/Çileli Günler (Roman), Alev Yayınları, İstanbul, 2006

Tiyatro Oyunları:

  • Silvanlı Kadınlar, Alev Yayınları, İstanbul-1999
  • Satılık (Evlilik Oyunu),Alev Yayınları, İstanbul-1999
  • Kısır, Alev Yayınları, İstanbul-1999
  • Pascal ile Stephanie (Paris’te bir Kafe Tiyatro’nun doğuşuna katkı), Alev Yayınları,  İstanbul-1999
  • Plankia Magna, Alev Yayınları, İstanbul-1999
  • Oğlan Şeyh Maşuki Duruşması,  Alev Yayınları, İstanbul-1999
  • Baba Erenler, Alev Yayınları,  İstanbul-1999
  • “Dünya mülkü halkındır”dedi Baba Resul, Alev Yayınları, İstanbul-2001
  • Arkeolog (Baskıya hazır)
  • İnsanoğlu Çifttir/July ile Jale (Baskıya hazır)              

Anı-Öyküler:

  • Darbe Günleri (Üniversite ve Bilim-Araştırma Çevresinden Yaşanmış Öyküler ve Anılar), Alev Yayınları, İstanbul-2001
  • Dünden Bugüne Alevi Olmanın Bedeli (Yaşanmış Öyküler), Alev Yayınları, İstanbul-2004
  • Şarabi Öyküler, Su Yayınları, İstanbul, 2008


Çeviri:

  • Karam Khella, (Çev.İsmail Kaygusuz), Tarihin Yeniden Keşfi ÜNİVERSALİST TARİH  Avrupa Merkezci Tarih Bilincinin Yıkımı, Su Yayınları, İstanbul-2005

 

Kaynakça:

Bilecen, Tuncay, (2020). The Struggle to Unite Diaspora Alevis and the Working Class: Alevism in the Kavga/Kervan Magazine. Kurdish Studies8(1), 91-112.

Kaygusuz, İsmail, (1993) “Londra’da ilk cem. Cem tutalım yola gidelim”, Kervan 23, s.16.

Kaygusuz, İsmail, (1996) “Makamı nazda Tanrıyı sorgulama eleştiri ve yoksama”, Kervan 58, s.14

Kaygusuz, İsmail, (1998) “Türk Müslümanlığı Çıkışıyla, Türk-İslam Sentezi Resmileşiyor (mu?)”, Kervan, 70, s.3-5.

Kaygusuz, İsmail, (1995), “Tanrının İnsanda Nesneleşmesi”, Kervan 49, s.15-19.

Kaygusuz, İsmail, (1995) “Aleviliğin ‘Ütopya’’sı: Rıza Kenti’nde Canı Cana Malı Mala Katmak”, Kervan 55, s.8-9.

Metin, İsmail, (1998), “Alevilik ve ‘sol’ bağlamı üzerine”, Kervan 67, s.7

Kaygusuz, İsmail, (1995) “Alevi toplumundan elinizi çekin”, Kervan 53, s.22-23.

Kaygusuz, İsmail, (1996) “Alevi İslam, Emevi İslam ve Diyanete yeni düzen”, Kervan 60, s.16-17

Kaygusuz, İsmail, (1998) “Alevi Bektaşi örgütlerinde yaşananlar ve Ehli Beyt Kurultayı”, Kervan 68, s.6-7

 https://www.biyografya.com/biyografi/10274

http://www.ismailkaygusuz.com/

 

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan