Genç yaşta kaptan sevgilisiyle evlenip dünyayı liman liman dolaşan Gülay Esinduy, Fırtınalı Denizlerden Sakin Bir Limana’da çocukluğunun ve ilk gençliğinin Kadıköy’ünü, tutkuyla yaşanan ama kalp kırıklıklarının eksik olmadığı fırtınalı aşk hikâyesini, kayıpların ve iflasların ardından mutfak sanatına, dansa, resme ve seramiğe tutunarak küllerinden yeniden doğuşunu anlatıyor.
Tuncay Bilecen
Sıradan
insanların yaşamı anı/ biyografi türünün konusu olabilir mi? Edebiyatın
çetrefilli tartışmalarından biri de bu olsa gerek. Bir yaşamın biyografi türüne
konu olabilmesi için o kişinin mutlaka tanınmış biri mi olması gerekir? Ya da
bu türde eser vermek için “hayatımı yazsam roman olur” mealinde bir klişeye
eşlik eden özgüven patlaması mı gerekir? Bunun bir sınırı, ölçüsü var mı?
Gülay
Esinduy’un yaşam öyküsü bütün bu tartışmaların odağında birkaç nedenden dolayı
okura “ben buradayım!” diye sesleniyor. Bunlardan ilki, kitabın bir öz yaşam
öyküsüyle sınırlı kalmayıp dönemin tarihsel olaylarına ilişkin tanıklıklara da
yer vermesi. Örneğin, 6-7 Eylül olaylarının Kadıköy’de nasıl yaşandığını o
dönem küçücük bir çocuk olan Gülay Hanım’ın belleğinden okuyoruz kitapta.
KİTABIN ORTAYA
ÇIKIŞ ÖYKÜSÜ
Üniversiteden hoca arkadaşım Sercay, bir sohbetimiz
sırasında halasının başından geçen sıra dışı bir hikâyeden söz etmişti.
Duyduklarım beni çok etkilemiş, sorularımın ardı arkası kesilmemişti. Sıra dışı
olan yalnızca anlatılanlar değil, halasının hayatının kendisiydi. Aklıma
nereden geldi bilmiyorum, o an halasının hayatını kayıt altına almayı ve bunu
bir biyografi kitabına dönüştürmeyi çok istedim. Konuyu Sercay’a açtığımda,
“halama bir sorayım, bu tür şeylere açıktır, sıcak bakacağına eminim” dedi. Sohbetimiz
esnasında halasının hayatıyla ilgili epey bir bilgi sahibi olmuştum; Sefarad
Yahudisi olan ailesinin Selanik’ten İzmir’e ardından da İstanbul’a göç etmesi,
aile fertlerinden bazılarının Kadıköy’e yerleşmesi ve daha pek çok şey…
Birkaç gün sonra Sercay’dan müjdeli haberi aldım:
“halam, kitap fikrini çok tuttu, muhakkak görüşelim, ‘ben hazırım’ diyor!”
İlk görüşmeyi yapacağımız gün gelip çattığında ses
kayıt cihazımı, not defterimi çantama koyup evimin iki sokak altında bulunan,
Fenerbahçe Stadı’nın hemen yanında Kördere Sokağı’nın yolunu tuttum. Heyecanı
yüzünden okunan Gülay Hanım beni kapıda karşıladı. Sarı saçlarını küt
kestirmiş, üzerine kedili bir tişört giymiş, boynuna tişörtünün rengine uygun
bir fular dolamıştı, hayat dolu yeşil gözleriyle beni süzüyordu. Bense bu
sırada her yerinden bir yaşanmışlık fışkıran evin biblolarını, resimlerini, seramik
heykellerini incelemeye dalmıştım. Daha sonra bunların hepsini kendisinin
yaptığını öğrenecektim.
Çayın yanında servis ettiği mis gibi kurabiyeleri
atıştırırken sohbetimize başladık. Kitabın tamamlanmasının bir yılı
aşabileceğini söylediğimde, biraz hevesi kaçar gibi oldu. Hayat hikâyesini,
çocukluk hatıralarından başlayarak kayıt altına alacaktık. Ardından bu
kronolojik akışa; fırtınalı aşk hayatı, gezip gördüğü ülkeler, sevdiği
mekânlar, hayata bakışı, yemek zevki, hobileri eklenecekti. Tatsız konular da
vardı konuşacaklarımızın arasında; kayıplar, iflaslar, ayrılıklar…
“Anlatılacak çok şey var da hangisinden
başlayacağımı bilmiyorum” dedi.
“Ben sizi yönlendireceğim, merak etmeyin; siz yeter
ki kendinizi akışa bırakın, sohbet havasında anlatın” dedim.
Öyle de oldu. Bir manimiz olmadığı sürece her hafta
düzenli olarak buluşup sohbetimize kaldığımız yerden devam ettik. Bazen aynı
hikâyenin üzerinden birkaç kere geçtik, bazen sohbet bizi bambaşka bir yere
götürdü. Haftalar geçtikçe birbirine teyellediğimiz hikâyeler birikmeye
başladı. Nihayetinde yeterince malzeme biriktiğinde bunları bir araya getirip
yoğurmak için kendisinden biraz zaman istedim. Konuştuklarımızı tasnif edip
yazma sürecine girdiğimde eksik kaldığını düşündüğüm konularla ilgili olarak yine
Gülay Hanım’ın kapısını çaldım. O zaten birkaç hafta ses vermediğimde “kitap
nasıl gidiyor? Eksik kısımlar olursa ben görüşmeye hazırım” diye mesajlar
atarak kendisini hatırlatıyordu.
BİR KADIKÖY KİTABI
Fırtınalı Denizlerden Sakin Bir Limana işte bütün bu görüşmelerin toplamından oluşuyor.
Buna bir biyografi kitabı demek haksızlık olacaktır; çünkü içinde yalnızca bir
kişinin hikâyesi değil, yetmiş yılı aşan bir dönemin Kadıköy’ünün sesleri,
kokuları, sokakları, insanları ve mekânları da yer alıyor. Kitap bir taraftan
okuyucuyu, Kadıköy’ün ara sokaklarından Moda’nın deniz rüzgârlı sokaklarına,
Yoğurtçu Parkı’ndaki çocuk kahkahalarından Altıyol’un telaşlı akşamüstlerine
götürürken bir taraftan da cemiyet hayatının aktığı birçok mekânda
dolaştırıyor. Komşulukların, mahalle kültürünün, çocuk oyunlarının, sokak
satıcılarının, pazarın ve denizin bu semtin yaşayan birer parçası olduğunu hatırlatmak
da biz okurlara düşüyor.
KADIKÖY’DEN DÜNYA DENİZLERİNE
Gülay Hanım’ın hikâyesi yalnızca Kadıköy’le de
sınırlı değil. Yirmili yaşlarının başında, kaptan olan eşiyle yaptıkları uzun
gemi yolculuklarında uğradıkları limanlar, gezilen görülen ve bazen aylarca
yaşanan şehirler de yer alıyor kitapta. Sayfalarda gezinirken, kimi zaman
Sirkeci’den kalkan eski bir gemide, kimi zaman okyanuslar aşan bir geminin lüks
kamarasında, kimi zaman da İstanbul’a kavuşma özlemiyle yanıp tutuşan bir
yolculuğun içinde bulacaksınız kendinizi.
İlk görüşmemizde Gülay Hanım’ın bana ikram ettiği
kurabiyeler için ne yalan söyleyeyim, pastaneden alınmıştır diye düşünmüştüm.
Sonraki görüşmelerde anladım ki Gülay Hanım yalnızca iyi bir gurme değil,
mutfakta harikalar yaratan usta bir aşçı da aynı zamanda. Sadece Türk mutfağı
mı? Hayır! Tıpkı denizlere, okyanuslara açılan gemiler gibi dünya mutfağına da
açılmış, uğradığı her limandan yeni tarifler öğrenmiş. Bu nedenle bir dönem
İstanbul’unun yemek kültürüne dünyanın çeşitli şehirlerinden eklenen birçok “Gülay
Hanım usulü” lezzetli tarifi de içeriyor kitap.
Çocukluğunda uzak denizlerin hayalini kuran bir
kadının hikâyesi bu. Hayallerini gerçeğe dönüştüren bir kadının. Gülay Hanım’ın
aşkla ve dünyayı keşfettiği, kayıplarla sarsılıp yine hayata tutunduğu ve kendi
hayatını yeniden kurduğu uzun bir yolculuğun hikâyesi…
Kadıköy’de Söyleşi ve İmza Günü
Fırtınalı Denizlerden Sakin Bir Limana kitabının yayımlanmasının ardından
Gülay Esinduy ve kitabın editörü Doç. Dr. Tuncay Bilecen, Kadıköy’de
düzenlenecek söyleşi ve imza gününde okurlarla bir araya gelecek. Etkinlikte
Esinduy’un yaşam öyküsü, Kadıköy’e ilişkin anıları ve kitabın mutfak süreci
konuşulacak.
Etkinlik Bilgileri
- Tarih: 14 Kasım 2026, Cumartesi
- Saat: 15.00
- Yer: Kediköy Sahaf Kafe
- Adres: Rasimpaşa Mah., Misak-ı Millî Sok.
No: 81/D, Kadıköy / İstanbul









No comments
Post a Comment