latest

İki Şairin Londra'ya yolculuğu: Ahmed Arif ve Cemal Süreya

18 Mart 2022

/ by Bisikletli Gazete

 İki şair, bir tren yolculuğunda ve hatta gurbet elde bir şehir Londra’da bir araya gelirse…



 Seray Genç

Ali Has’ın yazdığı, Nesimi Kaygusuz’un yönettiği ve BÜO’dan (Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları)- en azından ben öyle tanıdım Orta Kantin’in üstündeki o muazzam salondan- Cüneyt Yalaz ve Göktay Tosun’un birlikte oynadıkları, şiirlerini okudukları ve yanlarında bavullarını taşıdıkları şairlerin hikâyelerini anlatan Ben Kolay Ölmem oyunu pandemi kuşatmasından sıyrıldığımız günlerde Londra’da Stoke Newington semtinin Tower tiyatrosunda arzı endam eyledi.

ESKİ GÖÇERLER, YENİ GÖÇERLER İKİ ŞAİRİN YOLCULUĞUNDA BULUŞTU

Londra, tiyatro konusunda köklü, köklü olduğu kadar zengin bir birikime sahip bir şehir. Elbette aylar öncesinden bileti biten, gurbetçinin gücünün zor yettiği veya yetmediği, gösterişli ana akım oyunlar gibi, aranırsa bulunabilecek özgün gruplara, mekanlara ve oyunlara da ulaşmak mümkün. Bunun dışında bir de farklı dillerde oyun ve oyuncuların yolculuklarına da açık. Ben Kolay Ölmem oyununun seyircisi de daha çok Türkiyeli diasporadan insanlar. Eski göçerler, yeni göçerler iki şairin yolculuğunda buluşuyorlar. Ellerindeki bavul ve yolculuk temasıyla oyuncuların izleyicilerle çabucak özdeşim kuracağı bir oyun bu...

Şair de biraz kendi memleketinde sürgündür, belki şairin hikâyesi de gurbete denk düşer. Hele söz konusu şairler Ahmed Arif ve Cemal Süreya olunca bu durum gerçeklikte de karşılığını bulur. İki şair de göçebe ve sürgündür. 

BİR GURBET ÖYKÜSÜ

“Zaten gitmekle gitmiş olmazsın ki…” der şair, oyunun başlarında “aklın kalır, gönlün kalır” ve daha pek çok şey… Her şeyden önce, aşktan, verdikleri mücadeleden söz ederler; ister Kürt kimliği olsun, ister Papirüs dergisini ayakta tutma mücadelesi olsun “ölüm” teması oyunun bir yerinde hep kendisini hissettiriyor. Ahmed Arif, Dicle kıyısında ölmek ister örneğin, kadınların güzel ağıt yaktıkları coğrafyada… Bu da bir gurbet öyküsüdür aslında, uzak diyarlardayken ölümünü düşünür insan, ölümünün nereye yolculuk yapacağını düşünür… Ait olma halleri, Kürt olma halleri, zulme uğramanın, şair olmanın, âşık olmanın, ölüme yakın olmanın ve bir yolculuğa çıkan iki yaren olmanın halleri… Ben Kolay Ölmem işte bu tema üzerinden ilmek ilmek örülür, kimi zaman düz şiir kimi zaman da şiiri bir diyalog haline getirerek.

Kuru sonbahar yapraklarının, sarı sayfalara yazılı şiir, mektup ve kitapların etrafa yayıldığı bir sahnede iki bavulla çıkagelir şairler. 1990’lı yılların özellikle ikinci yarısında üniversite kampüslerinden geçmiş pek çok gencin ortak hikâyesidir bu iki şairin şiirleri, hikâyeleri, aşkları. Zaman zaman eleştirilir zaman zaman can siperane sahiplenilir.

Oyuna can veren şeylerden biri de özgün hal ve duruşu ile herkesin Kardeş Türküler’den, Bajar’dan tanıdığı ve sevdiği Vedat Yıldırım elbette. Yine Bajar’dan tanıdığımız Cansun Küçüktürk’ün gitarde ve vokalde eşlik ettiği, Vedat Yıldırım’ın vurmalı ve vokalde doğaçlama gibi duran oyunun bir parçası kılarak zenginleştirdikleri müziklerle izleyen herkesi başka bir yolculuğa çıkarıyorlar doğrusu.

 

Seni anlatabilmek seni

İyi çocuklara, kahramanlara

Seni anlatabilmek seni

Namussuza, halden bilmeze

Kahpe yalana

Ard- arda kaç zemheri

Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu

Dışarda gürül- gürül akan bir dünya

Bir ben uyumadım

Kaç leylim bahar

Hasretinden prangalar eskittim

(…)

AHMED ARİF ÜZERİNE

Hasretinden Prangalar Eskittim, 1968 tarihli Ahmed Arif’in bildiğimiz tek kitabı. Diyarbakır’da doğan, Siverek’te çocukluğunu geçiren Ahmed Arif Türkçe’yi, Zazaki’yi, Kurmanci’yi ve Arapça’yı bilir. Mezopotamya’nın kadim halklarını da dillerini de bilir. Şiirindeki ses taaa Mezopotamya’dan yankılanır. 33 Kurşun 1943 Van katliamını anlatmaz sadece, 2011 Roboski’yi yankılar. Hangi şair Spartaküs’e canım ciğerim der ki, Ahmed Arif elbette. “Ben şimdi boşuna Spartaküs demiyorum. Spartaküs’ü bir ağabey gibi, benden önceki kuşaktan biri gibi, canım ciğerim gibi seviyorum. Onur duyuyorum onu tanımakla…” Yine bir kadim figür; eşitlikçi, özgürlükçü, isyankar, kölelerin ve yoksulların Spartaküs’ü onun canı ciğeridir varın siz çıkarın Ahmed Arif’in dünya görüşünü.

Nâzım’ı, Cemal Süreya’yı sever Ahmed Arif, tanımakla onur duyar Yılmaz Güney’i ve elbette Spartaküs’ü de. Onun için “to be or not to be”, “ya herro ya merro”dur, hücresinin duvarına yazdığı. Zaten şair dediğin de düz okumaz, düz yazmaz, yorumlamaz ve çevirmez tıpkı Can Yücel’in “bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin” diye tercüme etmesi gibi… Şiire büker yazdıklarını. Leylim Leylim diye diye “otur yaz, her gün, her gece bana yaz”, “bir daha hiçbir ana doğurmaz seni, bir daha hiçbir cihan bulamaz seni” diyerek yazdığı sevdiği Leyla Erbil dizeleri bana her okuduğumda üzüntü yaşatır neden sormadım ki bu kısa hayatta tanıştığım Leyla Erbil’e, ya sen Leylim ya sen ne yazdın ne düşündün, o sana “yokluğun, cehennemin öbür adıdır” derken… Leyla Erbil’in yıllar sonra Ahmed Arif’in ailesinden izin alarak bastırmak istediği mektuplar, Leylim’in yokluğunun ardından basılabildi. Mektupların orijinalleri bir sergide sergilendi. Ahmed Arif ve Leyla Erbil’in ardından ve belki biraz da onlardan bağımsızlaşarak, mektuplar kendi başlarına bir yolculuğa çıkmışlardı, insanı hüzünlendiren.

 (…)

Kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
- uykusuzluğun sütlü inciri - 
kovanlara sızmıyor.

Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.

CEMAL SÜREYA ÜZERİNE

Cemal Süreya 1931’de bugünkü Dersim’e bağlı, o dönem Erzincan’a bağlı Pülümürlü Zaza kızı Gülbeyaz’ın (Güllü) oğlu olarak dünyaya gelir. Küçük yaşta kaybeder annesini. Küçük yaşta süngülerin gölgesinde sürgüne Bilecik’e gönderilir. Küçük yaşta üvey anne sevgisizliğine maruz kalır. Küçük yaşta büyür.

Cemal Süreya’nın kadınlarla ilişkisi çetrefillidir, bugün hala tartışılan bir konudur bu. Şairle kadının arasına bir mesafe koyan ve onun şiirlerinde anneliğin ve kadınlığın ayırdedilemediği bir yanı dahil eden. En sevdiği şiir misal… Şöyle diyor şair, tek y ile Süreya: "Beni Öp Sonra Doğur Beni'de elbet daha ustayım. Ayrıca şiirimi daha bir yayıyorum. Tarihsel bir çizgi yakalıyorum. Anadolu'yu divanece dolanıyorum. Göçebe'deki soyut yalınlıktan daha "gayrisafi", ama daha ağırlıklı bir aşamaya geçiyorum. Bir yerde Şeyh Galip'i, bir yerde Yunus Emre ve Pir Sultan'ı yoklayışım da bu kitaptadır. Her kitabımda çok sevdiğim şiirler vardır. Ama en çoğu Beni Öp Sonra Doğur Beni'de.”

İki şairin yolculuğu Anadoluca, divanece, çilece ortaklığıdır belki de… Aşk, mücadele, parasız yatılı, sürgün, mahpus, üvey anne, şiir ve daha neler neler Ahmed Arif ve Cemal Süreya’nın payına düşen.

Ahmed Arif uzun bir ağıtsa, Cemal Süreya bir çift sevda sözü. Şaşırtır ikisi de, sürprizli, beklenmedik ve kadim bir dile dönüştürürler sözcükleri, ustalıkla kullanırlar dili ana dilleri olmasa da…

Eril bir oyun, şiirden bir oyun Ben Kolay Ölmem. Adı da bu çağrışımları taşıyor, mücadeleyi ve direnişi de beraberinde çağrıştırsa da. Tower Theatre’da oyuncular seyircilerle buluşuyor, Vedat Yıldırım ve Cansun Küçüktürk albümünü imzalıyor belki… Çıkarken benim gibi bu şehre yeni gelmiş bir müzisyen arkadaşla tanışıyorum. Aslında kendimi tanıştırıyorum, ben onu şiirinden, türküsünden tanıyorum. Cigarasını sararken hiç yabancılık çekmeden merhaba diyor bana. İki yabancı, yabancısı oldukları şehirde karşılaşınca can oluyorlar kısa bir an. Biz de öyle… Sonra ben tiyatrodan ayrılıp, geceye ve soğuk Londra sokaklarına çıkıyorum ve bu şehre ilk geldiğimde ziyaret ettiğim, memleketimde olmayan, yapılmaya cesaret edilemeyen, 2 Temmuz anıtının olduğu parka doğru yürüyorum. Ahmed Arif şiiri bu kez de Madımak Katliamından yankılanıyor Stoke Newington’a kadar, çok net duyuyorum.

 

Vurulmuşum
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara

 

 

( Hide )
  1. Yalın ve etkileyici bir anlatım. Yüreğine sağlık Seray Sever.. Rengin..

    YanıtlaSil

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan