Showing posts with label tiyatro. Show all posts
Showing posts with label tiyatro. Show all posts

“Migration Stories" etkinliği, 29 Mayıs'ta Goldsmiths Üniversitesi’nde düzenlenecek

No comments

20 May 2026

Göç, savaş ve aidiyet temalarını odağına alan “Migration Stories” araştırma projesinin yaygınlaştırma ve networking etkinliği 29 Mayıs’ta Londra’da gerçekleştirilecek. Akademisyenler, sanatçılar ve göçmen topluluklarını bir araya getirecek etkinlikte araştırma bulguları, yaratıcı çalışmalar ve deneyim anlatıları paylaşılacak.

 


Goldsmiths, University of London bünyesindeki Migrant Futures Institute tarafından desteklenen “Migration Stories” araştırma projesi kapsamında düzenlenen etkinlik, göç ve savaş deneyimlerini hem akademik hem de sanatsal perspektiflerden ele almayı amaçlıyor. Richard Hoggart Building’de gerçekleştirilecek programda, savaşın insani maliyetleri, göç süreçleri, güvenlik ve aidiyet gibi konular tartışmaya açılacak.

Etkinliğin ilk bölümünde Prof. Bülent Gökay ve Dr. Lily Hamourtziadou’nun “Human Costs of War: from Iraq 2003 to Ukraine 2022” başlıklı sunumu yer alırken, Sue Moffat ve Farzana Shain “Peace is Home” adlı belgesel drama çalışmasının yaratım sürecini paylaşacak.

Ayrıca Fatma Yüksel ve Hasan Doğan’ın, Türkiye’de bir Kürt köyünden başlayıp Kıbrıs ve Londra’ya uzanan göç hikâyesini merkeze alan “Londoner” çalışması üzerine söyleşisi gerçekleştirilecek. Programın ilerleyen bölümünde ise göçmen topluluklarına yönelik destek, savunuculuk ve araştırma çalışmaları ele alınacak.

Organizatörler, etkinliğin ücretsiz olduğunu ancak salon kapasitesi ve ikram organizasyonu nedeniyle kayıt yaptırmanın zorunlu olduğunu belirtiyor.

 Kayıt yaptırmak için tıklayın!

Etkinlik Bilgileri

  • Etkinlik: Migration Stories – Dissemination and Networking Event
  • Tarih: 29 Mayıs 2026 Cuma
  • Saat: 16.00 – 19.00
  • Yer: RHB 221, Richard Hoggart Building, Goldsmiths, University of London
  • Katılım: Ücretsiz, kayıt zorunlu
  • Düzenleyen: Migrant Futures Institute / Goldsmiths, University of London

 

Sokak palyaçosunun “seksi palyaçoya” dönüşmesinin hikâyesi: Oyuncu Feride Morçay’la yeni oyunu Chickadee üzerine söyleşi

No comments

18 May 2026

Feride Morçay, palyaçoluk sanatına duyduğu ilgiyle yazmaya başladığı tek kişilik oyunu Chickadee ile Londra’da Riverside Studios Bite Size Festivali’nden sonra ağustos ayında Edinburgh Fringe Festivali’nde 23 gün boyunca sahne alacak. Mizah ve trajediyi harmanlanan Chickadee, bir sokak palyaçosunun içsel çatışmalarını ve günümüzün sosyal medya dünyasında kadın bedeninin metalaşmasını konu alıyor.

 





 

Londra’da tiyatro ve sinema alanındaki üretimlerine devam eden Feride Morçay, son yıllarda özellikle akıl sağlığı, kadınlık ve aidiyet temalarını sahneye ve perdeye taşıyan çalışmalarla adından söz ettiriyor. Londra’nın ardından Edinburgh Fringe Festivali’nde ağustos ayı boyunca sahne alacak olan Feride Morçay’la kendi yazıp oynadığı tek kişilik oyunu Chickadee hakkında konuştuk.

Böyle bir oyun yazmak nereden aklına geldi?

Liseden beri yanımda fikir defteri taşıyorum. Yaklaşık 10-15 sene önce ben bu fikir defterine bir sokak sanatçısıyla ilgili hikâye fikri yazmıştım. Palyaço değildi ama sokak sanatçısı olmak hep ilgimi çekmişti. Bunun dışında senelerdir yazıp çizip karaladığım bazı sürreal fikirlerle bu ve palyaçoluk felsefesinden çıkan karakter birleşti ve bir anda akmaya başladı. Londra’da daha önce “clowning” üzerine atölyelere katılmıştım. Bu sayede birçok farklı performans sanatçısıyla tanıştım. Micaela Miranda adında bir hocam vardı, onun bir haftalık yoğun programına katıldım. Sonra Rus palyaço Slava hakkında bir belgesel izledim ve Slava'nın bir palyaço olarak hayat felsefesi, koşullar ne olursa olsun insanları gülümsetebilme çabası beni çok etkiledi. Derken kendimi bir anda bu oyunu yazarken buldum.

Dahlia karakterin böyle mi doğdu?

Evet, önce bir fikir olarak ortaya çıktı. Üzerine çok düşünmeden bu ilhamla sahneler yazmaya başladım. Sonra sokakta, palyaço kılığıyla doğaçlama bir performans yaptım. Trafalgar Square’de tamamen doğaçlama bir şekilde, sokakta bir süpürge alıp sokağa süpürmeye başladım.  İnsanların şaşkın bakışları, gülümsemeleri, tepkileri beni çok etkiledi.

Bu deneyimle birlikte metin henüz oluşmamışken, performans dünyasındaki bir oyuncunun ne yaşadığından çok karşı tarafa ne verdiğinin daha önemli olduğunu fark ettim.  

Ardından bir palyaço ver performans sanatçısı olan Tanya Zhuk palyaço koçu olarak oyuna dahil oldu; üç seans diye konuştuk, yirmi seanstan fazla yaptık. Bazen bütün gün palyaço karakterinin içinde kalıp palyaçoyu oynamayıp adeta palyaço oldum.

Biraz da oyunun metnine gelelim. Dahlia nasıl bir karakter?

Dahlia, idealist bir sokak palyaçosu. Başarıyı ün ya da para ile değil, insanların yüzüne bir gülümseme koyabilmekle ölçen biri. Fakat etrafındaki insanlar onun bu yolculuğunu anlamıyor. Para kazanması, “başarılı” olması gerektiğini düşünüyor. Derken menajeri ve en yakın arkadaşı olan Sue’nun zorlamasıyla bir televizyon programına çıkıyor ve orada kendi seksapeli üzerinden değer görüyor. Farkında olmadan sistemin ona çizdiği yola yöneliyor. Kendisi de bir kukla gibi aslında bir bakıma izin veriyor buna. Ertesi gün ünlü biri olarak uyanıyor ve bu durumdan annesi, menajeri, babası çok mutlu oluyor.

Palyaçolukla çatışan bir durum değil mi bu?

Evet. Bu da kızın kafasını çok karıştırıyor. Hikâye de bununla ilgili zaten; Dahlia’nın, kendi içindeki ‘kadın’la, ‘sanatçı’ ile ve ‘toplumun kadından beklediği şey’ ile olan çatışmasıyla… Dahlia, bir anda "seksi palyaço" olarak ünleniyor ama bunu istemeden yapıyor. Ve herkes – annesi, menajeri, çevresi – bu başarıyı kutlarken, Dahlia içten içe kim olduğunu sorguluyor.

Kadın sanatçıların bazen yaşadığı bir durum bu; bir kişinin değerinin dış görünüşünden verilmesi akıl sağlığını inanılmaz etkiliyor.  Ben bunu çok gözlemliyorum; arkadaşlarımdan, çevremden, iş arkadaşlarımdan, herkesten kendim de deneyimleyerek. Burada güzel ve bakımlı olmaktan söz etmiyorum. Gerçek değerinin sadece ‘cinsellik’ üzerinden biçilmesi çok can acıtıcı bir durum bence. Dahlia da idealist bir sokak palyaçosuyken birdenbire başka birine dönüşüyor.

Oyunun yapısı nasıl? Gerçekçi bir anlatım mı, yoksa farklı katmanlar var mı?

Metin çok katmanlı. Oyunda sürreal kısımlar da var. Çünkü biz bu karakterin tamamen psikolojisinin içine giriyoruz. Ve bazen bu anı yaşarken sahne bir anda değişiyor. Işıklar değişiyor. Ve biz Dahlia 'nın beyninin içine giriyoruz sanki. Ve onun düşüncelerini ve geçmişte yaşadıklarını görüyoruz. Çocukluğuna iniyoruz.

Bu kadar ağır bir metin ancak mizahla yoğrulabilir sanırım…

Kesinlikle. Bence mizah, en zor konuları insana yaklaştırmanın en etkili yolu. Taciz, sistem baskısı, kadın kimliği, bedenin pazarlanması gibi çok ağır temaları işliyorum. Ama bunları doğrudan yüzüne çarpmadan, biraz güldürerek, sonra da düşündürerek sahneliyorum. Bu, seyircinin daha açık kalmasını sağlıyor.


Seyirci nasıl karşıladı oyunu?

Seyircilerde metnin doğasından kaynaklanan yoğun duygu geçişleri oluyor. Dahlia’nın gülümseyen yüzünün arkasında yaşadığı içsel yıkım çok etkiliyor insanları. Mizahın içinde derin bir trajedi var. O kontrast seyircide büyük bir etki yaratıyor.

Seyirci bu oyunda her şey. Bazı bölümlerinde interaktif sahneler var. Aralarına giriyorum, doğaçlama anlar oluyor. Bu da seyirciyi oyunun bir parçası kılıyor.

Bir saat boyunca tek başına sahnede olmak zor bir iş değil mi?

Oyunun zengin içeriği, duygusal iniş çıkışlar ve ağır konuların mizahla harmanlanması ve karakterin seyirciyle kurduğu iletişimdeki dürüstlük seyirciyi diri tutuyor.

Chickadee ağustosta Edinburgh Fringe Festivali’nde sahnelenecek? Seni neler bekliyor?

Oyunu daha önce Bite Size Festivali kapsamında Riverside Studios’da dört kez oynadım. Çok iyi bir prömiyer oldu. Şimdi Fringe’de 1-25 Ağustos tarihleri arasında 23 gösterim yapacağım. Her gün, her seyirci ve her an birbirinden farklı olduğu için her oyun kendine özel olacaktır. Bu arada unutmadan belirteyim; bilet gelirlerinin bir kısmı akıl sağlığı ile ilgili bilinçlendirme amaçlı ‘Comic Relief’ adlı hayır kurumuna bağışlanacak.

Bu oyundan sonra ne var sırada? Yeni projeler?

Chickadee’yi Londra’ya tekrar getirmek istiyorum. İstanbul için bazı görüşmeler var, henüz netleşmediği için bir şey söylemek istemem. Bunun dışında farklı şehirlerde ve festivallerde oynamak gibi bir hedefim var.

Son olarak, söylemek istediğin bir şey var mı?

Bu süreçte tiyatronun değerini çok anladım. Canlı performans yapmak ve seyircinin gözünün içine bakarak gerçek bir iletişim kurmak, onlarla bir hikâyeyi, karakteri paylaşmak iki taraf için de çok derin bir deneyim. Tiyatronun bizi uyanık tuttuğuna ve iyileştirdiğine inanıyorum.

Sinan Kanemir ve Gule İnce’den Kürtçe ve Türkçe Oyunculuk Atölyesi İçin Ücretsiz Tanışma Dersi

No comments

16 April 2026

Mayıs ayında başlayacak 4 haftalık oyunculuk atölyesi öncesinde düzenlenecek ücretsiz tanışma dersi, katılımcılara kolektif üretim ve ifade alanını deneyimleme fırsatı sunacak.



Londra'da oyunculuğa ilgi duyanlar için yeni bir buluşma kapısı aralanıyor. Kürtçe ve Türkçe olarak yürütülecek oyunculuk atölyesi öncesinde, katılımcıların birbirini tanıması ve çalışma yöntemine dair fikir edinmesi amacıyla ücretsiz bir “taster session” gerçekleştirilecek.

Sinan Kanemir ve Gule İnce’nin yürütücülüğünü üstlendiği atölye, tiyatroyu yalnızca bir performans alanı olarak değil; aynı zamanda ifade, karşılaşma ve kolektif üretim zemini olarak ele almayı hedefliyor. Katılımcılar bu tanışma dersinde beden, ses ve hikâyeler aracılığıyla birlikte düşünme ve üretme pratiğini deneyimleme fırsatı bulacak.

Organizatörler, etkinliğin yalnızca bir ön buluşma olmadığını, aynı zamanda birlikte bir öğrenme ve üretim alanı kurmanın ilk adımı olduğunu vurguluyor. Tanışma dersine katılan ve devam etmek isteyenler için Mayıs ayında başlayacak 4 haftalık kapsamlı oyunculuk atölyesi planlanıyor.

Çalışma dili, katılımcıların ihtiyaçlarına göre Kürtçe ve Türkçe olarak şekillenecek. Bu yönüyle atölye, çok dilli ve kapsayıcı bir sanat pratiği sunmayı amaçlıyor.

Etkinlik Bilgileri:

  • Etkinlik: Oyunculuk Atölyesi Tanışma Dersi (Taster Session)

  • Tarih: 25 Nisan

  • Saat: 17:00

  • Yer: Idea Fabrika

  • Eğitmenler: Sinan Kanemir, Gule İnce

  • Katılım: Ücretsiz

  • İletişim: 0737 6576907 / 07565 684099

Londra’da Dünya Tiyatro Günü’ne Özel Buluşma

No comments

25 March 2026

 Mavi Production, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kapsamında tiyatro, müzik ve kolektif deneyimi bir araya getiren interaktif bir etkinlik düzenliyor.






Londra’da faaliyet gösteren Mavi Production, 23 yıllık tiyatro birikimini uluslararası sahneye taşırken, Dünya Tiyatro Günü için hazırladığı özel etkinlikle katılımcılara alışılmışın dışında bir deneyim sunmayı hedefliyor.

Oyuncular Fatih Dönmez ve Eda Çatalçam eşliğinde gerçekleşecek etkinlikte, katılımcılar birlikte bir tiyatro metni okuyacak, canlı gitar performansı eşliğinde şarkılar söyleyerek sahnenin kolektif ruhunu deneyimleyecek.

Ezberin ve sahne baskısının olmadığı bu buluşmada, katılımcılar ister sürece aktif olarak dahil olabilecek ister yalnızca izleyici olarak etkinliğe katılabilecek.

📌 Etkinlik Bilgileri

  • Mekan: The Mirror Cafe
  • Tarih: 27 Mart
  • Saat: 19:30
  • Etkinlik Türü: Tiyatro metin okuması ve canlı müzik eşliğinde interaktif buluşma

“Sus.” 1- 4 Nisan tarihlerinde Londra’da sahneleniyor

No comments

22 March 2026

Adaletsizliğin en gürültülü hâli “Sus.” Londra’da tiyatro seyircisiyle buluşuyor. Ali Has’ın yazdığı ve Barış Celiloğlu’nun yönettiği oyun, 1 - 4 Nisan tarihleri arasında Tower Theatre sahnesinde seyirciyle buluşacak. 

 



 

Nazlı bir sabah evden ayrıldı.

Yanında küçük bir defteri vardı.

Ve bir daha eve geri dönmedi.

 

“Sus.”, sahneye yalnızca bir kayboluşun hikâyesini değil; sessizliğin, korkunun ve çıkar ilişkileriyle örülmüş bir düzenin öyküsünü taşıyor. Taş evlerin gölgesindeki bir köyde herkes bir şey biliyor, ama kimse konuşmuyor. Feodal bağların, görünmeyen güçlerin ve kuşaktan kuşağa aktarılan sessizliğin ortasında gerçek yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor.

Oyun, izleyiciyi “Sessizlik kimi korur?” “Peki asıl suçlu kimdir?” “Sessiz kalanlar mı, yoksa onları sessizliğe zorlayan sistem mi?” gibi sorularla yüzleşmeye itiyor.

Tower Theatre’da 1–4 Nisan tarihleri arasında izleyiciyle buluşacak olan proje, Ali Has’ın kalemi ve yönetmen Barış Celiloğlu’nun rejisiyle sahnede hayat buluyor. Nù Stage Productions ve Pan Productions iş birliğiyle sahnelenecek oyunun müziklerini ise Vedat Yıldırım (Kardeş Türküler) ve Cansun Küçüktürk (Bajar) yaptılar.

Deneyimli oyuncu kadrosuyla dikkat çeken “Sus”, Ateş Toğrul, Ata Berk Akşit, Deniz Ülkü, Ezgi Bakışkan Barış, Emre Gündoğdu, Ezgi Koçer, Gülistan Sarbas, Tolga Polat ve Zehra Bilgin’i sahnede buluşturuyor.

Proje, kukla tiyatrosu ve fiziksel tiyatro unsurlarını bir araya getirerek çağdaş bir sahneleme sunuyor. Yönetmen Celiloğlu, oyuncu bedenini, nefesi ve sesi merkeze alan ritüelvari bir sahneleme diliyle sessizliğin en sarsıcı ve yıkıcı yönünü sahneye taşıyor.

 

Oyun yazarı Ali Has’ın görüşleri:

“Sus, kaybolan bir çocuğun hikâyesinden yola çıksa da, esasen bir suçun etrafında örülen sessizlik düzenini anlatıyor. Bu metinde benim için belirleyici olan şey, suçun kendisinden çok, o suçun herkes tarafından bilindiği hâlde dile getirilememesi oldu. Çünkü bazen bir toplumun en büyük kırılması, yaşanan olaydan ziyade o olay karşısında kurulan kolektif suskunluktur.

Oyunda ele alınan sessizlik, bireysel bir tercih değil; çoğu zaman güç ilişkileri, korku, sadakat ve çıkar dengeleri tarafından şekillenen bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Feodal bağların ve görünmeyen otoritelerin hâkim olduğu bir düzende, gerçek çoğu zaman açıkça saklanmaz; aksine herkesin gözleri önünde, konuşulmadan varlığını sürdürür.

 

Bu nedenle Sus, yalnızca belirli bir coğrafyaya ya da hikâyeye ait değil. Daha geniş bir soruya işaret ediyor: İnsanlar neden susar? Ve bu suskunluk kimi korur?”

Yönetmen Barış Celiloğlu’nun görüşleri:

“Sus.’u sahnelerken sessizliği yalnızca bir tema olarak değil, sahnenin aktif bir unsuru olarak ele almayı hedefledim. Oyuncunun bedeni, nefesi ve ritmi; canlı müzik, kukla ve fiziksel tiyatro unsurlarıyla birleşerek görünmeyen baskı mekanizmalarını ve karakterlerin duygusal yolculuklarını sahnede görünür kılıyor. Amacım seyircinin yalnızca trajik ve sarsıcı bir hikâyeyi izlemesi değil, bütün bu unsurların üzerinden o sessizliğin hakim olduğu ilişkiler ağı üzerine de düşünmesiydi.”

Yaratıcı Ekip

Dramaturg: Sinem Özlek Koç

Yönetmen Yardımcısı: Ezgi Koçer

Ses Tasarımı: Ceren Ayşe Özbudun

Set Tasarımı: Haiyan Hester Xue

Kostüm Tasarımı: Barış Celiloğlu

Aydınlatma Tasarımı: Paul Thomas

Kukla Tasarımı: Dilan Uğurlu

Kukla Operatörü: Tolga Polat

Sahne Amirleri: Ceren Ayşe Özbudun, Ezgi Koçer

Yapım Müdürü: Elfide Öztürk

Teaser: Çiğdem Boru

Grafik Tasarım: Yaşam Gülseven

Hareket Tasarim : Barış Celiloğlu

 

Etkinlik Bilgileri:

Tarih: 1–4 Nisan 2026

Saat: 19:30

Mekân: Tower Theatre, Londra

 

Bilgi / İletişim:

07961 213 849

Mevlana’nın yedi asrı aşan çağrısı sahnede yeniden yankılanıyor

No comments

16 March 2026

“Love of Rumi: Flow and Spirit”, 21 Mart 2026’da İngiltere’de, Cambridge Festivali kapsamında Mumford Theatre’da izleyiciyle buluşuyor. Bu özel yapım, Mevlana’nın evrensel sevgi öğretisini yalnızca anmakla kalmıyor; onu bugünün estetik diliyle yeniden yorumluyor.

 

 


Berrin Bugay Lawler tarafından şekillendirilen gösteride, sahne yalnızca bir performans alanı olarak değil; Mevlana’nın evrensel mesajının çağdaş bir estetik yorumla yeniden hayat bulacağı bir mekân olarak tasarlanıyor.

"Sanatta Mevlana’nın günümüzdeki yansıması nasıl olurdu?” sorusuna yanıt bulmak için ortaya çıkan proje, üniversite öğrencilerinin yaratıcı enerjisiyle birleşerek çağdaş bir sahne anlatısına dönüştü. Genç bakış açısı, Mevlana’nın düşünsel mirasını nostaljik bir tekrarın ötesine taşıyarak yaşayan ve nefes alan bir sanat deneyimine dönüştürdü.

Projenin yaratım sürecine ilişkin konuşan Berrin Bugay Lawler, şu ifadeleri kullandı:

“Hazırlık sürecinde Mevlana’nın ruhunda var olan sanatsal duruşu hayatın kendisiyle sentezleyerek özgün bir sahne dili yakalamaya çalıştık. Ortaya çıkan yapı, geleneği taklit eden bir yaklaşım değil; onun özündeki derinliği çağdaş hareket, müzik ve şiir diliyle görünür kılan güçlü bir kompozisyon oldu. Bu nedenle sahnede klasik bir temsil yerine, Mevlana’nın özündeki ‘akış’ fikrini merkeze alan modern bir yorum yer alıyor. Şiir, koro, müzik, döneme ait kostümler ve çağdaş dansın iç içe geçtiği performans, izleyiciyi pasif bir seyirden çıkararak düşünsel ve duygusal bir deneyimin parçası hâline getiriyor. Her sahne geçişi, her ritim ve her söz; sevginin sınır tanımayan gücünü yeniden hatırlatıyor.”

“Love of Rumi: Flow and Spirit”, gençliğin yaratıcı cesareti ile kadim bir düşüncenin derinliğini aynı potada buluşturan uluslararası nitelikte bir kültürel buluşma olarak öne çıkıyor.

21 Mart 2026’da Mumford Theatre’da gerçekleşecek bu özel gece, sanatın birleştirici gücünü hissetmek ve çağları aşan bir sesi modern bir yorumla deneyimlemek isteyen herkese unutulmaz bir akşam vadediyor.

Etkinlik detayları:

Tarih: 21 March 2026

Saat: 19:00-20:30

Yer: Mumford Theatre, Cambridge

Cambridge Festival kapsamında

Presented by: Aya Art

Pr & Press : Pan Productions

Bilgi : 07961 213849

Biletler :

https://buy.stripe.com/3cI5kv69E78R3jweKmeZ207

Takımyıldızları 19-20 Mart tarihlerinde Arcola Theatre'da

No comments

10 March 2026

Özge Erdem ve Kemal Kayaoğlu’nun etkileyici performansıyla öne çıkan "Takımyıldızları", 19-20 Mart tarihlerinde Arcola Theatre'da sahnelenecek.



Tek İlişki. Sonsuz Olasılık.

İstanbul'da iki sezon boyunca seyirci ve eleştirmenlerden övgüler alan Takımyıldızları, Özge Erdem ve Kemal Kayaoğlu’nun etkileyici performanslarıyla ilk kez Londra'ya geliyor!

İngiliz yazar Nick Payne'in yaratıcı kaleminden çıkan Takımyıldızları, bir partide tanışan iki insan arasındaki romantik ilişkinin paralel evrenlerdeki yaşamlarını konu alıyor. Bilim ve aşkı benzersiz şekilde buluşturarak, çiftin hayatta yaptığı veya yapmadığı her seçimi,aldığı veya almadığı her kararı aynı anda gösteriyor.

"Tüm zamanlar bizim olacak. Tüm zamanlarımız senin olacak. Şu andan ne daha fazla, ne de daha az."

*İngilizce üst yazılı Türkçe performans

Tarih: 19-20 Mart
Saat: 19:00
Yer: Arcola Theatre

https://www.arcolatheatre.com/event/takimyildizlari/




Yazar Nick Payne

Çevirmen Kemal Kayaoğlu

Yönetmen Özge Erdem

Yardımcı Yönetmen ve Dramaturg Aslı Ceren Bozatlı

Sahne ve Kostüm Tasarım Sıla Karakaya

Işık Tasarım Kemal Yiğitcan

Ses Tasarım Utkan Akçay

Afiş Tasarım Saydan Çelik

Fotoğraf Murat Dürüm


Oyuncular

Özge Erdem

Kemal Kayaoğlu 


Prova Sponsor İstanbul Drama Sanat Akademisi

Kostüm Sponsor Hotiç

Değerli Desteğiyle İstanbul Kültür Sanat Vakfı


Yapım KAOS


Oyun hakkındaki yorumlar: 


‘Güçlü bir metin ve uyumlu iki oyuncu'

Milliyet Sanat


’Sezonun izlenmeyi en çok hak eden işlerinden’

Şalom


‘Oyuncular müthiş bir iş başarıyor’

Tiyatro Dergisi


‘Sezonun en doyurucu oyunları arasında’

Artful Living


70 dakikalık etkileyici bir yolculuk

ArtDog


Sezonun kaçırılmaması gerekenlerinden’

T24


’Hayal etmeye, ihtimalleri düşünmeye davet ediyor’

The Art Newspaper Türkiye


’[Takımyıldızları] ruhunuza iyi gelecek'

The Magger


Özenli, sağlam ve etkileyici'

Milliyet


‘Düşüncenizde yeni ufuklar açıyor’

Fayn




Mavi Production’dan 8 Mart’a Özel “Şahsına Münhasır Buluşmalar”

No comments

02 March 2026

 Mavi Production, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Richmond’ta bulunan The Mirror Cafe’de iki ayrı etkinlik düzenliyor. Programda “Caramel” film okuması ve Londra ile Portekiz’de eş zamanlı gerçekleşecek “Kurtların Çağrısı” drama buluşması yer alıyor.



Mavi Production, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında “Şahsına Münhasır Buluşmalar” başlıklı özel bir etkinlik serisi düzenliyor. Etkinlikler, Richmond’ta bulunan The Mirror Cafe’de gerçekleştirilecek.


Program, saat 12.00’de “Caramel” film okumasıyla başlayacak. Günün ikinci etkinliği ise saat 16.00’da yapılacak “Kurtların Çağrısı” olacak. Bu buluşma, Londra ve Portekiz’de eş zamanlı olarak kurulacak bir drama çemberiyle hayata geçirilecek.



“Kurtların Çağrısı”, Ursula K. Le Guin’in ortaya koyduğu anlatı yaklaşımından ve Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından ilham alıyor. Etkinlikte, kültürün yıllarca “kahramanlık” ve “zafer” hikâyeleri üzerinden kurulmuş anlatısına karşı, paylaşmayı, taşımayı ve birlikte var olmayı merkeze alan bir bakış öneriliyor.

Katılımcılar, “Kurtlarla Koşan Kadınlar”daki kırmızı ayakkabı hikâyesinden hareketle; kadının içgüdüsü, kayboluşu ve eve dönüş yolculuğunu drama alanında birlikte keşfedecek. Amaç, yükü paylaşmak, sözü karşılıklı kılmak ve kadınların özne olarak konuştuğu bir çember kurmak.

Londra ve Portekiz’de eş zamanlı kurulacak kadın çemberinde; beden, söz, sessizlik ve hikâye bir araya gelecek. Aynı çemberde buluşmak isteyen herkese açık olan etkinlik, dayanışma ve ortak anlatı kurma çağrısı yapıyor.

Drama çemberine Londra’dan Eda Çatalçam, Portekiz’den ise Pelin Öney rehberlik edecek.

 

Etkinlik Bilgileri:
📍 The Mirror Cafe (Richmond)
🕛 12:00 – Caramel film okuması
🕓 16:00 – Kurtların Çağrısı
📅 8 Mart 2026
🎟️ Bilet linki

 

 


Oyuncu Feride Morçay’la göçmenlik ve tiyatro üzerine söyleşi: “Tiyatro bana var olduğumu hissettirdi”

No comments

27 February 2026


 Feride Morçay, 19 yaşında medya ve film eğitimi için geldiği Londra’da araya giren birçok eğitim ve iş deneyiminin ardından bugün hayatını oyuncu olarak sürdürüyor. Başrolünü oynadığı Hayfever aldı oyunun ‘’Keep it Fringe Fund’ ödülünü almasıyla bu sıra dışı oyunu iki hafta boyunca sergilemek üzere Edinburgh’a giden Feride Morçay’la göç hikâyesi, oyunculuk ve tiyatro üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 


                                                                                               

                                                                                                     Tuncay Bilecen

Feride seni Londra’ya hangi rüzgâr attı?

Londra’ya ilk geldiğimde 19 yaşındaydım. Aslında çok plan yaparak gelmedim. Hayatımı burada geçireceğimi bile düşünmedim, sadece kalbimin sesini dinledim diyebilirim. Daha öncesinde Avusturya Lisesi’nde okurken AFS ile lise değişim programıyla ABD’ye Ohio’ya gitmiştim. Ailem Türkiye'de kalmamı tercih ediyordu aslında. Koç Üniversitesi’nde Medya bölümünü burslu kazanmıştım. Aynı zamanda Londra’daki üniversitelere de başvurdum. Film yönetmeni olmak istiyordum.  Derken buradaki üniversiteden kabul aldım. Zaten içimdeki ses bana gitmem gerektiğini söylüyordu. O rüzgârla Londra’ya geldim.

Daha önce yurt dışı tecrübesi yaşamış olman bu kararında etkili olmuştur diye tahmin ediyorum.

Çok kolay olmadı. Ailem o sırada gitmemi çok istemiyordu. Kimseyi tanımıyordum, daha önce hiç Londra’ya gelmemiştim. Bir gün yanıma gelip "kızım sana güveniyoruz" dediler kendi harçlığımı kendim kazanmam şartıyla Londra maceram başladı. Okurken çalışmaya başladım.

Peki, Londra’da ne umdun ne buldun?

Şunu fark ettim; İstanbul’daki çevremin hep aynı tip insanlardan oluştuğunu, burada hayatın daha zor olduğunu gördüm. Avusturya Lisesi öncesinde de özel okula gidiyordum. Burada ise arkadaşlarım çalışıp ailelerine para gönderiyorlardı. Bunun gibi bir örnekle İstanbul’da kendi çevremde pek karşılaşmamıştım. O küçük yaşta gözüm açıldı. Daha çabuk büyüdüm herhalde.

Londra seni olgunlaştırmış.

Umarım. Tek başına bir hayat kurmaya çalışınca ister istemez hayatının bütün sorumluluğu senin elinde oluyor.

Bu sırada nerede okuyordun?

Goldsmith University of London’da Medya, İletişim ve Film Yapımı okudum üç sene. Bunu yaparken Cambridge’te bulunan Balık Art adında kâr amacı gütmeyen şirkette çalıştım. Proje yönetmenliği yaptım. Yaklaşık beş film şirketinde staj yaptım. Mezun olduktan sonra iş bulmak için çeşitli film şirketlerine mailler attım. Yüzlerce mailden iki tanesine geri dönüş aldım. O sırada bir Rus film şirketinden kabul aldım. Oraya girdiğim için Londra’da kalabildim. Çünkü o zamanlar mezun olduktan sonra öğrenci vizesini devam ettiremiyordun. Böylece full time çalışma hakkını elde ettim ve Ankara Anlaşması’na başvurup freelance çalışmaya başladım. İki sene boyunca film sektöründe yapımcı asistanlığı yaptım.

Bu dönemde hiç oyunculuk tecrüben oldu mu?

Olmadı. Lisede olmuştu. Amerika’da gittiğim okulda, müzikalde, tiyatroda ve koroda yer almıştım. Ama kendime hiç sanatçı gözüyle bakmamıştım, sonradan geldi bu. Ben yönetmen, yapımcı olacağım, sanatçıları çok seviyorum, onların içinde olacağım diyordum. Herhalde kendime karşı çok dürüst değildim ya da kendimi çok tanımıyordum o yaşta.

Peki, ilk şimşek nasıl çaktı oyunculukla ilgili?

Burada yazar, yapımcı, oyuncu olan bir arkadaşım var, müzikal bir oyun yazmıştı. “Bu oyunun yapımcılığını yapar mısın? Cambridge festivaline götürmek istiyorum” dedi. Bir anda çevrem tiyatrocularla doldu. Tiyatro ve oyunculuk üzerine okumaya başladım. Birden aşık oldum. Bir şimşek çaktı, işte bu dedim ve her şeyi geride bıraktım.

Yıllar sonra sahneye çıktığında ne hissettin?

Kendimi denemek için Identiy School of Acting’in seçmelerine katıldım. O seçmelerde özgürlük duygusunu hissettim. Tiyatro bana var olduğumu hissettirdi. Sesimde ve bedenimdeki yılların verdiği alışkanlıkları kırmak için oyunculuk okumayı seçtim Çünkü 'kendinin farkına varmakla' başlıyor bence oyunculuk.

Ardından ben artık oyuncu olurum dedin mi?

Bu sırada yapımcı asistanlığına devam ediyordum. Warner Brothers’la ilgili bir proje vardı. Bu aslında bir dolandırıcılık projesiymiş. Benim bir anda dünyam karardı. Bu işte herkesin düşündüğüm kadar iyi kalpli olmadığını fark ettim. Bir anda Londra’dan gitmeye karar verdim ve apar topar İstanbul’a geldim. İstanbul’da bir sene kalacağım derken üç ay kaldım. Şahika Tekand’ın Nişantaşı’nda bulunan Stüdyo Oyuncuları’na üç ay gittim. Oradaki ortam çok hoşuma gitti. Mehmet Ergen o sırada Gerçek adlı oyunu yapıyordu. Onun gönüllü asistanlığını yaptım. Gerçek oyunundaki metni oyuncularla birlikte çalışırken kendimi gördüm. Sahne önünde olmam gerektiğini fark ettim.

Sonra Identity’den İleri seviye oyunculuk part-time bölümüne kabul aldığıma dair haber geldi.  Gitmezsem vizemi de kaybedecektim böylece üç ay sonra tekrar Londra’ya geldim.

Londra’ya geri döndükten sonra neler yaptın?

Yaklaşık altı ay kadar Identity School of Acting’e giderken, Arcola Tiyatrosu’ndaki Alaturka Türk Oyuncuları’nın seçmelerine şans eseri katıldım, Deli Dumrul oyununu yapıyorlardı. Küçük bir karakter olan Can Kız karakterini oynadım. O zamanlar kendime yeterince güvenmiyordum. Ama sahneye çıkmak bir kapı açtı. Ertesi sene Shakespeare Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda Eleni karakterini oynadım. Bu da benim için çok güzel bir deneyim oldu.

Oyunu izlemeye gelen akademisyen, oyuncu Elif İskender ile tanıştım. Onun da burada atölyesi var. Birebir olarak iki sene çok yoğun çalıştık. Üzerimde çok büyük emeği var. Kamera önü oyunculuk, psikolojik olarak kendimi tanımamla ilgili. Şunu da fark ettim, Londra’da bu işi yapmam çok kolay değil. Benim bedenimle ve sesimle ilgili öğrenmem gereken çok şey var. Üniversiteye gitmeye karar verdim. Drama okullarına başvurdum. Rose Bruford College’de mastera kabul aldım. O sırada halen kendime yüzde yüz güvenim gelmemişti. Oyunculuk yapabilir miyim, bilmiyordum. Master programı iki sene sürdü. Tez projesi olarak Güngör Dilmen’in “Ben Anadolu’yum” oyununu yapayım derken pandemi nedeniyle 40 dakikalık bir film oldu. Elif İskender hocam da benim supervizörüm olarak projeye katıldı. Daha sonra bu film festivallerde ödüller aldı.

Londra’da Lamda’ya gitmeyi çok istiyordum. Shakespeare üzerine üç aylık bir kurs vardı ve pandemi sırasında daha indirimliydi. Eğitime devam edeyim dedim, bu eğitimin yarısı yüz yüze oldu. Sonra bana ücretsiz ‘audition’ hakki verdiler. Mastera kabul alınca, buna devam ettim. Master programı pandemi sebebiyle yaklaşık iki sene sürdü. 2022, Kasım’ında bitti, asıl olarak oyunculuk üzerine beni güçlendiren eğitim bu oldu. Sabahtan akşama kadar hafta sonları dahil sadece oyunculuk üzerine çalışıyordum. İnanılmaz bir fırsat oldu benim için. Mezun olduktan sonra altı kısa filmde oynadım. Mausoom adlı kısa bir filmde Zara karakterini oynadım, film Raindance Film Festivali’nde Kasım’da Londra’da gösterilecek. Son olarak da ANANKE adlı 25 dakikalık bir filmde başrol olarak genç sanatçı uyuşturucu bağımlısı Juliana adlı karakteri oynadım.



Yavaş yavaş ödüllü Hayfever oyununa gelelim mi? Bu oyuna nasıl dahil oldun?

Bir gün Lamda’da koridorda yürürken bir arkadaşım beni durdurdu. “Hayfever adlı oyunun okuması yapılacak. Göçmen bir kızın hikâyesi ve bence bu kız sen olabilirsin. Bence bu oyunun okumasına git” dedi. Dinleyici olarak gittim. En sonunda yönetmen Roxane Cabassut bize ne düşündüğümüzü sordu. Aylar sonra mezuniyete hazırlanırken Roxane’den mesaj aldım, festivalden kabul aldığını, bu oyun için beni düşündüğünü söyledi. Ertesi gün seçmeler oldu. Beraber çalışmaya başladık. Bu sırada okulda da bir oyun yapıyordum. Peckham Frinde Festivali’ne üç hafta vardı. Kendi kendime anı yaşa, yaparsın dedim. Festivalde çok güzel tepkiler aldık. Roxane oyunu Edingburg Frinde’e götürmek istiyordu, bundan önce de Arcola’da bir hafta oynadık.

Seyirci oyuna nasıl tepki verdi?

Oyun, klasik bir oyundan çok farklı. Gidip arkanızı yaslanıp oyunu izlemiyorsunuz. Her an her şey olabilir. Siz de aktif bir şekilde oyunun bir parçası olabilirsiniz. Seyirci oyunu durdurabiliyor, herhangi bir karakterden o anda nasıl hissettiğini şarkı, monolog yoluyla anlatmasını istiyor. Bunun dışında oyunda göçmen kızın İngiliz sevgilisinden ayrılıp ayrılmayacağına sevgilisi karar veriyor. Polisler ölüyor mu ölmüyor mu? Göçmen kız adamı tren istasyonundan atıp öldürüyor mu, öldürmüyor mu? Bunların hepsine seyirci karar veriyor. Oyuncu da o sırada seyirci hangisini seçerse ona göre oynuyor. Aynı zamanda oyundaki her şey satılık. Oyuncu oyunu durdurup “ben şuradaki masayı satın almak istiyorum” diyebiliyor. Bir anda oyun duruyor ve açık arttırma başlıyor, burada günümüzdeki tüketiciliğe bir gönderme yapılıyor. Oyun hayata bütünsel bakış acısıyla bakıyor.

Oyunda aynı zamanda resimler de satılıyor.

Oynadığım karakter Moyna, aynı zamanda bir ressam. Ben de resim yaptığım için bu denk geldi. Set tasarımcının ve benim yaptığım resimler oyundan sonra satılıyor.

Bu resimleri oyun sırasında mı yapıyorsun?

Hayır. Kendimi bu karakter olarak düşünüp evde yapıyorum. Bu resimler, Feride olarak benim yaptığım resimlerden farklı oldu. Bu beni şaşırttı.

Moyna karakterinin göçmen olması senin de bir göçmen olman bu oyunun üstesinden gelmende etkili olmuştur diye düşünüyorum.

Empati kurmamı kolaylaştırdı tabii ki. Ait olmamak hissi, kimlik arayışı, bütün bunlar ilk geldiğim dönemde hissettiğim duygulardı.

Oyunu Edinburgh’ta oynayacaksınız.

11-27 Ağustos arasında Edinburgh’ta TheSpaceUK Venue 45’de oynayacağız.

Ödülden bahsettik mi?

Bahsetmedik. Şöyle, oyunuz yaklaşık 3000 oyun arasından Phoebe Waller Bridge’in organize ettiği funding’de ilk 50 oyun arasına girdi. Phoebe Waller Bridge’in kişisel olarak seçip festivalde yer almasını istediği bir oyun.

Bundan sonra neler yapmayı planlıyorsun?

Eylül ayı için başka bir oyundan kabul aldım. Oyunun adı Düşünce Virüs’ü Çin’de Uygur Türklerinin yaşadıklarını anlatan bir oyun. Önümüzdeki dönemde birkaç film projem daha olacak. Netleşince onları da konuşuruz.

Feride çok teşekkürler katıldığın için.

Ben teşekkür ederim. Biz burada bireysellikten bahsettik ama hepimiz birimiz için varız. Çok uyuşuk bir dönemde yaşıyoruz. Medya bizi uyuşturuyor, televizyon bizi uyuşturuyor. Ne olursa olsun, algılarımızı açıp etrafımızda neler olup bitiyor bakıp kalbimizle hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum. 

 

Söyleşiyi Spotify’dan dinlemek için tıklayın!


 

 

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan