latest

Erotik Kapital: “Nikah Masası"

07 Nisan 2021

/ by Bisikletli Gazete

Avusturya'da Schiwagon’un hem eğlenceli, hem de mücadele dolu gecelerinin sonunda, prenslerimiz kraliçelerini nikah masasına oturtmaya ikna etmişlerdi. Bu onlar için son derece önemli bir başarıydı. 



Erotik Kapital Yazı Dizisi III

Ramazan Yaylalı

ramazanyaylali@yahoo.com

Kahramanlarımız resmi olarak kıyılacak bir nikahtan sonra Avusturya‘da özgürce oturma ve çalışma iznine sahip olacaklardı. Bourdie’nun[1] tanımı ile “yapı” (structur) ile girişilen bu mücadele (kampf) sonunda birinci aşamasını kazasız belasız geride bırakmışlardı.  

Proleter olmak bile yasak!

Gençlerimizin bütün bu mücadelenin sonunda elde etmek istediği maksimum fayda belliydi. Zaten bu kadınların onlara verebileceği daha fazla bir şey de olamazdı. Onlar sahip olacakları Avusturya vatandaşlığı statüsüyle, kendilerine yeni bir hayat kuracaklardı. Ancak Avusturya devletinin koyduğu yasalara göre, bir göçmen olarak “Arbeitserlaubnis“ (çalışma izni) onayı almak için de yoğun bir mücadele vermek gerekiyordu.

Aslında Žižek gibi “Çalışma-izni” (Arbeitserlaubnis) olgusuna şöyle bir “yamuk”[2] baktığımızda “çalışmak” gibi zahmetli ve emek isteyen bir eylem için bile otoriteden izin alınması çok garip bir durumdu.

Bu biraz şuna benziyor; örneğin siz bir inşaat işçisisiniz. İnşaat sektörü gibi zor bir alanda, düşük bir ücretle ve aç karnına bile çalışmaya razıyken, otoritenin izni alınmadan katiyen böyle bir alanda emeğinizi “özgürce” satamıyorsunuz. Yani siz “sömürülmeye” razı olsanız bile, bu belli bir kurumun izni olmadan gerçekleşemiyor. Özetlersek kahramanlarımız en basitinden bir mülteci olarak Karl Marx’ın yüz elli yıl önce tanımladığı “özgür proleter“[3] tanımına bile giremiyorlardı. Daha da net ifade edersek: Efendinin (Herrn) alanı içinde, gençlerimiz alt bir sınıf olan “proleter” olarak bile tanınmıyordu. Yani bu ülkede “Proleter” olmak bile yasaktı!



Serbest Piyasa Paradoksu

Feodalizmin bitmesinden bu yana, endüstrisi son derece gelişmiş olan kapitalist Batı Avrupa’da, her bir bireyin “emek gücünü  serbest bir şekilde emek-piyasasında (Arbeitsmarkt)  özgürce satmak gibi bir hakkı varken, bu gençlerimiz için maalesef bu mümkün değildi. Tek istedikleri çalışıp, alın teriyle para kazanmakken, otoriteler tarafından karşılarına çıkartılan zorluklar, onları sürekli farklı yollara sapmaya zorluyordu

Serbest Piyasa kurallarının bile işlemediği bu dünyada  taşralı prenslerimizin, sahip oldukları‚‘‘taşraseksuel-çekiciklerini‘‘ dolaylı yollarla asıl hedefe ulaşmak için kullanmaktan başka bir çareleri yoktu.

Çünkü Anadolu’dan kopup gelmiş bu gençlerimiz

Ø      -   ne ekonomik bir sermayeye (mülk, servet),

Ø      -   ne kültürel bir sermeye (entelektüel birikim, yabancı dil, diplomalar vs.),

Ø      -   ne simgesel bir sermayeye (prestij, refah seviyesi yüksek bir ülkenin vatandaşlığına sahip olmak vs.)

Ø       -  ne de sosyal bir sermayeye (network vs.)

sahiptiler.

Genç delikanlılarımızın sahip oldukları tek sermaye: Das erotische Kapital[4] idi! Ancak sahip oldukları bu sermaye  sayesinde, onlara otorite tarafından  dayatılan “bürokratik engelleri” aşabilirlerdi.

Fakat Erotik-Sermayenin önce simgesel sermayeye, oradan da ekonomik sermayeye dönüşmesi ağır ve yavaş ilerleyen bir süreçti.

Bu süreç üç aşamadan oluşuyordu:

1)  Erotik sermayenin doğru bir stratejiyle, doğru bir pazarda (örneğin Schiwago Eğlence Kulübü) piyasasında pazarlanması,

2)  Bir Kurum (örneğin nikah dairesi gibi) üzerinden bu iliskiin resmi bir şekilde tasdiklenmesi,

3) Bu sayede elde edilecek “statünün” yani simgesel sermayenin, bürokratik kurumlar tarafından resmi olarak onaylanması (anerkannt/approved), 

    Bu sürecin ilk aşaması olan Schiwago Kulübü’nde “nasip-kısmet” (looking for a date) geçen iki yazımızda işledik. Şimdi sıra, ikinci aşama olan nikah masası sürecinde…




Toplu Nikah öncesi büyük heyecan

Prenslerimiz ve  kraliçelerini evliliğe ikna ettikten sonra hemen hızlıca  evlenme dairesinde toplu bir nikah töreni için randevu aldılar. Randevu ne kadar erken bir tarihte olursa o kadar iyiydi, çünkü her an dış bir etkenden dolayı bu kadınların aklı karışabilir ve kararlarından cayarak, bu gençleri ortada bırakabilirlerdi.

Yakın bir tarihe nikah günü almayı başaran çiftler, o güne kadar hazırlıkları tamamlamışlardı. Bütün davetiyeler gönderilmiş ve büyük bir heyecanla o günün gelmesini bekliyorlardı.

Ve o gün geldi geldi çattı…

Nikah günü çiftlerimiz şık elbiseleriyle ve ellerinde çiçekleriyle on iki kişilik nikah masasında büyük bir heyecanla yerlerini aldılar. Salonda gelin tarafı büyük bir takım halinde yerini almışken, damat tarafında ise çok yoğun bir katılım yoktu. Sadece daha önce Asylheim‘da (mülteci kampında) kaldığı sırada tanıştığı bazı arkadaşları ve Schiwago gecelerinde kraliçelerle flört ederken  o anlarda onlara  sürekli zorla gül satan iki Mısırlı çiçekçi, Kulübün Arnavut asıllı bodyguardları ve lavabo önünde kolonya servisi yapan Hintli bir bayan dışında başka kimseyi davet etmemişlerdi.

Kısa bir sessizlikten sonra, nikah memuru Herr Schweinberger (Bay Schweinberger) salona arka kapıdan giriş yaptı, tek tek çiftleri ve konukları selamladıktan sonra, klasik bir şekilde prosedürü uygulamaya başladı. Arada şakalar  yaparak ortamın heyecanını  dindirmeye çalışıyordu fakat genç delikanlılar, başlangıç seviyesi sayılan  A2 Almancaları yüzünden, havada uçuşan esprileri bazen anlamakta güçlük çekiyor, esprileri arada bir anlasalar bile çoğu zaman çok  geç oluyordu. Tabiri caizse  ses ile görüntü ayni anda gelmiyor, bir nevi senkronizasyon sorunu yaşıyorlardı.

Her neyse sonunda imzalar atıldı ve çiftler büyük bir mutluluk içinde kadehlerini havaya kaldırıp mutluluklarını davetliler ile paylaştı. Nikah töreni sonrasında After Party için tanıştıkları ilk eğlence kulübü olan Schiwagoya doğru yol aldılar. Schiwagoda gece boyu şampanyalar ve Latin dansları eşliğinde nikah sonrası “after party”  son derece eğlenceli geçmişti...



Mahalle Baskısı ve “sugar mommy/sugar boy“ suçlamaları

Nikah töreninden bir kaç hafta sonra çiftler kasabada bazı sorunlar yaşamaya başladılar. Kasaba içinde bir kesim, bu ilişkileri onaylamıyorlardı. Onaylamamakla kalmayıp, çiftler çarşı pazarda gezerken itici bakışlarla bu insanları tedirgin ediyor ve mevcut ilişkiyi tasvip etmediklerini açıkça belli ediyorlardı.

Kasaba ahalisi kendi içinde çiftleri “sugar mommy- sugar boy” gibi lakaplarla alay  konusu ederek, resmen psikolojik bir şiddet uyguluyorlardı.

Bu durum tabi çiftlerimiz için zorluklar yaratıyordu. Gençlerimiz  hayatları boyunca yaşadıkları onca zorluğa göğüs germiş olmanın verdiği rahatlık ile bu tip çevre baskısına, biraz da tam olarak Almanca bilmemenin verdiği , anlamama ,  rahatlığı ile bu tür tacizleri pek takmazken, hanımlar için ayni durum söz konusu değildi. Yıllarca içinde yaşadıkları bir toplumda, dışlandıklarını hisseden bu kadınlar, ne olursa olsun o kasabaya aitlerdi. Orada doğmuş ve büyümüşlerdi. Kasabada herkes birbirlerini çocukluğundan beri tanırdı.  Kadınlar için bu tür, inceden alaylı bakışlara maruz kalmak hafife alınacak bir mesele değildi.

Zamanla kasaba ahalisinin bu duruma alışacaklarını ümit ederek şimdilik onlarda prensler gibi sorunu görmezden gelmeye çalışıp aynı şekilde kulaklarını tıkamaya başladılar. Fakat bu süreç zorlu bir şekilde devam edecekti yani kraliçelerimiz ve gençlerimizi daha çok kötü günler bekliyordu. Nedir onları daha kötü bekleyen olaylar? Bu olaylar karşısında nasıl bir tavır aldılar? Bütün bunları yani hikâyenin devamını sonraki yazımızda okuyabilirsiniz sevgili okurlar…

 

 



[1] Bourdieu, Pierre (2003): "Die feinen Unterschiede"- "Kritik der gesellschaftlichen Urteilskraft“. Frankfurt:    Suhrkkamp

[2] Slavoj Zizek (2004): "Yamuk Bakmak"- Metis Yayincalik-Istabul

[3] Michael Vester (1970): Die Entstehung des Proletariats als Lernprozeß. Die Entstehung antikapitalistischer Theorie und Praxis in England 1792–1848. Frankfurt am Main.

[4] Catharine Hakim (2012): Erotisches Kapital: Das Geheimnis erfolgreicher Menschen: Campus Verlag

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan