latest

Kulu değil Kulufornia! Alamancıların köy halkı tarafından puanlanması

20 Eylül 2021

/ by Bisikletli Gazete

Bir önceki yazı dizisinin birinci bölümünde Kululu göçmenlerle ilgili detaylı bir tarihsel ve sosyolojik çerçeve çizmistik. Bu yazıda Alamancıların ekonomik yükselişinin yerli köy ahalisinde yarattığı etkilere değineceğim. Sonraki yazılarda ise “ithal damat” fenomenini derinden ele almayı deneyeceğim.




Bölüm II

Ramazan Yaylalı

70’li ve 80’li yıllarda Avrupa’ya göç eden birinci nesil Kululu gurbetçilerin 90’lı yıllara gelindiğinde artık çocukları büyümüş evlilik çağına gelmişlerdi. Her yaz izne gelen Kululu Kürt gurbetçiler aynı zamanda çocuklarına uygun gelin ve damat adaylarını arayıp bulmak derdindeydiler. Birinci bölümde detaylı bir şekilde belirtiğimiz gibi değerlerini “geleneksel muhafazakârlık (dini muhafazakârlık değil) üzerinden inşa eden birinci nesil gurbetçilerin  “pre-modern-rituel” uygulamaları temel alarak çocuklarını “kabile” içinde yerli köy gençleriyle evlendirmeleri çok arzu edilen bir yöntemdi[1].

Alamancıların bu arzularını gerçekleştirmeleri için o dönem gayet olumlu bir atmosfer mevcuttu. Yaz aylarında izne cüzdanları “Deutsche Mark” ile dolu gelen “Alamancılar” köy halkı üzerinde dehşet bir etki yaratıyolardı. Kulu’da tıpkı İlyas Salman'ın kült filmi “Sarı Mercedes[2] filmini andıran bir ruh hali mevcuttu. Köy halkı Avrupalı hemşerilerinin bu hızlı yükselişini imrenerek izliyordu. Ne de olsa iyi giyimli, ekonomik olarak belli bir refaha ulaşmış, Teksas’ı andıran Kulu ovasında lüks villalar diken bu Alamancılar, köy halkının gözünde bambaşka bir yerdeydiler artık.




Bu şatafatlı görüntü zamanında risk almayıp köylerinde kalmayı karar veren köylüler üzerinde ise muazzam bir pişmanlık havası yaratmıştı. Özellikle köy gençleri bu durumdan derinden etkilenmişti. Gençler babalarına öfkeliydiler çünkü babalarının zamanında Avrupa’ya göç etme fırsatını değerlendiremediğini düşünüyorlardı. Bir kısmı da Avrupa’ya göç etmelerine rağmen tutunamayan, Avrupa’daki disiplinli iş hayatına dayanamayıp kaçıp köye tekrar dönen babalarını asla affedemiyordu. Oysa bugün onlar da tıpkı Alamancılar gibi Avrupa’da iyi kötü bir düzen kurmuş olabilirlerdi. Bu sebeple gençler babalarının bu fırsatı elleriyle ters tepmelerine çok öfkeliydiler. Diğer bölümlerde detaylı olarak değineceğim “ithal damat” fenomeninin fitilini çeken derin “öfke” de işte buydu.



Neoliberal Anadolu Alamancıların Doğuşu!

Gençler kendilerince pek de haksız değildi. 90’lı yıllarda Tarkan’ın “Hepsi Senin mi?”[3] diye sorduğu, Mustafa Sandal’ın Ferrarisiyle klip[4] çektiği, Raffet El Roman'ın “Oy Memo” [5] deyip “New York’u” Anadolulu Memolarına tanıttığı yıllardı bu yıllar. Berlin Duvarı’nın yıkıldığı, ideolojilerin yerle bir olduğu bu dönemde Anadolu gençlerinin köylerde basit, monoton ve gelir düzeyi düşük bir hayata şükredip teselli bulmasını bekleyemezdik. Dönem artık Müslüm Gürses’i dinleyip arabesk kaderine teslim olup boyun eğme dönemi değildi. Dönem artık geç kapitalizmin ürettiği o “parlak” dünyanın içinde var olmak, o maddi zenginliğin ürettiği büyük pastadan faydalanma arzusunda olan “neo-liberal Anadolu Memolarının” dönemiydi. Lüks arabalar sahip olmak, yaşadıkları köylerde villa dikmek ve en önemlisi sınıf atlamak istiyorlardı. “Alamancı burjuvaların” sahip oldukları bu statü köylü gençlerin arzu dünyalarını derinden dürtüyordu ve bu “dürtünün” muhakkak tatmin edilmesi gerekiyordu. Onlar Kulu’yu değil içlerindeki Kulufornia’yı gerçekleştirmek istiyorlardı. 

Depomin yüklü Sarı Mercedesler'

Bu sebeple sınıf atlamış yeni burjuvalar artık köylü gençler için örnek alınması gereken yeni “aristrokratlardı”. Köylüler çocuklarını bu yeni “aristokratların” çocuklarıyla evlendirmek peşindeydiler. “Köy-evlilik-pazarları’nda” (village-marriage-market) Alamancı damat ve gelin adaylarına yönelik inanılmaz bir talep söz konusuydu. Bu aşırı talebin beraberinde getirdiği “onaylanma” (anerkennung) duygusunu getirdiği EGO-tatmini, göç ettikleri ülkelerde yaşadıkları “ikinci sınıf-eziklik” duygusunu Alamancılara çabucak unutturuyordu. Avrupa ülkelerinde “EFENDİ” karşısında yaşadıkları “eziklik duygusu” (minderwertigkeitsgefuhl) köy ortamında yok olup gidiyordu. Doğdukları köylerde “birinci sınıf” kategoride kabul görüyorlardı. Saygı duyulan ve imrenilen bir sınıftı artık onlar.Böylece yurtdışında yaşanan 11 aylık “eziklik” bir aylık yaz izninde hafızalardan geçici olarak silinip gidiyordu .[6]



Bunun getirdiği psikolojik rahatlama ve keyif (Lust) müthiş tatlıydı. Mercedeslerle köy kahvelerin önünde geçerken köylüler tarafından hayranlıkla izlenmek onlara hiçbir anti-depresan maddenin sağlamayacağı “depomin” ve “endorfin” hormonu sağlıyordu. Bu duygunun sürekli sabit bir şekilde var olabilmesi için de elbette o “maddi zenginlik ve başarının” daim olması gerekiyordu. Bunun için de Avrupa’da bol bol çalışıp ve ticaret yapıp maddi olarak yükselmeleri gerekiyordu. [7] 

Avrupa Birliği ülkelerinin puanlanması

Bu arada köy ahalisi de hayatlarının merkezine yerleşmiş Alamancıların homojen bir statüye sahip olmadıklarını zamanla fark ediyordu. Çeşitli Avrupa ülkelerinden gelen Alamancıların ekonomik olarak birbirinden farklı statülere sahip olduklarını çok geçmeden fark etmişlerdi ve adeta OECD’de[8] çalışan analistler gibi çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşayan gurbetçilerin ekonomik statülerini birbiriyle karşılaştırarak çocuklarını ekonomik ve bürokratik olarak en uygun Avrupa ülkesinee “ithal” etme niyetindeydiler.

Yani OECD’nin ülkeler üzerinde yıllık yaptığı değerlendirme raporları gibi köy ahalisi de Almanya’dan İsveç’e kadar bu ülkelerin ekonomik, bürokratik, siyasi konumlarını yıllık değerlendirerek, çocuklarını mümkün olduğu kadar bu ülkelerden en iyisine “ithal-gelin” ya da “ithal-damat” olarak gönderme peşindeydiler.

Örneğin 2000’li yıllarda artık Almanya eskisi gibi köy ahalisi tarafından çok talep edilen ülke değildi. Yıllardır Almanya’da yaşayıp ekonomik olarak pek bir başarı sağlamamış olan gurbetçileri analiz ederek ona göre puanlandırmaya tabi tutuluyordu. “Almanya artık eski Almanya değil asıl hayat İsveç’te, Danimarka ve Norveç’te. Çocuğunu oradan biriyle evlendireceksin eğer çocuğunu hayatını kurtarmak istiyorsan” gibi muhabbetler kahvelerde sürekli dolanırdı.



Bu değerlendirmeler sonucunda, gelin ve damat adaylarına puanlar verilirdi. Örneğin köylü Ahmet oğlunu İsveçli bir ailenin kızıyla evlendirmiş ise, hele ki bu İsveçli ailenin İsveç’te bir işyeri (pizza restonları gibi) varsa, bu evliliklere piyango gözüyle bakılıyordu.  Dolayısıyla Avrupa Birliği ülkelerinin siyasi, bürokratik ve ekonomik gelişmeleri Kulu’ya bağlı Alamancı köylerde dikkatli bir şekilde inceleniyordu.

Böyle bir atmosfer yerli köy gençlerinde yıllık puanlama sistemiyle, önce gitmek istedikleri ülke sonra evlenilecek kişinin statüsünü sorguluyorlardı. Artık mühim soru gelin veya damadın kiminle evleneceği değil hangi ülkede evleneceği idi. “Rasyonel seçim teorisini (rational choice theory)[9] baz alarak gerçeleşen bu seçimler yavaştan “Kululu neoliberal öznelerin” doğuşunun da bir habercisiydi. Dilersiniz bu konuyu sonraki yazıda ele alalım ve şimdilik burada noktayı koyalım.

 



[1] Weiss H., Rassouli M.WR. (2007) Ethnische Traditionen, religiöse Bindungen und „civic identity“. In: Weiss H. (eds) Leben in zwei Welten. VS Verlag für Sozialwissenschaften.

[2] Sarı Mercedes, çekimleri 1987 yılından 1992 yılına dek süren, yönetmenliği ve senaristliğini Tunç Okan'a ait Türk-Fransız-Alman-İsviçre ortak filmi.

[3] Hepsi Senin Mi?, Tarkan'ın 1995 yılında Almanya'da çıkardığı tekli albümdür

[4] Mustafa Sandal'ın 1995'te çıkardığı albümdür. 

[5] Raffet El Roman'ın 1996'da çıkardığı albümdür. 

 [6] Lajios, K. (Hrsg.) (1993). Die psychosoziale Situation von Ausländern in der Bundesrepublik

[7] Koch, E., Özek, M., Pfeiffer, W. M. (Hrsg.) (1995). Psychologie und Pathologie der Migration:deutsch- türkische Perspektiven. Freiburg im Breisgau: Lambertus

[8] Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü bazen de İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (İngilizce: Organisation for Economic Co-operation and Development -OECD

[9] Herbert A. Simon: Homo rationalis. Die Vernunft im menschlichen Leben. Campus-Verlag, Frankfurt / New York 1993, ISBN 3-593-34846-2.





Hiç yorum yok

Yorum Gönder

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan