latest

Londra Günlükleri: “Çalışmaktan yaşamaya vakit mi kalıyor?”

15 Ekim 2021

/ by Bisikletli Gazete

Uzun süreli ve yoğun çalışmak Londra’da yaşayan ortalama göçmenin kaderinde var. Londra’daki Türkiyelilere ait ticari işletmelerin daha çok küçük aile işletmelerine dayanması, eleman ihtiyacının çoğunlukla topluluk içinden karşılanması uzun süreli çalışmayı adeta tetikliyor. 



Tuncay Bilecen

Londra’daki ilk kuşak Türkiyeli topluluk genellikle kebapçı, bakkal, manav, kafe ve restoran işletmecisi olduğu için ihtiyaç duyulan emek gücü çoğunlukla topluluğun içinden karşılanıyor. Bu da göçmenlerin uzun süreli, yoğun ve düşük ücretlerle çalıştırılmasına neden oluyor. Kendisi de uzun süre restoran işletmeciliği yapan bir görüşmeci bu durumu şu şekilde ifade ediyordu: “Bir İngiliz’in yanında çalışmanla ya da İngilizleşmiş bir Kıbrıslının yanında çalışmanla bir Türkün yanında çalışmanın koşulları çok farklı. Bir İngiliz sana sekiz saat çalış, diyor. Ama bir Türk seni 24 saat çalıştırmak ister. Ve sana verdiği para da hiç. Diğer haklarını da alamıyorsun.”


YENİ GÖÇMENLER: UCUZ VE UYSAL İŞGÜCÜ


Etnik ekonominin genişlemesi bir bakıma yeni göçmen akımına bağlıdır. Çünkü yeni göçmen akımı etnik ekonominin ihtiyaç duyduğu ucuz ve uysal işgücünün temini anlamına gelmektedir. Bu ticarî işletmelerde aile bireyleri ücretsiz işgücünü; öğrenciler, Ankara Anlaşması yaparak vize alanlar, kaçak çalışanlar ve yeni gelen göçmenler ise ucuz işgücünü oluşturuyor. 


Buna ilave olarak son yıllarda Türkiyelilerin işyerlerinde -son gelen göçmen grubu olan- Azerbaycan, Türkmenistan, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerden göç eden göçmenlerin ağırlıklı olarak çalıştırılmaya başlandığını da ekleyelim. 


Uzun süreli ve düşük ücretli çalıştırma aslında çalışan ve çalıştıran arasındaki karşılıklı “anlaşma” ile ortaya çıkmaktadır. Çalışan kişinin uzun saatlere ve düşük ücrete rıza göstermesinin nedeni; dil becerisi ve mesleki vasfının bulunmaması olduğu kadar sosyal yardımının kesilmesini istememesi olabiliyor. Meseleye işveren tarafından bakıp “ama o da risk alıyor, ekmek veriyor, bunu da görelim” diyenler de var. 


AYNI RUTİN İÇİNDE DOLAP BEYGİRİ GİBİ DÖNMEK


Bu yoğun çalışma tempoları göçmenlerin sosyal yaşamlarına vakit ayıramamalarına yol açıyor. Bir süre sonra iş hayatları adeta sosyalleştikleri alanlar haline geliyor. Özellikle kebapçı gibi yemek servisi sektöründe çalışanlar tamamen işyerine bağlı bir hayat sürüyor. Düzensiz ve yoğun çalışma göçmenleri emek piyasasına entegre ederken içinde yaşadığı topluma yabancılaşmasını sağlıyor, sivil toplum örgütlerine ve politik süreçlere katılımının ise önüne geçiyor. Geriye sosyalleşme adına hemşeri derneklerinin etkinlikleri, cenazeler ve düğünler kalıyor. 


“Sosyal hayata zaman kalıyor mu?” diye sorduğum bir göçmen şöyle diyordu: “Maalesef… Üç buçuk yıldır bir sefer düğüne gittim sadece.  O da kıramadığımız bir dostumuzundu.  (…) Yoğun çalışmadan dolayı. Burada Türkiye’den gelip de, evlilik yoluyla ya da Ankara Anlaşması ile gelen birisi haftada ortalama en az 60 – 65 saatini harcar. Zaten daha az çalışamazsınız hiçbir yerde Türk yerlerinde. Genelde öyledir, maalesef ki öyledir.  Bunun dışında daha iyi bir iş de bulamazsınız bu ülkede.” 


“15 SAAT ÇALIŞIRIZ, DIREK EVE, BIR DUŞ HEMEN YATAĞA”


Özellikle göçmenliğin ilk yılları bütün göçmenler için çok daha zor şartlarda geçiyor. Bu süreçte, ekonomik anlamda hayatta kalma mücadelesi verildiği için göçmenler uygunsuz koşullarda çalışmaya bir bakıma rıza göstermek zorunda kalıyor. Bunda göçmenlerin vatandaşlık hakkı elde edene kadar sosyal yardımlardan faydalanamamalarının da önemli bir payı var. 


Toplumdaki bu çalışma temposunu diğer topluluklar tarafından da fark edilen bir durum olduğunu söylüyordu iki farklı görüşmeci de… “Türkiyeli topluluk dışarıdan nasıl görünüyor?” sorusuna şu cevabı verdiler: “Türkiyelileri sadece 7/24 saat çalışan tipler, hiçbir sosyal çevreleri, aktiviteleri olmayan insanlar olarak biliyorlar. Onların bu ülkeye sadece para kazanmak amaçlı geldiklerini düşünüyorlar. Kebap Shop’ta çalışan biriyle konuştuğunuzda, üstte yaşıyor, altta çalışıyor. Londra merkeze daha inmemiş. Tek bir amacı var çalışıp para kazanmak. Yarının düşünmek zorunda olduğu için belki bu amaçta ama bu ülkeye gelmiş, bu ülke hakkında hiçbir şey bilmiyor. Dışarıdan böyle görünüyor.”


“Aslında bazı göçmenler Türkler hakkında diyor, baksana diyor, caddeyi aldılar. Çok çalışkan olduğumuzu düşünüyorlar. (…) biz 15 saat çalışırız, eve gider uyuruz, böyle bir şey var mı ya. Ama 10 saat çalışırım, eve gider güzel bir yemek yaparım, şarabımı açarım, yemeğimi yerim, hanımla sohbet ederim, haberim varsa haberimi okurum, kitabım varsa kitabımı okurum; öyle bir şey yok bizde. 15 saat çalışırız, direk eve, bir duş hemen yatağa.” İşin ilginci bunu söyleyen kişinin de restoran sahibi olmasaydı. Durumunu biliyor, niye önüne geçmek için çaba sarf etmiyor madem? diye sorulabilir. Sanırım sorunun cevabı alışkanlık ve buradaki hayatın böyle akması… 


YENİ GÖÇMEN DALGASINDA VE İKİNCİ KUŞAKTA DURUM


Kuşkusuz yukarıda yazdığımız her şey topluma dair genellemelerden oluşuyor. Buna ilişkin birçok istisnayı kişisel gözlemlerimden biliyorum. Örneğin kafe işletip de kafesini aynı zamanda sanatseverlere açan, hiçbir sanatsal etkinlikten geri durmayan, müzik gruplarında enstrüman çalan, nitelikli ortamlarda sosyalleşmeyi tercih eden göçmenler de var. 


Peki, ikinci kuşak göçmenler bu yapıyı değiştirebilir mi? Bu sorunun cevabını vermek için henüz erken. Çünkü çalışmaya bu kadar çok vakit ayıran kişilerin çocuklarına vakit ayırması mümkün olmuyor, dolayısıyla çocukların da eğitim başarısı bir hayli düşüyor. Ancak bu döngüyü kıran aileler yok değil. Çok iyi eğitim gören, son derece iyi işlerde çalışan bir ikinci kuşak adım adım geliyor. 


Ankara Anlaşması yaparak gelen yeni göçmenler ise içine kapalı olarak bilinen Türkiyeli topluluğun entegrasyonu için bir fırsat gibi görünüyor. Özetle önümüzdeki dönemde Türkiyeli göçmenlerin sadece güçlü etnik ekonomi anlamında değil diğer alanlarda da yaşadığı çevreye daha fazla katkı verdiğini göreceğiz gibi görünüyor. 


Fotoğraf West Green Market’ten.  


Hiç yorum yok

Yorum Gönder

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan