Yıl 1930’ların başı. Viyana’nın güneyinde, Marienthal adında küçük bir işçi yerleşimi (bugünkü Gramatneusiedl belediyesine bağlı) bulunuyor. Buradaki insanların neredeyse tüm geçimi bir tekstil fabrikasına bağlı. Fakat 1930 yılında fabrika kapanıyor ve köyün büyük bir kısmı birdenbire işsiz kalıyor. Tek geçim kaynaklarını kaybeden insanlar, adeta pusulasını yitirmiş bir topluluğa dönüşüyor.
Ramazan Yaylalı
Bunun üzerine Marie Jahoda, Paul Lazarsfeld ve Hans Zeisel’in
öncülüğündeki bir araştırma ekibi, işsizliğin bu insanlar üzerindeki etkilerini
ampirik olarak incelemeye karar veriyor. Sosyoloji tarihinin önemli
çalışmalarından biri olan “Die Arbeitslosen von Marienthal (Marienthal
İşsizleri)“ böyle ortaya çıkıyor.[1]
Uzun süredir işsiz olan köylüleri inceleyen sosyologlar oldukça ilginç bir
tabloyla karşılaşıyorlar. İşsizliğin insanları öfkelendireceği, hatta kolektif
bir başkaldırıya sürükleyeceği yönündeki bazı beklentilerin aksine, köyde hâkim
olan duygu daha çok bir kabulleniş ve yılgınlık hâliydi.
Elbette herkes aynı tepkiyi vermiyordu. Geleceğe ilişkin umutlarını
koruyanlar da vardı. Fakat genel tablo, uzun süreli işsizliğin insanları
beklenenin aksine isyankâr değil, giderek daha yorgun ve kayıtsız hâle
getirdiğini gösteriyordu.
İşin bir başka ilginç tarafı da şuydu: İnsanların önünde artık bolca boş
zaman vardı. Fakat bu boş zaman, beklendiği gibi kültürel faaliyetlere ya da
kendilerini geliştirmeye yönelik bir çabaya dönüşmüyordu. Kütüphane kullanımı
azalmış, gündelik hayatın ritmi bozulmuştu. İnsanlar, ne yapacaklarını
bilemedikleri uzun günlerin içinde giderek daha pasif bir hayat sürüyorlardı.
Araştırmacılar bu durumu “yorgun bir topluluk”
(Die müde Gemeinschaft) olarak tanımlamışlardı.
Bence araştırmanın en çarpıcı sonucu da burada ortaya çıkıyor. İşsiz kalan
bu insanlar yalnızca maddi bir kayıp yaşamamışlardı. Aynı zamanda toplumsal
statülerini, gündelik hayatlarının düzenini ve geleceğe ilişkin amaçlarını da
büyük ölçüde kaybetmişlerdi.
Yani işsizlikle birlikte ortaya çıkan boş zaman, sanıldığı gibi insanlara
bir özgürlük getirmemişti. Tam tersine, hayatlarını anlamlandırmalarını
sağlayan önemli bir dayanağı ellerinden almıştı.
Bu, yalnızca maddi değil, aynı zamanda manevi bir kayıptı.
Konuyla bağlantılı olarak gelelim asıl meselemize, daha doğrusu asıl
sorumuza:
Eğer yapay zekâ yakın bir gelecekte
hem beyaz hem de mavi yakalı işlerin büyük bir kısmını insanların elinden
alırsa, küresel düzeyde yeni bir Marienthal tablosuyla karşılaşabilir miyiz?
Elbette yapay zekânın işgücü piyasasını ne ölçüde dönüştüreceğini ya da ne
kadar sürede hangi meslekleri ortadan kaldıracağını şimdiden kesin olarak
söylemek mümkün değil. Ancak tartışılan senaryolardan biri gerçekleşir ve yapay
zekâ nedeniyle küresel ölçekte kitlesel bir işsizlik ortaya çıkarsa, bunun
Marienthal’da gözlemlediğimiz sonuçlara benzer etkiler yaratabileceğini
düşünüyorum.
Evet, belki evrensel temel gelir (Universal Basic Income) gibi modellerle
meselenin ekonomik tarafı bir ölçüde çözülebilir. Fakat meselenin bir de manevi
tarafı var.
Bu kadar boş zamana sahip olacak kitleler hayatlarını nasıl inşa edecekler?
Bugüne kadar kendini büyük ölçüde “meslek ve kariyer”
üzerinden tanımlayan, toplumsal statüsünü ve kimliğini yaptığı iş üzerinden
kuran postmodern özne, işinin yapay zekâ tarafından elinden alınmasından
sonra ortaya çıkan bu boşluğu hangi amaçlarla dolduracak?
Üstelik Marienthal’daki insanlar yalnızca işlerini değil, ekonomik
güvencelerini de kaybetmişlerdi. Peki ya gelecekte ekonomik güvencesi olduğu
hâlde artık çalışmasına ihtiyaç duyulmayan insanlar? Maddi ihtiyaçların
karşılanması, tek başına bir hayatı anlamlı kılmaya yetecek mi?
Marienthal’da karşılaştığımız tablonun bir benzerini küresel düzeyde mi
yaşayacağız?
Yoksa hiçbir amacı olmayan, yalnızca tüketen ve korkunç bir boş zaman
cehenneminde yaşamaya çalışan varlıklara mı dönüşeceğiz?
Bu soruları elbette şimdiden cevaplamak mümkün değil. Belki yapay zekâ,
insanlara kendilerini gerçekleştirebilecekleri bambaşka alanlar açacak. Belki
de çalışma hayatının bugüne kadar sağladığı anlamı başka toplumsal
faaliyetlerde arayacağız.
Fakat şu sorunun üzerinde durmaya değer olduğunu düşünüyorum: İnsan,
ekonomik olarak çalışmak zorunda kalmadığında, hayatına anlam veren şeyi nerede
bulacak?
Bunu zamanla hep birlikte göreceğiz.
Ama Marienthal’ın bize gösterdikleri, en azından bu sorunun görmezden
gelinemeyecek kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.
Ayrıca bu araştırmadan hareketle “Einstweilen wird es Mittag“ adlı bir film de çekilmiştir. Merak edenler için onun da bağlantısını bırakıyorum: https://www.imdb.com/de/title/tt0095085
[1] (Konuyla ilgili çalışmaya buradan ulaşabilirsiniz:
https://d-nb.info/1191313670/34. Ayrıca bu araştırmadan hareketle “Einstweilen
wird es Mittag“ adlı bir film de çekilmiştir. Merak edenler için onun da
bağlantısını bırakıyorum: https://www.imdb.com/de/title/tt0095085/.)






No comments
Post a Comment