AfD’nin yükselişinin nedeni “klassenkampf’dan” çok “kulturkampf” mı?

No comments

15 September 2026




Ramazan Yaylali

 

Almanya’da AfD’nin yükselişi bir “Klassenkampf”, yani esas olarak sınıfsal ve ekonomik bir çatışma mı; yoksa giderek derinleşen bir “Kulturkampf”, yani kimlik, göç, güvenlik ve kültürel değerler üzerinden yürüyen bir mücadele mi?

Mevcut veriler ikinci açıklamanın daha güçlü olduğunu gösteriyor:

AfD’nin özellikle işçiler ve ekonomik durumundan memnun olmayan seçmenler arasında yüksek oy alması, ilk bakışta partinin yükselişini klasik bir sınıf tepkisi olarak yorumlamaya elverişli görünüyor. Ancak bir partinin işçilerden yüksek oy alması, o partinin yükselişinin otomatik olarak “sınıf mücadelesi” olduğu anlamına gelmez. Bunun için seçmenin “hangi nedenle” o partiye yöneldiğine bakmak gerekir…

2025 Federal Seçimi sonrasında yapılan Infratest Dimap[1] araştırması bu açıdan oldukça açıklayıcıdır. AfD seçmenlerinin yüzde 38’i  “Göçü**, yüzde 33’üIç güvenliği” oy kararındaki en önemli konu olarak gösterirken, ekonomik büyümeyi söyleyenlerin oranı yalnızca yüzde 8, artan fiyatları söyleyenlerin oranı ise yüzde 6’dır. Kullanılan önceki analizde de bu nedenle AfD’nin temel siyasi ekseninin göç, iltica ve güvenlik olduğu; ekonomik sorunların ise bu yönelişi güçlendiren faktörler olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştı.

 

 

Bu ayrım, AfD’nin tarihsel dönüşümünde de görülüyor. Parti 2013’te Euro krizi ve Avrupa Birliği politikalarına karşı çıkan ekonomik muhafazakâr bir hareket olarak ortaya çıkmıştı. Ancak 2015’teki mülteci krizinden sonra Göç, İslam, sınırların kontrolü ve ulusal kimlik giderek partinin temel gündemi haline geldi. 2013–2017 dönemini inceleyen araştırmalar da göçe yönelik olumsuz tutumların 2013’te AfD oyunun belirleyicisi değilken, birkaç yıl içinde partiyi desteklemenin en güçlü nedenlerinden biri haline geldiğini gösteriyor. [2]

Daha yeni araştırmalar bu yorumu daha da güçlendiriyor. 2025 Alman seçim verilerini kullanan ve 2026’da yayımlanan bir çalışma, hem kırsal hem de kentsel bölgelerde AfD’ye desteğin temel belirleyicilerinden birinin “kültürel tehdit algısı” olduğunu buluyor. Yani belirleyici unsur yalnızca insanların ekonomik olarak ne kadar yoksul olduğu değil, göç ve toplumsal değişimin kendi yaşam biçimlerini veya kültürel konumlarını tehdit ettiği düşüncesidir.[3]

Benzer şekilde European Political Science Review’da yayımlanan güncel bir araştırma, Almanya’da AfD seçmenlerinin klasik ekonomik “piyasa bölünmesinde” alt sınıflardan belirgin biçimde ayrışmadığını gösteriyor. Asıl keskin fark “göç konusunda dışlayıcı tutumlar” ve “siyasi kurumlara duyulan güvensizlikte” ortaya çıkıyor. Araştırmacılar AfD desteğinin sosyoekonomik olarak yalnızca alt veya alt-orta sınıfa özgü olmadığını, farklı ekonomik sınıflara yayıldığını özellikle vurguluyor.[4]

Dolayısıyla AfD olgusunu klasik anlamda bir “Klassenkampf” olarak okumak eksik kalıyor. Ekonomi elbette önemlidir: hayat pahalılığı, sanayide dönüşüm, gelecek kaygısı ve statü kaybı korkusu toplumsal öfkeyi artırmaktadır. Ancak bu öfkenin sidyasal olarak ifade edildiği temel alan giderek ücret, sermaye veya gelir dağılımından çok göç, ulusal kimlik, sınırlar, güvenlik, İslam, toplumsal değerler ve siyasi sisteme duyulan güvensizlik haline gelmektedir.

Bu nedenle AfD’nin yükselişi için en isabetli tanım belkidde “ekonomik zemini bulunan bir Kulturkampf”.  Başka bir ifadeyle Almanya’daki yeni çatışma yalnızca “işçi–sermaye” arasında değildir. Giderek daha fazla “açık toplum–kapalı toplum, göçü kabul eden–sınırlandırmak isteyen, kozmopolit–milliyetçi ve liberal–muhafazakâr değerler” arasında şekillenmektedir. Ekonomik huzursuzluk bu çatışmayı beslemektedir; fakat AfD seçmenini harekete geçiren asıl siyasi dil büyük ölçüde kültürel ve kimlik temellidir. Bu nedenle AfD’nin yükselişini Klassenkampf’dan çok Kulturkampf olarak okumak daha açıklayıcıdır. Ancak bu, ekonomik ve sınıfsal koşulların önemsiz olduğu değil, kültürel çatışmanın ekonomik hoşnutsuzluk üzerinde yükseldiği anlamına gelir.


1)   Infratest dimap / ARD-DeutschlandTREND (2025). https://www.infratest-dimap.de/umfragen-analysen/bundesweit/ard-deutschlandtrend/2025/februar-extra/

2) Arzheimer, Kai & Berning, Carl C. (2019). “How the Alternative for Germany (AfD) and their voters veered to the radical right, 2013–2017.” Electoral Studies, 60, 102040.

3) Brunkert, Lennart Joe; Puranen, Bi; Turska-Kawa, Agnieszka & Welzel, Christian (2025). “The democracy falling narrative: debunking stereotypes about democratic deconsolidation in the EU.” European Political Science Review.



 

 

 

 

İngiltere'de göç politikaları sertleşirken sığınmacıların barınma tartışması büyüyor

No comments

12 September 2026

İngiltere hükümeti Manş Denizi üzerinden küçük teknelerle gelen sığınmacıları engellemek için Fransa ile işbirliğini genişletirken, ülke içinde sığınmacıların yerleştirildiği merkezlere yönelik tepkiler de artıyor. Galler'deki küçük bir yerleşimde yeni konutların sığınmacılara tahsis edilmesi, yerel halk ile hükümet arasında yeni bir tartışma başlattı.



İngiltere'ye Manş Denizi üzerinden küçük teknelerle gelenlerin sayısı bu yıl geçen yıla kıyasla belirgin biçimde düşmüş durumda. Ancak hükümet, geçişleri engelleme politikasını sürdürüyor. Londra yönetimi geçen hafta Fransa'ya, sahillerdeki denetimleri ve küçük tekne geçişlerini önlemeye yönelik operasyonları güçlendirmek amacıyla 660 milyon sterlinlik ek destek sağlamayı kabul etti. Plan kapsamında Fransız güvenlik güçlerinin müdahale kapasitesinin artırılması ve insansız hava araçları gibi teknolojilerin daha fazla kullanılması öngörülüyor.

İngiltere ile Fransa arasındaki "bir giren, bir çıkan" uygulaması da politikanın önemli unsurlarından biri. 2025'te başlayan düzenleme kapsamında Manş Denizi'ni küçük teknelerle geçerek İngiltere'ye ulaşan bazı yetişkin sığınmacıların Fransa'ya geri gönderilmesi, karşılığında ise Fransa'dan belirli sayıda kişinin yasal yollarla İngiltere'ye kabul edilmesi öngörülüyor. İngiltere İçişleri Bakanlığı'nın yayımladığı verilere göre, uygulamanın başladığı Ağustos 2025 ile Haziran 2026 arasında 1.117 kişi Fransa'dan İngiltere'ye kabul edilirken, geri gönderilenlerin sayısı daha sınırlı kaldı.

Ancak hükümetin sınır politikası yalnızca Manş Denizi'ndeki geçişlerle sınırlı değil. İngiltere, sığınma başvurularının değerlendirilmesi ve başvurusu sonuçlanana kadar insanların barındırılması konusunda da yeni yöntemlere yöneliyor. Nisan ayında yüzlerce sığınmacının otellerden askeri tesislere taşınacağı açıklanmıştı. Hükümet bu değişikliği barınma sisteminin maliyetini ve kapasite sorunlarını yönetme çabasının bir parçası olarak savunurken, mülteci kuruluşları askeri tesislerin uygunluğu ve maliyeti konusunda eleştirilerde bulunmuştu.

Bu tartışmanın son örneklerinden biri Galler'in kuzeyindeki Gronant köyünde yaşanıyor. Yaklaşık 1.600 kişinin yaşadığı yerleşimde, eski Gronant Institute binasının dönüştürülmesiyle oluşturulan 15 konuttan 13'ünün sığınma başvurularının sonuçlanmasını bekleyen kişilerin barınması için kullanılacağı ortaya çıktı. Yerel siyasetçiler ve bazı bölge sakinleri, kararın kendilerine yeterince danışılmadan alınmasına tepki gösterdi. Flintshire Belediyesi ise burada kalan kişilerin yasalar çerçevesinde sığınma başvurusunda bulunan kişiler olduğunu ve insaniyet ve saygıyla karşılanmaları gerektiğini belirtti.

Gronant'taki tartışma, İngiltere'nin göç politikasındaki daha geniş bir çelişkiye de işaret ediyor: Hükümet bir yandan düzensiz göçü azaltmak ve sığınmacıların ülkeye gelişini caydırmak için sınır kontrollerini sıkılaştırırken, diğer yandan ülkeye ulaşan ve başvuruları henüz sonuçlanmamış kişilerin barınma ihtiyacını karşılamak zorunda. Manş Denizi'ndeki geçişlerin bu yıl yaklaşık yüzde 40 azalmasına rağmen, 10 Ağustos'ta tek bir bottan 230 kişinin İngiltere'ye ulaşması, kaçakçıların daha büyük tekneler kullanarak yeni yöntemlere yöneldiğini gösterdi. Bu durum, hükümetin caydırıcılık politikasının göç rotalarını ve kaçakçıların yöntemlerini değiştirse de sorunu tamamen ortadan kaldırmadığı tartışmasını yeniden gündeme getirdi.


Kaynak: The Guardian

Alman Seçmeni Neden AfD’ye Yöneliyor?

No comments

11 September 2026

Bir ülkede aşırı sağın yükselişi genellikle ilk etapta ekonomik sorunlarla açıklanır. En azından yapılan ilk analiz çoğu zaman bu yöndedir. Fakat AfD seçmenini ve partinin seçim propagandasını incelediğinizde, temel vurgunun yalnızca ekonomi olmadığını görürsünüz. AfD’nin siyasal söyleminde “İslamlaşma” (Islamisierung), Radikal İslamcı terör saldırıları, göç, güvenlik ve toplumsal varoluşa yönelik tehdit algısı önemli bir yer tutmaktadır.

Ramazan Yaylali



11 Eylül saldırılarıyla birlikte siyasal İslam ve radikal İslam, Batı kamuoyunun temel gündemlerinden biri hâline geldi. Özellikle 2015 sonrasında Avrupa’da radikal İslamcıların gerçekleştirdiği terör saldırıları, Müslümanlara yönelik korku ve güvensizliği daha da artırdı. Sağ siyaset de söyleminin önemli bir bölümünü bu yeni toplumsal korkular üzerine kurdu ve bu söylem seçmen tabanının belirli kesimlerinde ciddi karşılık buldu.

Elbette Almanya’da son yıllarda yaşanan ekonomik durgunluğun, enflasyonun ve yaşam maliyetlerindeki artışın seçmen davranışı üzerinde etkisi vardır. Bunu göz ardı etmek mümkün değildir. Ancak AfD’ye oy veren seçmenlerin söylemlerine ve partinin kampanyalarına genel hatlarıyla bakıldığında, ekonomi kadar hatta bazı seçmen gruplarında ekonomiden daha fazla göç, İslam ve kültürel değişim kaygılarının öne çıktığı görülmektedir. Burada önemli bir ayrım da var: AfD’nin göç karşıtı siyasetinin hedefi pratikte bütün yabancılar değildir. Söylem özellikle Orta Doğu, Afganistan ve diğer Müslüman çoğunluklu bölgelerden gelen göçmenler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Almanya’da yaşayan bir İspanyol, Kanadalı ya da benzer Batılı göçmen grupları aynı ölçüde siyasal hedef hâline gelmemektedir. Dolayısıyla mesele yalnızca “yabancı karşıtlığı” olarak değil, aynı zamanda İslam, kültür ve kimlik ekseninde şekillenen seçici bir göç karşıtlığı olarak da değerlendirilmelidir.

Bir diğer önemli faktör ise Almanya’da sağcı veya milliyetçi bir siyasi kimliği açıkça ifade etmenin geçmişe kıyasla daha az tabu hâline gelmesidir. Özellikle AfD’nin yıllar içinde büyümesi, benzer sağ-popülist hareketlerin Avrupa’da güç kazanması ve Donald Trump gibi uluslararası figürlerin yükselişi, bu siyasi söylemlerin normalleşmesine katkıda bulundu. Elon Musk bile AfD’nin seçim başarılarını kendi X (Twitter) hesabından açıkça paylaşan ve partiye yönelik desteğini gizlemeyen küresel ölçekte popüler bir figür hâline geldi. Benzer şekilde ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de Avrupa ülkelerinde aşırı sağ partilerin siyaset yapmasının engellenmemesi gerektiğini açıkça dile getirdi.

Bu tür açıklamalar, Avrupa’daki radikal sağ hareketler açısından yalnızca dışarıdan gelen bir destek anlamına gelmiyor; aynı zamanda bu siyasi çizginin uluslararası düzeyde giderek daha fazla meşruiyet kazandığı algısını da güçlendiriyor. Özellikle AfD seçmeni açısından, dünyanın en etkili siyasi ve ekonomik figürlerinden bazılarının benzer söylemleri açıkça savunması, geçmişte daha çekingen biçimde ifade edilen sağcı görüşlerin bugün çok daha rahat ve görünür şekilde dile getirilmesine katkıda bulunuyor.

Geçmişte, özellikle Almanya’nın Nazi tarihi nedeniyle, açık ırkçı veya dışlayıcı söylemler toplumsal açıdan çok daha güçlü bir tabu ile karşılaşıyordu. Bugün ise bazı seçmenler, sağcı ve hatta radikal sağ görüşlerini daha rahat ifade edebildiklerini düşünüyorlar. Daha önce özellikle kapalı çevrelerde dile getirilen kimi düşünceler artık sosyal medyada, seçim kampanyalarında ve kamusal alanda daha açık biçimde ifade edilebiliyor.

Bu nedenle AfD’nin yükselişini yalnızca “ekonomi kötüye gitti, işçi sınıfı AfD’ye yöneldi” şeklinde açıklamak yetersiz kalır. Ekonomik hoşnutsuzluk önemli bir faktördür; fakat göç, İslam, terör, güvenlik, kimlik kaygıları ve sağcı söylemlerin giderek normalleşmesi de AfD’nin yükselişini anlamak için en az ekonomi kadar dikkate alınması gereken unsurlardır.

 


Almanya’da aşırı sağ tarihi zafer kazandı: AfD yüzde 43,8’e ulaştı

No comments

06 September 2026

Almanya’nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde AfD oyların yüzde 43,8’ini alarak açık ara birinci oldu. Göç ve sığınma konusunda sert politikaları savunan parti, tek başına hükümet kurmak için gereken çoğunluğa ulaşamadı. Şimdi gözler, göç konusunda benzer sertlikte tutum alan BSW’nin de dahil olduğu zorlu koalisyon görüşmelerinde.



Almanya’nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) tarihi bir seçim zaferine imza attı. Ön sonuçlara göre oyların yüzde 43,8’ini alan AfD, yüzde 17,2’de kalan muhafazakâr CDU’nun açık ara önünde yer aldı. Ancak 83 sandalyeli eyalet parlamentosunda yaklaşık 39 sandalye kazanması beklenen parti, tek başına hükümet kurmak için gereken çoğunluğun üç sandalye gerisinde kaldı.

AfD’nin eyalet lideri Ulrich Siegmund sonucu “sansasyonel” olarak nitelendirirken, partisinin hükümet kurmak için halktan yetki aldığını söyledi. Ancak AfD’nin önünde şimdi zorlu bir süreç bulunuyor. Almanya’daki diğer ana akım partiler, aşırı sağın iktidara gelmesini engellemek amacıyla uygulanan “Brandmauer” (güvenlik duvarı) kapsamında AfD ile iş birliğini reddediyor.

Seçim sonucu özellikle göçmenler ve sığınmacılar açısından yakından takip ediliyor. Göçün sınırlandırılması ve sığınma politikalarının sertleştirilmesi AfD’nin siyasi söyleminin merkezinde yer alırken, parlamentoya girmesi beklenen BSW de göç konusunda sert bir çizgi izliyor. Beş sandalye kazanması beklenen BSW’nin AfD’ye doğrudan koalisyon ortağı olup olmayacağı belirsiz olsa da, partiye hükümet kurabilmesi için dolaylı destek verip vermeyeceği tartışılıyor.

AfD liderliği ise diğer partilerden milletvekillerinin desteğini alabilmek için görüşmeler yapmaya hazırlanıyor. Partinin federal meclis grup başkan yardımcısı Beatrix von Storch, özellikle CDU içindeki bazı milletvekillerinin kendi partilerinden memnun olmadığını ve bu isimlerle görüşmek istediklerini söyledi. AfD ile iş birliğinin reddedilmesi durumunda yeni bir seçime gidilebileceği mesajını veren parti yönetimi, Saksonya-Anhalt’taki sonuçla birlikte Almanya’da göç karşıtı siyasetin ve aşırı sağın yükselişini yeni bir aşamaya taşımış oldu.

Kaynak: BBC

İngiltere Global Talent Vizesini 100'den Fazla Şirkete Açtı

No comments

Londra — İngiltere hükümeti, 6 Ağustos 2026'da Global Talent vizesinde önemli bir genişlemeye gitti. Home Office ve UK Research and Innovation (UKRI) tarafından yapılan açıklamaya göre, daha önce ağırlıklı olarak üniversiteler ve araştırma kuruluşları üzerinden yürüyen "endorsed funder" rotası, AstraZeneca, Jaguar Land Rover, GSK ve Arm dahil 100'den fazla ticari şirkete açıldı.




MURAT METİN

https://metin.london/

Düzenleme, özel sektörde UKRI tarafından desteklenen araştırma ve geliştirme projelerinde çalışan uygun nitelikteki araştırmacıların da Global Talent vizesine başvurabilmesinin önünü açıyor. Ancak şirketin listede yer alması, o şirkette çalışan herkes için otomatik vize hakkı anlamına gelmiyor. Başvuru sahibinin uygun bir araştırma projesinde görev alması ve Global Talent kriterlerini karşılaması gerekiyor.

Listeye AstraZeneca, Jaguar Land Rover, GSK ve Arm'ın yanı sıra Riverlane, Quantinuum, Oxford Quantum Circuits, Phasecraft, NuQuantum ve Quantum Motion Technologies gibi kuantum bilişim şirketleri ile IBM, BBC ve British Film Institute gibi kuruluşlar da dahil edildi.

Akademisyen ve Araştırmacılar İçin Kriterler

Global Talent vizesi iş teklifi veya sponsor işveren zorunluluğu getirmiyor. Akademisyen ve araştırmacı başvurularında adayın unvanından çok araştırma kariyeri ve ortaya koyduğu çalışmalar önem taşıyor.

Doktora veya eşdeğer araştırma deneyimi, hakemli yayınlar, atıflar, araştırma finansmanı, uluslararası burslar ve davetli konuşmacılık gibi unsurlar değerlendirmede öne çıkıyor. Başvurular alana göre Royal Society, Royal Academy of Engineering ve British Academy gibi kurumlar tarafından değerlendiriliyor.

Uygun araştırma hibelerine sahip adaylar ise UKRI'nin endorsed funder rotasından başvurabiliyor. Ticari şirketlerin listeye dahil edilmesiyle bu kanal artık özel sektördeki araştırmacıları da kapsıyor.

Sanat ve Kültür Alanında Yeni Kategori

Global Talent'ın sanat ve kültür rotasında da kapsam genişledi. Güncel sistemde Combined Arts, Dance, Literature, Music, Theatre ve Visual Arts; Architecture; Fashion Design Industry; Film, Television, Animation, Post-Production & VFX ve Design Industry kategorileri bulunuyor.

Başvurularda en fazla üç sayfalık CV, üç referans mektubu ve son beş yıldan seçilen en fazla 10 kanıt sunulabiliyor. Adayın sosyal medya takipçi sayısı veya kişisel internet sitesi gibi materyaller yerine, uluslararası medya görünürlüğü, ödüller, sergiler, performanslar ve sektörel başarılar gibi güçlü kanıtlar sunması bekleniyor.

Design Industry kategorisinde Red Dot, iF ve D&AD gibi uluslararası tasarım ödülleri güçlü kanıtlar arasında yer alıyor. Mimarlık alanında ise Global Talent vizesinin tek başına "Architect" unvanı vermediği, bunun için ayrıca Architects Registration Board (ARB) kaydının gerektiği belirtiliyor.

Vize Ücreti ve Süreç

Global Talent başvurusunda endorsement aşaması £561, vize başvurusu ise £205 tutuyor. Böylece resmi vize ücretinin toplamı £766 oluyor. Buna yetişkinler için yıllık £1.035 Immigration Health Surcharge (IHS) ekleniyor.

Beş yıllık vize üzerinden hesaplandığında, tek yetişkin başvuru sahibinin vize ücreti ve sağlık harcı toplamı yaklaşık £5.941 seviyesinde.

Başvuru sahipleri gerekli koşulları karşılamaları halinde eş ve çocuklarını da başvuruya dahil edebiliyor. Standart işlem süresi, başvurunun nereden yapıldığına bağlı olarak UK dışından yaklaşık 3 hafta, UK içinden ise 8 hafta olarak belirtiliyor.

Global Talent kapsamında uygun adaylar üç veya beş yıllık sürelerin ardından sürekli oturum (ILR) başvurusunda bulunabiliyor. İngilizce şartında ise ILR aşaması için 26 Mart 2027'den itibaren B2 seviyesine geçilmesi planlanıyor.

İngiltere Araştırmacıları Çekmeye Çalışıyor

İngiltere hükümeti, Global Talent vizesindeki genişlemeyi özellikle yapay zekâ, kuantum bilişim, temiz enerji, nükleer füzyon ve yaşam bilimleri gibi stratejik alanlarda uluslararası yetenekleri ülkeye çekme politikasının bir parçası olarak değerlendiriyor.

100'den fazla araştırma şirketinin sisteme dahil edilmesi, Global Talent rotasının yalnızca akademik kariyer yapan araştırmacılar için değil, özel sektörde Ar-Ge faaliyetleri yürüten bilim insanları ve mühendisler için de daha önemli bir seçenek haline gelmesi anlamına geliyor.

Editörün Notu

Bu haber hazırlanırken Global Talent vizesinin araştırma şirketlerine genişletilmesi, akademisyen ve araştırmacılara yönelik kriterler, sanat ve kültür kategorileri ile güncel vize ücretleri Birleşik Krallık'ın resmi kaynakları üzerinden kontrol edilmiştir.

Global Talent vizesine ilişkin kurallar, ücretler ve başvuru koşulları zaman içinde değişebildiğinden, başvuru yapacak kişilerin işlem öncesinde güncel GOV.UK bilgilerini kontrol etmesi önerilir.

 

 Kaynaklar

- Global Talent visa expanded to attract world's brightest researchers to power British innovation — GOV.UK Resmi Basın Açıklaması

- Global Talent visa expanded to innovative research businesses — UKRI Resmi Duyurusu

- Global Talent Visa: Film ve Televizyon Alanı Başvuru Rehberi — GOV.UK

- Talent Vizeleri Başvuru Kriterleri — PACT (Producers' Alliance for Film and Television)

- Global Talent Visa: Dijital Teknoloji Alanı Başvuru Rehberi — GOV.UK

- Apply for the Global Talent Visa: Genel Bakış, Ücretler ve Süreç — GOV.UK

 

*Murat Metin, Immigration Advice Authority (IAA) tarafından yetkilendirilmiş bir göçmenlik danışmanıdır. Birleşik Krallık vize ve yerleşim süreçlerine ilişkin güncel içerikler hazırlamaktadır. Ayrıntılı bilgi: [Metin London] https://metin.london/.



 



Londra’da bisiklet festivali 20 Eylül’de

No comments

03 September 2026

London Cycling Festival, 20 Eylül Pazar günü başkentin farklı bölgelerinde düzenlenecek etkinliklerle bisikleti kent yaşamının merkezine taşıyacak




London Cycling Campaign (LCC) tarafından düzenlenen festival, bu yıl Lime ve Voi’nin yanı sıra Zero Emissions Network ve 19 Londra ilçesinin iş birliğiyle gerçekleştiriliyor. Festival kapsamında 30’dan fazla rehberli bisiklet turunun yanı sıra ailelere, çocuklara ve farklı yaş ve beceri seviyelerindeki bisiklet kullanıcılarına yönelik çok sayıda etkinlik düzenlenecek.

Dört ana merkezde bisiklet ve kent yaşamı

Festivalin ana etkinlik noktaları Westminster, Tower Hamlets, City of London ve Richmond bölgelerinde kurulacak.

Westminster festivalin ana merkezine ev sahipliği yapacak. Burada yiyecek stantları, müzik etkinlikleri, bisiklet ve bisiklet ekipmanı stantlarının yanı sıra trafiğe kapalı bir bisiklet parkuru oluşturulacak. Katılımcılar böylece araç trafiğinden uzak bir alanda bisiklet kullanma imkânı bulacak.

Tower Hamlets’teki Victoria Park ise müzik, yiyecek, stantlar ve bisiklet temalı eğlencelerin yer aldığı bir başka festival merkezi olacak. Park çevresinde oluşturulacak kapalı bisiklet parkuru özellikle ailelerin ve çocukların kullanımına açık olacak.

City of London merkezinde farklı festival noktalarına düzenlenen bisiklet turlarının yanı sıra bisiklet deneme alanları ve ücretsiz bisiklet kontrolleri gerçekleştirilecek. Engelli bireylerin bisiklet kullanımını deneyimleyebilmesi için erişilebilir bisiklet seçenekleri de sunulacak.

Richmond ise kargo bisikletlerine odaklanacak. Richmond Cargo Bike Fair kapsamında güneybatı Londra'nın farklı bölgelerinden bisiklet kullanıcıları bir araya gelecek.

Her yaş ve seviyeye uygun etkinlik

Festival yalnızca deneyimli bisikletçilere yönelik değil. LCC'nin programında aile gezileri, çocuklara yönelik bisiklet etkinlikleri, bisiklet kulüplerine giriş turları ve bisiklet kullanmayı öğrenmek isteyenlere yönelik çalışmalar da bulunuyor.

Örneğin Islington'daki Highbury Fields etkinliğinde çocuklar için bisiklet öğrenme çalışmaları, bisiklet kontrolü ve küçük onarımlar, bisiklet deneme etkinlikleri, yiyecek ve bilgilendirme stantları düzenlenecek. Buradan Victoria Park'taki festival merkezine ailelere yönelik rehberli bir bisiklet turu da gerçekleştirilecek.

Brent ilçesi ise festivale ilk kez katılıyor. Bölgede 18-22 Eylül tarihleri arasında farklı yaş gruplarına yönelik dört günlük bisiklet etkinlikleri planlanıyor. Programda çocuklar ve aileler için bisiklet turları ile okula birlikte bisikletle gitmeyi teşvik eden “bike bus” etkinliği de bulunuyor.

Etkinlikler ücretsiz

Festival kapsamında düzenlenen etkinliklerin büyük bölümü ücretsiz. Ancak bazı rehberli bisiklet turlarına katılabilmek için önceden kayıt yaptırılması gerekiyor. LCC, kontenjanların sınırlı olduğunu belirterek katılmak isteyenlerin önceden kayıt yaptırmasını öneriyor.

20 Eylül'deki ana festival programı sabah saat 08.00'den itibaren başlayacak ve gün boyunca devam edecek. Farklı ilçelerdeki etkinliklerin saatleri ve programları ise bölgeye göre değişiyor.

Londra Cycling Festival, bisikleti yalnızca bir ulaşım aracı olarak değil, aynı zamanda ailelerin, komşulukların ve kent sakinlerinin bir araya geldiği sosyal bir etkinlik olarak öne çıkarmayı amaçlıyor. Başkentin farklı bölgelerini bisiklet üzerinden birbirine bağlayan program, Londra'da daha güvenli ve erişilebilir bisiklet kullanımına yönelik tartışmaların da gündemde olduğu bir dönemde gerçekleştiriliyor.

London Cycling Festival 2026, 20 Eylül Pazar günü Londra'nın farklı noktalarında gerçekleştirilecek. Ücretsiz etkinliklerin tamamına ilişkin program ve kayıt bilgileri London Cycling Campaign'ın festival sayfasında yer alıyor.

https://lcc.org.uk/london-cycling-festival/


 

Trump yönetimi dünya genelinde göçmen vizesi randevularını durdurdu

No comments

30 August 2026

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, dünya genelindeki Amerikan büyükelçilikleri ve konsolosluklarında göçmen vizesi başvurularına ilişkin randevuları geçici olarak durdurma kararı aldı. Karar, aile birleşimi ve ABD'ye kalıcı olarak yerleşmek isteyen binlerce kişinin vize sürecinde yeni gecikmelere yol açabilir.



ABD Dışişleri Bakanlığı, konsolosluk görevlileri için dünya çapında yeni bir eğitim programı başlatıldığını ve vize hizmetlerine ilişkin randevuların bu eğitim sürecine uyum sağlamak amacıyla yeniden düzenleneceğini açıkladı. Ancak uygulamanın ne kadar süreceğine ilişkin net bir tarih verilmedi.

Reuters'ın haberine göre, daha önce görüşme tarihi belirlenmiş bazı göçmen vizesi başvuru sahiplerine randevularının ertelendiğine ilişkin e-postalar gönderildi. Başvuru sahiplerine yeni görüşme tarihleriyle ilgili daha sonra bilgi verileceği bildirildi.

Amaç: Kamu yardımlarına bağımlı olabilecek kişileri elemek

ABD Dışişleri Bakanlığı, yeni eğitim programının konsolosluk görevlilerinin ABD'de kamu yardımlarına bağımlı hale gelme ihtimali bulunan başvuru sahiplerini daha iyi değerlendirmesini amaçladığını belirtti.

Yetkililere göre eğitim, vize başvurularının daha “kapsamlı ve tutarlı” biçimde değerlendirilmesini sağlayacak. Ancak insan hakları savunucuları ve göç politikası uzmanları, bu tür kriterlerin özellikle düşük gelirli ülkelerden gelen başvuru sahipleri açısından yeni engeller yaratabileceği uyarısında bulunuyor.

Trump'ın göç politikalarında yeni aşama

Karar, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde yürüttüğü geniş kapsamlı göç politikalarının son halkası olarak değerlendiriliyor. Trump yönetimi göreve gelmesinden bu yana sınır dışı uygulamalarını artırırken, vizelerin ve oturma izinlerinin iptal edilmesi ile bazı göçmenlik başvurularının reddedilmesine yönelik politikaları da sıkılaştırdı.

Trump yönetimi özellikle düzensiz göçle mücadele söylemiyle iktidara gelmiş olsa da son dönemdeki uygulamalar, yasal yollarla ABD'ye göç etmek isteyenleri de doğrudan etkilemeye başladı.

Associated Press'in analizine göre, yeni uygulama özellikle aile temelli göçmenlik süreçlerinde bulunan kişileri etkileyebilir. ABD vatandaşı veya ülkede yasal olarak yaşayan kişilerin eşleri, çocukları ve diğer aile üyeleri için yürütülen göçmenlik süreçlerinde görüşmelerin ertelenmesi, zaten uzun süren başvuru süreçlerinin daha da uzamasına neden olabilir.

Mahkemeden Trump yönetimine engel

Vize politikalarındaki yeni durdurma kararı, Trump yönetiminin göçmen vizelerine yönelik başka bir uygulamasının federal mahkeme tarafından engellenmesinden sadece birkaç gün sonra geldi.

Bir ABD federal yargıcı, Trump yönetiminin 75 ülkeden gelen başvuru sahiplerine yönelik göçmen vizesi düzenlemesini askıya alma politikasını geçtiğimiz günlerde iptal etmişti. Mahkeme, dönemin Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun söz konusu uygulamayla yasal yetkilerini aştığına hükmetmişti.

İnsan hakları örgütleri ise Trump yönetiminin göç politikalarının ayrımcı olduğunu ve ifade özgürlüğü ile adil yargılanma gibi temel hakları tehdit ettiğini savunuyor.

Yeni kararın ne zaman sona ereceği henüz bilinmezken, dünya genelinde ABD'ye göçmen vizesiyle gitmeyi bekleyen binlerce kişi için süreç şimdilik belirsizliğe girmiş durumda.



© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan