latest

Küresel bir Marienthal’a mı sürükleniyoruz?

27 October 2026

/ by Bisikletli Gazete

Yıl 1930’ların başı. Viyana’nın güneyinde, Marienthal adında küçük bir işçi yerleşimi (bugünkü Gramatneusiedl belediyesine bağlı) bulunuyor. Buradaki insanların neredeyse tüm geçimi bir tekstil fabrikasına bağlı. Fakat 1930 yılında fabrika kapanıyor ve köyün büyük bir kısmı birdenbire işsiz kalıyor. Tek geçim kaynaklarını kaybeden insanlar, adeta pusulasını yitirmiş bir topluluğa dönüşüyor.

 


Ramazan Yaylalı

 

Bunun üzerine Marie Jahoda, Paul Lazarsfeld ve Hans Zeisel’in öncülüğündeki bir araştırma ekibi, işsizliğin bu insanlar üzerindeki etkilerini ampirik olarak incelemeye karar veriyor. Sosyoloji tarihinin önemli çalışmalarından biri olan “Die Arbeitslosen von Marienthal (Marienthal İşsizleri)“ böyle ortaya çıkıyor.[1]

Uzun süredir işsiz olan köylüleri inceleyen sosyologlar oldukça ilginç bir tabloyla karşılaşıyorlar. İşsizliğin insanları öfkelendireceği, hatta kolektif bir başkaldırıya sürükleyeceği yönündeki bazı beklentilerin aksine, köyde hâkim olan duygu daha çok bir kabulleniş ve yılgınlık hâliydi.

Elbette herkes aynı tepkiyi vermiyordu. Geleceğe ilişkin umutlarını koruyanlar da vardı. Fakat genel tablo, uzun süreli işsizliğin insanları beklenenin aksine isyankâr değil, giderek daha yorgun ve kayıtsız hâle getirdiğini gösteriyordu.

İşin bir başka ilginç tarafı da şuydu: İnsanların önünde artık bolca boş zaman vardı. Fakat bu boş zaman, beklendiği gibi kültürel faaliyetlere ya da kendilerini geliştirmeye yönelik bir çabaya dönüşmüyordu. Kütüphane kullanımı azalmış, gündelik hayatın ritmi bozulmuştu. İnsanlar, ne yapacaklarını bilemedikleri uzun günlerin içinde giderek daha pasif bir hayat sürüyorlardı.

Araştırmacılar bu durumu “yorgun bir topluluk” (Die müde Gemeinschaft) olarak tanımlamışlardı.

Bence araştırmanın en çarpıcı sonucu da burada ortaya çıkıyor. İşsiz kalan bu insanlar yalnızca maddi bir kayıp yaşamamışlardı. Aynı zamanda toplumsal statülerini, gündelik hayatlarının düzenini ve geleceğe ilişkin amaçlarını da büyük ölçüde kaybetmişlerdi.

Yani işsizlikle birlikte ortaya çıkan boş zaman, sanıldığı gibi insanlara bir özgürlük getirmemişti. Tam tersine, hayatlarını anlamlandırmalarını sağlayan önemli bir dayanağı ellerinden almıştı.

Bu, yalnızca maddi değil, aynı zamanda manevi bir kayıptı.

Konuyla bağlantılı olarak gelelim asıl meselemize, daha doğrusu asıl sorumuza:

Eğer yapay zekâ yakın bir gelecekte hem beyaz hem de mavi yakalı işlerin büyük bir kısmını insanların elinden alırsa, küresel düzeyde yeni bir Marienthal tablosuyla karşılaşabilir miyiz?

Elbette yapay zekânın işgücü piyasasını ne ölçüde dönüştüreceğini ya da ne kadar sürede hangi meslekleri ortadan kaldıracağını şimdiden kesin olarak söylemek mümkün değil. Ancak tartışılan senaryolardan biri gerçekleşir ve yapay zekâ nedeniyle küresel ölçekte kitlesel bir işsizlik ortaya çıkarsa, bunun Marienthal’da gözlemlediğimiz sonuçlara benzer etkiler yaratabileceğini düşünüyorum.

Evet, belki evrensel temel gelir (Universal Basic Income) gibi modellerle meselenin ekonomik tarafı bir ölçüde çözülebilir. Fakat meselenin bir de manevi tarafı var.

Bu kadar boş zamana sahip olacak kitleler hayatlarını nasıl inşa edecekler?

Bugüne kadar kendini büyük ölçüde “meslek ve kariyer” üzerinden tanımlayan, toplumsal statüsünü ve kimliğini yaptığı iş üzerinden kuran postmodern özne, işinin yapay zekâ tarafından elinden alınmasından sonra ortaya çıkan bu boşluğu hangi amaçlarla dolduracak?

Üstelik Marienthal’daki insanlar yalnızca işlerini değil, ekonomik güvencelerini de kaybetmişlerdi. Peki ya gelecekte ekonomik güvencesi olduğu hâlde artık çalışmasına ihtiyaç duyulmayan insanlar? Maddi ihtiyaçların karşılanması, tek başına bir hayatı anlamlı kılmaya yetecek mi?

Marienthal’da karşılaştığımız tablonun bir benzerini küresel düzeyde mi yaşayacağız?

Yoksa hiçbir amacı olmayan, yalnızca tüketen ve korkunç bir boş zaman cehenneminde yaşamaya çalışan varlıklara mı dönüşeceğiz?

Bu soruları elbette şimdiden cevaplamak mümkün değil. Belki yapay zekâ, insanlara kendilerini gerçekleştirebilecekleri bambaşka alanlar açacak. Belki de çalışma hayatının bugüne kadar sağladığı anlamı başka toplumsal faaliyetlerde arayacağız.

Fakat şu sorunun üzerinde durmaya değer olduğunu düşünüyorum: İnsan, ekonomik olarak çalışmak zorunda kalmadığında, hayatına anlam veren şeyi nerede bulacak?

Bunu zamanla hep birlikte göreceğiz.

Ama Marienthal’ın bize gösterdikleri, en azından bu sorunun görmezden gelinemeyecek kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.


Ayrıca bu araştırmadan hareketle “Einstweilen wird es Mittag“ adlı bir film de çekilmiştir. Merak edenler için onun da bağlantısını bırakıyorum: https://www.imdb.com/de/title/tt0095085

 



[1] (Konuyla ilgili çalışmaya buradan ulaşabilirsiniz: https://d-nb.info/1191313670/34. Ayrıca bu araştırmadan hareketle “Einstweilen wird es Mittag“ adlı bir film de çekilmiştir. Merak edenler için onun da bağlantısını bırakıyorum: https://www.imdb.com/de/title/tt0095085/.)

 

SONRAKİ İÇERİK Older Post Home

No comments

Post a Comment

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan