Showing posts with label müzik. Show all posts
Showing posts with label müzik. Show all posts

Boscombe’da ‘Barışı Büyüt’ festivali: Suna Alan’dan Kürtçe ezgiler

No comments

16 August 2026

Bournemouth’un Boscombe bölgesi, 30 Ağustos Pazar günü müzik, sanat ve dayanışmayı buluşturan Increase the Peace Festival’e (Barışı Büyüt Festivali) ev sahipliği yapacak. Boscombe High Street ve çevresindeki mekânlara yayılacak festivalin öne çıkan isimlerinden biri, uluslararası alanda tanınan Kürt sanatçı Suna Alan olacak. Alan, festival sahnesinde Kürtçe şarkılarını barış ve dayanışma için seslendirecek.

 

BOURNEMOUTH – İngiltere’nin güneyindeki Bournemouth’ta düzenlenen Increase the Peace Festival, 30 Ağustos 2026 Pazar günü farklı kültürleri müzik, sanat ve dayanışma etrafında bir araya getirecek. Saat 13.00’te başlayacak festival, Boscombe High Street’in yanı sıra Chaplin’s & The Cellar Bar gibi bölgenin önemli müzik mekânlarına yayılarak gün boyunca devam edecek.

Festivalin bu yılki programında Kürt müziği de güçlü bir şekilde yer alacak. Kürt sanatçı Suna Alan, festivalin ana sanatçıları arasında sahneye çıkacak. Alan, Kürtçe şarkılarıyla Boscombe’dan barış ve birlikte yaşam mesajı verecek.

Kürt müziğinin geleneksel hafızasını çağdaş yorumlarla buluşturan Alan’ın performansı, farklı halk ve kültürleri buluşturmayı amaçlayan festivalin ruhuyla da örtüşüyor. Suna Alan’ın yanı sıra Freefall Collective, The Undercover Hippy, Midnight Alliance, Mischa & The Merry Many, TuTo Tribe ve Kitty Stewart gibi çok sayıda grup ve müzisyen festival kapsamında sahne alacak.

Festivalin hedefi

Increase the Peace, yalnızca bir müzik festivali olmanın ötesinde, Boscombe ve Bournemouth’ta farklı geçmişlerden gelen insanların birbirlerini tanımalarını, ortak yönlerini keşfetmelerini ve daha barışçıl bir mahalle yaşamını birlikte kurmalarını amaçlıyor.

Festivalin dikkat çeken çalışmalarından biri de “Human Library” (İnsan Kütüphanesi) olacak. İnsanların kendi yaşam deneyimlerini ve hikâyelerini doğrudan birbirleriyle paylaşmalarına imkân veren etkinlik, önyargıları kırmayı ve farklı topluluklar arasında diyaloğu güçlendirmeyi hedefliyor.

Boscombe’da “Barış Duvarı”

Festival katılımcıları sanatçılarla birlikte “The Wall of Peace” (Barış Duvarı) oluşturacak. Kolektif çalışma, Boscombe’da yaşayan farklı toplulukların hikâyelerini ve ortaklıklarını görünür kılacak.

Festivalden elde edilen gelirin tamamı, Boscombe ve Bournemouth bölgesindeki yerel yardım kuruluşlarıyla birlikte yürütülecek yeni toplumsal projelerin desteklenmesinde kullanılacak.

“Bütün toplulukların birlikte gelmesi, birlikte dans etmesi” çağrısıyla düzenlenen Increase the Peace, 30 Ağustos’ta Boscombe’u gün boyunca büyük bir açık hava buluşmasına dönüştürecek. Kürt sanatçı Suna Alan da Kürtçe ezgileriyle bu çok kültürlü buluşmada barışın seslerinden biri olacak.

 

Increase the Peace Festival
Tarih: 30 Ağustos 2026, Pazar
Başlangıç: 13.00
Yer: Boscombe High Street ve çevresindeki mekânlar, Bournemouth
Bilet: Açık hava etkinlikleri ücretsiz; kapalı mekânlar için önerilen bağış 5 sterlin, tüm gün festival bilekliği 20 sterlin. Çocuklar ücretsiz.

Daha fazla bilgi ve program için: www.increasethepeace.info

 

Londra'da Kürt Kadınlarının Ses Hafızasına İki Günlük Yolculuk

No comments

14 July 2026

 LONDRA – Londra'nın önemli bağımsız sanat mekânlarından Cafe OTO, 17-18 Temmuz tarihlerinde Kürt kadınlarının ses mirasını, arşiv çalışmalarını ve çağdaş müzikal üretimleri bir araya getiren iki günlük "Women's Voices" etkinliğine ev sahipliği yapacak.



İki akşam boyunca gerçekleştirilecek program, Kürtlerin ses hafızası, arşiv anlatıcılığı ve canlı performanslara odaklanarak, geçmişten günümüze Kürt kadınlarının seslerinin zenginliğini ve direncini görünür kılmayı amaçlıyor. Arşiv kayıtlarının dinletileri, panel söyleşileri ve yenilikçi müzik performanslarının yer alacağı etkinlikte ayrıca Kürt müziğine ilişkin özel ürünler de ziyaretçilere sunulacak.

İlk gün: Tarihi Kürt kadın sesleri

17 Temmuz Cuma akşamı saat 19.30'da başlayacak ilk etkinlikte, Amed Müzesi'nden Kürt müzik araştırmacısı ve arşivci Zeynep Yaş Salam ile ekibinin hazırladığı ses sergisi ve panel gerçekleştirilecek.

Program kapsamında, 1905-2000 yılları arasında kaydedilmiş, Bakur, Rojhilat, Başûr ve Rojava'dan derlenen 30 tarihi Kürt kadın sesi kaydı dinleyicilerle buluşacak. Panelde arşivleme süreci, kadınların sözlü kültürdeki yeri ve bu mirasın korunmasına ilişkin çalışmalar ele alınacak.

Gecenin ikinci bölümünde ise geleneksel dengbêj geleneğini arşiv kayıtlarından ilham alarak yeniden yorumlayan canlı performanslar sahnelenecek. Suna Alan ve Heja Netirk, tarihi kayıtları çağdaş müzikal yaklaşımlarla yorumlayarak dinleyicilere sunacak.

İkinci gün: Londra'daki Kürt ev arşivleri

18 Temmuz Cumartesi günü düzenlenecek ikinci etkinlikte ise odak noktası Londra'daki Kürt diasporasının ev arşivleri olacak.

Kürt sanatçı ve araştırmacı Hardi Kurda tarafından hazırlanan panel ve sergide, Londra'da yaşayan Kürtlerin kişisel ses arşivleri üzerinden diaspora ses kültürü ve bunun Kürt kültürel hafızasına etkileri tartışılacak.

Akşamın canlı performans bölümünde Khabat Abas ve Hardi Kurda sahne alırken, Siavash Nameshiri ise Heiran ve dengbêj geleneklerinden ilham alan canlı elektronik müzik performansıyla programa eşlik edecek.

İki günlük etkinlik, Kürt kadınlarının tarihsel ses kayıtlarından diaspora hafızasına uzanan geniş bir perspektifle, arşiv, müzik ve kültürel belleği aynı sahnede buluşturmayı hedefliyor.

Daha fazla bilgi: https://www.cafeoto.co.uk/events/archive-khanah-space21-festival-2026-1/

 

Anadolu’dan Londra’ya uzanan bir emanet: Hüseyin Kaplan’ın yeni teklisi “Gelme” dinleyiciyle buluştu

No comments

30 June 2026

Londra'da yaşayan müzisyen Hüseyin Kaplan, Anadolu halk ozanlığı geleneğini yeni eseri "Gelme" ile dijital müzik platformlarına taşıdı. Sözleri halk ozanı babası Ozan Veli Kaplan'a, bestesi kendisine ait olan eser, 19 Haziran'da yayımlandı. Baba ile oğulun aynı türküde buluştuğu çalışma, kişisel bir vefa hikâyesinin ötesinde kültürel bir mirasın kuşaklar arasındaki yolculuğunu da anlatıyor.

 


“Gelme”nin sözleri, kısa süre önce Hakk’a yürüyen halk ozanı Ozan Veli Kaplan’a ait. Müziği ise oğlu Hüseyin Kaplan tarafından bestelenmiş. Baba ve oğulun seslerinin bir araya geldiği eser, Alevi-Bektaşi kültürünün yüzyıllardır süregelen sözlü geleneğini yeni kuşaklara ulaştırmayı amaçlıyor.

Hüseyin Kaplan
Yeni çalışmasını sosyal medya hesabından duyuran Hüseyin Kaplan, babasının hayatındaki yerini ve kendisine bıraktığı mirası şu sözlerle anlattı: “Halk ozanıydı babam. Sözün, sazın ve suskunluğun dilini bilen gönül insanı. Nefesini sonsuzluğa emanet etti; ama sesi hâlâ içimde yankılanıyor. Bana yalnızca hayatı öğretmedi; hayatı nasıl duyacağımı, nasıl dinleyeceğimi de gösterdi.”

Kaplan, yaptığı paylaşımda babasının kendisine bıraktığı mirasın yalnızca hatıralardan ibaret olmadığını vurgulayarak, Anadolu Alevi halk ozanlığı geleneğinin taşıdığı derin anlama da değindi: “Bıraktığı miras, hatıraların ya da öğütlerin çok ötesinde, yüzyıllardır taşınan bir yoldu: Anadolu Alevi halk ozanlığı geleneği... Yazının sustuğu, kelimelerin yetmediği zamanlarda sazın konuştuğu; inancın, insan sevgisinin ve hakikat arayışının sözle can bulduğu bir yol.”

Anadolu’da yüzyıllardır süregelen ozanlık geleneğinde halk ozanları yalnızca türkü söyleyen kişiler olarak görülmüyor. Aynı zamanda toplumun hafızasını, vicdanını ve inanç dünyasını taşıyan kültürel aktarıcılar olarak kabul ediliyor. Hüseyin Kaplan da yeni eserini bu geleneğin bir devamı olarak görüyor. Babası Ozan Veli Kaplan’ın ardından duyduğu özlemi ve sorumluluğu anlatan sanatçı, paylaşımında şu ifadelere yer verdi: “Veli Baba Hakk'la Hakk oldu.… Onun sesi düşüncelerimde, onun nefesi gönlümde, onun izi yürüdüğüm yollarda yaşayacak. Ve ben… Bu kadim yol emanetini, bana ulaştığı menzilden geleceğe taşımaya çalışıyorum.”



Kaplan, “Gelme”yi yalnızca bir türkü olarak değil, ustadan çırağa aktarılan bir emanet olarak tanımlıyor. Eserin hazırlanma sürecinde birçok müzisyen dostunun gönüllü katkı sunduğunu belirten sanatçı, bu çalışmanın dayanışma ve dostluğun da bir ürünü olduğunu ifade etti. Bağlamalarda Dursun Can Çakın ve Umut Ekiz, kavalda Serkan Çakmak, perküsyonda Ömer Aslan yer alırken, düzenleme Levent Güneş tarafından yapıldı. Londra’daki kayıtlar Ebcin Stüdyo’da gerçekleştirildi. Mix ve mastering çalışması Ozan Türkyılmaz tarafından üstlenilirken, klibin görüntü yönetmenliği ve kurgusunu Kenan Korkmaz gerçekleştirdi.

 

Gelme

Söz: Ozan Veli Kaplan
Müzik: Hüseyin Kaplan

Bizim Cem'imize kolay girilmez

Nefsine uyup da azmışsan gelme

Bu Cem'de kimseye ödül verilmez

İnsanlık yolundan yozmuşsan gelme

 

Duvara secdeye eyleme meyil

Ademin önünde her zaman eğil

Mevlâna misali bin kere değil

Bir kere tövbeni bozduysan gelme

 

Veli Kaplan der ki kulak ver bana

Ben tavrım koymuşum doğrudan yana

Doğruyu güzeli söylerim sana

Bu benim sözüme kızdıysan gelme

Şivan Perwer Manchester’da sahne Alıyor: özel konuk sanatçı ImHaks

No comments

28 May 2026

Kürt müziğinin efsanevi sesi Şivan Perwer, 20 Haziran 2026 Cumartesi günü İngiltere’nin Manchester kentinde hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. Manchester Central Convention Complex’te gerçekleşecek dev konser, müzikseverlere unutulmaz bir gece yaşatacak. Gecenin özel konuk sanatçısı ise son dönemde dikkat çeken isimlerden ImHaks olacak.



50 yılı aşkın sanat hayatıyla Kürt müziğinin en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Şivan Perwer, güçlü sesi, duygusal yorumları ve kültürel mirası yansıtan eserleriyle nesiller boyunca milyonlarca insanı etkilemeye devam ediyor. Sanatçının şarkılarında; sürgün, özlem, umut, tarih ve Kürt halkının kültürel kimliği önemli bir yer tutuyor.

Manchester’daki konserin, sadece bir müzik etkinliği değil; aynı zamanda duygu, hafıza ve kültürel birliktelik açısından anlamlı bir buluşma olması bekleniyor. Etkinlikte Şivan Perwer’e özel konuk sanatçı olarak eşlik edecek olan ImHaks da sahne performansıyla geceye farklı bir renk katacak.

Organizasyon yetkilileri, Avrupa’nın birçok ülkesinden yoğun katılım beklendiğini belirtirken, bilet satışlarının büyük ilgi gördüğünü açıkladı.

📍 Etkinlik Bilgileri
Tarih: 20 Haziran 2026 Cumartesi
Saat: 20:00 – 22:30
Yer: Manchester Central Convention Complex, M2 3GX – Manchester / İngiltere

🎟️ Biletler:
https://tickets.med-tickets.com/events/medtickets/2116544

Bu özel gecede, Kürt müziğinin yaşayan efsanesi Şivan Perwer ve özel konuk ImHaks, Manchester’da müzikseverlerle buluşacak.

 

Dolunay Obruk: “Hayata yeniden başlamak, benim uzmanlık alanım”

No comments

19 May 2026

Caz sanatçısı Dolunay Obruk 2019’dan beri Londra’da yaşıyor. Çeşitli mekânlarda ve festivallerde sahne alan sanatçı, cazın dışında, çocuklara ve yetişkinlere yönelik kişisel gelişim ve sanat eğitimleri de veriyor. Dolunay Obruk’la yaptığı bütün bu çalışmalar hakkında bisikletli gazete için konuştuk.


 

                                                                                                  

 

Dolunay, seni başta caz yorumcusu ve sanatın birçok dalında çalışmaları olan biri olarak tanıyoruz. Bize kısaca kendini tanıtır mısın?

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Grafik Tasarım mezunuyum. Ardından, Bilgi Üniversitesi Caz Bölümü ile müzik kariyerimi başlattım. Hem müzik hem de tasarımla ilgileniyorum. Sanat çalışmalarıma felsefe, psikoloji ve kişisel gelişimi ekledim. YouTube’da bir teknoloji kanalım var. TRT Müzik TV’de sunuculuk yaptım, radyo programlarım oldu. Yaratıcı düşünme üzerine eğitimler veriyorum.

Bu kadar farklı işlerle meşgul olmak seni yormuyor mu?

Beni hiç yormuyor. Tam tersine ne kadar çok şey üretirsem, problem çözme üzerine ne kadar çok insanlarla iç içe olursam o kadar motive oluyorum. Daha da çok çalışmak istiyorum. Bunları birbirinden ayrı değil de bir ağacın dalları gibi tanımlıyorum.

Sanırım bu biraz da yaptıklarını “çalışma” olarak görmemekle ilgili bir durum…

Ben de öyle düşünüyorum. Hep “ben hiç çalışmadım, sadece beni mutlu eden işleri yaptım” derim.

Seni Londra’ya hangi rüzgâr attı?

Türkiye’de şarkılar yazıyor, konserler veriyor, albümler yapıyordum. Caz konserleri derken, dünya müziğine evrildi durum. Her şey çok güzel giderken, sistem değişmeye başladı. Suya yazı yazmak gibi oldu emekler… Ve hayatta olabilecek en kötü şeye dönüştü; kendi değerimi sorgulamaya başladım. Düşündüm. Burada hata bende değil, şu andaki koşullarda dedim ve koşullarımı değiştirmeye karar verdim. Global bir insanım; Global Talent vizesine başvurdum, kabul edildim, Londra’ya geldim. Burada konserlere, özel derslere başladım. Musicians Union’ın Eğitim ve Canlı Performans Komiteler’ine seçildim. Sanatı ve felsefeyi araç olarak kullanarak, kişisel gelişim danışmanlıkları vermeye başladım.

Peki, ne umdun ne buldun?

Burada konser veriyorken, Covid salgınıyla birlikte hayat durdu. Uluslararası uçuşlar açılınca Türkiye’ye gidip, konserlere online olarak devam ettim, belediyelerle iş birlikleri yaptım. İngiltere’de ortam toparlandığında da geri geldim. Maceralı bir başlangıç oldu yani.

Aradaki farklara gelince; burada bir sistem var. Mesela gov.uk web sayfasının büyük hayranıyım. E tabii insan, sistemin sistemsizlik olduğu bir yerden buraya gelince biraz bocalıyor. Burada her alanda rahatça başvurabileceğin kurumlar, yetkililer var; muhatabın var. En önemlisi, cevap alıyorsun. Ben, kavramsal olarak, devlet nedir, vergi nedir, vatandaş nedir, vergi ne zaman verilir, nereye gider, ne zaman geri alınır, bütün bunları burada öğrendim. Üstelik İngiltere vatandaşı bile değilim. Üreten insanın, planlarını projelerini hayata geçirebiliyor olması çok büyük bir özgürlük ve yaşam sevinci. Bana bu koşulları sağlayan her ortamda üretmeye devam edeceğim.

Londra’da cazla ilgili neler yapıyorsun?

Sistem, o anlamda da işliyor. Burada bir festivale çok önceden başvuruyorsun. Burası büyük bir pazar ve çok büyük bir müzik endüstrisinden söz ediyoruz. Farklı dalların birbirine girmediği, spesifik alanlarda ve net koşullarda çalışılan ciddi bir ortam var. Bu yıl, Londra Caz Festivali’nde bir konserim olacak. Dünyada, ülkemi temsil etmeyi hep çok önemsedim. Hindistan, Güney Kore ve daha birçok ülkede verdiğim konserler ve albümlerim, ödüllerim sayesinde Global Talent Visa ile burada yaşıyorum. İngiltere’deki son konserim, Wimbledon Tenis Turnuvası’nda oldu.

Türkiyeli toplumun mekânlarında konserler veriyor musun?

Evet ama caz fikri bizim insanımızı bazen ürkütebiliyor. Oysa cazın içine birçok şey katabilir, her şeyi caza çevirebilirsin. Ben türküleri de caza çeviren bir insanım. Yazdığım şarkıların çoğu Türkçe. Rahat dinlenebilen bir müzik yaptığımı bildiğim için “korkacak bir şey yok, sakin olun, kendinize bir şans verin” diyorum. Dolayısıyla bu cesareti gösteren mekânlarla çalışıyoruz. Benim konserlerim çok eğlencelidir. Kulüpler, restoranlar, özel organizasyonlar, ev partileri, ödül törenleri, hepsinde sahne alıyorum.

Bizim toplumun mekânlarında şöyle bir sorun yaşıyoruz. Maalesef süreklilik arz edemiyoruz. Burada bizim toplumun en güçlü olduğu yer restorancılık sektörü. Çin restoranının bile işletmecisi Türk çıkıyor. Demek ki biz bu alanda çok iyiyiz. Bu çok güzel bir şey. Bunun içine müzik koymak da çok tatlı bir fikir. Fakat bunun için bir müzik direktörüyle anlaşmalısın. Nasıl mutfaktaki malzemenin ne olacağına şef karar veriyorsa, müziğin nasıl olacağına da işi bilenin karar vermesi gerekir. Yani caz gecesi yapıp, ardından dansöz çıkartıp, bir gün viyolonsel getirtip sonra da fasıl yaparsan, belirli bir konsept olmadığı için müşterinin de sadakatini bekleyemezsin. Bir mekânda, canlı olmasa bile günün hangi saatinde hangi tür müziğin çalacağı, çok dikkatli hesaplanmalıdır. Bu yüzden her hafta şu mekândayım diyemiyorum.

Yeni gelen göçmenlere dair bir şey yapıyor musun caz dışında?

Kişisel gelişime çok önemi veriyorum, eğitim içerikleri üretiyorum. Yaratıcı düşünme atölyeleri yapıyorum. Covid’ten sonra insan psikolojisi çok etkilendi her yerde. Göç de kolay bir süreç değil. Danışanlarımla, bunu toparlamaya çalışıyoruz. Hayata yeniden başlamak isteyen ve bu konuda ne yapacağını bilemeyenler için danışmanlık veriyorum. NHS’in resmi sayfasında da yer alan, hamileler için, anne ve bebek sağlığına olumlu etki edecek ses, nefes ve beden çalışmalarım var. Bunun yanı sıra Mindful-singing eğitimleri veriyorum.

Bundan sonrası için neler yapmayı planlıyorsun?

Konserlere, yeni şarkılar yazmaya ve zaman zaman açtığım, yaratıcı düşünme ve kişisel gelişim atölyelerime devam etmeyi düşünüyorum. Bu çalışmaları kitaba dönüştürmeyi planlıyorum.

Açıkçası, dünya, bizim gezegen… Bugün Londra’dayım yarın başka bir yerde olabilirim. Kendimi faydalı hissettiğim ve beni besleyen her yerde yaşar; çalışır, üretir, beslenirim.

www.dolunayobruk.com

 https://www.instagram.com/dolunayobruk/


👉Söyleşiyi Spotify'dan dinlemek için tıklayın







*Bu yazı ilk defa 29 Ağustos 2022'de Olay Gazetesi'nde yayınlanmıştır. 

https://olaygazete.co.uk/kultur-sanat/dolunay-obruk-hayata-yeniden-baslamak-benim-uzmanlik-alanim.html

Yönetmen Gülseren Daş ile “Kızkardeşliğin türküsü: Rengin” belgeseli üzerine konuştuk

No comments

09 May 2026

Gülseren Daş’ın hazırladığı “Kızkardeşliğin türküsü: Rengin” adını taşıyan belgesel, Londra’da Rengin Kadın Korosu çatısı altında müziğin ortak dilinde buluşan kadınların umut ve direniş dolu yolculuğunu anlatıyor.  Yönetmen Gülseren Daş’la Rengin Kadın Korosu belgeseli hakkında konuştuk.  

 




Sizi tanıyabilir miyiz?

Sanırım hayattaki zor şeylerden biri kendimizden bahsetmek. Kısaca anlatayım, Elbistan’da doğdum, On beş yaşımda lise eğitimi için ailemle Mersin’e taşındık, sonrasında da Ankara İletişim Fakültesi’nde lisans eğitimimi tamamladım. 

Türkiye’de başta Gündem gazetesi olmak üzere çeşitli gazete, televizyon ve dergilerde haber müdürlüğü, dış haberler editörlüğü, editörlük ve fotoğrafçılık yaptım. 2009 yılında evlenerek yerleştiğim Londra’da belgesel fotoğrafçılığı alanında yüksek lisansımı yaptım. Bütün çocuklar gibi kendileri de çok tatlı olan Welat, Heja ve Eyşan’ın annesiyim. 2020 yılında kurulduğundan bu yana da Rengin Kadın Korosu’nun bir üyesiyim. 

Kızkardeşliğin Türküsü; Rengin, belgeselinizde kadınların koroya katılma hikâyelerine yer verdiniz, siz de koronun bir üyesisiniz ve bir dönem yürütmesinde sorumluluk aldınız, bu kez siz bize Rengin’e katılma hikâyenizi aktarır mısınız?

Pandemi nedeniyle global bir hapis dönemi geçirdiğimiz 2019-20 yıllarında annem Elif Daş, pankreas kanseri ile mücadele ediyordu. Hem Elbistan’da yaşadığı için hem de pandemi yasakları nedeniyle çok az yanında bulunabildim. Vefatı, karantinanın kısa süreliğine kaldırıldığı 2020 Temmuz ayına denk geldi ve kendisi ile vedalaşma imkânı buldum. Her ölüm insanı etkiler, anneminki de ailemizi derinden sarstı. Ben de herkes gibi bir hayat muhasebesi yaptım kendi içimde, hiçbir şeyi ertelememeye karar verdim.

 Annem bağlama çalmamı çok isterdi, yıllarca ertelemiştim, ancak onun anısına öğrenmeye karar verdim. Rengin ile de yolum bağlama aracılığıyla kesişti. Göçmen İşçiler Derneği’nin (GİKDER) Facebook’ta yayınladığı bağlama atölyesi ilanına başvurdum. Derslere başlayınca aynı dernek bünyesinde Rengin Kadın Korosu’nun da bulunduğunu öğrendim ve gerçekten kötü olduğunu düşündüğüm sesime rağmen koroya katıldım. 

Filmin ortaya çıkış sürecinden bahsedelim biraz…

Sanırım basından geldiğim ve fotoğrafa merakım olduğu için biraz mesleki bir deformasyon denebilir, kayıt altına alma alışkanlığım var. Ben de hayatı mercekten bakarak anlamlandıran insanlardanım. Koroya başladıktan kısa bir süre sonra kameramı da çalışmalara getirir oldum. Belgesel fikri ise zamanla oluştu. Benim merakımın dışında aslında belgesel biraz da kendini dayattı diyebilirim. 

Pandemi gibi bir süreç, hepimizin ayarları ile az buçuk oynanmış ve Londra’nın kuzeyinde gettolaşma dediğimiz şeyin dibine kadar yaşandığı bir bölgede kadın türküleri yükseliyor… Siz isteseniz de istemeseniz de belgesel ‘ben buradayım’ diyor. Pandemi sonrasında da İran’daki Mahsa Amini eylemleri, genel olarak mülteci sorunu vs. derken Rengin Kadın Korosu sanırım, bünyesindeki kadınlar için bir dış dünyaya bağlanma köprüsü oldu. Kadınların evden çıkması, özgüvenlerinin gelişmesi, sahnede türkü söylemeleri ve dünyada olup bitenle ilgili bir sözlerinin olması inanılmazdı. Belgesel doğallığında yapılacaktı…

Koronuzda seksenin üzerinde kadın var, tabii herkes ile görüşme yapma ve belgeselde yer erme imkânınız teknik olarak yok, peki belgeselde izlediğimiz kadınları neye göre belirlediniz, bunlarla görüşmeliyim dedirten ne oldu?

Aslında bütün kadınların anlatacakları ve göstermeye değer birer hikâyesi var. Tabii dediğiniz gibi teknik nedenlerle hepsine yer vermek imkânsız. Ama belgeseli kurgularken genel hissiyatı vermeyi ve belli bir temsiliyet oluşturmayı hedefledim. 

Korodaki ve ayrıca İngiltere’de göçmen olarak yaşayan diğer Türkiye kökenli kadınların hem kadın hem anne hem de göçmen olarak ortak bir paydada buluşabileceği hikâyeler olmasına özen gösterdim. Örneğin, neden Londra’ya geldik sorusunu sorarken; Türkiye’deki siyasi atmosferin etkisiyle bavulunu sırtlayan kadınları da, evlenerek aşk uğruna yola düşenleri de ekonomik kaygılarla kendini burada bulanları da temsil etmek istedim. Ya da annelik üzerine düşünürken, koromuzda bile azımsanmayacak sayıda özel ihtiyaçlı çocuk ebeveyni olan kadın varken, ki biri de benim, onların/bizim bu deneyimini de es geçemeyeceğime karar verdim. Koromuzda son dönemde birçok kadın arkadaşımız göğüs kanseri teşhisi ile tedavi görmeye başladı, kadınlık üzerine konuşurken bunu da görmezden gelemezdim. Sonuç itibariyle bütün bu göçmenlik, annelik ve kadınlık hikâyelerimiz Rengin Kadın Korosu’nun mayasını oluşturdu. Ve doğal olarak da belgeselde yer verdim.

Belgeselin aynı zamanda kurgusunu, çekimlerinin büyük bölümünü yaptınız. Rengin Kadın Korosu ile birlikte yapımcılığını da üstlendiniz. Bu deneyimlere bakışınız ne, sizi nasıl etkilediler?

Londra’ya 2009 yılında evlenerek yerleştim ve kısa aralıklarla üç çocuğum doğdu. En büyük çocuğum Welat’ın sağlık sorunları nedeniyle mesleğimi uzun bir süre yapamadım, son birkaç senedir oğlumun da büyümesi ile birlikte, küçük adımlarla korka korka bir şeyler üretmeye başladım. Bu belgesel de sanırım biraz benim mesleğe dönüş, yeniden üretme çabamın bir ürünü. 

Uzun zaman sevdiği şeyleri yapamayınca insan biraz maymun iştahlı oluyor. Onu da yapayım, bunu da yapayım gibi. Ben de hem bu mesleğe dönüş heyecanına kapıldığım için hem de çocuklardan arta kalan zamanlarda üretmek zorunda olduğumdan sanırım tek başına çalışmayı ve birden fazla işi üstlenmeyi alışkanlık edindim. 

Çalışmaların birçoğuna zaten kameram ile gidiyordum, konserde sahnede olduğum zamanlar hariç, büyük bir bölümünü kendim çektim. Amatör bir kamera kullanımına yer yer rastlayacaktır seyirciler, bunun bir sebebi tanıklık etmek, estetik kaygılar duymadan hikâyeyi anlatmak ise diğer bir sebebi de çekerken öğrenmemdir. 

Bir kurgucuyla çalışmak yerine YouTube videolarından kurgu öğrenerek, uygun olduğum zamanlarda kurguyu yaptım. Yapımcılık için Rengin’den destek alarak çalıştım. Bütün bu deneyimler benim için çok öğretici oldu. Özellikle kurgu beni gerçekten zorladı diyebilirim. İki yüz saati aşkın bir görüntüyü elemek ve onu bir hikâyeye oturtmak hele de minimum teknik bilgi ve YouTube videosu ile kurgu yapmak deli işi. Bir sonraki projemde bir ekip ile işleri bölüşerek yapmak sanırım daha zahmetsiz ve aynı zamanda daha sağlıklı olacaktır. Dışardan bakan bir göz, sizin kıyamadığınız görüntülere çok rahat kıyabilir ve daha zahmetsiz bir kurguya ulaşır diye düşünüyorum. 

Yaşadığınız zorluklar oldu mu?

Yukarıda bahsettiğim teknik zorlukların dışında yine altını çizmek isterim; anne olmak ve bütün üretim sürecinizi çocuklardan arta kalan zaman üzerinden planlamak inanılmaz yorucu. Eğer çocuk bakımı konusunda destek alırlarsa kadınların üretim süreçlerine katılımlarının artacağını tekrar tekrar anlamış oldum. 

Diğer bir zorluk da yıllar boyunca yapılan çekimleri elemek oldu. Saatler süren görüntüleri kullanmak tabii ki mümkün değil ama ayrıca seçim yapmak çok sancılı bir süreç. Bu konuda baita koro şefimiz Zuhal Yıldırım olmak üzere Rengin Kadın Korosu’nun yürütmesinde yer alan Bedriye Avcıl, Şirin Akgül, Funda Akça, Hatice Dağdelen, Nukhet Esetekin, Melda Bulat ve Suna Boyraz’ın hakkını teslim etmem gerek. Tıkandığım yerlerde bana yol gösterdiler, hatta elediğim bazı görüntülere yer vermem konusunda beni yönlendirdiler. İyi ki de öyle yapmışlar, sonuçta Rengin’de kollektif üretim esas alınıyor ve belgesel bir istisna olamazdı.

Bu arada eklemek isterim çeviri süreci de uzun sürdü belgeselin. Benim açımdan bir dile hakim olamamak da büyük bir zorluktu. Neyseki Gik-Der bünyesinde oluşturulan bir çeviri grubu bu sorunu çözdü. Başta İbrahim Avcıl olmak üzere çeviri ekibine de tekrar teşekkür etmek isterim.

Şunu da yapsaydım dediğiniz ve belki bir sonraki çalışmanızda size ışık tutacak şeyler oldu mu?

Bu proje biraz doğaçlama oldu, koşullardan dolayı. Belki tek tabanca yerine bir teknik ekip ile çalışmak, hikâyenin yolda oluşmasını beklemektense bir ön araştırma ve planlama yapmak yerinde olurdu… 

Bu aynı zamanda bir göç belgeseli, belki giderek hayatımızdan ve hafızalarımızdan silinmekte olan bir kültürü yaşatma ve aktarma çabası da… Türküler, gurbet ve göç aslında çok iç içe geçen kavramlar, buna bir de Londra’yı ekliyorsunuz…

İngiltere genelinde büyük bir Türkiyeli nüfusu var. Maraş katliamıyla Aleviler, 80 darbesiyle solcular, 90’lardaki katliamlarla Kürtler akın akın İngiltere’ye gelmiş. Buna 2000’li yıllarda ve sonrasında eklenen ekonomik göçü, Ankara Anlaşmalıları, Türkiye’deki rejimin baskısıyla gerçekleşen Gezi sonrası göçü de eklerseniz sayı azımsanmayacak rakamlara ve aynı zamanda binlerce hikâyeye ulaşır. 

Her göçmenin korkulu rüyası asimilasyon olduğundan, ilk etapta içe kapanma ve kültürünü koruma refleksi gösteriliyor. Ancak on yıllardır İngiltere’de yaşayan ve en az üç kuşaktır buralı olan bir topluluk için artık refleksten çıkıp bir entegrasyon sürecine girdiğini görürüz. Dolayısıyla Rengin’de de refleksten ziyade daha bilinçli bir oluşumla göçmen olmanın bilinci ile kültürünü yaşatma ve gelecek kuşağa aktarma amacı var. 

Yüzyıllar boyunca direnişin, sevincin, ölümün taşıyıcısı olan türküler Londra’da ise göç hikâyelerimizi sırtlandı. Biz de Rengin'de türküler aracılığıyla dostluklar kurup, günlük sıkıntılarımızdan sıyrılırken aynı zamanda hem tarihimize hem de birkaç nesil sonrasına köprüler atıyoruz. 

Seyirci bu belgeseli izledikten sonra salondan nasıl bir duygu ile ayrılsın istersiniz, özellikle kadın seyirci için direkt mesajınız veya satır aralarında vermek istediğiniz mesaj nedir?

Genel olarak seyircinin umutlu bir şekilde salondan ayrılmasını diliyorum. Uygun koşullar yaratıldığında kadınların üretmekte sınır tanımadığını fark etmelerini isterim. 

Kadın izleyici ise en yakınındaki kadına sarılsın ve dünyayı birlikte yaşanılabilir bir yer yapacaklarını bilsin.

Bundan sonraki projeleriniz neler?

Aslında temel projem tabii ki çocuklarımı yetiştirmek, ancak fotoğraf ve belgesel sinemanın da büyük bir yeri var hayatımda. Birkaç fotoğraf projem hali hazırda devam ediyor. Onları bitirmeyi ve uzun zamandır yapmak istediğim ama bir türlü imkân yaratamadığım, bir belgesel projesini hayata geçirmeyi umuyorum. Henüz emekleme aşamasında olduğu için şimdilik bahsetmeyeyim konusundan, ama umarım onun üzerine de bir gün söyleşi yapma fırsatımız olur. Röportaj için çok teşekkür ediyorum. 


 Yer: Londra Cemevi, Woodgreen

Tarih: 4 Temmuz, Cuma

Saat: 19:30


Londra’da Kürt müziğinin sesi: Suna Alan & Friends sahne alıyor

No comments

27 March 2026


Londra’da yaşayan Kürt sanatçı Suna Alan, “Suna Alan & Friends” başlıklı özel konseriyle 11 Nisan 2026 Cumartesi akşamı müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.



 İrlandalı yazar James Joyce’un “Ben dağların çiçeğiyim” dizesinden ilham alan bu anlamlı performans, hafıza, mekân ve hikâyeyi bir araya getiren güçlü bir anlatı sunacak.

Stoke Newington’daki tarihi The Old Church’te düzenlenecek konser, izleyicilere samimi ve duygusal bir müzik deneyimi vaat ediyor. Kapıların saat 19.00’da açılacağı etkinlikte konser saat 20.00’de başlayacak.

Kürt kimliğinden beslenen müziğiyle dikkat çeken Suna Alan, geleneksel dengbêj kültüründen ilham alarak modern bir yorum sunuyor. Farklı şehirler ve kültürler arasında geçen yaşamının izlerini taşıyan sanatçı, müziğinde hem köklerine bağlı kalıyor hem de evrensel bir ifade dili kuruyor.

Uluslararası sahnelerde de yer alan Alan; Southbank Centre’daki “Women in Music” konser serisi ve Royal Albert Hall gibi prestijli mekânlarda performans sergiledi. 2024 yılında Cambridge’de düzenlenen TEDxKings Parade etkinliğinde “Dönüşüm” temasıyla sahne alan sanatçı, performansıyla büyük ilgi gördü.

“Suna Alan & Friends” konseri yalnızca bir müzik etkinliği olmanın ötesinde, aynı zamanda sosyal bir dayanışma amacı da taşıyor. Etkinlikten elde edilecek gelirin bir bölümü, yaşamlarını yeniden kurmaya çalışanlara destek amacıyla Londra merkezli bir vakfa bağışlanacak.

Kültürel derinliği yüksek ve duygusal açıdan zengin bir gece sunması beklenen konserin biletleri çevrim içi olarak satışta.

Bilet linki: https://buytickets.at/sunaalan/2138913

 

Mabel Matiz Londra’da Royal Festival Hall sahnesine ilk kez çıkıyor

No comments

27 January 2026

 Mabel Matiz,  Royal Festival Hall’daki ilk konserini verecek. Konser, 13 Şubat 2026 Cuma günü saat 19.30’da, Southbank Centre bünyesindeki prestijli salonda gerçekleşecek.



Şarkıcı, söz yazarı ve prodüktör Mabel Matiz, Türkiye’de ve uluslararası alanda kendine özgü ve türler arası bir müzik dili kurarak geniş bir dinleyici kitlesi edindi. Hayranları tarafından modern zamanların bir Aşığı olarak tanımlanan Matiz, makam temelli melodileri, Anadolu halk müziğini, elektronik altyapılar ve kentli pop unsurlarıyla bir araya getiriyor.

Şiirsel söz yazımı ve güçlü duygusal anlatımıyla öne çıkan sanatçı, sosyal adalet ve LGBTQ+ görünürlüğü konusundaki duruşuyla da müziğin ötesinde önemli bir kültürel figür olarak kabul ediliyor. Bu sanatsal yenilikçilik ve toplumsal duyarlılık birleşimi, onu çağdaş Türk müziğinin en üretken ve saygın isimlerinden biri haline getiriyor.

Royal Festival Hall konseri, Mabel Matiz’in uluslararası kariyerinde önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor. Londra’daki dinleyiciler için gelenek ile modernliği, samimiyet ile görkemi bir arada sunan etkileyici bir sahne deneyimi vadediyor.

Biletler Southbank Centre üzerinden satışta
https://www.southbankcentre.co.uk/whats-on/mabel-matiz/

Mabel Matiz
Royal Festival Hall, Southbank Centre, Londra SE1 8XX
13 Şubat 2026 Cuma
19.00

 

Rafet El Roman'ın Londra konseri 1 Şubat'ta

No comments

24 January 2026

 


Türk pop müziğinin sevilen isimlerinden Rafet El Roman, 1 Şubat 2026 Pazar günü Londra’da müzikseverlerle buluşacak. Sanatçı, kentin önemli konser mekânlarından Islington Assembly Hall’de vereceği konserde, yıllara yayılan kariyerinden seçilen şarkılarıyla dinleyicilerine nostalji ve duygu yüklü bir gece yaşatmayı hedefliyor.

1990’lı yıllardan bu yana Türk pop müziğinde kendine özgü tarzıyla geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan Rafet El Roman, “Sana Dönemem”, “Kalbine Sürgün” ve “Bana Sen Lazımsın” gibi hitleriyle hafızalarda yer etmişti. Güçlü yorumu ve sahnedeki samimi duruşuyla tanınan sanatçı, Londra konserinde hem klasikleşmiş şarkılarına hem de sürpriz performanslara yer verecek.

Londra’da yaşayan hayranları için özel bir buluşma niteliği taşıyan konserin yoğun ilgi görmesi bekleniyor. Organizasyon yetkilileri, sınırlı kontenjan nedeniyle biletlerin erken tükenebileceği uyarısında bulunuyor.

 

ETKİNLİK BİLGİLERİ

  • Sanatçı: Rafet El Roman
  • Tarih: 1 Şubat 2026, Pazar
  • Saat: 19.00
  • Mekân: Islington Assembly Hall, Londra
  • Bilet: DICE platformu üzerinden satışta

 

Xecê Londra’da sahne alıyor

No comments

22 January 2026

 Kürt müziğinin güçlü ve özgün seslerinden Xecê, 25 Ocak Pazar akşamı Londra’nın önemli konser mekânlarından Islington Assembly Hall’de müzikseverlerle buluşacak. 



1996 yılından bu yana güçlü sesiyle Xecê, yayımladığı çalışmalar sayesinde geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Günümüzde kendi kuşağının en çok dinlenen ve tanınan Kürt sanatçıları arasında yer alan Xecê, müzik yolculuğunu aralıksız sürdürüyor.

Konser gecesi, Islington Assembly Hall’in başlattığı “Support the Supports” kampanyası da izleyicilerle buluşacak. Saat 20.00’den önce mekâna gelen dinleyiciler; içecek kuponları ve daha önce salonda sahne almış sanatçılara ait özel ürünlerin de bulunduğu sürpriz hediyeler kazanma şansı yakalayacak. Katılımcılar, keşfettikleri yeni sanatçıları sosyal medyada #supportthesupports etiketiyle paylaşmaya davet ediliyor.

Etkinlik 16 yaş ve üzeri izleyicilere açık olacak. Girişte kimlik kontrolü yapılabileceği, geçerli bir kimlik belgesi ibraz edemeyenlerin salona alınmayabileceği bildirildi.

 

Biletler DICE üzerinden satışta:
https://dice.fm/event/53xdw8-xec-25th-jan-islington-assembly-hall-london-tickets

Xecê’nin Londra konseri, Kürt müziğinin duygusal derinliğini ve canlı sahne enerjisini yakından deneyimlemek isteyenler için kaçırılmayacak bir gece vadediyor.

 

Yaşar Kurt'un Londra konseri 24 Ocak'ta

No comments

20 January 2026




Türk rock müziğinin özgün isimlerinden Yaşar Kurt, 24 Ocak 2026 Cumartesi akşamı Londra’da, Club Gem London (265 Upper Street)’ta müzikseverlerle buluşacak. Saat 21.00’de başlayacak konserde sanatçı, enerjik sahne performansı ve sevilen şarkılarıyla Londra’daki dinleyicilerine unutulmaz bir gece yaşatmaya hazırlanıyor.

1990’lı yıllarda çıkış yapan Yaşar Kurt, Anadolu rock ile alternatif rock öğelerini bir araya getiren tarzıyla tanındı. Toplumsal meseleleri ve bireysel özgürlük temasını işleyen şarkılarıyla geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. “Haydi Erkekler Savaşa”, “Anne” ve “Göndermeler” gibi parçalar, onun müziğinde protest tavrın ve güçlü söz yazımının öne çıkan örnekleri arasında yer aldı. Yıllar içinde hem müzikal çizgisi hem de sahne duruşuyla kendine özgü bir yer edinen Kurt, üretkenliğini farklı coğrafyalarda sürdürmeye devam ediyor.

Etkinlik Bilgileri 

  • Tarih: 24 Ocak 2026, Cumartesi

  • Mekân: Club Gem London, 265 Upper Street

  • Kapı Açılışı: 20.00

  • Show Time: 21.00

Aynur Doğan, “Rabe" albümüyle Londra’ya dönüyor

No comments

17 January 2026

Kürt müziğinin en güçlü ve ayırt edici seslerinden biri olan Aynur Doğan, 2026 baharında ilk Birleşik Krallık turnesi kapsamında Londra’ya dönüyor. Sanatçı, 2 Nisan 2026 Perşembe akşamı saat 19.30’da, Barbican’da, beğeni toplayan albümü Rabe ile sahne alacak. Konserde Aynur’a, uzun yıllardır birlikte çalıştığı yetkin müzisyenlerden oluşan topluluğu eşlik edecek.





Bu konser, Aynur’un Londra’daki son performansı olan 2023 EFG London Jazz Festival konserinin ardından şehirde vereceği ilk sahne buluşması olacak. O tarihten bu yana yayımlanan Rabe albümü, sanatçının yirmi yılı aşkın müzikal yolculuğunun bir özeti niteliğinde. Kürtçede “ayağa kalk” ya da “yüksel” anlamına gelen albüm, aşk, maneviyat ve özgürlük temalarını ele alıyor. Albüm, geçtiğimiz yıl Transglobal World Music Chart listesinde bir numaraya yükselirken, Songlines dergisi tarafından “kariyerinin en güçlü albümlerinden biri” olarak tanımlandı.

Yirmi beş yılı aşan kariyeri boyunca Aynur, Kürt halk müziğinin köklü mirasını çağdaş Batı müziğinin duyarlılığıyla buluşturan kendine özgü bir müzikal dil oluşturdu. Etkileyici vokali ve anlatım gücü, Kürt müziğini yerel bir gelenekten küresel bir ifade alanına taşıdı. Geleneksel melodiler ile modern düzenlemeleri ustalıkla bir araya getiren sanatçı, kuşaklar ve kültürler arasında köprü kurmayı sürdürüyor.

Barbican konseri, Aynur’un Londra’daki dinleyicileriyle yeniden buluşmasının yanı sıra, Birleşik Krallık’ta ilk kez Londra dışındaki şehirleri de kapsayan turnesinin önemli duraklarından biri olacak. Çok sayıda ödüle layık görülen bu kültürel ikonun 2026 yılındaki Birleşik Krallık performansları, izleyiciler için kaçırılmayacak bir müzik deneyimi vadediyor.

Biletler Barbican internet sitesi üzerinden satışta
https://serious.org.uk/events/aynur-3

Aynur Doğan
Barbican
Silk Street, Londra EC2Y 8DS
2 Nisan 2026 Perşembe
19.30

 

“Hayal kurmak ve hayallerimi gerçekleştirmek için yaşıyorum”

No comments

17 December 2025

 Besteci ve şarkıcı Melis Bilen dört yıldan bu yana Londra’da yaşıyor. “Londra’yı görür görmez bu şehre âşık oldum” diyen şarkıcıyla, hayatı ve müzik çalışmaları üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.  

         


                                                                                     

Melis merhaba, Yüzmeden su balesine, danstan şarkıcılığa kadar birçok alanda çalışmaların bulunuyor. Seni kısaca tanıyabilir miyiz?

İstanbul’da doğdum. Darüşşafaka Lisesi ve ardından Sabancı Üniversitesi'ni bitirdim. Müzik ve dans çocukluk hayalimdi, oldukça hiperaktif ve sanat ve spor meraklısı bir yapım vardı. İlkokul korosunda, lisede okul orkestrasında yer aldım, dans takımıyla basketbol maçlarında akrobatik şovlar yaptım.

Daha sonra yüzme ve su balesi takımıyla beraber spor ve sanat kollarımı genişlettim. Su Balesi'nde Yunus 3 yarışmasında Türkiye birinciliğim bile var. Benim için su balesi, suda dans ve müzik demekti. Dans ve müzik, suda, karada ya da havada, hiç fark etmez, en büyük tutkumdu. Aslında bu noktada şanslı bir çocuktum, enerjimi yönlendirebileceğim bu farklı dallar bana daha çocukken sunulmuştu.

Derken üniversitede bambaşka bir dal okudum; Endüstri Mühendisliği. Bunun nedeni biraz da ülkemizin garanti meslek mantığıyla bizi, doktorluk, mühendislik, hukuk vs. gibi kesin para kazanacağımız mesleklere doğru yönlendirmesiydi. Sabancı Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra kalbimdeki sahne ve sanat fırtınalarına dayanamayıp mühendisliği bir kenara bırakarak hayalimi gerçekleştirmeye karar verdim. O sıra Yetenek Sizsiniz yarışması ilk defa Türkiye'ye gelmişti. Katıldım ve yarı finallere kalarak müzik yolculuğumu başlattım. O günden beridir de 12 yıldır sahnedeyim.

Sanatçı, söz yazarı, besteci, model ve dansçı kimliklerimle yoluma devam ediyorum. Hayal kurmak ve hayallerimi gerçekleştirmek için yaşıyorum.

Bugüne kadar müzikle ilgili yaptığın çalışmalardan biraz söz eder misin?

2014'te İngilizce bir bestemle İsviçre Eurovision Ulusal Seçmeleri’nde yarı finale kaldım. Bugüne kadar 200 kadar Türkçe ve İngilizce beste yaptım. Avrupa'da ve Kıbrıs'ta pek çok konser verdim ve sonunda İngiltere'ye yerleştim.

2019'da Pamuk Kalplim adli single'ımı yayınladım ve şarkının klibini İngiltere'de çok meşhur bir şatoda çektim. Bu şatoda Sherlock Holmes ve Robin Hood gibi dünyaca ünlü filmler de çekilmişti. Şarkımı çok beğenen North Manchester FM radyosu, beni konuk alarak İngilizce şarkılarımın yanı sıra bana bu Türkçe şarkımı da canlı seslendirtti.

2022 Mayıs'ta yayınladığım This is My Year şarkım BBC Radyo'da çalındı. Türkiye'de ise bu şarkımla "Yılın En İyi Besteci, Söz Yazarı ve Ses Sanatçısı Ödülü"nü aldım. Şu sıralar yeni yayınlayacağım şarkılarım çok daha heyecan verici olarak ilerliyor. Ayrıca İngiltere'deki konserlerim yaz tatilinin ardından başlıyor.

Sizi Londra’ya hangi rüzgâr attı?

Yurt dışında yaşamak benim en büyük hayallerimden biriydi. Daha önyargısız bir ortam, daha özgür davranabilmek, kadınların değerinin bilindiği, sanatı ve sanatçıyı destekleyen medeni bir düzen hayal ediyordum. Kendimi geliştirebileceğim, kendim olabileceğim, ayrıca İngilizce müzik yapıp dünyaya açılabileceğim bir yer arıyordum. Bu niyetle ciddi ciddi dünyayı gezmeye başladım. Beni en çok Los Angeles ve Amsterdam etkilemişti. Bu sırada yöntem de düşünüyordum. Derken bir gün Los Angeles'tan İstanbul'a dönerken Londra aktarmalı olan uçağımı kaçırdım ve bir gece zorunlu olarak Londra'da kalmam gerekti. İste o gün bu şehrin enerjisine vuruldum. Londra'ya âşık oldum. Döndüğümde acaba nasıl İngiltere'yle yollarım kesişir diye bir arayışa girdim. Sağ olsun, yakın bir arkadaşım Ankara Anlaşması'ndan bahsetti. Havalara uçtum. Ben de sanatçı mesleğimle Ankara Anlaşması'na başvurdum ve şükür ki dört yıldır buradayım.

Londra’daki çalışmalarınızdan biraz söz eder misiniz?

Londra, Manchester, Liverpool, Cheshire gibi birçok şehirde özel davetlerde sahne alıyorum. Ayrıca Londra ve Essex'te düzenli sahne aldığım mekânlar vardı. Yaz itibariyle ara verdim. Yakında tekrar başlayacağım. Yeni bir şarkım üzerinde çalışıyorum. Çok pozitif, mod yükselten, kıpır kıpır dans ettiren bir parça.

Öte yandan modellik yapmaya devam ediyorum. Cheshire'da düzenli olarak modelliğini yaptığım ve katalog çekimlerine gittiğim butikler var. Çok keyifli geçiyor. Ayrıca partnerimle beraber üç yıldır bir pırlanta dükkânı işletiyoruz. Yolunuz Cheshire"a düşerse beklerim: "Pink Diamond Tarporley".

Düzenli olarak sahne aldığınız mekânlar var mı?

Şu an için halka açık olacak iki büyük konser üzerinde çalışıyorum. Biri Londra'da, diğeri Chester'da. Dansçı ekibimle renkli koreografik şovlarımızla İngilizce ve Türkçe şarkılarımı harmanlayacağım müthiş keyifli bir şölen olacak. Bunun için oldukça heyecanlıyım. Tarihler netleştiğinde buradan herkese duyuracağım. Hepinizi şimdiden bu coşkulu geceye davet ediyorum. Takipte kalın!

 

Instagram: @melisbilenmusic

Youtube: www.youtube.com/piyannooo

Tiktok: @melisbilenmusic

Facebook - https://www.facebook.com/melisbilen

Twitter - https://twitter.com/melisbilen

Website: www.melisbilen.com

 


* Bu yazı ilk defa Olay gazetesinde yayınlanmıştır. 

https://olaygazete.co.uk/video/hayal-kurmak-ve-hayallerimi-gerceklestirmek-icin-yasiyorum.html

 

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan