Showing posts with label Londra Etkinlikleri. Show all posts
Showing posts with label Londra Etkinlikleri. Show all posts

Centilmenler Kulübü'nde geçen 38 yıl kitap oldu: “Bir Barmenin Anıları" yayımlandı

No comments

23 September 2026


Ahmet Sapaz’ın, Londra’nın merkezi St. James’te bulunan Oxford ve Cambride Üniversitesi mezunu üyelerin girebildiği Centilmenler Kulübü’nde çalıştığı 38 yıl boyunca tuttuğu günlükleri geçtiğimiz günlerde Londra'da Türkçe kitap olarak yayımlandı.

                           


                                                                                             

                                                                                                            Tuncay Bilecen 

 

Ahmet Sapaz’la Londra’da akademik bir çalışma yaptığım sırada tanıştım. Tanışıklığımız kısa sürede ahbaplığa dönüştü ve çeşitli vesilelerle görüşmeye başladık. Bir sohbetimizde bana Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde çalıştığı süre boyunca tuttuğu günlüklerinden ve bu günlükleri bir kitaba dönüştürme fikrinden söz etti. Birkaç gün sonra işe koyulmuştuk bile. Doğrusu, iki klasör dolusu, yüzlerce sayfalık el yazısı metinleri aldığımda birkaç ay içinde bu işin üstesinden gelebiliriz diye düşünüyordum. Ancak yanıldığımı çok geçmeden anladım, çünkü çıktığımız yolculuk sandığımdan daha uzun ve zahmetliydi. Bu klasörlerdeki kâğıtların tek tek bilgisayara aktarılması, düzenlenmesi ve üzerinden tekrar geçilerek kitap haline getirilmesi iki yılı aşkın bir zaman aldı. Bu süre zarfında Ahmet Sapaz’la görüşmelerimizi sürdürdük ve nihayet iki yıllık yorucu ama keyifli bir serüvenin ardından “artık kitabın yayımlanma vakti geldi!” dedik.

38 YILIN HİKÂYESİ BİR KİTAPTA TOPLANDI

Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde 38 Yıl, Bir Barmenin Anıları’nda, Ahmet Sapaz’ın 14 Şubat 1976’da Centilmenler Kulübü’nde barmen olarak işe başlamasından, 28 Şubat 2014’te emekliye ayrılmasına kadar geçen 38 yıllık süre boyunca tuttuğu günlükler yer alıyor.

Bu günlüklerde Sapaz, Londra’nın merkezi St. James’te yer alan ve sadece Oxford & Cambridge üniversitesi mezunu üyelerin girebildiği Kulüp’te yaşadıklarına yer veriyor. Sapaz’ın günlükleri, kişisel bir hayat hikâyesinin çok ötesine uzanarak içinde bulunduğu dönemin sosyo-ekonomik ve siyasal koşullarına ilişkin de zengin gözlemler içeriyor. Böylece okuyucu, Prenses Diana’nın ölümünden, 11 Eylül 2001 terör saldırılarına kadar bu dönemde yaşanmış sayısız olayın Centilmenler Kulübü’nde nasıl yankılandığını da öğrenme fırsatı buluyor.



SÜRÜKLEYİCİ BİR ANI KİTABI

Centilmenler Kulübü, aynı zamanda İngiltere ve dünya siyasetine damga vurmuş önemli kişiliklerin de uğrak yeri olduğu için günlüklerde dönemin siyasî çekişmelerinin arka planı, Kulüp üyelerinin birbirleriyle gerilimli ilişkileri ve kapalı kapılar ardında dönen dedikodular da bolca yer ediyor. Bu bakımdan kitap, geleneksel İngiliz nezaketi ve siyasetinin görünmeyen yönüne ilişkin birçok ilginç detay barındırıyor.

Hüzünlü, komik, tuhaf kısaca insana dair pek çok hikâyenin yer aldığı Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde 38 Yıl, Bir Barmenin Anıları, sürükleyici bir anı kitabı olarak da okunabilir.

KENDİ KALEMİNDEN AHMET SAPAZ

Her ne kadar nüfus kaydım 1948 yazıyorsa da esasında Temmuz 1947 yılında Çorum ilinin Sungurlu ilçesi Gökçam köyünde dünyaya gelmişim. O yılların ölümcül çocuk hastalığı olan kızamık salgınından kıl payı kurtularak hayata zar zor tutunmuşum.

İlkokulu köyümde, ortaokulu ilçem Sungurlu’da, Turizm ve Otelcilik Meslek Lisesi’ni ise Ankara’da okuyarak 1967 yılında hayata atıldım. Yaklaşık üç yıl boyunca o dönemin gözde bir oteli olan İzmir Büyük Efes Oteli’nde çalıştıktan sonra vatani görevimi yapıp kendi çabamla sağladığım çalışma izniyle 1970 yılının sonunda İngiltere’ye geldim.

Yeteri kadar İngilizcemi geliştirdikten sonra Türkiye’ye dönerim dediysem de, gurbet bize vatan oldu, dönemedim. Kısacası yuvamı Londra’da kurdum ve burada yaşamaya devam ediyorum.

Kendi çapımda bazı araştırmalar yaparak kimi insanların yararlanması için kitap haline getirip yayımladım. Bu elinizde tuttuğunuz kitap dördüncü yayınım oluyor. Daha da yayınlanmamış araştırmalarım, yazılarım vardır.

KİTABI NASIL EDİNEBİLİRSİNİZ?

