latest

Bir şehrin dönüşümü: Bisiklet, siyaset ve cesaret

04 May 2026

/ by Bisikletli Gazete

Londra’da bu hafta yerel meclis üyeleri seçimleri var. Ülke gündemi ekonomi, savaş, dış politika, ırkçılığın artışı, ev krizi ve benzeri konularla epey yoğun olsa da bu seçim, yereldeki hizmetlere ulaşmamızda önemli rol oynayacak.




Özgür Korkmaz


Ağır siyasî konuların değerlendirilmesini abiler, ablalar yapa dursun; bizim duruşumuz amasız, fakatsız net: “Mutluluk iki bacak arasındadır” diyoruz… Evet, kastettiğimiz şeyi doğru anladınız; elbette bisikletten bahsediyoruz…

Bisiklet meselesi sadece ulaşım değil; aynı zamanda eşitlik, sağlık ve şehir vizyonu meselesidir. Örneğin Paris’te son 12 yılda, sosyalist Belediye Başkanı Anne Hidalgo öncülüğünde bisikletli ulaşım çok ileri bir noktaya taşındı. Paris, Avrupa’nın en iddialı kentsel dönüşümlerinden birine imza atarak otomobil merkezli şehir modelini geride bırakıp bisiklet ve yaya odaklı bir yaşama geçiş yaptı. “15 dakikalık şehir” konseptiyle bisiklet altyapısına ciddi yatırımlar yapıldı. Bu değişim Paris’in sokaklarını kökten şekillendirdi. Şehir yönetimi, yüzlerce kilometrelik yeni bisiklet yolu inşa ederken araç trafiğini önemli ölçüde azalttı. 2026’da göreve gelen Emmanuel Grégoire da zaferini bisikletle kutlayarak bu politikayı sürdürme kararlılığını gösterdi.

Londra’da ise bugün konuştuğumuz bisiklet altyapısının temelleri, 2000–2008 yılları arasında dönemin “Kızıl Ken” lakaplı yine sosyalist Belediye Başkanı Ken Livingstone tarafından atıldı. Livingstone:

* Bisikleti bir “alternatif” değil, ulaşımın ana bir parçası olarak gördü.

* Bisiklet kullanımını artırmayı hedefledi.

* Transport for London (TfL) üzerinden ilk büyük yatırımları başlattı.

En önemlisi de ilk adımı atarken politik risk aldı. Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu görüyoruz: Eğer o vizyon ve cesaret olmasaydı, Londra bisikletli ulaşım konusunda bugün bulunduğu noktanın çok daha gerisinde kalırdı.

Peki sorun ne?

Yedi yıldır Londra Bisiklet Kulübü’nün direktörlüğünü yapıyorum. On beş yıl boyunca Enfield bölgesinde sürüş eğitmenliği yaptım ve altı yıldır da London Cycling Campaign’in aktif bir üyesiyim. Bu konulara hem bisiklet hem de araba kullanan biri olarak iki perspektiften bakabiliyorum. Yüzlerce insanla yaptığım sohbetlere, gözlemlerime, okumalarıma ve tecrübelerime dayanarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Şehir merkezlerimizin bisiklet ve yaya kullanımına uygun şekilde yeniden tasarlanması gerekiyor. Okullarda, parklarda çocukların, ailelerin bisiklete ve bisiklet eğitimine ulaşabileceği fırsatlar artırılmalı.

Pandemi sonrası dünyanın birçok önemli şehrinde olumlu adımlar atıldı. Aslında insanların büyük bir çoğunluğu bisiklet sürmek istiyor ancak çoğu zaman önlerinde ciddi bariyerler var:

* Yetersiz ve bağlantısız bisiklet altyapısı,

* Trafikte araçların tehlikeli kullanımı,

* Güvenli bisiklet park alanı eksikliği,

* Hırsızlık riski,

* Trafik korkusu,

Tüm bunlar, insanların bisiklete başlamasının ya da devam etmesinin önündeki gerçek engelleri oluşturuyor. Bir diğer engel de bu yukarıdaki sorunları çözmek için gereken politik cesaret eksikliği.

Siyaset ve Cesaret

Tarih bize şunu gösteriyor: Doğru siyasi irade olduğunda şehirler gerçekten değişir. En yakın örneğimiz Paris, en iyi örneğimiz ise dünyanın bisiklet başkenti Amsterdam’dır. Amsterdam’ın dönüşümü, 1970’lerde trafikte artan çocuk ölümleri sonucu halkın araba egemenliğine başkaldırması ve hükümetin güvenli altyapıya yatırım yapmasıyla başladı. Sonuç alması uzun yıllar sürdü ama gelinen noktada tüm dünyanın örnek aldığı marka bir şehir hâline geldi.

Londra’da yaklaşan 7 Mayıs yerel seçimlerine ve adayların “aktif ulaşım” (bisiklet, yürüyüş, scooter) konusundaki vaatlerine bakıyorum:

Muhafazakâr Parti (Conservative Party): Enfield bölgesinde, Edmonton’dan başlayan Hertford Road bisiklet yolunu kaldırmayı, LTN’leri (Düşük Trafikli Mahalleler) iptal etmeyi ve 20 mph hız limitlerini yükseltmeyi vaat ediyorlar. Yani duruşları çok net; neredeyse “kahrolsun bisikletçiler” demedikleri kalıyor.

Bağımsız Adaylar: Your Party ile bağlantılı bazı bağımsız adaylar ise LTN konusunda daha temkinli ve siyasi risk almaktan kaçınan bir yaklaşım sergiliyorlar. “Yerel halkın görüşleri alınmadan uygulanan düzenlemelere karşıyız” diyerek daha dengeli bir pozisyon almaya çalışıyorlar. Özetle bu yaklaşım, Paris’teki sosyalist cesur belediyecilik anlayışıyla örtüşmemektedir. LTN karşıtlığı kısa vadede Türkiyeli toplum içinde oy getirebilir; ancak bu doğru bir yöntem değil. Nitekim bu görüşü savunan bazı adayların bağlı olduğu kurum yöneticileri, yakın zamanda Hackney ve Haringey’deki LTN karşıtı gösterilere aktif olarak katılmış; bunu kuruma ait sosyal medya platformlarında ve gazetelerinde paylaşmışlardır. 2022 yılında, LTN konularında toplumumuzun eksik bilgilendirildiğini dile getirip bizzat o dost kurumda bir panel organize edilmesini Londra Bisiklet Kulübü olarak önermiştik; ancak bu talebimiz kabul görmedi.

İşçi Partisi (Labour Party): 2010 yılından itibaren Enfield’ı yöneten İşçi Partisi, bisikletli ulaşım ve genel olarak aktif ulaşım konularında diğer partilere göre daha cesur adımlar attı. 2014 yılında TfL’in verdiği 30 milyon sterlinlik “Mini Holland” fonu ile yeni bisiklet yolları yapıldı. School Street uygulamaları, 20 mph hız limitleri ve bazı LTN’lerle olumlu bir ilerleme kaydedilse de Waltham Forest’taki dönüşümün biraz gerisinde kalındı. Belediyenin bisiklet bölümü olan “Journeys and Places” ile yedi yıldır iş birliği yapıyoruz. Bölge meclis üyeleri ile gerçekleştirdiğimiz toplantılarda, aktif ulaşımı destekleyici söylemlerin ötesinde somut adımlar atıldığını gözlemledik; elbette daha fazlası da yapılabilirdi. Enfield’ın geniş coğrafyası, A10 ve A406 North Circular gibi yoğun trafik akışı, M25 bağlantısı ve yüksek araç kullanımı gibi faktörler, daha radikal adımlar atılmasını zorlaştırdı.

Yeşiller Partisi (Green Party): Genel olarak aktif ulaşım ve özellikle LTN konularında tüm partiler içinde en pozitif ve cesur söylemlere sahipler. Ancak Enfield bölgesinde çok etkin ve görünür olmadıkları için iktidara geldiklerinde bu vaatlerin ne kadarını hayata geçirebilirler, kestirmek güç.

💬 Kendi Deneyimim

En başta ne demiştik: Bisiklet meselesi sadece ulaşım değil; eşitlik, sağlık ve şehir vizyonu meselesidir.

Bu konuları savunduğumuz için bir parçası olduğumuz Türkiyeli toplum içinde, özellikle işi dolayısıyla sürekli araç kullanmak zorunda kalan, ana yollarda trafikte vakit kaybeden, bisikletçilerden hoşlanmayan kesimlerden ciddi tepkiler aldık ve almaya devam ediyoruz. ULEZ’i (Düşük Emisyon Bölgesi) desteklediğimiz için en yakın çevremizden de eleştiriler geldi. Öyle ki mesela küçük kardeşim eski dizel karavanıyla Londra'ya her gelişinde günlük £12.50 ödüyor ve hep sizin yüzünüzden diyerek laf çakıyor… Aslında herkes bir nevi bu duruma kendi penceresinden bakıyor olsa da biz bisikletçiler haklıyız ve doğru bildiğimizi savunmaya devam edeceğiz. 

Son olarak siyasetin daha cesurca  yapılması ve kısa vadeli oy hesapları yerine, çocuklarımız için daha yaşanabilir, temiz ve sağlıklı bir şehir hayal etmeliyiz.

Daha az korku, daha çok cesaret.

Daha çok bisiklet, daha yaşanabilir şehirler. 


Mutluluk iki bacak arasındadır 🚲


SONRAKİ İÇERİK Older Post Home

No comments

Post a Comment

© Tüm hakları saklıdır
Tasarım by Orbay Soydan