Londra merkezli Press Dionysus yayınları tarafından yayımlanan Ahmet Sapaz’ın Bir Barmenin Anıları, Oxford & Cambridge Centilmenler Kulübü’nde 38 Yıl adını taşıyan kitabı Kuzey Londra'da bulunan Fieldseat Kafe'den ve aşağıdaki linkten temin edilebilir. Kitap ayrıca Amazon’da da satışa sunulmuş durumda. Kitap, yılbaşından sonra Türkiye'de de okurlarıyla buluşacak. 

https://pressdionysus.com/product/bir-barmenin-anilari-oxford-cambridge-centilmenler-kulubunde-38-yil-ahmet-sapaz/



Ahmet Sapaz


Ahmet Sapaz'ın Bisikletli Gazete'de yayınlanan diğer röportajları:

Ahmet Sapaz:“İngiltere’deki bizim toplumun mayasını ilk biz oluşturduk"

 http://www.bisikletligazete.com/2019/03/ingilteredeki-bizim-toplumun-mayasn-ilk.html 


 Ahmet Sapaz: Centilmenler Kulübü’nde otuz sekiz yıl

http://www.bisikletligazete.com/2019/03/ahmet-sapaz-centilmenler-kulubunde.html


Wimpy Kralı Ali Salih Usta nasıl iflas etti?

http://www.bisikletligazete.com/2020/09/wimpy-kral-ali-usta-nasl-iflas-etti.html

 

 

 

 

Türk sanatçılarından uluslararası başarı: “En Alttakiler" Londra'da Grimeborn Opera Festivali'nde sahnelenecek

No comments

12 August 2026

Besteci Tuluğ Tırpan ile yönetmen ve librettist Mehmet Ergen imzasını taşıyan belgesel opera En Alttakiler (Lowest of the Low), İngiltere prömiyerini Londra'nın saygın çağdaş opera etkinliklerinden Grimeborn Opera Festivali kapsamında gerçekleştirecek

 


 

Her yıl Arcola Theatre tarafından düzenlenen ve yenilikçi opera yapımlarına ev sahipliği yapan festival, 12–15 Ağustos 2026 tarihleri arasında Günter Wallraff'ın dünya çapında ses getiren Ganz Unten adlı araştırma kitabından uyarlanan bu çarpıcı yapımı sanatseverlerle buluşturacak.

En Alttakiler, belgesel opera (docu-opera) türünün güçlü örneklerinden biri olarak, gazetecilik ile müzik tiyatrosunu aynı sahnede buluşturuyor.

1980'li yıllarda Türk bir göçmen işçi kimliğine bürünen Alman araştırmacı gazeteci Günter Wallraff, iki yıl boyunca Batı Almanya'da göçmen işçilerin görünmeyen yaşamını içeriden gözlemledi. Irkçılık, emek sömürüsü, ayrımcılık ve insanlık dışı çalışma koşullarını bizzat deneyimleyerek kaleme aldığı Ganz Unten, yayımlandığı dönemde Avrupa'da büyük yankı uyandırmış, göçmen emeği ve insan hakları üzerine yürütülen tartışmaları derinden etkilemişti.

Aradan kırk yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen Wallraff'ın tanıklığı bugün de çarpıcılığını koruyor. Küresel ölçekte yeniden yükselen göç hareketleri, yabancı düşmanlığı, kimlik tartışmaları ve emek sömürüsü, En Alttakiler’i (Lowest of the Low) yalnızca tarihsel bir anlatı olmaktan çıkararak günümüzün en yakıcı meselelerinden biriyle doğrudan ilişkilendiriyor. Eser, müziğin ve sahnenin dönüştürücü gücüyle izleyiciyi geçmişi yeniden düşünmeye ve bugünün gerçekleriyle yüzleşmeye davet ediyor.

Çağdaş Türk müziğinin önde gelen bestecilerinden Tuluğ Tırpan tarafından bestelenen eserin librettosu ve rejisi, uzun yıllardır İngiltere'de tiyatro ve opera alanında önemli yapımlara imza atan Mehmet Ergen tarafından hazırlandı.

Yaklaşık bir saat süren yapım İngilizce sahnelenecek. 14 Ağustos'taki temsilin ardından Mehmet Ergen'in katılımıyla ve Centre for Investigative Journalism iş birliğiyle, araştırmacı gazetecilik ile sahne sanatlarının kesişimini ele alan özel bir söyleşi gerçekleştirilecek.

Klasik operalara getirdiği cesur yorumlar ve çağdaş yapımlara açtığı alanla uluslararası saygınlık kazanan Grimeborn Opera Festivali, bu yılın dikkat çeken yapımları arasında gösterilen Lowest of the Low ile göç, kimlik ve adalet üzerine güçlü bir sanatsal tartışmaya ev sahipliği yapacak.

 

Gösterim Bilgileri: 

 

Lowest of the Low (En Alttakiler)

12–15 Ağustos 2026

14 Ağustos’ta, yönetmen ve librettist Mehmet Ergen ile birlikte, Araştırmacı Gazetecilik Merkezi (Centre for Investigative Journalism) katılımıyla oyun sonrası söyleşi gerçekleşecek. 

Arcola Theatre – Londra

Müzik: Tuluğ Tırpan

Libretto ve Reji: Mehmet Ergen

Uyarlama: Günter Wallraff'ın Ganz Unten adlı eserinden

Süre: 60 dakika

Dil: İngilizce

Yaş Sınırı: 14+

 

Biletler: Arcola Theatre gişesi ve resmi internet sitesi üzerinden satışta. https://www.arcolatheatre.com/event/lowest-of-the-low/#event-booking

 

 

SUBJ:MEDEA, Medea Mitini Çağdaş, Politik ve İronik Bir Yorumla Londra’daki Camden Fringe Festivali’ne Taşıyor

No comments

04 August 2026

Yaklaşık 2500 yıldır başkalarının sesiyle anlatılan Medea, bu kez kendi hikâyesini anlatmak üzere sahneye çıkıyor.

NYUAD Faculty Research Grant desteğiyle hazırlanan ve Mavi Productions UK koordinasyonunda Londra’da sahnelenecek olan SUBJ:MEDEA, 7 Ağustos’ta Camden Fringe Festivali kapsamında Theatro Technis’te izleyiciyle buluşuyor.



Özlem Özhabeş’in yazıp tek kişilik performansıyla sahneye taşıdığı oyun; Medea mitine kadınların sesi, göç, aidiyet ve görünmez şiddet odağında çağdaş, politik ve yer yer ironik bir yorum getiriyor.

Mitolojik Bir Karakterden Çağdaş Bir Kadına

Erkek anlatılarının şekillendirdiği Medea miti, bu kez tarihin en çok yargılanan kadınlarından birinin kendi sesiyle yeniden kuruluyor. SUBJ:MEDEA, karakteri yalnızca mitolojik bir figür olarak değil; göçün, dışlanmanın, anneliğin, aidiyet arayışının ve görünmez şiddetin içinde sıkışmış çağdaş bir kadın olarak yeniden düşünmeye davet ediyor.

Fiziksel tiyatro, anlatı ve kara mizahın iç içe geçtiği bu dinamik yapımda Özlem Özhabeş, antik metni günümüzün toplumsal ve politik meseleleriyle buluşturuyor. Türkiye'den çıkan çağdaş bir tiyatro üretimi olan oyun, seyirciyi Medea’yı yeniden yargılamaya değil, onu ilk kez kendi sesinden dinlemeye çağırıyor.

GÖSTERİM BİLGİLERİ

  • Oyun: SUBJ:MEDEA
  • Tarih: 7 Ağustos 2026
  • Saat: 19:00 (7:00 PM)
  • Festival: Camden Fringe Festival
  • Mekân: Theatro Technis, Londra
  • Dil: İngilizce
  • Süre: 60 Dakika
  • Biletler & Detay: www.camdenfringe.com


Özlem Özhabeş Hakkında

Özlem Özhabeş; oyuncu, yazar, tiyatro yönetmeni, performans sanatçısı ve tiyatro eğitmenidir. Kimlik, hafıza, göç, aidiyet ve kadınların toplumsal konumunu odağına alan çalışmalarında fiziksel tiyatro, görsel anlatım ve disiplinlerarası performans tekniklerini bir araya getiren özgün bir sahne dili geliştirmektedir. Yazıp sahneye taşıdığı SUBJ:MEDEA, sanatçının mitolojiyi çağdaş politik tiyatroyla buluşturan çalışmalarının son örneklerinden biridir.

Mavi Productions UK Hakkında

Mavi Productions UK, Londra merkezli bağımsız bir tiyatro yapım şirketidir. Uluslararası iş birlikleriyle tiyatro, film ve disiplinlerarası performans projeleri üreten şirket; farklı kültürler arasında sanatsal köprüler kurmayı ve çağdaş hikâyeleri uluslararası izleyiciyle buluşturmayı amaçlamaktadır.


SUBJ:MEDEA, NYUAD Faculty Research Grant desteğiyle hazırlanmıştır.

 

Londra'da Mevlânâ'nın izinde bir sahne yolculuğu

No comments

30 July 2026

Şiir, sema ve müziği aynı sahnede buluşturan The Rose & The Thorn (Gül ve Diken), farklı kültürel geleneklerden kadın sanatçıları ortak bir üretimde bir araya getiriyor. Dünya Dance Collective ile String of Pearls Ensemble'ın ortak yapımı olan gösteri, 31 Temmuz'da Londra'daki The Space Theatre'da seyirciyle buluşacak.

 


AYTEN TEKIN BAGOK / LONDRA

 

Mevlânâ'nın şiirlerinden ilham alan The Rose & The Thorn (Gül ve Diken), 31 Temmuz'da Londra'daki The Space Theatre'da izleyiciyle buluşacak. Dünya Dance Collective ile String of Pearls Ensemble'ın ortak yapımı olan gösteri, şiir, sema ve canlı müziği aynı sahnede buluşturarak Kürt, İran ve Anadolu'nun tasavvuf ve müzik geleneklerini çağdaş sahne diliyle yeniden yorumluyor.

Gösterinin sanat yönetmenliğini, İrlandalı annesi ile Bingöllü Kürt Alevi babasından aldığı kültürel mirası çağdaş dans ve tasavvufla buluşturan Anna Rüya Yıldız üstleniyor. Yıllardır Londra başta olmak üzere farklı ülkelerde sema atölyeleri ve zikir buluşmaları düzenleyen Yıldız, Dünya Dance Collective'i de farklı kültürlerden sanatçıların ortak üretim yapabileceği bir alan yaratma fikriyle kurdu.

Gösterinin müzikal omurgasını ise İran'da def ve tombak eğitimi alan, uluslararası festivallerde sahneye çıkan ödüllü perküsyon sanatçısı Sara Fotros oluşturuyor. String of Pearls Ensemble üyesi olan Fotros, uzun yıllardır Mevlânâ'nın şiirlerini müzik, hikâye anlatıcılığı ve tasavvuf geleneğiyle buluşturan çalışmalar yürütüyor.


Yeni Özgür Politika'nın sorularını yanıtlayan iki sanatçı, The Rose & The Thorn'un yalnızca sahnelenen bir performans değil, izleyiciyi de içine alan ortak bir deneyim olarak tasarlandığını söylüyor.

"Müzik burada yalnızca dansa eşlik etmiyor; hikâyeyi anlatıyor, duyguyu taşıyor ve seyirciyi bu yolculuğun içine davet ediyor" diyen Sara Fotros'a göre gösteri, farklı kültürel geleneklerin birbirini tamamladığı ortak bir anlatı kuruyor.

Anna Rüya Yıldız ise Dünya Dance Collective'i kurarken en büyük hayalinin farklı disiplinlerden sanatçıların ortak bir dil geliştirebileceği bir alan oluşturmak olduğunu belirtiyor. "Sema benim için sahnede sergilenen bir performans değil; insanın kendi özüne doğru yaptığı içsel bir yolculuk. Seyircinin yalnızca bir gösteri izlemesini değil, şiir, müzik ve hareket aracılığıyla kendisiyle de karşılaşmasını umut ediyorum" diyor.

Gül ile diken neden bir arada?

Gösterinin adı, Mevlânâ'nın şiirlerinde sıkça rastlanan iki güçlü metafora gönderme yapıyor. Gül ile diken, yalnızca güzellik ve acının değil; aşk ile hüznün, kayıp ile umudun da birbirini tamamlayan iki yüzü olarak yorumlanıyor.

Sara Fotros'a göre bu ikilik, insan olmanın ayrılmaz bir parçası. "Güzellik ile acı, umut ile kayıp çoğu zaman aynı yolun parçalarıdır. En hüzünlü ezgiler bile bazen en büyük umudu taşır" diyen Fotros, gösterinin izleyiciyi yaşamın bu iki yönünü birlikte kucaklamaya davet ettiğini söylüyor.

Anna Rüya Yıldız ise tasavvufun gül ile dikeni karşıtlık olarak değil, aynı hakikatin birbirini tamamlayan iki yüzü olarak gördüğünü vurguluyor. "Diken olmadan gülün kıymetini anlayamayız. Bizi dönüştüren şey çoğu zaman en çok zorlandığımız deneyimlerdir" diyen Yıldız'a göre, insanı olgunlaştıran da çoğu zaman acının içinden geçme cesareti.

Kadim gelenekler çağdaş sahnede

The Rose & The Thorn, tasavvufun yüzyıllardır yaşatılan mirasını çağdaş sahne diliyle yeniden yorumluyor. Anna Rüya Yıldız'a göre amaç, geçmişi yeniden üretmek değil; bu kadim öğretilerin bugünün insanıyla yeniden buluşabileceği bir alan açmak. "Sema ve Alevi-Bektaşi geleneği yalnızca estetik biçimler değil; yaşayan manevi gelenekler. Amacımız onları sahneye taşırken özlerinden koparmadan bugünün insanıyla buluşturabilmek" diyen Yıldız, sanatın gelenekle bugün arasında canlı bir köprü kurabileceğine inanıyor.

Gösterinin müzikal dünyasını oluşturan Sara Fotros da benzer bir yaklaşımla, defi yalnızca ritim üreten bir çalgı olarak değil, güçlü bir anlatı dili olarak gördüğünü belirtiyor. "Ritim doğrudan bedene ulaşır. Bazen tek bir vuruş, uzun bir cümlenin anlatamayacağı bir duyguyu taşıyabilir" sözleriyle müziğin sözcüklerin ötesine geçen bir ifade biçimi olduğunu vurgulayan Fotros'a göre, The Rose & The Thorn şiir, müzik ve hareket aracılığıyla izleyiciyle ortak bir duygu ve hafıza alanı kurmayı amaçlıyor.

Müzik ile semanın diyaloğu

Gösteride müzik ve dans birbirine eşlik eden iki ayrı unsur olarak değil, aynı anlatının iki sesi olarak kurgulanıyor.

Sara Fotros, "Ritim bazen dönüşü taşıyor, bazen de semanın açtığı boşlukta yeni bir nefes buluyor" derken, Anna Rüya Yıldız da "Birbirimizi takip etmekten çok aynı akışın içinde birlikte hareket ediyoruz" sözleriyle bu ortak üretimi anlatıyor.

Her iki sanatçı da gösterinin sonunda seyircinin yalnızca bir performans izlemiş değil, ortak bir yolculuğa katılmış gibi hissetmesini umut ediyor.

Fotros, insanların kendileriyle, birbirleriyle ve gösteride karşılaştıkları kültürel geleneklerle yeni bir bağ kurarak salondan ayrılmalarını dilerken, Yıldız ise "Eğer insanlar biraz daha yumuşamış, biraz daha anda kalabilen ve hem kendilerine hem de başkalarına daha açık bir kalple ayrılıyorlarsa, bu gösteri amacına ulaşmış demektir" diyor.

 

GİK-DER Park Şenliği'nde faşizme ve ırkçılığa karşı güçlü mesaj

No comments

23 June 2026

Londra'nın Edmonton bölgesindeki Pymmes Park'ta bu yıl 16'ncısı düzenlenen GİK-DER Park Şenliği, farklı halklardan, kültürlerden ve inançlardan yaklaşık 5 bin kişiyi bir araya getirdi. "Irkçılığa ve Faşizme Karşı Birlik" temasıyla gerçekleştirilen şenlikte, yükselen ırkçılığa, faşizme, savaş politikalarına ve göçmen karşıtı uygulamalara karşı ortak mücadele çağrısı yapıldı.



21 Haziran Pazar günü gerçekleşen etkinlikte gün boyunca müzik dinletileri, kültürel gösteriler, çocuk etkinlikleri ve dayanışma faaliyetleri düzenlendi. Day-Mer, YÇKM, Tohum, Fabrika ve Kürt Halk Meclisi başta olmak üzere pek çok kurum stant açarak göçmen emekçilerin sorunlarını ve örgütlü mücadelenin önemini katılımcılara aktardı. Şenliğe kurumsal olarak katılan Afrika ve Sudan toplulukları da davul atölyeleri, geleneksel el sanatları ve bileklik yapımı gibi etkinliklerle kültürel renk kattı.

Stand Up To Racism, Londra Kiracılar Sendikası ve Göçmen İşçiler Sendikası da alanda aktif biçimde yer aldı. Konut krizi, güvencesiz çalışma koşulları ve göçmen emekçilere yönelik hak ihlalleri bu kurumların gündeminde öne çıktı.

GİK-DER Eşbaşkanı tarafından yapılan konuşmada ise, yakın zamanda Britanya ve Kuzey İrlanda’nın değişik bölgelerinde yaşanan ırkçı saldırılar ve faşist pogromlar örnek gösterilerek, ırkçılığa ve faşizme karşı mücadelenin ne kadar hayati olduğu vurgulandı. Göçmenleri, mültecileri ve farklı halklardan emekçileri hedef alan bu saldırıların tesadüf olmadığına dikkat çekilen konuşmada, faşist saldırılar karşısında sessiz kalınamayacağı, dayanışmanın ve örgütlü mücadelenin büyütülmesi gerektiği ifade edildi.

KURUMLARDAN ORTAK MÜCADELEYİ BÜYÜTME ÇAĞRISI
Haringey Belediyesi ve Göçmen İşçiler Sendikası adına konuşan Ata Berk, İngiltere'deki genel sendikalaşma oranının yüzde 20 civarında olduğunu, ancak Türkiyeli ve Kürdistanlı emekçilerde bu oranın yüzde 3'e kadar düştüğünü vurgulayarak çalışanları sendikaya katılmaya davet etti.

Tutsakların Sesi Platformu (TSP) adına yapılan konuşmada, tutsakların selamı katılımcılara iletildi. Daha özgür bir toplum mücadelesinde politik tutsakların unutulmaması gerektiği vurgulanarak, tutsaklara toplumsal sahiplenme ve dayanışmayı büyütme çağrısı yapıldı.

Britanya Demokratik Güç Birliği adına Doğan Genç tarafından yapılan konuşmada, GİK-DER Park Şenliği ve alanda bir araya gelen tüm katılımcılar selamlandı. Konuşmada, Britanya’da ve Avrupa’da yükselen ırkçılık, faşizm ve göçmen karşıtı politikalara karşı demokratik güçlerin ortak mücadelesinin büyütülmesi gerektiği vurgulandı. Halkların kardeşliği, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin ancak dayanışma ve örgütlü birlikle güç kazanacağı ifade edilerek, faşizme karşı yan yana durma çağrısı yapıldı.

Halkların İklim Zirvesi için Britanya’da bulunan HDP Milletvekili İbrahim Aydın da GİK-DER Park Şenliği’ne katıldı. Aydın, yaptığı konuşmada Halkların İklim Zirvesi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, Türkiye’deki güncel siyasal gelişmeler hakkında da katılımcılara bilgi verdi. Konuşmada, ekolojik mücadelenin halkların özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceği vurgulandı.
Konuşmacılar, Avrupa ve İngiltere'de güç kazanan aşırı sağ hareketlere ve yabancı düşmanlığına dikkat çekerek savaşın, yoksulluğun ve sömürünün derinleştiği bu dönemde halkların dayanışmasının her zamankinden daha kritik olduğunu dile getirdi. Young Struggle adına yapılan konuşmada gençliğin faşizme karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceği belirtildi.

Ali Tekbaş, Feryal Öney ve Grup Gençler'in sahneye çıktığı şenlikte binlerce kişi Kürtçe ve Türkçe ezgiler eşliğinde halaya durdu. 16. GİK-DER Park Şenliği, dayanışma, eşitlik, özgürlük ve halkların kardeşliği mesajlarıyla noktalandı.




Kadınlar 21. Zilan Kadın Festivali’ne hazırlanıyor

No comments

15 June 2026

Londra’da, Jiyan Kadın Meclisi tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen Zilan Kadın Festivali’nin bu yıl 21’incisi gerçekleştirilecek. 28 Haziran 2026 tarihinde yapılacak festivalin sloganı ise “Dem Dema Jinan e! – Daha Güçlü Birlikte, Özgür ve Eşit Bir Gelecek İçin” olarak belirlendi.



Jiyan Kadın Meclisi tarafından organize edilen 21. Zilan Kadın Festivali için hazırlıklar son aşamaya gelirken, festival bu yıl Albany Park, Bell Inn, Enfield EN3 5PA adresinde saat 13.00 ile 18.00 arasında gerçekleştirilecek. Her yıl olduğu gibi bu yıl da kadınların birlik, dayanışma ve mücadele ruhunu yansıtacak çok sayıda kültürel ve sosyal etkinlik festival programında yer alacak.

Festival kapsamında sanatçılar Lale Koçgün, Kewe ve Olcay Bayır sahne alırken, Sebahat Tuncel konuk konuşmacı olarak katılacak. Müzik dinletilerinin yanı sıra folklor gösterileri, geleneksel Kürt kıyafetleri, geleneksel dövme tanıtımları, çeşitli yemek stantları ve kültürel etkinlikler ziyaretçilerle buluşacak.

Çocuklar için de özel etkinliklerin hazırlandığı festivalde yüz boyama, sanat ve el işi çalışmaları, mini oyunlar, hazine avı, çuval yarışı, balon şekillendirme ve çeşitli spor aktiviteleri gerçekleştirilecek. Böylece festival, kadınların yanı sıra çocuklar ve aileler için de renkli bir buluşma alanı oluşturacak.

Jiyan Kadın Meclisi tarafından yapılan açıklamada, festivalin yalnızca kültürel bir etkinlik olmadığı, aynı zamanda kadın dayanışmasını ve ortak mücadeleyi büyüten önemli bir buluşma olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Bu yıl ‘Dem Dema Jinan e!’ diyerek bir araya geleceğiz. Kadınların özgürlük mücadelesini, dayanışmasını ve yarattığı değerleri birlikte kutlayacağız. Ezgilerimiz, halaylarımız ve sözlerimizle özgür ve eşit bir gelecek umudunu büyüteceğiz. Festivalimiz, kadınların sesini daha güçlü duyuracağı bir buluşma olacaktır” ifadelerine yer verildi.

Jiyan Kadın Meclisi, Londra ve çevresinde yaşayan tüm kadınları ve dostlarını 28 Haziran’da gerçekleştirilecek 21. Zilan Kadın Festivali’ne katılmaya davet etti.

 

 

 

 

 

 

 

“Sanat benim nefes alma alanım oldu”: Ressam Salime Aslan “Now & Beyond London”da

No comments

12 June 2026

 Londra’da yaşayan ressam Salime Aslan, pandemi döneminde yeniden keşfettiği sanat tutkusunu uluslararası platformlara taşıyor. Aslan, farklı ülkelerden sanatçıların katılımıyla 14-17 Ağustos 2026 tarihlerinde düzenlenecek “Now & Beyond London” Uluslararası Sergisi’nde eserlerini sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor.



Doğayla iç içe büyüdüğünü anlatan Aslan, resimle kurduğu bağın aslında yıllar öncesine dayandığını söylüyor. Ancak bu tutkuyu hayata geçirmesi pandemi dönemine denk gelmiş.

“İnsan bazen bazı duyguları, düşünceleri ve güzellikleri kelimelerle anlatamıyor. Benim için resim tam da bu noktada bir dile dönüştü” diyen Aslan, yıllar boyunca içinde taşıdığı hayallerin ve gözlemlerinin zamanla tuvale yansımaya başladığını ifade ediyor.

Pandemi günlerinde evde geçirdiği zamanın kendisine yeni bir kapı açtığını anlatan Aslan, önce evini boyarken farkında olmadan yeniden sanatla buluştuğunu söylüyor. Küçük detaylarla uğraşırken içinde uzun zamandır sessiz kalan yaratıcılığının yeniden ortaya çıktığını hisseden Aslan, eline aldığı ilk fırçadan sonra bu yolculuğun hızla büyüdüğünü belirtiyor.

Bugün resim, onun hayatında özel bir yere sahip. Bir tabloyu tamamlamadan önce yenisinin hayalini kurduğunu söyleyen Aslan, sanatın artık hayatının doğal bir parçası hâline geldiğini ifade ediyor.

Sanat, yoğun hayatın içinde açılan özel bir alan

Hem çalışan bir anne hem de üretmeye devam eden bir sanat tutkunu olmak kolay değil. Ancak Aslan, zaman yaratmanın mümkün olduğuna inanıyor.

“İnsan gerçekten istediği şey için mutlaka bir alan oluşturabiliyor” diyen Aslan, bazen günün yorgunluğunda, bazen de herkes uyuduktan sonra çalışmalarına devam ettiğini anlatıyor.

Ona göre sanat, yoğun hayatın içinde kendisine ait özel bir alan oluşturmasını sağlıyor. Bu alan yalnızca üretim değil, aynı zamanda düşünme, gözlem yapma ve kendini yenileme fırsatı sunuyor.

Doğadan beslenen bir sanat anlayışı

Aslan’ın çalışmalarında doğanın izleri dikkat çekiyor. Özellikle ağaçlar, ışık, gökyüzü ve mevsimlerin değişimi eserlerine ilham veriyor.

Doğaya duyduğu sevgiyi ailesinden aldığını söyleyen Aslan, özellikle babasının doğaya olan saygısının ve sevgisinin kendi sanat anlayışını şekillendirdiğini düşünüyor.

“Bir ağaca, gökyüzüne ya da ışığın bir yüzeye düşüşüne uzun süre bakabilirim” diyen Aslan, resim yapmanın aynı zamanda doğayı daha dikkatli gözlemlemeyi öğrettiğini ifade ediyor.

Öğrenmeye devam eden bir sanat yolculuğu

Sanat yolculuğunda kendisini geliştirmeye büyük önem veren Aslan, farklı sanatçılar ve eğitmenlerle çalışmanın ufkunu genişlettiğini söylüyor. Bu süreçte özellikle küratör ve sanat eğitmeni Patricia Evangelista’nın rehberliğinin kendisi için değerli olduğunu belirten Aslan, aldığı eğitimlerin eserlerine farklı bir bakış açısı kazandırdığını ifade ediyor.

“Sanatta öğrenmenin sonu yok” diyen Aslan, farklı yaklaşımlarla tanışmanın ve yapıcı eleştiriler almanın gelişimin önemli bir parçası olduğuna inanıyor.

Sergiler yeni kapılar açıyor

Bugüne kadar çeşitli karma sergilerde eserlerini sanatseverlerle buluşturan Aslan, her serginin kendisi için ayrı bir deneyim olduğunu söylüyor.

Farklı sanatçılarla bir araya gelmenin, sanat üzerine sohbet etmenin ve yeni insanlarla tanışmanın üretim sürecine katkı sağladığını belirten Aslan, özellikle uluslararası sergilerin farklı bakış açıları kazandırdığını düşünüyor.

Önümüzdeki dönemde de sanat yolculuğuna yeni sergilerle devam etmeye hazırlanıyor. Bunlardan biri de 14-17 Ağustos 2026 tarihlerinde Londra’da düzenlenecek olan “Now & Beyond London” Uluslararası Sergisi. Farklı ülkelerden sanatçıları bir araya getirecek olan organizasyon, Aslan’ın yer almayı planladığı önemli etkinliklerden biri.

Sanatta özgürlük ve samimiyet

Çalışmalarında kendisini belirli bir konu veya temayla sınırlamak istemediğini söyleyen Aslan, gözüne güzel gelen ve kendisinde güzel duygular uyandıran her şeyi resmedebileceğini ifade ediyor.

Sanata yaklaşımında ise izleyicinin özgürlüğünü ön planda tutuyor.

“Bir esere bakan herkes aynı şeyi hissetmek zorunda değil” diyen Aslan, insanların tablolarına baktıklarında öncelikle huzur ve dinginlik hissetmelerini istediğini söylüyor.

Bir kadın, anne ve göçmen olarak yaşadığı deneyimlerin de sanatını beslediğini belirten Aslan, özellikle anneliğin sabır ve emek kavramlarına bakışını değiştirdiğini ifade ediyor.



Yeni hedefler, yeni hayaller

Aslan’ın gelecek planları arasında Britanya ve Avrupa’daki yeni sergilerde yer almak bulunuyor. Bunun yanı sıra eserlerinden birini North Middlesex Hastanesi’nin kemoterapi bölümüne bağışlamaya hazırlanıyor. Bu projeyi kendisi için manevi değeri yüksek bir çalışma olarak görüyor.

Uzun vadeli hedeflerinden biri ise kendi sanat atölyesini kurmak. İnsanların sanatla buluşabileceği, üretebileceği ve ilham alabileceği bir ortam oluşturmak istediğini söyleyen Aslan, öğrenmeye ve üretmeye devam etmeyi hayatının en önemli hedeflerinden biri olarak görüyor.

Yıllarca içinde taşıdığı resim sevgisini hayata geçirmiş olmanın mutluluğunu yaşayan Aslan, hayallerini erteleyenlere ise şu mesajı veriyor: “İnsan gerçekten istediği bir şeyin peşinden gittiğinde yaşını değil, heyecanını konuşuyor. Önemli olan başlamak ve devam etmek. Ben iyi ki başlamışım diyorum.”

 

Coşkun Aral Londra’da: "Fotoğrafın dünyayı Anlatma gücü"

No comments

09 June 2026

 Savaş muhabiri, gazeteci ve belgesel yapımcısı Coşkun Aral, CEFTUS’un düzenlediği özel etkinlik kapsamında Londra’da izleyicilerle buluşacak. “Art of Photography in Explaining the World” başlıklı etkinlikte fotoğrafın toplumsal olayları, insan hikâyelerini ve küresel değişimleri anlatmadaki rolü ele alınacak.



Centre for Turkey Studies (CEFTUS) tarafından düzenlenen etkinlikte, uluslararası alanda tanınan fotoğrafçı ve gazeteci Coşkun Aral, uzun yıllara yayılan saha deneyimlerinden hareketle görsel anlatıcılığın etik, kültürel ve anlatısal boyutlarını değerlendirecek. Özellikle savaş bölgeleri, insani krizler ve kültürlerarası perspektifler üzerinden fotoğrafın tarihsel hafızayı korumadaki etkisi üzerinde durulacak.

Etkinlikte ayrıca görsel medyanın kamuoyu oluşturma süreçlerindeki rolü, fotoğrafın toplumsal algıyı nasıl şekillendirdiği ve dijital çağda haberciliğin dönüşümü gibi konular da tartışılacak. Katılımcılar, söyleşinin ardından gerçekleştirilecek soru-cevap bölümünde Coşkun Aral’a doğrudan soru yöneltme fırsatı bulacak.

CEFTUS’un kamuoyunu küresel meseleler, kültür ve iletişim alanlarında uzman isimlerle buluşturmayı amaçlayan etkinlik serisinin bir parçası olan programın, medya ve fotoğraf meraklılarının yanı sıra akademisyenler ve öğrenciler için de ilgi çekici bir buluşma olması bekleniyor.



Etkinlik Bilgileri

  • Etkinlik: Art of Photography in Explaining the World

  • Konuşmacı: Coşkun Aral

  • Tarih: 10 Haziran 2026 Çarşamba

  • Saat: 20:00

  • Düzenleyen: Centre for Turkey Studies

  • Mekân: 📍 Chiswick - The George IV – Boston Room

  • Katılım: RSVP ile kayıt yapılması gerekiyor.

Yiğit Özgür’ün “Chronicles of the Everyday” sergisi Londra'da

No comments

05 June 2026

Çağdaş Türk karikatürünün en özgün isimlerinden Yiğit Özgür, “Chronicles of the Everyday” başlıklı kişisel sergisiyle Londra’da izleyici karşısına çıkıyor. Küratörlüğünü İlayda Uzunarslan’ın üstlendiği sergi, 5–13 Haziran 2026 tarihleri arasında Versus Arts’ta ziyaret edilebilir. 




London Gallery Weekend 2026 kapsamında düzenlenen sergi, sanatçının uzun yıllara yayılan üretiminden seçilen eserleri bir araya getiriyor. Sergi, gündelik yaşamın çelişkilerini, alışkanlıklarını, ilişkilerini ve absürt anlarını görünür kılan özgün bir görsel anlatı sunuyor. Yiğit Özgür, sıradan görünen olayları keskin gözlem gücü ve kendine has mizah diliyle yeniden yorumlayarak izleyiciyi hem düşündüren hem de gülümseten bir dünyanın içine davet ediyor.

Küratör İlayda Uzunarslan, sergiyi yalnızca bir mizah seçkisi olarak değil, yaşadığımız dönemin görsel hafızasını oluşturan önemli bir arşiv olarak değerlendiriyor. Bir araya gelen eserler, modern yaşamın tekrar eden ritüellerini, sosyal ilişkilerin kırılganlığını ve çağdaş insanın yalnızlıklarını görünür kılarken, izleyiciyi kendi gündelik deneyimleri üzerine düşünmeye çağırıyor.

Karikatür, illüstrasyon ve çizgi anlatım alanlarında yirmi yılı aşkın süredir üretim yapan Yiğit Özgür, Türkiye’de görsel mizah kültürünün önemli temsilcileri arasında yer alıyor. Mizahı yalnızca eğlenceli bir anlatım biçimi olarak değil, toplumsal ve bireysel deneyimleri görünür kılan eleştirel bir ifade alanı olarak kullanan sanatçı, farklı kuşaklardan geniş bir okur ve izleyici kitlesiyle güçlü bir bağ kurmayı sürdürüyor.

Etkinlik Özeti
Sergi: Chronicles of the Everyday
Sanatçı: Yiğit Özgür
Küratör: İlayda Uzunarslan
Tarih: 5–13 Haziran 2026
Mekân: Versus Arts
Adres: 114A Lower Clapton Rd, London E5 0QR
Kapsam: London Gallery Weekend 2026

Yiğit Özgür Kimdir?
Mehmet Yiğit Özgür, İstanbul’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nden mezun oldu. Öğrencilik yıllarında TÜBİTAK yayınlarında çizer ve karikatürist olarak çalıştı; reklam ajansları için illüstrasyon ve storyboard üretimleri gerçekleştirdi, çocuk kitapları resimledi. Türkiye Karikatürcüler Derneği üyesi olan sanatçı, Hacettepe Üniversitesi’nde ilk karikatür topluluğunu kurdu.

Profesyonel kariyerinin ardından İstanbul’a yerleşen Özgür, çeşitli mizah dergilerinde karikatür ve çizgi hikâyeler üretti. 2007 yılında kurucuları arasında yer aldığı Uykusuz dergisi, kısa sürede Türkiye’nin en çok okunan mizah yayınlarından biri hâline geldi. Karikatür, çizgi roman ve illüstrasyon çalışmalarının yanı sıra televizyon, sinema ve reklam projelerinde de senaryo çalışmaları yürüttü.

Bugün çalışmalarını karikatürist, illüstratör ve yaratıcı danışman olarak sürdüren sanatçı; söyleşi, panel ve atölyeler aracılığıyla deneyimlerini paylaşmaya devam ediyor. Yayımlanmış kitapları arasında Karikatürler (2004), Karikatürler 2 (2010), Çizgi Öyküler (2011), Hunililer (2013), Karikatürler 3 (2014) ve Karikatürler 4 (2019) bulunuyor. Yiğit Özgür, ulusal ve uluslararası birçok yarışmada ödüller kazandı; çeşitli üniversite ve kurumlar tarafından yılın karikatüristi ödüllerine layık görüldü.



Güler İnce ile Londra’da ailelere özel müze turları

No comments

24 May 2026


 


Sanat tarihçisi Dr. Güler İnce rehberliğinde düzenlenen “Londra Sanat Turları”, bu kez ailelere yönelik özel müze keşif günleriyle devam ediyor. Etkinlikler, Londra’da kültür ve sanat alanında çalışmalar yürüten organizatörler tarafından çocuklar ve yetişkinlerin birlikte katılabileceği şekilde hazırlandı.

Program kapsamında 30 Mayıs’ta The British Museum ziyaret edilecek. Tur boyunca Mısır, Mezopotamya ve Antik Yunan uygarlıklarına ait eserler incelenecek; mitolojik hikâyeler, tanrılar ve erken uygarlıkların izleri çocukların da takip edebileceği anlatımlarla ele alınacak.

31 Mayıs’taki ikinci durak ise Victoria and Albert Museum olacak. Bu turda Batı heykel sanatının Ortaçağ’dan Rönesans’a ve Klasik döneme uzanan gelişimi incelenecek. İnsan bedeninin sanattaki dönüşümü, estetik anlayışındaki değişimler ve form arayışları seçili eserler üzerinden değerlendirilecek. Program, Auguste Rodin’in heykelleriyle tamamlanacak.

Yaklaşık yedi yıldır Londra’da müze ve şehir turları düzenleyen Dr. Güler İnce, sanat tarihi alanındaki akademik birikimini bu çalışmalara taşıyor. Klasik müze gezilerinden farklı olarak bu turlarda eserler yalnızca tarihsel bilgilerle değil, dönemsel üslup özellikleri, düşünsel arka planları ve kültürel bağlamlarıyla birlikte ele alınıyor.

Turlar, müzeleri daha bilinçli ve derinlikli bir bakışla gezmek, çocuklarıyla birlikte sanat ve tarih üzerine düşünmek isteyen aileler ile sanatseverlere hitap ediyor.

Etkinliklerle ilgili bilgi almak isteyenler 07565 684099 numaralı telefondan ya da gulerince7@hotmail.com adresinden iletişime geçebiliyor.

“Migration Stories" etkinliği, 29 Mayıs'ta Goldsmiths Üniversitesi’nde düzenlenecek

No comments

20 May 2026

Göç, savaş ve aidiyet temalarını odağına alan “Migration Stories” araştırma projesinin yaygınlaştırma ve networking etkinliği 29 Mayıs’ta Londra’da gerçekleştirilecek. Akademisyenler, sanatçılar ve göçmen topluluklarını bir araya getirecek etkinlikte araştırma bulguları, yaratıcı çalışmalar ve deneyim anlatıları paylaşılacak.

 


Goldsmiths, University of London bünyesindeki Migrant Futures Institute tarafından desteklenen “Migration Stories” araştırma projesi kapsamında düzenlenen etkinlik, göç ve savaş deneyimlerini hem akademik hem de sanatsal perspektiflerden ele almayı amaçlıyor. Richard Hoggart Building’de gerçekleştirilecek programda, savaşın insani maliyetleri, göç süreçleri, güvenlik ve aidiyet gibi konular tartışmaya açılacak.

Etkinliğin ilk bölümünde Prof. Bülent Gökay ve Dr. Lily Hamourtziadou’nun “Human Costs of War: from Iraq 2003 to Ukraine 2022” başlıklı sunumu yer alırken, Sue Moffat ve Farzana Shain “Peace is Home” adlı belgesel drama çalışmasının yaratım sürecini paylaşacak.

Ayrıca Fatma Yüksel ve Hasan Doğan’ın, Türkiye’de bir Kürt köyünden başlayıp Kıbrıs ve Londra’ya uzanan göç hikâyesini merkeze alan “Londoner” çalışması üzerine söyleşisi gerçekleştirilecek. Programın ilerleyen bölümünde ise göçmen topluluklarına yönelik destek, savunuculuk ve araştırma çalışmaları ele alınacak.

Organizatörler, etkinliğin ücretsiz olduğunu ancak salon kapasitesi ve ikram organizasyonu nedeniyle kayıt yaptırmanın zorunlu olduğunu belirtiyor.

 Kayıt yaptırmak için tıklayın!

Etkinlik Bilgileri

  • Etkinlik: Migration Stories – Dissemination and Networking Event
  • Tarih: 29 Mayıs 2026 Cuma
  • Saat: 16.00 – 19.00
  • Yer: RHB 221, Richard Hoggart Building, Goldsmiths, University of London
  • Katılım: Ücretsiz, kayıt zorunlu
  • Düzenleyen: Migrant Futures Institute / Goldsmiths, University of London

 

Tony Howson’dan Londra’da şiir, müzik ve söyleşi gecesi

No comments

19 May 2026

 Londra’nın bağımsız kültür mekânlarından Hoxton Cabin, 24 Mayıs Pazar akşamı şair ve yazar Tony Howson’ı ağırlayacak. Press Dionysus tarafından düzenlenen “Love, Hate & Fragility” başlıklı etkinlikte şiir, müzik ve söyleşi bir araya gelecek. Etkinlik, Howson’ın aynı adlı yeni şiir kitabının lansmanı kapsamında gerçekleştirilecek.



“Love, Hate & Fragility”, insan ilişkileri, kırılganlık, hafıza, arzu ve dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan toplumsal çatışmalar üzerine kurulu şiirlerden oluşuyor. Etkinlik boyunca Tony Howson şiirlerinden okumalar yapacak, katılımcılarla söyleşecek ve kitaplarını imzalayacak. Kitaplar etkinlik sırasında okurlarla buluşacak.

Tony Howson kimdir?

1956 yılında Slough’da doğan Tony Howson, çocukluk hayalini gerçekleştirerek dünyanın 140 ülkesini ziyaret etti. BBC ve BBC Media Action bünyesinde çalışan Howson, özellikle çatışma bölgeleri ve yoksulluk coğrafyalarında gazetecilik yaptı; Somali, Sierra Leone, Libya, Ukrayna ve Gazze gibi bölgelerde medya projelerinde görev aldı.

Şiirlerinde ve düzyazılarında savaş, insanlık halleri, aşk, kayıp ve politik gerçeklikler iç içe geçerken; metinlerinde bir gazetecinin tanıklığı ile bir şairin iç dünyası buluşuyor. Daha önce The Crow Road from Eden ve Walking with Camels adlı eserleri yayımlanan Howson, aynı zamanda hikâye anlatıcılığı ve performans geceleriyle de tanınıyor.

Etkinlik Bilgileri

📍 Hoxton Cabin, 132 Kingsland Road, London E2 8DY
🗓 24 Mayıs 2026 Pazar
⏰ Saat 20.00
🎟 Etkinlik linki: Hoxton Cabin Events
📚 Kitap bilgisi: Love, Hate & Fragility – Press Dionysus

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan